
Çocuk Eğitimi ve Bakımı icinde Okul Öncesi Çocuğun İhtiyaçları konusu , OKUL ÖNCESİ ÇOCUĞUN İHTİYAÇLARI GÜVEN SEVGİ HAREKET ANLAYIŞ İLGİ ÇEVRE Çocuğa sevgi ve anlayış ile yaklaşarak ona güven duygusunu vermemiz gereklidir.Bunu verirken çocuğun hem kendi akranları ile hem de yetişkinlerle ...
| |||||||
| Kayıt ol | Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 (permalink) |
| OKUL ÖNCESİ ÇOCUĞUN İHTİYAÇLARI GÜVEN SEVGİ HAREKET ANLAYIŞ İLGİ ÇEVRE Çocuğa sevgi ve anlayış ile yaklaşarak ona güven duygusunu vermemiz gereklidir.Bunu verirken çocuğun hem kendi akranları ile hem de yetişkinlerle kurduğu çevreyi göz önünde bulundurmamız gereklidir.Okul öncesi dönemdeki çocuğu ihtiyaçlarını anlaya bilmemiz için önce çocuğun kim olduğunu ve çevresel sorunlarını bilmemiz gereklidir. Okulöncesi Çocuğu Kimdir? Çocuklar bir günde bebeklikten okulöncesi döneme geçmezler. Siz çocuğunuzun ne kadar aksi ve işbirliğine girilmesi ne kadar zor bir çocuk olduğunu düşünüp durur ve bu duruma üzülürken bir süre sonra çocuğunuzun gerçekten büyümüş olduğunu, bir bebek gibi değil de bir çocuk gibi davrandığını fark edersiniz. En azından günün büyük bir kısmında böyle davranır. Bir çocuğu çocukluk dönemine sokan asıl değişmeler 2,5 – 3,5 yaşları arasındaki değişmelerdir. Çocuklar bir günde bebeklikten okulöncesi döneme geçmezler. Siz çocuğunuzun ne kadar aksi ve işbirliğine girilmesi ne kadar zor bir çocuk olduğunu düşünüp durur ve bu duruma üzülürken bir süre sonra çocuğunuzun gerçekten büyümüş olduğunu, bir bebek gibi değil de bir çocuk gibi davrandığını fark edersiniz. En azından günün büyük bir kısmında böyle davranır. Bir çocuğu çocukluk dönemine sokan asıl değişmeler 2,5 – 3,5 yaşları arasındaki değişmelerdir. Bir okulöncesi çocuğu dil gelişimi sayesinde artık daha az şey yapmaya daha çok şey söylemeye başlar. Becerileri artar ve daha çok şeyi başarır. Daha çok şeyi başardığını hissettikçe kendini daha çok içinde yaşadığı dünyanın bir parçası sayar ve o dünyayı genişletmek için daha çok zaman ve enerji harcar. Çocuğunuzun kendi kendine soyunma, yemek yeme ve ayakkabılarını giyme gibi becerileri arttıkça size daha fazla zaman kalır; ancak bu kez de kalan zaman çocuğun büyüleyici zihin gelişimini keşfetmek ve izlemekle geçer. Günden güne daha çok şeyi hatırladığını, daha önce öğrendiği bir şeyi unutmayıp yeni bir durumda kullandığını, isteklerini ertelemede zorlandığını ama seçim şansı verildiğinde basit seçimleri yapabildiğini görürsünüz. Okulöncesindeki çocuklar kendi etkinliklerini yetişkinlerin yaptığı gibi, hareket, düşünme ve duygulanım olarak ayrıştıramazlar. Bedenlerini kendileri olarak düşündükleri için bedenin gücü ve ne ölçüde etkili kullanıldığı her iki cinsiyet için de önemlidir. Bedeniyle yaptığı bir işte başarısız olan çocuk kendini tümüyle başarısız hisseder. Kendi gücünü bilmek, kendini ortaya koymak ve başarabileceklerini görmek ister. Yürüyebildiğini bilir, fakat ne kadar hızlı yürüdüğünü görmek ister, tırmanabildiğini bilir, fakat gördüğü bir duvara tırmanıp tırmanamayacağını merak eder. Bilek kuvvetiyle kaldıramadığı bir eşyayı omzuna kuvvet vererek kaldırabileceğini görür. Deneyimleri sonunda bizim için sıradan olan pek çok şeyi keşfeder. Örneğin, ayaklarını bir araya getirerek topu durdurabileceğini, avuç içinde ıslak kumu taşıyabileceğini fakat kuru kumu taşıyamayacağını, bayır aşağı koşabileceğini oysa bayır yukarı koşamayacağını, bir tahtanın üstünde elleri iki yana açık olarak yürüyebileceğini fakat lolipopu ağzına koymak istediğinde düşeceğini yaşayarak öğrenir. Bedeni ve zihni birlikte hareket ettiği için televizyonda dört nala giden atları gördüğünde kendisi de odada öyle koşar, bağırır, zıplar ve yerinde duramaz. Duygularını da hala bir ölçüde bedeniyle ifade etmeye devam ettiği için kızınca ağlayıp kendini yere atabilir. Sevgisini göstermek için gelip sık sık sizi öpebilir. Bu davranışlar içindeki bir çocuk, özellikle kalabalık yerlerde bu tür duygu gösterimleri sebebiyle utandırılmamalı ve fiziksel ceza uygulanmamalıdır. Bir okulöncesi çocuğa sahip olmanın en zor tarafı, onun duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını kabul etmek ancak onu incitmeden bunların uygun biçimde nasıl ortaya konulacağını öğretmektir. Okulöncesinde Sosyalleşme ve Disiplin Sorunu Okulöncesindeki çocuğun bebeklik döneminden farklı olarak 2 ayrı sosyal dünyası vardır. Bunlardan biri akranlarla, diğeri de yetişkinlerle ilişki içinde olunan dünyalardır. Yetişkinlerle olan ilişkide güç ve sınırlamalar genellikle yetişkinden gelir. Yetişkin, çocuğun davranışlarına rehber olur, onu yönlendirir ve ona öğretir. Çocuk bu işbirliğini çoğunlukla arar fakat bazen de bu tür bir birlikteliğe direnir. Çocuğun arkadaşlarıyla ilişkisi karşılıklılık ve işbirliği içerirken yetişkinlerle daha fazla koruma ve sınırlama içerir. Bir çocuğun yetişkinle ilişkisi onu, akranlarla olan ilişkiye hazırlar ve her ikisi de çocuk için gereklidir. Çocuğun yetişkinle ilişkisi özellikle kültürel değerlerin ve sosyal kuralların aktarılmasında oldukça kritiktir (Başkasının eşyasına zarar verilmez, selamlamaya karşılık verilmelidir, başkaları giyinir veya soyunurken seyredilmez vb). Akranlarla etkileşimde ise paylaşma, yardım etme ve sempati gösterme gibi olumlu davranışlar daha az; saldırgan ve bencilce etkileşimler daha fazladır. Fakat akranlarla paylaşma ve diğer olumlu davranışlar 4-12 yaşları arasında hızla gelişir. Okulöncesindeki yıllar çocukların hızla sosyalleştikleri yıllardır. Çocuklar çevrelerini araştırmak, yeni beceriler geliştirmek ve bağımsızlıklarını ortaya koymak üzere programlanmışlardır. Ana baba olarak bunu unutmamalı ve çocuğun patronu olmak yerine onunla işbirliği içinde olmaya çalışmalısınız. Çocuğun davranışlarını sınırlama ve ona kurallar koyma kolay olmayacaktır. Fakat herşeye rağmen çocuklar, özellikle kendi güvenliklerini sağlamayı öğrenmede isteklidirler. Bir başka deyişle aslında disipline muhtaçtırlar. Ancak disiplin, çocuğa emirler verme ve uymadığında cezalandırma değildir. Disiplin, sayısız farklı koşulda ve durumda tekrarlarla çocuğa nasıl davranacağını öğretme ve kendini kontrolü sizden ona geçirme işlemidir. Çocuğa ne yapacağını öğretirken emir vermek yerine onaylayabileceğiniz seçenekler sunun ve emirlerinizle onu çileden çıkarmak yerine karar alma becerisini geliştirin. Çocuğa nasıl davranacağını öğretme işi tam bir sabır işidir. Bu konuda size yardımcı olabilecek bazı altın kurallar şöyle sıralanabilir: Siz de onun davranmasını istediğiniz gibi davranın: Çocuk sizin ona gösterdiğinizden daha fazla anlayış, işbirliği ve ilgiyi size göstermeyecektir. Meşgul olduğunuzu söyleyerek bulmacasına yardım etmezseniz o da size masa hazırlarken yardım etmeyecektir. İyi davranışı ödüllendirin, kötülerini değil: Markette şeker için ağlayan çocuğu susturmak amacıyla şeker almayın, fakat şeker için ağlamadığında ödüllendirin. Genelde olumlu bir dil kullanın: Yap sözcüğü yapma sözcüğünden daha etkilidir. Çocuğunuza neyi yapmaması gerektiğini değil, neyi yapması gerektiğini söylemeye çalışın. Örneğin bisikletini koridorun ortasında bırakma yerine bisikletini şu duvarın kenarına bırak böylece takılıp düşmezsin deyin. İletişiminizde açık ve anlaşılır olun: Çocuğu yönlendirici ifadeleriniz olumlu olsa bile açık değilse işe yaramaz. Örneğin, “terbiyeli davran” olumlu bir ifadedir. Ancak kastettiği şey, “sevmediğim şeyleri yapma” dır. Bazen siz kendiniz bile kararsız iken çocuk neyi sevip neyi sevmediğinizi nereden bilecektir. Açıklama yapın: Yapmasını istediğiniz bir davranışın nedeni için çocuğa “çünkü ben öyle istiyorum” derseniz, çocuk bu açıklamadan hiç bir şey öğrenmeyecektir. Oysa “Makası yerine koymalısın. Eğer koymazsan sivri olduğu için batabilir.” Açıklaması o yaşlardaki çocuklara nasıl davranması gerektiğini anlatan bir açıklamadır. “Hayır” demeden önce düşünün: Bir davranışa gerçekten engel olmak ya da bir hareketi yasaklamak istediğinizde bir kez daha düşünerek bu sözcüğü kullanın ve hayır dedikten sonra geri dönmeyin. Çünkü bu sözcük çocuk ile aranızda en fazla çatışma yaratan sözcüktür. Sadece çocuğun güvenliği ile ilgili konularda katı olmakta yarar vardır. Beklentileriniz çocuğa uygun olsun ve ona güvenin: Çocuktan yapabileceğinden daha fazlasını beklemeyin ve yapabilecekleri için de ona güvenin. Örneğin kendi kendine bakabileceğinden eminseniz bir arkadaşının evine gitmesine izin verin. Değil ise göndermeyin. Gönderirken yapacağınız uyarılarla onun işini zorlaştırmayın. Tutarlı olun: Aile içi yaşamı düzenleyici temel kurallar getirin ve bunlara tüm ev halkı olarak uyun. Kararlı olduğunuz davranışlar için de kesin kurallar koyabilirsiniz; ancak çocuk, koşullar değiştiğinde kuralı esnetmenizi bekleyebilir ve bunu, duruma özgü bir değişiklik olarak değerlendirebilir. Örneğin, sizlerle yatması yasaklanmışsa bu, örneğin babaannesi geldiğinde onunla da yatamayacağı anlamına gelmemelidir. Hatalı olduğunuzda hatanızı kabul edin: Siz çocuğa model olduğunuz için hatanız olduğunda özür dilemeniz, ona da hatalı olduğunda özür dilemeyi öğretecektir. Çocuk, herkesin hata yapabileceğini anlarsa ne siz, ne kendisi ne de arkadaşları için yüksek standartlar geliştirmeyecek ve her hangi bir hatanızda hayal kırıklığı yaşamayacaktır. Yukarıda önerilen davranışların asıl amacı, çocuğun davranışını kontrol etme ve davranışları için sorumluluk almasını sağlamaktır. Eğer çocuğunuz sizin koyduğunuz sınırlamalara uymamakta direnir, başkalarına zarar veren saldırgan davranışlar gösterirse tüm bu davranışlarının sonuçlarına da katlanmayı öğrenmelidir. Bunun için çocuk cezalandırılabilir ancak ceza, çocuğa gerçekten bir şey öğretmelidir. Cezalandırmayla ilgili olarak aşağıdakiler önerilmektedir: Cezayı davranışın hemen üstüne verin. Eğer aradan zaman geçerse çocuk, hangi davranışının celandırıldığını hatırlamayacaktır. Fiziksel ceza vermeyin. Dayağın kendisi bir saldırganlık gösterisidir ve üstelik dayak yiyen çocuklar niçin dövüldüklerini hatırlamamaktadırlar. Dayak, çocuk ile olan işbirliğinizi elinizden almaktadır. Çocuğu aptal ve çaresiz hissettiren cezalar vermeyin. Sizin davranışını onaylamadığınızı belirten bir hareket veya ifade en iyi cezadır. Ceza olarak bir şeyi yasaklıyorsanız, bunu bağırarak değil, yavaşça ve kibar bir dille söyleyin. Çocuğa verilecek en iyi cezalardan biri, çocuğu çok kısa bir süre için aile içi etkileşimden ya da yaptığı etkinlikten men etmedir. Bu cezada çocuk, bağırıp çağırmadan uyarıcısız bir ortama (kendi odası veya evin belirli bir köşesi) gönderilir ve kaç yaşında ise o kadar dakika bekletilir. Çocuktan bu sırada, yaptıkları hakkında düşünmesi istenir. Okulöncesi dönemdeki çocukların önemli bir özelliği de çok hareketli ve saldırgan olmalarıdır. Bununla birlikte çocuklardaki saldırganlığın bir ölçüde ana babanın çocuk yetiştirme tutumlarıyla da ilgili olduğu bulunmuştur. Örneğin; her zaman izin verici davranan, çocuğu serbest bırakan fakat her zaman da cezalandıran annelerin çocukları en saldırgan çocuklar olurlar. Genellikle izin verici davranıp çok az cezalandırıcı olan anneler ile genellikle izin verici olmayan ve cezalandırıcı olan annelerin çocuklarında orta düzeyde bir saldırganlık, daha az izin verici ve daha az cezalandırıcı olan annelerin çocuklarında ise en az düzeyde saldırgan davranış gözlenmektedir. Ana babanın çocuk üzerinde hem sağduyulu bir denetimi hem de özerkliği cesaretlendiren tavırları birlikte yer aldığında, bu koşullarda yetişen çocuklar meraklı, aktif, girişken, uyumlu ve diğerlerine göre daha az olumsuz davranış gösteren çocuklardır. Eğer özerkliğin desteklenmediği bir ortamda çocukların davranışı üzerinde yüksek bir kontrol var ise bunun da çocukta merakın, girişkenliğin, orijinalliğin ve hayalin olmamasıyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Anne babaların çocuğa, onu olduğu gibi kabul ederek, anlayarak, sevgi göstererek ve destekleyerek yaklaştıkları, daha fazla açıklamada bulundukları koşullarda da çocuklar, kuralları ve düzenlemeleri daha kolay içselleştirmekte ve kendilerini kontrol etmeyi daha kolay başarmaktadırlar. Ayrıca böyle bir tutum ebeveyn ile çocuğu yaklaştırmakta, etkileşimi artırmakta ve böylece çocuktaki kaygı azalmaktadır. Ebeveyn-çocuk ilişkisi daha az korkulu ve daha az güç yönelimli bir ilişki haline gelmektedir. Bu koşullarda çocukların özsaygıları yüksektir ve olumlu davranışlar daha fazladır. Okulöncesi Çocuğunun Tipik Korkuları Felaketlerden korkma: Hayal gücü çok iyi çalışan okulöncesi çocuğu, pek çok olası olmayan korku yaşar. Örneğin, kaybolacağı, evin yanacağı, anne babasının öleceği ya da evi terkedeceği gibi konulardaki kaygı ve korku bazen çok yoğun yaşanabilir. Yaralanmaktan korkma: Kendine ait bir bedeni ve kendiliği olduğunun farkına varan çocuk kendine olabilecekler hakkında kaygı duymaya başlar. Cinsel merak arttığı için cinsiyetler arasındaki farklılık keşfedilir ve bu konudaki kaygılar da artar. Kan ve acı, duydukları korkunun özünü oluşturur ve bu sebeple küçük yaralanmalardan bile çok korkarlar. Kırık dökükten endişe duyma: Çocukların kendilerine ait yaralanma korkuları pek çok çocukta başka şeylere de yayılır. Herhangi bir şeyin kırılmasından çok rahatsız olurlar. Bazı çocuklar bu sebeple yap-boz oyunlarından hoşlanmazlar. Yetişkinlerin kullandıkları bazı sözcüklerden korkma: Çocuklar yetişkinlerin kullandığı bazı mecaz ve soyut ifadeleri gerçek anlamında anlayamadıkları için korku duyarlar. Korkulu çocuk filmleri ve çocuk kurbanlar da dünyanın tehlikeli bir yer olduğu yolundaki düşüncelerini pekiştirir. Farklı görünüşünüzden endişe duyma: Çocuk sizinle birlikte olduğunda kendini güvende hisseder. Sizin bedenen ve ruhen kendisi için hazır olduğunuzu bilme onu rahatlatır. Fakat özellikle anne babayı depresyonda veya incitilmiş görme onda yalnızlık hissi uyandırır. Aranızda bir engel olduğunu hissettikçe, size daha fazla asılır ve daha talepkar olur. Yeni yerlerden korkma: Genellikle çocuklarla ilişkiler aynı mekanlarda aynı işleri yaparak yaşanır. Bu nedenle çocuk sizinle birlikte olsa bile mekan değiştiği için çocuk mutlu olmayabilir ve eve dönmek isteyebilir. Tatile çıkma ve taşınma bu tür endişelere örnektir. Tatile giderken çocuğun valize eşyalarını koymasını, yanına birkaç oyuncağını almasını sağlayabilirsiniz. Yeni bir eve taşındığınızda ise çocuk için bir köşe hazırlayın ve mümkün olduğu kadar kısa sürede bir düzen kurun. Çocuk evin bilişsel haritasını oluşturuncaya kadar gece ışık yakabilir ve ilk gece çocukla birlikte yatabilirsiniz.Çocuğunuzun korkularıyla alay etmeyin ve alay edilmesine izin vermeyin. Siz alay ettikçe o korkusunu gizleyecek ya da maskeleyerek korkusuz görünmeye çalışacaktır. Kendinde olan bitenle baş etmeyi öğrendikçe korkuları azalacaktır. Ayrıca yaşantılarıyla, düştüğünde ölmediğini, anne babasının kaçmadığını, evi hırsızların basmadığını ve güvende olduğunu fark edecektir. Çocuğunuzun ev dışındaki hangi yaşantıların ve deneyimlerin üstesinden gelebileceğini kestirin ve onu, hayal kırıklığı yaratmayacak ve strese sokmayacak yaşantılar için cesaretlendirin. Çocuğu yeni deneyimler için çocuğu bir yarışa sokmayın. Bazen 3-4 yaşında bir çocuk hala annesine asılırken, 2 yaşındaki başkalarıyla birlikte bir şeyler yapabilir.
__________________ Çeşitli Konu İçerikleri ve Teknik Destek - Yazılım Vs Vs Alanlarda Sorularınıza Cevap Veremeyeceğim İçin Üzgünüm... Diğer Yetkili Arkadaşlar Sizlere Yardımcı Olacaklardır... Saygıyla... Closed Admin (: Yetkilerim Kendi İsteğim Dahilinde Alınmıştır... ![]() | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| okul, oncesi, cocugun, ihtiyaclari |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |