
Yerli - Yabancı Film Tanıtımları icinde Beyazperde deki Türkiye konusu , Beyazperded eki Türkiye “Toplumlar da insanlar gibi doğarlar ve ölürler” (Hegel) ; doğumuyla ölümü arasındaki süreçte de değişime uğrarlar. Tıpkı toplum gibi, toplumun aynası niteliğinde olan sinema da bu değişimden ...
| |||||||
| Kayıt ol | Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 (permalink) |
| Beyazperded eki Türkiye “Toplumlar da insanlar gibi doğarlar ve ölürler” (Hegel) ; doğumuyla ölümü arasındaki süreçte de değişime uğrarlar. Tıpkı toplum gibi, toplumun aynası niteliğinde olan sinema da bu değişimden nasıbini alır. Türk Sineması da Türkiye ile bağlantılı bir değişim sürecindedir. 1946’da çok partili düzene geçişle demokratikleşme süreci başlarken , bu süreç üç askeri müdahale ile dönüm noktasından geçer. Bu sırada da Türk Sineması bazen inişlere, bazen çıkışlara sahne olan bir grafik çizmiştir. Özellikle 1970-1990 arası dönemde planlandığının aksine, gündemin öncüsü olan ve gündemi etkileyen bir sanat dalı değil, gündemin arkasından gelip onun tarafından etkilenen bir eğlence aracıdır. Birazdan açıklanacağı üzere, bu yüzden 70 ve 90 arası yıllar “İç politika, Dış Politika, Toplum, Sinema” dörtlüsünün etkileşiminin en net göründüğü yıllardır. 70’ler Yeşilçam’ın dönemi olmuştur. Yeşilçam, Beyoğlu’nda dönemin yapımcılarının ofislerinin yer aldığı bir sokaktan adını almış, dönemin popüler sinema anlayışı olmuştur. 60-70’lerde yıllık 200 filmlik üretimle (Hatta 1972’de 301 film çevrilmiştir) dünyada en çok film yapan ülke sinemaları arasındadır. Bu süreç, Nigar Bösteki’nin de belirttiği üzere Türkiye’de kapitalizmin yükselişiyle liberalizmin benisenmesi ile kızışan rekabet ortamı, eğlence sektöründeki indirim ve televizyonun henüz yayılmamış olmasının sonucudur. Toplumsal romantik bir akım olan Yeşilçam’ın uzamı iki toplumsal çevredir: kent ve köy. Genelde kent, imge haline gelen İstanbul’dur. 1950’lerden beri İstanbul, Anadulu’dan çok farklı kültür ve sınıflardan insanın yerleştiği, sürekli iç göç alan bir şehirdir. Türkiye’nin mozaik kültür ve sınıf yapısını bünyesinde toplamış küçük bir Türkiye modelidir. “İstanbul, hızlı kentleşmenin, burjuvazinin yükselişi ile işçi hareketlerinin, uluslararası sermayenin gelişinin, zenginliğin ve aynı zamanda yoksulluğun, büyüyen tüketim arzusunun en yakın tanığı olmuş bir metropoldür.”(Nejat, Gecekondulaşma ve Arabesk başlığı) İstanbul’un liberal ekonomisi ve kapital toplumu bir kurtlar sofrası, hem büyük tehlikler, hem de büyük fırsatlar içeren bir kumardır. Ezen güçlenirken, ezmeyen ezilir. Bununla beraber Yeşilçam, toplumsal diyalektik üzerine kuruludur. ‘Sınıf atlama’ tezi, ‘Yozlaşma’ antiteziyle ‘Modernleşmeyle yitirilen değerler’ sentezinde birleşir. Yeşilçamın toplumsal eleştirilerinin başında bu diyalektik vardır. Namuslu, ‘fakir ama gururlu’ gençlerin sınıf atlama istekleri onaylanırken, ‘zengin ama yozlaşmış’ üst tabaka yargılanır. Bu iki grubun çatışması Yeşilçam’a yansırken, toplumunun etkilediği sinema döner dolaşır ve gelip toplumu etkiler; arada yeni bir sınıf oluşturur. Zenginler, değerlerindeki yoksulluğu farkına varırken, yoksullar da sınıf atlama konusuna sıcak bakmaya başlarlar. İstanbul’un aldığı iç göçler hızlanırken, İstanbul’a göç edip batının zenginliğiyle doğunun kültürünü birleştirmeye çalışanlar da çoğalır. Böylece hem sinema hem de kültür, yeni bir kelime doğurur: Arabesk. Arabesk, aynı zamanda Doğu ve Batının sentezini yapmaya çalışan dış politikanın da aynası niteliğindedir; ne yazık ki bu sentez yeterince bilinçli yapılamadığı için sağlıksız sonuçlar doğurur. Çarpık kentleşme, gecekondulaşma ve banliyöler döneme damgalarını vurarken bu duruma yönelik bir iç politika izlenmeye başlanmıştır. Her seçim öncesi rahatça gözlemlenebileceği üzere, rant ödeyemediği için hazine arsasını kullanan insanlara “Ben af çıkartacağım, bu evler sizin olacak...” diye vaatlerde bulunulurken, çoğu seçmen “Halkı muhtaç kıl ki, yardımına muhtaç olup oy versinler” mentalitesiyle hareket etmiştir. Bu dönemle beraber 1980’e kadarki dönemin çalkantıları, endüstürileşememenin sıkıntısı ve güvensizlik ortamı Türk Sinemasına da yansımıştır. Konuda toplumsallıktan bireyselliğe geçiş yapan Türk sineması, toplum gibi içe kapanarak psikolojik sorunlar ve kadın sorunlarına eğilmiş, konu eksikliğini gidermek için de sayısız seks filmi gösterime girmiş, Yeşilçam sönmeye başlamıştır. 72-80’lerin Türk Sinemasınıni azalan başarı grafiği 12 Eylül Türk Silahlı Kuvvetleri darbesiyle azalmaya devam etmiştir. Yaşanan depolitizasyon süreci, sinema sektörünü yüzeyselleştirirken 12 Eylül’ü eleştirmede yetersiz kılar. Aydınlar da zaten kendi sorunlarına gömülmüşlerdir. Bu dönemin sona ermesiyle Nejat Ulusay’ın da belirttiği üzere sinema ikiye bölünür: halkın içinden henüz çıktığı bunalımlı siyasi dönemi unutturacak, halkın hoşça vakit geçirmesini sağlayacak ‘eğlencelik sinema’ ve yerliden çok yabancı seyirciyi hedefleyen, konuda ve amacında kısıtlanmamış, bağımsız ‘festival filmleri’. 87’de yapılan AB başvurusunun reddedilmesi, 89’da cumhurbaşkanı olan Turgut Özalı’n aktif dış politika anlayışıyla Körfez Krizi gibi durumlarda Batı yanlısı politika izlemesi, liberal ekonominin iyice benimsenmesi ve dışa bağımlı Türk Piyasası oluşması sonucu ‘eğlencelik’ yerli sinemanın yerini yabancı sinema almaya başlamıştır. Liberal ekonomi politikası ile yerleştirilen tüketim çılgınlığı ve toplumun beklentilerinin ve talebin arttırılması ile reklam sektörü gelişir, her şeye piyasada dönen mal gözüyle bakılmaya başlanır ve kültür metalaşır. Küreselleşme, Amerikanvari yaşam tarzı olarak algılandığından, Türk sineması da Nigar Pösteki’nin deyimiyle ‘Amerikanvarileşme’ye başlar. Halkın ‘batı’ talebini karşılamak amacıyla ‘eğlencelik sinema’, depolitizasyonun uzantısı olarak ülke sorunlarına yabancılaşır, kültürünü yitirir; konularını ‘Batı’dan ödünç alarak ‘süpermen’, ‘kızılderili ve kovboy filmleri’ ve ‘uzay filmleri’ gibi filmler çevirir. Böylece 90’lı yıllara Türk Sineması da Türkiye gibi ‘American way of Living’ ile girer, Türkiye’nin evriminde ona eşlik etmek ve objektifinden bu değişimi yansıtmak üzere hazır olarak... | |
| | |
| | #2 (permalink) |
| emeğine sağlık ![]()
__________________ Yağmur yağsın isterdim bu sabah Merhaba soylu sevdam, merhaba İpil ipil düşsün betona Merhaba sevgili vatan, merhaba. Ve üç gece güvercini Nazlı nazlı uçsun buluta merhaba Bütün sabahların bu saati En fazla sevdiğim vakit Son kez; merhaba... | |
| | |