Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu

 

Kent Sorunları

Çevre Bilimleri icinde Kent Sorunları konusu , KENT SORUNALARI Kentsel sorunların kaynağı Türkiye nüfusunun yüzde 70’i kentlerde yaşamaktadır. Son 50 yıldır ekonomik-sosyal ve son 16 yıldır süren olan çatışma ortamı nedeniyle süren iç göçler sonucu kentlerin nüfusu ...


Geri Dön   Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu > Eğitim - Öğretim > Üniversiteler - Kampüsler > Lise Ve Üniversite Bilgileri > Çevre Bilimleri

Kayıt ol Albümler Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16-12-2007, 04:45   #1 (permalink)
Standart

KENT SORUNALARI

Kentsel sorunların kaynağı
Türkiye nüfusunun yüzde 70’i kentlerde yaşamaktadır. Son 50 yıldır ekonomik-sosyal ve son 16 yıldır süren olan çatışma ortamı nedeniyle süren iç göçler sonucu kentlerin nüfusu hızla artmıştır. Yakın bir gelecekte ülke nüfusunun yüzde 85’nin kentlerde yaşacağı öngörülmektedir.
Türkiye’de, kentsel sorunların kaynağı, İkinci Dünya Savaşı sonrası tercihlerine ve bu tercihlerin uygulanmasına dayanmaktadır. Truman Doktri’nine dayalı olarak ABD ile Türkiye arasında 1947 yılında imzalanan “Yardım Anlaşması” bir dönemin de başlangıcıdır.
17. Stand-By anlaşmasını Aralık 1999’da imzalayan Türkiye’nin IMF serüveni bu dönemde başlıyordu. 14 Şubat 1947’de IMF’ye giren Türkiye, parasını yüzde 100’ün üzerinde devalüe ediyor ve yakın tarihinde ortaya çıkan tüm ekonomik krizleri IMF’nin istikrar programları ile çözmeye çalışmanın ilk adımını atıyordu.
Tarım sektöründe 1950’lerden itibaren büyük değişmeler olmuştur. Tarımın teknolojik yapısında, işlenen toprakların mülkiyetinde ve tarıma ayrılan kredilerin dağılımındaki değişmeler sonucu olarak ortaya çıkan mülksüzleşme, işsizlik, yüksek orandaki nüfus artışı büyük bir nüfusun tarımdan kopuş sürecini başlatmıştır. Karayolu ulaşımındaki hızlı gelişme mal ve insan akımını hızlandırmıştır. Bu olgu gerek tüketim gerek üretim mallarının kolaylıkla dolaşımını hızlandırmış, başka bir anlatımla tüketim toplumunun koşullarını hazırlamıştır.
Kentlere göç akışı, 1960’larda otomotivi de içine alarak gelişen ve çeşitlenen, gümrük duvarları ve teşviklerle korunan, desteklenen montaj sanayine ucuz işgücü sağladığı için özendirilmiştir. 1950-1965 yılları arası tüm Türkiye’de kentleşme hızının yüzde 6’lar düzeyine tırmandığı yıllar olmuştur. Kentlerin hemen yakınlarında seçilen sanayi alanlarının etrafı gecekondularla doluyordu.[1]
1-GECEKONDULAŞMA: İmar ve yapı işlerini düzenleyen kanun ve yönetmeliklere bağlı kalınmadan ve genellikle devlet arazisi üzerine izinsiz olarak yapılan konutlar yurdumuza gecekondu olarak adlandırılmaktadır.Kaçak yapılaşma ürünüdür.Kentlerin çevresinde yapılarak ayrı semtler oluşturur.Bu kesimler kırsal kesimden kentlere olan göçün doğurduğu sağlıksız kentleşmenin göstergesidir:Buraları altyapı hizmetlerini tam olarak bulunmadığı yerlerdir.Bunun için sağlık yönünden bazı sakıncaları bulunan yerleşim üniteleridir.Buralar çok hızlı ve plansız büyüdüğü için belediye hizmetleri yeteri kadar götürülmemektedir.[2]
Gecekondu kendini toplumsal bir olgu olarak kabul ettirmiş ve 1996’da çıkarılan 775 sayılı “Gecekondu Kanunu” ile imar hukukuna girmiştir. Gecekondu bölgeleri tasfiye, ıslah ve önleme bölgeleri olarak sınıflandırılımış ve bu bölgeler için ayrı bir imar düzeni kabul görmüştür.1970’lerden sonra İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerdeki gecekondu sürecinde niteliksel değişmeler başlamıştır. Gecekondu, karşılanamayan barınma ihtiyacının doğurduğu bir sorun olmaktan çıkıp rant kaynaklı bir kaçak yapılaşmaya, 1980’lerden itibaren ise, kaçak yapı sorunu “kaçak kentler” sorununa dönüşmüştür. Bugün gelinen aşama, 3,4 ve daha yüksek katlı yapılaşma süreci ile gecekondudan çok kaçak yapıların egemen olduğu bir kentleşmedir.
Gecekondu alanları süreç içinde kendine özgü bir değişim geçirmiştir. Bu değişim, bir yandan bu alanda yaşayanların kente tutunma çabaları, diğer yandan popülist ve himayeci siyaset pratikleri içinde biçimlenmiştir. 1950’lerden bu yana genişleyerek sürdürülen, kârın maksimize edilmesine dayalı, tutarlı bir konut ve arsa politikasının izlenmemiş olması, hazine topraklarının işgaline göz yumulmasını ve kent çevresinde hisseli parselasyonla toprakların küçük parçalara bölünmesini geliştirmiştir.
Kaçak ve denetimsiz yapılaşma
1980’li yıllardan itibaren kent merkezlerinde oluşan rant, ülke ekonomisine ve politikasına yön veren bir öneme ve büyüklüğe ulaşmıştır. Sağlıklı kentler yerine bunaltıcı yapılaşmalar ve insan yığılmaları oluşmuş, kent mekânları rantın aracı olarak görülmeye başlanmıştır.
Faaliyet alanı finans ve sanayi olan sermaye grupları da “toplu konut” projelerine yönelerek, boyutları giderek artan kentsel rantlara el koymaya başlamışlardır. İmar planları, kentin geleceğini yönlendiren bilimsel ve hukuki belge olmaktan çok, rantların yaratılması ve dağıtılmasını düzenleyen belgeler haline gelmiştir. 1980 sonrası geliştirilen ve desteklenen belediyecilik anlayışı, çıkarılan imar afları, beldelerin ilçe ve ilçelerin il yapılması kararları vb. düzenlemelerle “kaçak ve denetimsiz” yapılaşma teşvik edilmiştir.
1990’larda gündeme gelen bir kaçak yapılaşma teşvik yöntemi de, kaçak yerleşimleri belediye ve hatta ilçe ilan ederek ödüllendirmek olmuştur. Yasal olarak kesinlikle yapı yapılamayacak alanları da kapsayan bu uygulama imar affı kapsamına giremeyen yerlerde giderek yaygınlaşan bir yöntem haline getirildi. Böylece, karşımıza belediye binaları, hastaneleri, okulları, kaymakamlık ve adliye binaları bile kaçak olan bir “kaçak kentler cenneti” çıkarıldı.
Ülke tarımı ve hayvancılığının çökertilmesiyle köylerden kentlere akan göçlere yenileri eklenecek ve yeni felaketlerin ortamları yaratılacaktır.
Sonuç olarak, Türkiye’de gecekondulaşma-kaçak yapılaşma, insan ve beton yığınları haline kent mekanları sistemin istisnası olarak değil, sistemin kendisi ve devlet politikası olarak ortaya çıkmıştır.

[1] Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği,Doğu Marmara Depremleri ve Türkiye Gerçeği

[2] C.Şahin,H.Doğanay,Türkiye Coğrafyası,Gündüz Eğitim ve Yayıncılık,1999,Ankara
__________________


Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...
SHADOWS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16-12-2007, 04:46   #2 (permalink)
Standart

KENT SORUNALARI

Kentsel sorunların kaynağı
Türkiye nüfusunun yüzde 70’i kentlerde yaşamaktadır. Son 50 yıldır ekonomik-sosyal ve son 16 yıldır süren olan çatışma ortamı nedeniyle süren iç göçler sonucu kentlerin nüfusu hızla artmıştır. Yakın bir gelecekte ülke nüfusunun yüzde 85’nin kentlerde yaşacağı öngörülmektedir.
Türkiye’de, kentsel sorunların kaynağı, İkinci Dünya Savaşı sonrası tercihlerine ve bu tercihlerin uygulanmasına dayanmaktadır. Truman Doktri’nine dayalı olarak ABD ile Türkiye arasında 1947 yılında imzalanan “Yardım Anlaşması” bir dönemin de başlangıcıdır.
17. Stand-By anlaşmasını Aralık 1999’da imzalayan Türkiye’nin IMF serüveni bu dönemde başlıyordu. 14 Şubat 1947’de IMF’ye giren Türkiye, parasını yüzde 100’ün üzerinde devalüe ediyor ve yakın tarihinde ortaya çıkan tüm ekonomik krizleri IMF’nin istikrar programları ile çözmeye çalışmanın ilk adımını atıyordu.
Tarım sektöründe 1950’lerden itibaren büyük değişmeler olmuştur. Tarımın teknolojik yapısında, işlenen toprakların mülkiyetinde ve tarıma ayrılan kredilerin dağılımındaki değişmeler sonucu olarak ortaya çıkan mülksüzleşme, işsizlik, yüksek orandaki nüfus artışı büyük bir nüfusun tarımdan kopuş sürecini başlatmıştır. Karayolu ulaşımındaki hızlı gelişme mal ve insan akımını hızlandırmıştır. Bu olgu gerek tüketim gerek üretim mallarının kolaylıkla dolaşımını hızlandırmış, başka bir anlatımla tüketim toplumunun koşullarını hazırlamıştır.
Kentlere göç akışı, 1960’larda otomotivi de içine alarak gelişen ve çeşitlenen, gümrük duvarları ve teşviklerle korunan, desteklenen montaj sanayine ucuz işgücü sağladığı için özendirilmiştir. 1950-1965 yılları arası tüm Türkiye’de kentleşme hızının yüzde 6’lar düzeyine tırmandığı yıllar olmuştur. Kentlerin hemen yakınlarında seçilen sanayi alanlarının etrafı gecekondularla doluyordu.[1]
1-GECEKONDULAŞMA: İmar ve yapı işlerini düzenleyen kanun ve yönetmeliklere bağlı kalınmadan ve genellikle devlet arazisi üzerine izinsiz olarak yapılan konutlar yurdumuza gecekondu olarak adlandırılmaktadır.Kaçak yapılaşma ürünüdür.Kentlerin çevresinde yapılarak ayrı semtler oluşturur.Bu kesimler kırsal kesimden kentlere olan göçün doğurduğu sağlıksız kentleşmenin göstergesidir:Buraları altyapı hizmetlerini tam olarak bulunmadığı yerlerdir.Bunun için sağlık yönünden bazı sakıncaları bulunan yerleşim üniteleridir.Buralar çok hızlı ve plansız büyüdüğü için belediye hizmetleri yeteri kadar götürülmemektedir.[2]
Gecekondu kendini toplumsal bir olgu olarak kabul ettirmiş ve 1996’da çıkarılan 775 sayılı “Gecekondu Kanunu” ile imar hukukuna girmiştir. Gecekondu bölgeleri tasfiye, ıslah ve önleme bölgeleri olarak sınıflandırılımış ve bu bölgeler için ayrı bir imar düzeni kabul görmüştür.1970’lerden sonra İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerdeki gecekondu sürecinde niteliksel değişmeler başlamıştır. Gecekondu, karşılanamayan barınma ihtiyacının doğurduğu bir sorun olmaktan çıkıp rant kaynaklı bir kaçak yapılaşmaya, 1980’lerden itibaren ise, kaçak yapı sorunu “kaçak kentler” sorununa dönüşmüştür. Bugün gelinen aşama, 3,4 ve daha yüksek katlı yapılaşma süreci ile gecekondudan çok kaçak yapıların egemen olduğu bir kentleşmedir.
Gecekondu alanları süreç içinde kendine özgü bir değişim geçirmiştir. Bu değişim, bir yandan bu alanda yaşayanların kente tutunma çabaları, diğer yandan popülist ve himayeci siyaset pratikleri içinde biçimlenmiştir. 1950’lerden bu yana genişleyerek sürdürülen, kârın maksimize edilmesine dayalı, tutarlı bir konut ve arsa politikasının izlenmemiş olması, hazine topraklarının işgaline göz yumulmasını ve kent çevresinde hisseli parselasyonla toprakların küçük parçalara bölünmesini geliştirmiştir.
Kaçak ve denetimsiz yapılaşma
1980’li yıllardan itibaren kent merkezlerinde oluşan rant, ülke ekonomisine ve politikasına yön veren bir öneme ve büyüklüğe ulaşmıştır. Sağlıklı kentler yerine bunaltıcı yapılaşmalar ve insan yığılmaları oluşmuş, kent mekânları rantın aracı olarak görülmeye başlanmıştır.
Faaliyet alanı finans ve sanayi olan sermaye grupları da “toplu konut” projelerine yönelerek, boyutları giderek artan kentsel rantlara el koymaya başlamışlardır. İmar planları, kentin geleceğini yönlendiren bilimsel ve hukuki belge olmaktan çok, rantların yaratılması ve dağıtılmasını düzenleyen belgeler haline gelmiştir. 1980 sonrası geliştirilen ve desteklenen belediyecilik anlayışı, çıkarılan imar afları, beldelerin ilçe ve ilçelerin il yapılması kararları vb. düzenlemelerle “kaçak ve denetimsiz” yapılaşma teşvik edilmiştir.
1990’larda gündeme gelen bir kaçak yapılaşma teşvik yöntemi de, kaçak yerleşimleri belediye ve hatta ilçe ilan ederek ödüllendirmek olmuştur. Yasal olarak kesinlikle yapı yapılamayacak alanları da kapsayan bu uygulama imar affı kapsamına giremeyen yerlerde giderek yaygınlaşan bir yöntem haline getirildi. Böylece, karşımıza belediye binaları, hastaneleri, okulları, kaymakamlık ve adliye binaları bile kaçak olan bir “kaçak kentler cenneti” çıkarıldı.
Ülke tarımı ve hayvancılığının çökertilmesiyle köylerden kentlere akan göçlere yenileri eklenecek ve yeni felaketlerin ortamları yaratılacaktır.
Sonuç olarak, Türkiye’de gecekondulaşma-kaçak yapılaşma, insan ve beton yığınları haline kent mekanları sistemin istisnası olarak değil, sistemin kendisi ve devlet politikası olarak ortaya çıkmıştır.

[1] Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği,Doğu Marmara Depremleri ve Türkiye Gerçeği

[2] C.Şahin,H.Doğanay,Türkiye Coğrafyası,Gündüz Eğitim ve Yayıncılık,1999,Ankara
__________________


Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...
SHADOWS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16-12-2007, 04:46   #3 (permalink)
Standart

Güvenlik Yönünden
Demiryolu ulaşımının raya bağlı olması ve genellikle iklim şartlarından karayoluna göre daha az etkilenmesi güvenliğini, konforunu ve rahatlığını artırmaktadır. Ulaştırmanın güvenli olması onun tehlikesiz ve risksiz olması demektir. Uluslar Arası Demiryolları Birliği istatistiklerine göre 1 milyar yolcu-km başına kazalarda ölen yolcu sayısı demiryolları ve hava yollarında 1 kişi, karayollarında ise 30 kişidir. Ulaştırma sistemlerinde ölüm riski 1 milyar yolcu-km. başına demiryollarında 17 iken karayollarında 140, yaralanma riski demiryollarında 41 iken karayollarında 8 500-10 000’dır 8
Ülkemizde toplam kaza sayısı 1996 yılı itibariyle karayollarında 346 228, demiryollarında 1 335, kazalarda ölüm sayısı karayollarında 5 347 iken demiryollarında 198’dir. Yine karayollarında 62 000’e yakın yaralanma olayına karşı demiryollarında bu oran 537’dir.
Emniyet Genel Müdürlüğünce yapılan istatistik bilgilere göre toplam kazaların %67.2’si cadde, sokak ve kavşaklarda %15 ise Devlet ve il yollarında meydana gelmektedir. Trafik kazası sonucu ölenlerin %25 şehir içi yollarda, %59’u ise Devlet yollarında olmaktadır. Yine 1996 yılında meydana gelen trafik kazalarının %82.7’sinin şehir içi yollarda, %17.3’nün ise şehir dışı yollarda meydana geldiği belirtilmektedir 9
Alan Kullanımı Yönünden
Ülkelerde ulaşıma, yerleşim bölgeleri, endüstri alanları, doğal alanlar ve ormanların yanında oldukça düşük oranda alan ayrılmaktadır. Alan kullanımından doğan çevre maliyetinin belirlenmesinde sistemlerin gerektirdiği alan, bu alanların değeri ve başka amaçlarla örneğin tarım alanı olarak kullanılması durumunda sağlayacağı fayda dikkate alınmalıdır.
SONUÇ
Ulaştırma yatırımları, uzun dönemli etkileri olan yüksek maliyetli yatırımlardır. Bu sebepten bu tür projelere ilişkin önceliklerin doğru belirlenmesi ve kısıtlı ekonomik kaynakların en fazla yarar getirecek şekilde kullanılması çok önemlidir. Ulaştırmanın bir bütün olarak arazi kullanımı ile etkileşimleri de göz önünde tutularak planlanması gerekmektedir.
Çalışmada ulaşım sistemleri incelenerek tıkanıklık, hava kirliliği, gürültü, alan kullanımı, enerji tüketimi ve güvenlik gibi yönlerden karşılaştırmaları yapılmıştır. Görülmüştür ki kısıtlı imkanlara sahip olan ülkemizde ulaşım planlaması tam uygun bir şekilde yapılamamaktadır. Raylı sistemlerin avantajları bütün karşılaştırmalarda görülmesine rağmen bu sisteme fazla önem verilmemiştir. Raylı sistemler ile kazasız ve risksiz seyahat etme hakkı sağlanacak, sürücü hataları en az seviyeye indirilecek, yolcu taşımada birim başına harcanan enerji azalacak, elektrik enerjisi kullanılarak dışa bağımlılık azalacak, hızlı, konforlu, güvenli yolcu taşıması yapılabilecek, yolcu taşıma kapasitesi artırılacak ve çevrenin kirlenmesi büyük oranda önlenecektir.
Özellikle büyük şehirlerimizde ulaşım sorunları, gelecekte yaşanabilir çevre olabilmeleri bakımından büyük önem taşımaktadır. Kapasite, hız, düzenlilik gibi özelliklerinin yanında enerji verimliliği, ülkeye maliyetinin ucuzluğu, kentleşmeyi denetim altına almaya ve çevrenin korunmasına katkıları nedeniyle raylı istemler kentsel ulaştırmada köklü önlemlerin en etkin araçlarından birini oluşturmaktadır. Fazla zaman geçirilmeden planlamalarda ciddi bir şekilde dikkate alınmalı ve uygulanmasına hemen başlanmalıdır.
Raylı sistemler, küçük ölçekli şehirlerden metropollere kadar bir çok değişik nüfus yoğunluklarına ve ulaşım taleplerine de kademeli büyüyebilen yapısı ile toplu taşımaya modern, hızlı, konforlu, emniyetli ve çevreci çözümler getirmektedir. Bir çok gelişmiş ülkede olduğu gibi raylı taşıma sistemlerine geçiş kaçınılmazdır. Önemli olan bunu zamanında planlayıp uygulamaktır. Ulaşım planlamasında ulaşım sistemleri birlikte ve denge içinde kullanılmalı, birbirlerini tamamlamalıdırlar. Yolcu kapasitesi yoğun olan hatlarda raylı taşıma sistemleri yapılmalı, bu sistem otobüsler ile beslenmelidir.9
SOSYAL SORUNLAR: Endüstri gelişmesi yüksek düzeye ulaşmış ülkelerde nüfusun büyük oranı sık sık yer değiştirmekte.Yer değiştirmeler aileler , özellikle küçük çocuklar ve yaşlı kimseler için çoklukla baskı nedeni olmakta, çoğu zaman yeni bir çevreye uymakta ve yeni dostlar edinmekte zorluk çekmektedirler[1] İç göçler beraberinde bazı sosyal sorunlara neden olmaktadır. Bu süreç içinde artan gecekondulaşma, kentsel hizmetlerin aksaması ,işsizlik , göç edenlerin topluma uyumsuzluğu , şehir kültürüne yabancılık ve kültürler arası çatışma gibi sorunlar yaşanmaktadır Günümüze kadar uygulanan kalkınma politikalarının bir sonucu olarak, ayrıca bazı bölgelerin coğrafi özellikleri ,tarım potansiyeli , ulaşım olanakları ve sosyoekonomik değişimleri nedeniyle bu bölgelerde sanayileşme artmış , hızlı bir kentleşme süreci doğmuş ; halen geleneksel ve feodal üretim ilişkileri içinde olan bazı bölgelerde ise kentleşme son derece yavaş ilerlemiştir[2]Kentleşme sürecinde 1985 de en düşük payın sırayla Güneydoğu Anadolu , Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinin aldığı saptanmıştır. Türkiye’de iç göçlere katılım bu bölgelerde büyük boyutlardadır.[3]
1950'li yıllardan itibaren sonra hızlı nüfus artışı , tarımda makineleşme , toprak dağılımının düzensizliği ve şehirlerde iş imkanlarının artışı şehre göçü arttırmıştır. Esasında toprağa ve doğum yerine bağlı muhafazakar köylünün yerinden göçüşü , bulunduğu yerdeki imkan sınırlılığı karşısında şehirlerin gittikçe daha cazip bir görünüş kazanması nedeniyledir. Şehirlerde iş imkanı göreli olarak daha fazladır Şehre göçte daha konforlu hayat sağlama , şehirlerin eğlence merkezi olması gibi faktörlerde etkili olmasına karşın ana etken ekonomik sorunlardır.Son yıllarda artarda gelen göçük, heyelan , deprem gibi doğal afetler ve Güneydoğu sorunu da köyden kente göçü arttırmıştır. Endüstrileşmenin şehirleşmeye oranla ağır temposu , şehirlere akan iş gücünü işletmelerin emmesini engellemektedir. Bu nedenle şehre göç edenler , belli bir ihtisasa dayanan endüstri alanından ziyade geçici , ihtisas istemeyen hizmetlerde istihdam olmakta, marjinal sektör denilen seyyar satıcılık , ayakkabı boyacılığı ve kapıcılık faaliyetleri gibi prodüktiv olmayan işlerle uğraşmaktadırlar. Bu durum ayrıca açık işsizliğe ve kırsal kesimden kentlere gelen genç becerikli atılgan unsurların yerinde kullanılamaması sonucu "sosyal erozyon"a neden olmaktadır. Endüstrileşmeye dayalı sağlıklı şehirleşmede planlı bir şehir gelişimi olurken ,kırsal alanda endüstrileşmenin gerekli büyümeyi gösteremediği ülkelerde ise ihtiyacı aşan bir yükseklikte ve dağınık , düzensiz kentleşme olmaktadır Ülkemizin ekonomik ve sosyal yapısı bu göçü kaldıramadığı için Türkiye'nin şehirleşmesine "aşırı şehirleşme", "çarpık şehirleşme" gibi isimler verilmektedir.11 Şehirleşme yalnız nüfusun büyük yerleşim birimlerinde toplanması değildir. Aynı zamanda insanların şehir kültürünün benimsemesi olarak ele alınmaktadır. Urbanizasyon(Şehirleşme) bir yerleşim bölgesindeki toplumsal yapının değişimi , yeni özellikler kazanması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Şehirleşme bir bakıma bir değişim sürecidir.Planlı olması gereken şehirler gelişigüzel yerleşmiş, göçler sonucu şehirler, ne şehir ne de köy olmuştur[4]. Şehirleşme patlaması sağlık, ulaşım ,altyapının yanı sıra adli hizmetlerde de yetersizliğe yol açmaktadır. Adli hizmet yetersizliği , önleyici zabıta hizmetinden suçluların takibi, yakalanması, yargılanması fonksiyonunun gerçekleştirilmesine kadar gitmektedir Göçlerin suç potansiyelini arttırdığı söylenmektedir. Şehirleşmeyle cebir şiddet suçları azalırken sosyal kontrol mekanizmasının azalması ve şehirlerdeki yaşam güçlükleri ve işsizlik nedeniyle mala yönelik suçlar artmaktadır.Mala yönelik suçlar göç edenler arasında daha yüksek oranlarda görülmektedir. Başka şehirlerden göç edenler kentte toplumsal yalnızlıktan ve uyumsuzluklardan daha az etkilenmek ve toplumsal dayanışmayı sağlamak amacıyla evlerini yakın köylü ve akrabalarının yanında yapmaktadırlar. Gelenekleri, görenek ve alışkanlıkları benzer olan mahalli gruplar ,özellikle gecekondu bölgelerinde dağılmadan ve aralarına yabancı unsur sokmadan kurdukları mahallelerde kapalı bir ortam oluşturmaktadırlar Bu gelişmeler bir "Hemşeri Kültürü" meydana getirmektedir. Bu toplulukların gittikleri belli hemşeri kahvehaneleri vardır. Bu dayanışma zaman zaman resmi teşkilat halini almakta geldikleri illerin hatta ilçelerin adıyla dernekler kurmaktadırlar.Kendi kendine yeten topluluğun şehre intibak ihtiyacı azalmakta , yakınlarla dayanışma güçlenmeyi sağlarken kentle aralarındaki uçurumu arttırmaktadır.Kırsal alandan kente gelenler eski davranış ve alışkanlıklarını, örf ve adetlerini de getirmektedirler. Şehrin kültürüyle birleşip yeni bir kültür oluşturmaktadırlar. Göç edenlerin bazıları şehirle bütünleşirken bazıları şehirde ayrı gruplar meydana getirmektedirler Gelenek ve göreneklerin uymayışı nedeniyle kent değerlerini yadırgayan ve zaman zaman şehirle çatışan kendine has bir gecekondu kültür çevresi oluşmuştur .Göç edenlerin şehirleşmesi yani şehre entegrasyonu için çok uzun zaman gerekmektedir. Bunun yerine sadece gelenlerin intibakı söz konusu olmuştur. Bütünleşme(entegrasyon) topluluktaki mevcut müesseselerin bir bütün teşkil edecek şekilde birbirini tamamlama durumudur. Şehre intibak ise , göç edenlerin şehirle bütünleşmeleri değil şehirle sürekli ilişki kuracak kadar uzlaşma içinde olmalarıdır.Kültür çatışması en çok genç kuşakları etkilemektedir. Kente ailesiyle birlikte ya da tek başına gelen çocuk yeni çevresinde farkına vardığı heyecanlı ,serüvenli ,renkli bir hayatı düşleyecek ve elde etmeye çalışacaktır. Kentte kavuşacağını sandığı eğlence ,macera , şöhret ve zenginliğin beklentisinin yanında yetersiz eğitim ve yetenek eksikliği gibi nedenlerle arzuladığı iş ve geleceği elde edemeyeceği düşüncesine kapılan çocukların , kentte değişen geleneksel aile törelerinin çocuğu koruyan yaptırım gücünün zayıflaması , ailenin sosyal kontrol fonksiyonunu yerine getirebilecek başka kurumların olmaması nedeniyle suça daha kolay yönlenebilecekleri olasılığı büyüktür. Kendini kanıtlama, kentli yaşıtlarına özenme ve otoriteye başkaldırma gibi etkenler çocuğu suça yöneltebilmektedir.[5] Şehirli bürokrat hayat tarzına ve düşünce yapısına aykırı göçmeni hor görmekte ve şehre gelmesinin engellenmesini istemektedirler. Göç edenler bürokratik teşkilatların yapısı karşısında yönetime yabancılaşmakta, devlet dairelerinde işlerini yürütememektedirler. Bürokratlarda yeterli ilgi vermemektedirler. Bu yüzden tanıdık memur bulmaya , rüşvet , torpil gibi yöntemlerle güçlükleri aşmaya çalışmaktadırlar.Farklı kültürden gelen ailelerin değişik çevreye uyum göstermesi güç olmakta , kent yaşamına hazır olmayan çocuk bir yandan da dışarıdan gelenlere karşı kentlilerin ön yargıları yüzünden soyutlanmaktadır. Bu uyumsuzluklara tepki olarak çocukta suç işleme eğilimi artmaktadır13
Sonuç olarak kırdan kente göçen aile, öncelikle geleneksel, toplumsal ilişkilerine dayanarak kente uyum sağlamaya çalışır. Bu uyum sürecinde, gereksinimlerini en alt düzeyde de olsa karşılayabileceği bir gelir elde etmesi, bunun içinde bir iş bulması büyük önem taşır. Daha sonra, akraba ve hemşerileriyle dayanışma içinde bir konut sahibi olmak amaçlanır. Süreç içinde, iş, gelir ve konut alanında ortaya çıkan iyileşmeler, toplumsal ve ekonomik yaşamın diğer alanlarına da yansıyacak ve ailenin kentle bütünleşme düzeyi yükselecektir.
Bu modelin iyi işlemediği durumlarda, ailenin kentle uyum sorunları ortaya çıkacaktır. Sonuçta bu sorunlar, ailenin yakın toplumsal çevresi içinde çözümlenemezse, ya ailede çözülmesine yol açacak yada daha başka nedenlerle ortaya çıkan aile çözülmeleriyle pekişerek sürecektir.
Göçenlerin kette karşılaştıkları sorunların çözümüne ilişkin çözüm önerilerimiz aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.

[1] T.Alan,Sağlık Dergisi,Mart-Nisan,1999

[2] C.Sevgi,Kentleşme Süreci ve Gecekondular,Kuvvet Matbaacılık,1988,İzmir

[3] Yeni Asır Gazetesi ,28 Aralık 1993

[4] K.Görmez,Şehir ve İnsan,Milli Eğitim Basımevi,1991,İstanbul

[5] Z.Erdoğmuş,Sosyolojide Son Gelişmeler ve Türkiye’de Etkileri,UNESCO Milli Komisyonu,1993,Ankara,s114-134
__________________


Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...
SHADOWS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16-12-2007, 04:46   #4 (permalink)
Standart

KAYNAKLAR
[1] Türk Mühendis Ve Mimarlar Odaları Birliği,Doğu Marmara Depremleri Ve Türkiye Gerçeği
2 C.Şahin,H.Doğanay,Türkiye Coğrafyası,Gündüz Eğitim ve Yayıncılık,1999,Ankara
3 1994-1995 Yılları 17.Dönem Çalışma Grubu TMMOB,Makine Mühendisleri Odası,İzmir Şubesi Yayını,İzmir
4 Sağlıklı Kent İçin 10 Emir,Yeni yüzyıl Gazetesi,7 Nisan 1996 Pazar,İstanbul
5 Dünya VE Çevre Kalkınma Komisyonu,Ortak Geleceğimiz,Türkiye Çevre Sorunları Vakfı Yayını,1987,Ankara
6 3.İzmir İktisat Kongresi,Görüş Birliğine Varılan Noktalar,4-7 Haziran 1992,İzmir
7 Mahir Uludağ,Kentsel Ulaşımda Karayolu ve Raylı Ulaşım Sistemlerinin Bazı Önemli Faktörlere Göre Karşılaştırılması,Atatürk Ünv.Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü
8 M.Gökdağ Üçüncü,Trafik ve Gürültü Tabiat ve İnsan,Yıl 26,Sayı 1,Mart 1992,Ss41-44
9 A.E.Çakar,Ankara Kent İçi Ulaşımın Dünü Bugünü ve Yarını,Gazi Ünv,Fen Bilimleri Ens. Trafik Planlaması Uygulaması Anabilimdalı Trafik Dergisi Özel Sayı Ağustos 1997,s 17

10 T.Alan,Sağlık Dergisi,Mart-Nisan,1999
11 C.Sevgi,Kentleşme Süreci ve Gecekondular,Kuvvet Matbaacılık,1988,İzmir
12 Yeni Asır Gazetesi ,28 Aralık 1993
13 K.Görmez,Şehir ve İnsan,Milli Eğitim Basımevi,1991,İstanbul
14 Z.Erdoğmuş,Sosyolojide Son Gelişmeler ve Türkiye’de Etkileri,UNESCO Milli Komisyonu,1993,Ankara,s114-134
__________________


Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...
SHADOWS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-02-2008, 01:53   #5 (permalink)
Standart

emeğine sağlık usta teşekkürler...
__________________

Kan bozuk olmazsa mazi satılmaz,
Takım tutar gibi dava tutulmaz,
Moda da değildir her yıl atılmaz,
Geçen geçsin ben vazgeçmem davamdan...



VusLaT isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-02-2008, 01:54   #6 (permalink)
Standart

emegine saglık abi tesekkurler...
__________________


abee şafah gaç?
-garanlıh aslanım, işiye bah!
EmSaLsİz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Etiketler
sorunlari, kent


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Klavye Sorunları SHADOWS Yeni Başlayanlar 0 18-12-2007 13:47
Mause Sorunları SHADOWS Yeni Başlayanlar 0 18-12-2007 13:46
Selülit Sorunları SHADOWS Cilt Bakımı 0 06-05-2006 02:43


Türkiye +4. Şuan Saat: 19:19.

Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 knight online
site ekle Alexa Toolbar TOPlist Message Board Statistics