Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu

 

Yazın Alanında ''Kadın'' Olmak

E-Edebiyat icinde Yazın Alanında ''Kadın'' Olmak konusu , Edebiyat eserlerinde olmazsa olmaz ilk koşul, bir düşün peşinde üretilmiş olmasıdır ilkin. Edebiyatçının okuruna ilk borcu da, düş kurmak ve bu düşün gerçekleşebilmesi için insana önerilerde bulunacak eserler üretmektir. Bu ...


Geri Dön   Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu > Kültür & Sanat > Genel Kültür > E-Edebiyat

Kayıt ol Albümler Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 02-10-2007, 02:44   #1 (permalink)
İntikam_Soğuk_İçilir
Standart

Edebiyat eserlerinde olmazsa olmaz ilk koşul, bir düşün peşinde üretilmiş olmasıdır ilkin. Edebiyatçının okuruna ilk borcu da, düş kurmak ve bu düşün gerçekleşebilmesi için insana önerilerde bulunacak eserler üretmektir.
Bu yolda ilk adım insana ve hayata dair sorular sormakla atılır. Çünkü soru sorarak başlar edebiyat düşlere giden yolda yürümeye. Bunun için de verili olandan yola çıkar ya da yararlanır. Gideceği yer neresidir bir yazarın, çok da dert değildir onun için. O yola çıkar ve yürür. Gecelerini, gündüzlerini, aklını, duygularını, çok daha başka şekillerde değerlendirebileceği o kısacık zamanlarını kendinden yola çıkarak “insan”la buluşabilmek adına harcar. Nedir bu çabanın getirisi? Günümüzdeki popüler değer yargılarına yüz vermeyen ve insanca bir duruşu korumak adına güncel kazanımları umursamayan, bu nedenle de “medyatik olmak” adına kılını kıpırdatmayı “zül” sayan yazara göre “HİÇ!”

Peki nedir bu “Düş Kurmak” denilen şey? Eğer düş kurmak, kurmaca bir dünya yaratmaksa, tam da Edgar Allen Poe’nun sözünü anmanın sırasıdır: “Gerçek kurmacadan daha gariptir.” Demişti büyük usta. Öyleyse gerçeğin kuru ve çıplak ifadesinin sıkıcılığından kaçmak için sığınılan sahte bir barınak mı sayacağız sanatı?

Gerçek, elinizin altındaki bir nesne gibi asla biçime gelmez; o ancak biçim alabilir öğelerle karıştırıldığında algı kapılarımızdan içeri süzülerek bize anlam dünyasının kapılarını açabilir. Düşleri gerçeklikten sıyırıp yine gerçeklik kılma işi sanatın işi değil mi peki?

Gerçek’in tekdüze kurallarını katlanılabilir kılan tek büyülü değnek insan zihninin en uçtaki gelişkinliği olan düş kurma yetisi değil mi? Üstelik de bu yetinin en yetkin görüngülerinden biri edebiyatta, özellikle de şiirde somutlanmıyor mu? Peki, düş kurmanın bir ölçütü, ya da düş kuranın ve bu düşü insana aktarma ediminin sanattan daha başka bir tanımı olabilir mi? Peki sanat üreticisinin var mıdır bir tanımı? Yani mavi gözlüler düş kuramaz, ya da uzun boylular kısa boylulara oranla daha iyi düş kurarlar gibi bir kurallar dizgesi mi keşfedilmiş kimse farkında olmadan? Peki, sanat insan zihninin bir üretimi olduğuna göre, şu tür insanlar sanatçı olur, bu türler ise asla! gibi bir ayrıştırmanın altında yatan ne olabilir?

Öyleyse nedir bu, kadından şair olmaz v.b söylemlerin altında yatan? Yoksa kadın insan değil mi, ya da Cahiliye dönemini geçemedik mi hâlâ?

Takdir edersiniz ki, bizim gibi, sözel kültürden yazılı kültür aşamasına tam anlamıyla geçememiş ülkelerde yazı/şiir yazmak ve seçtiği yazın alanında direnmek zor zenaattir. Bunun üstüne bir de kadın olmanın getirdiği ek yükümlülükler ve halen tüm dünyada yürürlükte olan erkek egemen anlayışın kadının yaşamına her alandaki müdahalesinin getirdiği zorluklar göz önüne alınırsa, hem kadın hem de şair olmak, kendi daraltılmış hayatının sözcüklerini yıkıp yeniden kurarak bütün dünyayı ve hayatları sığdıracağı yeni bir sözcükler dünyası yaratmak pek de azımsanacak bir olgu olmasa gerek.

Yukarıda değindiğim gibi sanat, insani bir üretim tarzıdır ve insan tarafından üretilir. Bu anlamda hayatımın hiçbir döneminde, cinsiyet ayrımcılığını da çağrıştıran, “Kadın Şair, Erkek Şair” söyleminin yakın bakmadığımı belirtmek istiyorum. Nasıl ki şiirin cinsiyeti söz konusu edilmiyorsa, şairin cinsiyeti de bir şiirin değerlendirilmesinde ölçüt değildir ve olmamalıdır.

Nasıl ki, genç şair, Adanalı şair ve böylesi söylemler bir alt kategoriyi imliyorsa ve “Erkek Şair” tanımının olmadığı bir dünyada yaşıyorsak, “Kadın şair” başlığının da bir alt kategori olarak vurgulandığı açıktır.

Önce bir görüngüye değinerek devam edeyim; Bu görüngü bize sanatta çağlar boyu kadının, hep erkeğin –Ya da sistemin- görmek ve göstermek İstediği kalıplar içinde olduğunu söylüyor. Ve de şiirin, resmin, kısaca sanatın nesnesi konumunda olduğunu. Nedense insan/kadın gerçek dünyadan sonsuza dek dışlanmak istenmiş sanki.

Düş kurmaktan söz ettik ya, bir de yaşanılan/ yaşatılan gerçekliğe değinelim; Kadın yazar çağlar boyunca "kadınca" işlerin ve olguların dünyasını anlatmak, ya da tek ve cinsiyetsiz olduğu varsayılan yazın dünyasına, bir erkek gibi yazarak katılmak zorunda kalmış. Neyin "kadınca" olduğuna karar veren erkekler dünyası ve egemen yazın alanı aslında erkek yazını olmuş hep. Yani kadın yazar, kabul görebilmek adına oyunu erkeklerin kurallarına göre oynamak durumunda kalmış çoğunlukla. Salt bu nedenle bile, erkeklerin dünyasında kadınlar uzun süre ya suskun kalmış, ya da yalnızca kendileri için belirlenen alanlarda üretebilmişlerdir sadece. Bunun bedeli de tarihsel sürecin dışında kalmak, "kadınca" yazmanın bedeli ise ciddiye alınmamak ve küçümsenmek olmuş ne yazık ki!

Şiirden yola çıkarsak; Kadın şairin işi elbette zor. Erkek olan şaire "erkek şair" tanımlaması getirilmezken, kadın olan şaire "kadın şair" demek zorlukların nerede başladığını gösteriyor. Dildeki cinsiyetçi ayrımcılığın ne kadarımız farkındayız üstelik? O ki, dil kavramların ifadesidir ve insan zihni kavramlarla düşünür. Üstelik, dünyada “kadın yazar” diye bir tanım olduğu sürece bu tanımdan şu ya da bu şekilde etkilenecektir zihinler. Ve kendiliğinden bir alt kategori oluşacaktır, yazarlar ve kadın yazarlar diye. Böyle bir kategori yok mu zihinlerinizde? Lütfen bir yoklayınız beyninizin kıvrımlarını..

Tarihsel süreçte, sözel kültürün egemen olduğu ilkel/komün al topluluklarda, bu kültürün taşıyıcısı baskın olarak kadın. Antik çağlarda yaradılış özelliklerine bağlı bir işbölümünün söz konusu olduğu biliniyor. Maden çağından itibaren, özellikle de mülkiyet kavramının devreye girmesiyle birlikte kadının konumunu yitirerek, tanrıları ve peygamberleri nedense hep erkek olan dinlerin de etkisiyle erkekler dünyasında köleleşme sürecine giriyor. Ardından kutsal aile imajı ve kadının dört duvar ardındaki yaşam biçimine mahkûm edilişi. 17. Yüzyıldan itibaren de kadının konumunun genel kabulü ve bu imajların bir takım sembollerle sanatta (özellikle resim sanatında) ifadesini bulması. Ana/Meryem (saygınlık/özveri simgesi), güzellik simgesi/Venüs (estetik simge) Fahişe/Magdelena (günahkarlık simgesi). Bu sanat ürünlerinde, kadına biçilen rollerin (giydirilen maskelerin) estetik değerler yardımıyla kabul görmesi, toplum ve kadın tarafından içselleştirilmesi süreci yaşanıyor. Açık ya da örtük bir biçimde bu imajlar günümüzde de sürüp gidiyor ne yazık.

Oysa kadın, hem iyi hem kötü. hem aziz hem günahkar. Yani, insan işte. Estetik bir varlık belki, ama estetiğin sadece nesnesi mi? Parçalanan da aslında görüntüsünden çok kadının özne/beni, insan kimliği. Günümüzde, modern yada öyle olduğu varsayılan toplumlarda kadının sokağa çıkması, sokakta akıp

giden yaşama dahil olması, toplumsal üretime katılması bir ölçüde mümkün olmuş. Ama sokak yine erkeklerin egemenliğinde.

Karar mekanizmaları da öyle. Kültürel alan öyle değil mi peki? Birleşmiş Milletler bünyesinde yapılan bir araştırmaya göre, dünyadaki işlerin onda dokuzunu kadınlar üstlenmiş, buna karşın mülkiyetin sadece dörtte biri kadınlara ait.

Yani kültürel bağlamda kendini var edebilmesi çok zor kadının. Çünkü parasal kaynakların pek çoğu erkeklerin elinde. Parası olmayan kadın da bu sistemin sunduğu kültürel kaynaklara, gelişmiş eğitim olanaklarına yeterince ulaşamıyor. Binlerce yıl sokaktaki yaşamın ve yazınsal kültür alanının (istisnalar kaideyi bozamamış) hep dışında bırakılmış, üretime sadece hizmet içeren rutin işler bazında katılmasına izin verilmiş, bu nedenle de düşünme yetisi sadece bir pencerelik açılabilmiş kadının, kültürel alanda başa güreşebilmesi için gerekli birikimi edinebilmesi ne kadar da zor!

Ne diyordu Sylvia Path bir şiirinde:

İnsan oldum, tek başıma doğan/ Kadın oldum, sağlam malzemeden/ Yaşarım sıktığım suyla taştan/ Balla börekle beslenmeden.

Güzel sanatların herhangi bir dalıyla uğraşan ve bu alanlarda başat eserler veren kadınların sayılarının az oluşu, hep bir suçmuş ya da onun eksik etek oluşunun bir kanıtıymış gibi konulur kadının önüne çoğunlukla. Ama kimse onlara, susturulmuşluklarının, ömür boyu boyun eğmelerinin, bastırılmışlıklarının nedenselliklerini ortaya koyarak bellek tazelemesi yapmalarını beklemez ve "özne/ben" olmaya çalışırken ne gibi bedeller ödediklerini sormaz. Bin türlü mücadeleyle o konuma geldikten sonra bir kadın olarak yerini koruyabilmenin zorluğunu, çektiği sıkıntıları, yapılan ayak oyunlarını dile getirmeye çalışan bir kadını ise, sırf bunlara değindi diye aşağılamaya kalkışır üstelik.

Bir şeyler değişmiyor mu? Tabi ki değişiyor. Değişim yasaların en değişmez olanı. Günümüzde bu değişimi somut olarak gözlemek mümkün. Edebiyat alanında da değişiyor bir şeyler. Kadın yazarlar, kadın şairler, biraz ürkekçe belki, ama yine de seslerini yükseltiyorlar. Giderek, iç sıkıntılarının ya da kadınlık durumlarının dışındaki konularda ve yeni söylem biçimleriyle seslerini yükseltiyorlar. Öğreniyorlar.

Ama asıl öğrenilmesi gereken, kadının erkeğe/erkeğin kadına iktidar olanın dayattığı biçimdeki yönelişten kurtulup, ortak bir dil ve davranışla iktidar olana yönelmesi gerekliliğidir. Asıl soru şu: Yazar, düşlerinin peşinde koşan ve kotardıklarıyla yeni bir dünya kurgulayan insan mı, yoksa aklının sınırlarını gerçekliğin sonuna değin gererek devşirdikleriyle salt kendi dünyasını kurmaya çalışan insan mı?

Yanıt belli sanırım. Önce kendi dünyanı kuracaksın ki düşlerinle, bu düşleri insanın evrensel güzelliği ile buluşturabilmenin yoluna adım atabilesin.

Bunun için de ailenin, çevrenin, toplumun, iktidarın sana öğretmiş, hâttâ dayatmış olduğu “sen”i yeniden yaratman gerekiyor öncelikle.

Bugüne kadar erkek alanı olarak belirlenmiş alanlarda, erkeksi olduğu varsayılan konulara, toplum sorunlarına cinsiyetsiz bir bakış açısıyla yaklaşım, kadın konularına da elbette kadın gözüyle yaklaşım, bu alandaki kadının üstesinden gelmesi gereken bir mesele olarak duruyor hâlâ. Apaçık ortada. İktidarı peşin kabullenmeden yaratılabilecek ortak insan diline yönelebilmek gerek artık

Hayatın şarkısı salt kadın dili ile elbette yaratılabilir ama bu şarkının kadın ve erkeğin ortak diliyle yaratılması bütün insanlığın problemidir.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 02-10-2007, 19:26   #2 (permalink)
Standart

Alıntı:
Oysa kadın, hem iyi hem kötü. hem aziz hem günahkar. Yani, insan işte. Estetik bir varlık belki, ama estetiğin sadece nesnesi mi? Parçalanan da aslında görüntüsünden çok kadının özne/beni, insan kimliği. Günümüzde, modern yada öyle olduğu varsayılan toplumlarda kadının sokağa çıkması, sokakta akıp

giden yaşama dahil olması, toplumsal üretime katılması bir ölçüde mümkün olmuş. Ama sokak yine erkeklerin egemenliğinde.[/b]
Belki konuyla alakası yok,nöbetci olduğum hastaneye yaralı dövülmüş kadınlar geliyor.Herşey kadının suçu bu toplumda.Her yük onlarda.İftiralara,şiddetlere maruz kalan kadınlar.Kadınlarımızı ,bizi de bir kadın doğurdu öznesini unutarak ezen bir toplumuz biz.Bu heryerde var.Kadın azıcık akıllı olsun,erkek çekememezliği ezme girişimleri,karalama çabaları.Yine de diyorum ki bu bağnazlıklara,fiziksel/ruhsal kadına karşı yapılan saldırılara rağmen toplumu ayakta tutan yine kadınlarımız.

Toplumumuzda güzel ve akıllı kadın olmayacaksınız.Saf ve aptalı oynayacaksınız ,inanın o zaman istediğiniz yerlere gelmeniz daha kolaylaşır.

Ataerkillik aile reisinin/erkeğin evin sorumluluğunu üstlenmesidir.Kadını ezmesi,aşağılaması değil.Kavramları bilmeden biz ataerkil bir aileyiz diyen bir cahileye toplumunda yaşıyoruz malesef.

Ve bu cahil beyinlerimiz yüzyıllarca sürecek...Kadını et parçası gibi görmekten vazgeçmezsek..

Paylaşımınız için teşekkürler.
__________________
<div align="center">ŞEHİT EMANETLERİN ŞEREFİMDİR!!!!!SEN RAHAT UYU MEHMED'İM!!!</div>
ALMİLA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Etiketler
olmak, 3939kadin3939, alaninda, yazin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kadın Olmak masum_kedi Kızlar Klubü 11 13-02-2008 17:48
Doğuda Kadın Olmak Mè£odî Resim Arşivi 1 24-10-2007 19:18
Kadın Olmak Çok Zor Dostum pink Kızlar Klubü 6 30-08-2007 22:46
..::Doğuda Kadın Olmak::.. cHiLeK Resim Arşivi 8 28-10-2006 22:46
Annelik Ve Kadın Olmak İstanbul_Gibi_Kız Bayanlara Özel 0 18-10-2006 02:25


Türkiye +4. Şuan Saat: 08:32.

Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 knight online
site ekle Alexa Toolbar TOPlist Message Board Statistics