Tekil Mesaj gösterimi
Alt 13-01-2007, 16:24   #1 (permalink)
Axi_MeLeK
Standart

<span style="font-family:Comic Sans MS"><span style="color:#FF0000"><div align="center">1-SUYUN ÖNEMİ</div>
Bir canlının yaşayıp gelişebilmesi için su, hava, toprak, besin maddeleri ve güneş enerjisi
mutlak suretle gerekli temel öğelerdir. Yaşamın bu temel öğelerinden su konusunda bilgi
verilecektir.
Su çok eski tarihlerden beri, en değerli doğal kaynaklardan biri olarak kabul edilmektedir.
Bu değerlendirmenin gerekçeleri, çeşitli şekillerde ifade edilmektedir:
M.Ö IV. yüzyılda Empodekles, “Dünya su ve topraktan meydana gelmiştir.” Diyordu.
Daha sonraları bu tanımlamanın sınırları daha da genişletilerek “Dört Eleman Kuramı”
ortaya atılmıştır. Buna göre: “Bütün cisimler su, toprak, hava ve ateşten oluşmaktadır.”
Şeklinde bir tanımlama yapılmıştır.
Modern bilim ışığı altında ise su için şu değerlendirmeler yapılmaktadır: “Yaşam suda
başlamıştır.” “Susuz yaşam olmaz.” Bütün bu ifadeler, suyun dünyamızın yapısı ve
canlıların yaşamı için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Daha açık bir anlatımla şu
şekilde tanıtım ve değerlendirmeler yapılabilir:
· Su, çevremizde görünen veya görünmeyen şekilde daima bulunan gizemli bir doğal
kaynaktır.
· Su, bütün canlı varlıklarda yüksek oranlarda bulunan temel yapı taşıdır (Şekil 1)
Örneğin: İnsan vücudunun % 65’i, kanın % 80-90’ı, kaslarımızın % 75’i, bitkilere ait
taze ağırlığın % 60-85’i sudan oluşmaktadır.


Buraya kadar verilen bu değerler canlıların yapısını oluşturması bakımından suyun
taşıdığı önemi ortaya koymaktadır. Bunun dışında ayrıca suyun canlı ve cansız çevre üzerinde
ekolojik ve fizyolojik bakımdan çok önemli işlevleri olduğu da bir gerçektir. Bunların
başlıcaları şunlardır:
Dünyada “Büyük Yaşam Kuşakları” olarak adlandırılan ve belirli bitki ve hayvan
topluluklarını barındıran yaşam dünyaları vardır. Bunların çeşitliliği, yeryüzü üzerindeki
dağılımı ve şekillenmeleri de genellikle su faktörüne bağlıdır. Hatta su, bu yaşam
dünyalarının bazılarının adına damgasını vurmaktadır: “Tropik Yağmur Ormanları” ,
“Kurak Bölge Ormanları” vb.



· Su, dolaylı olarak da beslenme üzerinde etkilidir. Artan nüfusun ve azalan tarım
alanlarının yarattığı beslenme sorunları, “Sulu Tarım uygulaması” ile çözülmeye
çalışılmaktadır.
· Tarımda olduğu gibi, endüstri alanında da üretim için vazgeçilmez bir araç haline
gelmiştir.
· Ekolojik açıdan toprak oluşumu üzerinde de önemli rollere sahiptir. Böylece yalnız
canlı çevre üzerinde değil cansız çevre üzerinde de önemli işlevlere sahip
bulunmaktadır.
Gerçekten, katı yer kabuğunu oluşturan kayaların önce fiziksel olarak parçalanması, sonra
da bu parçaların kimyasal ayrışma ile verimli toprağa dönüşmesinde rol oynayan temel
faktörlerden biri de sudur. Toprak oluştuktan sonra, içindeki bitki besin maddelerinin
çözündürülmesi, bunların bitki kökleri tarafından alınması ve buradan metrelerce yüksekte
olan yapraklara taşınması da yine suyun varlığı ile gerçekleşir.
Yaprakların fotosentez denen gizemli ve son derece önemli süreci gerçekleştirerek tüm
canlılar için besin maddeleri sağlayan “Fotosentez” olayının da mimarı sudur (şekil 2).
Çünkü yapraklardaki klorofil ve güneş enerjisinin de yardımı ile havadan alınan karbondioksit
su ile birleşerek, yaşamsal düzeyde önemli organik maddeler üretilir. Bu süreç, kimyasal
reaksiyon formülü ile aşağıdaki gibi ifade edilmektedir:

6CO2 + H2O + 692.000 cal =====> C6H12O6 + 6H2O + 6O2

Suyun önemi çeşitli yönleriyle özet olarak bu şekilde belirtildikten sonra su kaynakları
üzerinde durulacaktır.

<div align="center">2-SU KAYNAKLARI</div>
Bilindiği üzere suyun kaynakları hava, karalar, okyanuslar ve göllerdir. Havadaki su,
buhar halinde olup hidrolojik döngü (çevrim) ile yeryüzü ve atmosfer arasında sürekli olarak
hareket halindedir. Karalardaki sular ise toprak içindedir. Rus bilim insanlarının yaptığı
tahminlere göre, dünya yüzündeki su varlığıyla ilgili olarak şu değerler verilmektedir
(Mitscherlich 1995).



Yukarıdaki sayısal değerlerden anlaşılacağı üzere, kullanılabilecek tatlı su miktarı, toplam
suların ancak % 3.5’i kadardır. Bu miktarın da % 1.74’ü buzullarda katı halde bağlanmış
bulunmaktadır. Geriye kalan sıvı haldeki suyun % 97’sini, “Aküfer” adı verilen yer altı
boşluklarında depolanan sular oluşturmaktadır (UNEP 1996’ya göre Sampat 2001).
Başlıca su kaynaklarımız olan aküferler, her ana karada bulunmakta olup, bunlarda
depolanan suyun bir bölümü yaklaşık 18 bin yıl önce yaşanan son buzul çağında yer altına
inmiştir. O nedenle bunlara “Fosil Su Kaynakları” denmektedir. Dünyada yer altı sularının
kapladığı alanın toplam olarak 135 milyon m³ olduğu tahmin edilmektedir.bunların en
büyüğünün ABD’de 5-6 eyaletin altını kaplayan fosil aküferler olduğu tahmin edilmektedir
(Postel 2000).

Havada gaz halinde bulunan suyun, kullanılabilir sıvı şeklindeki su haline gelmesi, “Su
Çevrimi” veya “Hidrolojik Çevrim” olarak anılan gizemli bir süreç ile gerçekleşir. Buna
“Hidrolojik Döngü” de denmektedir.
Bu süreç, karalardaki ve denizlerdeki suyun güneş enerjisi ile buharlaşarak atmosfere
karışması, buhar halindeki suyun yağmur damlacıkları haline dönüştükten sonra, yer çekimi
etkisi ile yeniden yeryüzüne dönmesiyle gerçekleşir. Yeryüzündeki suların yeniden
buharlaşmasıyla çevrim süreci yeniden başlar. Bu olayda ilginç olan husus, bir yağmur
damlacığının bir yılda 40-42 kez buharlaşıp, yeniden yağış olarak yeryüzüne dönmesi ve
böylece, yaklaşık 400.000 km³ suyun karalar ile atmosfer arasında hareket etmesidir (Klötzli
1980, ABD Tarım seksiyonu 1999 ile karşılaştırınız). Ancak bu olay sonucunda yer yüzü
yılda ortalama olarak yaklaşık 1000 mm yağış alır. Bunun yaklaşık olarak 660 mm’si
karalara, geri kalanı da okyanuslara düşer. Eğer hidrolojik çevrim olmasaydı ve atmosferdeki
nem yılda bir kez yoğunlaşıp, yağış halinde yer yüzüne düşseydi bunun miktarı 24 mm/yıl
olurdu (Şekil 3 ve 4). O nedenle, su ekonomisi bakımından hidrolojik çevrim son derece
önemlidir. Onun için de bu doğal sürecin insanlar tarafından herhangi bir şekilde
etkilenmemesi gerekir.

Bu süreçle ilgili olarak şu ilginç bilgiler verilmektedir (ABD Tarım Bakanlığı 1999)
· Okyanuslardan her yıl 333.000 km³ su buharlaşmaktadır.
· Karaların yüzeyinden buharlaşan su miktarı ise 63.000 km³’tür.
· Bu suların hepsi yer yüzü ile atmosfer arasında hareket etmektedir.
· Ancak, 100.000 km³ su yağış olarak yeryüzüne dönmektedir. Geriye kalan hareketli
suyun bir kısmı ya yeryüzüne gelirken yeniden buharlaşmakta, ya da kutuplarda katı
halde bağlanıp kalmakta, veya yüzlerce metre yer kabuğu derinliklerinde
birikmektedir.
· Yağışlarla bir yılda karalara gelen miktar ortalama olarak 660 mm, denizlere düşen
de 340 mm olmak üzere dünyamız toplam ve yaklaşık olarak yılda 1000 mm yağış
almaktadır.
· Yağışların dünya üzerindeki dağılımı ekstrem derecede farklıdır. Örneğin, tropik
yağmur ormanlarına yılda yaklaşık 10.000 mm üzerinde yağış düştüğü halde,
çöllerin bir çoğu 25 mm’nin altında yağış almaktadır.


Ülkemizin Su Kaynakları
Türkiye’de yıllık yağış ortalaması yaklaşık 642.6 mm olup, bu yolla ülkemiz topraklarına
düşen yıllık yağış, toplam olarak 501 milyar m³ su sağlamaktadır. Bunun tüketilebilecek
miktarı 95 milyar m³/yıl olup, gerçekleşen tüketim yaklaşık 26 milyar metreküptür.

<div align="center">3. SU TÜKETİMİ</div>
Tüketim şekli ve amacı bakımından birbirinden farklı 3 su kullanım alanı bulunmaktadır.
Bunlar; tarım, endüstri, kent ve kırsal alan kesimleridir.
Bunlar hakkında özet bilgiler aşağıda verilmiştir:
a. Tarımda Sulama
Birim alandan daha çok ürün alabilmek veya bir yılda 2-3 hasat elde edecek şekilde
intensif tarım uygulaması için, tarımda sulama yapılmaktadır.
Tarım alanlarının sulanması olayı bundan binlerce yıl önce başlamıştır. Bundan 6.000
yıl önce Sümerler’in Mezopotamya’da ilk sulu tarım uygulamasını başlattıkları
bildirilmektedir (Postel 2001).

Sulu tarım; altı bin yıl önce Mezopotamya’ya göç eden Sümerlerin, kuraklık nedeniyle
hasat zamanı kuruyan ekinlerini kurtarmak için hendeklerle Fırat nehrinden tarlalarına su
yönlendirmeleriyle başlamıştır (Dünyanın Durumu 2000).
Zamanımızda da sulama giderek yaygınlaşmaktadır. Dünya üzerinde tarım ürünlerinin
%40’ından çoğu sulanan arazilerden elde edilmektedir. Bu araziler, toplam arazilerin %
17’sini oluşturmaktadır (FAO üretim yıllığı, Roma 1997).
Ancak son yıllarda sulu tarım alanlarının miktarı gittikçe azalmaktadır. 1978 yılında
en yüksek miktarına ulaşmış sulu tarımın 2020 yılında % 17-20 oranında azalacağı tahmin
edilmektedir. Bunun nedeni, diğer alanlarda su kullanımının ve nüfus sayısının artmasıdır.
Halen kullanılan suyun % 65’i tarım kesiminde, % 25’i endüstride, % 10’u da kentsel ve
kırsal alanlarda tüketilmektedir. O nedenle tarımda sulama kıtlığı yaratmaktadır.

Örneğin; ülkemizde Mardin’de pamuk tarım alanları hızla genişlemekte ve buna koşut
olarak son 10-15 yıl içinde, bu bölgede yer altı su düzeyinin 10-18 metreden 280-300 metreye
indiği, çiftçilerin “dalgıç pompalarını” her yıl metrelerce derine indirmelerinden
anlaşılmaktadır. Ayrıca, özellikle sulama yöntemlerindeki hatadan dolayı inanılmaz derecede
su israfı meydana gelmektedir. Bu da tuzlaşma, çoraklaşma gibi birçok ekolojik sorunların
ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Sulanabilen topraklar ve su kaynakları için rekabet, Militarizm’e ve bölgesel savaşlara
yol açabilir (Dünyanın Durumu 2000).

b. Sanayide Su Kullanımı
Sanayide su kullanım oranı, endüstrileşmiş ülkelerde, genel su tüketiminin % 50-
80’inine ulaşmıştır. Üçüncü dünya ülkelerinde bu oran % 10-30 arasında değişmektedir
(Postel 1993). Ancak suyun kıt bir kaynak haline gelmesi sonucu, alınan teknik önlemlerle,
sanayide kullanılan su miktarı önemli ölçüde düşürülmüştür. Örneğin ABD’de, 1 ton çeltik
için tüketilen 280 ton su miktarı, geri kazanma tekniği ile 14 tona düşürülmüştür. Aynı şekilde
Almanya’da yeni tekniklerle, kağıt üretiminde harcanan suda % 99 oranında tasarruf
sağlanabilmiştir.
c. Kentlerde ve Kırsal Alanda Su Kullanımı
Kentlerde ve kırsal alanda içme ve kullanma suyu (temizlik, yemek pişirme, vb.)
olarak tüketilen su miktarı genel su tüketiminde % 10 paya sahiptir (Postel 1993). Ancak bu
miktar, ülkelere göre çok değişmektedir. Örneğin Avrupalı için günlük su tüketimi (kullanma,
endüstri ve tarımsal üretimden payına düşen miktar, vb.) yılda kişi başına 620 litredir.
Türkiye’de bu miktar 90-136 litredir.

Afrika ve Orta doğu ülkelerinin bir çoğunda bu miktar, ancak 2-3 litredir. Dünyada 80
ülkede yaşayan yaklaşık 2 milyar insan, kurak mevsimde bu kadarını da bulamamaktadır

Birleşmiş Milletler FAO Örgütüne göre, bir kişiye yılda 1.000 tondan (1.000 m³) az su
düşüyorsa, o ülkede su kıtlığı var demektir. Bu miktarın içinde yalnız içme ve kullanma suyu
değil, giysilerden bilgisayara, kağıttan plastik eşyalara ve tüm tarımsal üretimlere kadar, bir
kişinin yararlandığı her maddenin üretimi için tüketilen su miktarı da dahildir.
Bizde kişi başına düşen yıllık su miktarının 1.500 ton (1.500 m³) olduğu DSİ’nin 1990
verilerinden anlaşılmaktadır. O nedenle de Türkiye su kıtlığı olan ülkeler arasına dahil
edilmemektedir. Ancak su tüketiminin yörelere ve bölgelere göre ekstrem derecede farklı
miktarlarda olduğu ve sulanabilir birçok tarım alanının henüz sulu tarıma açılmadığı
düşünülürse, bu değerlendirmenin hatalı olduğu kolayca anlaşılır.
Su tüketimi, aslında çok karmaşık bir olaydır. Yapılan inceleme ve değerlendirmelere
göre bir ton buğdayın elde edilebilmesi için 1000 ton gereklidir (Dünyanın Durumu 1996, s.
48). Bir porsiyon bonfilenin yenecek halde önümüze gelmesi için 9.800 litre, bir pilicin
yenebilir hale gelmesi için 1.200 litre, bir kilo ekmek için 400-1.200 litre suya gereksinim
bulunmaktadır (Borusan Oto A.Ş. 1991). (Şekil ile karşılaştırınız). Bunlar akla gelmeyen su
tüketim şekilleridir.

</span></span>
__________________
Dün gece neden heryer olduğundan da karanlık geldi bana...
yağmur sesi huzur verirdi oysa eskiden..
dün gece ise işkence gibi geldi neden...?...
...
....
.....
Sensizlik bukadarmı Zor Gelecekdi bana...

**Axi_MeLeK**
Axi_MeLeK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla