Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu

 

Unutulmayanlar

Galatasaray Kulubü icinde Unutulmayanlar konusu , AĞLARI YIRTAN GOL Metin Oktay'ın ağları yırtan golü, Türk futbol tarihinin en ilginç olaylarından biridir. 1959 yılında iki grup halinde yapılan Türkiye Ligi maçlarının finalinde Galatasaray-Fenerbahçe karşı karşıya gelir. 10 ...


Geri Dön   Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu > Spor > Galatasaray Kulubü

Kayıt ol Albümler Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20-09-2006, 20:10   #1 (permalink)
Standart


AĞLARI YIRTAN GOL
Metin Oktay'ın ağları yırtan golü, Türk futbol tarihinin en ilginç olaylarından biridir. 1959 yılında iki grup halinde yapılan Türkiye Ligi maçlarının finalinde Galatasaray-Fenerbahçe karşı karşıya gelir.
10 Haziran 1959 günü İnönü Stadı'nda oynanan maçın 39.dakikasında soldan dalan Metin Oktay, Fenerbahçe'nin santrhafı Naci Erdem'i geçtikten sonra ceza alanına girdiği anda müthiş bir sol vuruş yapar. Özcan Arkoç'un bakışları arasında ağlara giden top oradan da dışarı çıkar.
"Ağları yırtan gol" olarak tarihe geçen bu olay herkesi şaşkına çevirir. Golden sonra Fenerbahçeli futbolcular ağları kontrol etmekten kendilerini alamazlar.
Sarı Kırmızılı takım bu maçı Metin Oktay'ın tek golüyle 1-0 kazanır. Ancak 3 gün sonra yapılan ikinci maçı 4-0 kazanan Fenerbahçe Şampiyon olur.

YIL 1911,YER FENERBAHÇE
Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin en unutulmaz olaylarından birisi 1910-1911 sezonunda yaşanmıştır. 12 Şubat günü Kadıköy'deki Union Club sahasında yapılacak maça, aşırı lodos nedeniyle bazı Galatasaray'lı futbolcular karşıya geçemez. 11 kişilik takımı tamamlayamayan Galatasaray, Fenerbahçe sahasındaki maça ancak 7 kişi çıkabildi. İnanılmaz bir inançla mücadele veren 7 kişi Fenerbahçe'yi kendi sahasında 7-0 yendi. Sarı Lacivertli takım da bu maçta kalecisi Ali Said'in sakatlanıp çıkması sonucu 10 kişi ve kalecisiz oynamak zorunda kalmış ve gol yiyenin kaleyi bir diger arkadaşına devretmesi şeklinde öteki futbolcularda bir bir kaleye geçmiştir. Bu inanılmaz zaferi kazanarak ezeli rekabetin en parlak sonuçlarından birini elde eden Galatasaray takımının o maçı hangi kadrosuyla oynadığını saptamak ne yazık ki mümkün olmamıştır. Bu konuda, kaynaklar arasındaki çelişkiler içinden çıkılabilecek gibi değildir.
Yanlışı göze alarak verebileceğimiz kadro şöyledir: Ali Sami - Ali, Bekir Bircan, Horace Armitage, Celal İbrahim, İdris, Emin Bülent.
(Cem Atabeyoğlu, bu maçta kalede Ahmet Robenson'un oynadığını belirtiyor. Ayrıca, onun verdiği kadroda Horace Armitage ve Bekir Bircan yok. Emin Bülent de iki ayrı kişi olarak verilmiş... Ancak, bütün bu isimlerin anılmış olması nedeniyle yine de belli bir sonuca varmış oluyoruz.)

Eşfak Aykaç ve Gustav Sebes'in 28 yıl önceki anıları...
1956 yılının 19 Şubat günü Türk futbolunun en büyük mucizesi gerçekleşti...
Türkiye-Macaristan'ın İnönü Stadı'nda 3-1 yendi... Hürriyet, bu tarihi olayın "iki önemli adamı" Türk Milli Takım Tek Seçicisi Eşfak Aykaç ile Macar mucizesini yaratan ünlü futbol adamı Gustav Sebes'in anılarına el koydu.
Eşref Aykaç, yarattığı mucizeden sonra soyunma odasının şaşkınlığını şöyle anlatıyor:
"Bir ara kendimi bayılacakmış gibi hissettim. Macar soyunma odasına girdiğimde başta kaptan Puskaş, milletvekili Bozsik ve Hidegkuti olmak üzere bütün takım ayağa kalktı... Çoğu ağlıyordu... Şaşırdım gözlerim doldu... " Eşfak Aykaç, o tarihi anı bugüne kadar hiç neşredilmemiş yönlerini Türkiye-Macaristan maçı öncesi Hürriyet'e yazdı...
# SEBES, 28 yıl önceki Puşkaş, Kocsis, Hidegkuti, milletvekili Bozsik gibi dev isimlerle yarattığı Macar harika takımını anlatan hatıratında şunları yazıyor: "Macar harika takımını mayınlayanlar ne Almanlardır, ne de İngilizler. Bizi Türkler dize getirdi..."
# "Macar Milli Takımı'nda, Türklerden iki kişinin oynayacağı kanısındayım: İsfendiyar ve Lefter..."
# "Türkler bize oynadıkları futbolu dünya kupasında tekrarlasalardı ne olurdu sorusunu zaman zaman sordum. Herhalde ilk dört içinde yer alırlardı..."

Yurt dışına çıkan ilk takım GALATASARAY
Türk futbolu yurt dışına ilk kez 1911 yılı Eylül ayında çıktı. Ve bir Türk takımı, Avrupa sahalarında ilk maçını 11 Eylül 1911 günü, Macaristan'ın Kolojvar kentinde, bu kentin adını taşıyan Kolojvar takımıyla yaptı. Bu Türk takımı Galatasaray idi.
Ahmet Robenson- Neşet İsmet-Cevat, Hasan, Bekir Bircan-Dalaklı Hüseyin, İdiris, Celal (Şehit) Galip Kulaksızoğlu, Emin Bülent Serdaroğlu'ndan kurulu Galatasaray, Türk futbolunun yurt dışındaki bu ilk maçında Macar Kolojvar'a 5-1 yenildi.
Yine aynı kentte, aynı takımla 13 Eylül 1911 günü oynayan rövanş maçını 4-1 kaybeden Galatasaray, 15 Eylül 1911 günü Budapeşte'de ünlü F.T.C. (Ferençvaroş) takımıyla karşılaştı, bu maçı da 7-1 kaybetti.
Bu ilk yurt dışı seyahatin son durağı olan Bükreş'te 20 Eylül 1911 günü Bükreş Karması ile oynayan Galatasaray, bu maçı 11-1 gibi çok açık bir farkla kazanarak yurt dışında ilk galibiyeti elde eden Türk takımı olmak onurunu da kazandı.





METİN OKTAY

2 Şubat 1936'da İzmir'de (Karşıyaka-Çiftefırınlar) doğdu. Karşıyaka Soğukkuyu İlkokulu, Alsancak İlkokulu, İnönü Lisesi ve Mithatpaşa Erkek Sanat Enstitüsü'nde (Mobilya bölümü) okudu. 15 yaşında Damlacık Kulübünde 8 numaralaı formayı ( 8 numaraları forma çok sevdiği Sait Altınordu'un forma numarasıydı) giyerek futbola başladı. Adnan Suvari'nin futbolcu-antrenör olarak görev yaptığı Yün Mensucat'a transfer oldu ve yeni forması altında 14 gol attı ve Genç Milli Takım aday kadrosuna çağrıldı. 11 Nisan 1954' te Belçika maçında ilk kez milli oldu ve 4-0 kazanılan maçın 2 golünü o attı. Aynı yıl İzmirspor'a transfer oldu ve bu forma altında 17 gol atarak gol kralı oldu. İzmirspor da Mahalli Lig'i şampiyon bitirdi.

1955'te 19 yaşında Galatasaray' a transfer oldu. Galatasaray formasıyla ilk kez (28 Ağustos 1955) Beyoğluspor'a karşı oynadı ve ilk golünü attı. 1956 yılının Şubat ayında Millilerimiz macarları 3-1 yenerken, 2 golü Lefter 1 golü Metin attı. 29 Ocak 1959'da İzmir'de Oya Sarı ile evlendi. 10 Haziran 1959'da Fenerbahçe ile oynananTürkiye ligi finalinin ilk maçının 37. dakikasında rakip kaleye ünlü ağları yırtan gol" ünü attı. 22 Haziran 1959' da babasını yitirdi. Transfer döneminde İzmirspor'un o gün için büyük bir tutar olan 30.000 TL'lik transfer teklifini reddederek çok sevdiği kulübünde kaldı ve bu nedenle eşinden ayrıldı. 14 Eylül 196'ta eksik askerlik yaptı savıyla tutuklandı ve toplam 45 gün Paşakapısı ve Toptaşı Cezaevlerinde kaldı.

18 Aralık 1960'ta İnönü Stadı'nda oynanan maçta Galatasaray-Fenerbahçeyi 5-0 yendi ve Metin 4 golün sahibi oldu. Temmuz 1961'de italyanın Palermo Kulübü'ne transfer oldu. Haziran 1962'de yeniden Galatasaray'a döndü. 12 Mayıs 1965'te İstanbul'da Servet Kardıçalı ile evlendi. Aynı yıl "Taçız Kral" filminde başrol oynadı. 9 Şubat 1966'da Zeynep adını verdikleri bir kız çocuğu oldu ama Servet Metin Oktay çiftinin "prenses"i ancak 6 saat yaşadı. 1969'da Galatasaray şampiyon, kendiside gol kralı olduktan sonra, İstanbul ve İzmir'de yapılan jübilelerle futbolu bıraktı. 13 Eylül 1991 'de bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrıldı.

Futbol yaşamı boyunca rakip fileleri tam 608 kez havalandırdı.
1 kez İzmirspor'da, 10 kez Galatasaray'da şampiyonluk gördü.
10 kez gol kralı oldu ( Biri İzmir Profesyonel liginde...)
1956-57 İstanbul Profesyonel Ligi 17 gol
1957-58 İstanbul Profesyonel Ligi 19 gol
1958-59 İstanbul Profesyonel Ligi 22 gol
1959 Türkiye Ligi 11 gol
1959-60 Türkiye Ligi 33 gol
1960-61 Türkiye Ligi 36 gol
1962-63 Türkiye Ligi 38 gol
1964-65 Türkiye Ligi 17 gol
1968-69 Türkiye Ligi 17 gol
Maç başına 1.6'lık gol ortalaması kırılamadı.
40 Kez milli oldu (4'ü Genç Milli Takım). 7 kez kaptanlık yaptı ve toplam 17 gol attı. Tüm futbol yaşamında 1 kez oyundan ihraç edildi(Bir Fenerbahçe maçında)
Kaynak : GS Dergisi 3.Sayı








GEORGE HAGİ

Hayatı

Gica, Hagi ailesinin (Sultana ve Elena adında iki ablası ile birlikte) 3 çocuğundan biridir. 5 Şubat 1965 tarihinde Köstence'nin Sacele köyünde dünyaya geldi. 6 yaşındayken hiç unutamadığı bir hediye alır: bir top. Bu top onun ilk topudur ve böylece efsanenin yaratılmasındaki ilk tuğlayı koyan annesi Chirata'dır.

İkinci tuğla da hiç kuşkusuz onu keşfeden ve Farul Köstence genç takımında ilk hocalığını yapan Josif Bukossi tarafından koyulmuştur. Hagi futbolculuk yaşantısındaki en büyük katkıyı Bukossi’den aldığını sık sık dile getirir. Bukossi onun için hocaların hocasıdır.

Balint Belodedici ve Popescu en sevdiği arkadaşlarıdır. Hatta Popescu ile arkadaşlıklarını bir adım ileri götürmüşler ve bacanak olmuşlardır. İki kız çocuk babası olan Gica iyi bir ev erkeği görüntüsü vermektedir.

Klüp Kariyeri:

Gheorghe Hagi futbola Farul Köstence'nin gençler takımında başladı. İlk resmi maçına 11 yaşında çıktı. 1979-80 sezonunda lisanslı olarak Farul Köstence takımını oyuncusu oldu. 1983 yılına gelindiğinde sınava girmeden üniversiteye gidebilmek için Universitatea Craiova takımıyla sözleşme yapar. Bu haber Çavuşevsku'nun oğlu Nicu'nun kulağına gider. Hemen Hagi'yi Bükreş'te bir üniversiteye yazdırır ve Onursal Başkanı olduğu Sportul Studentesc'e transfer eder. Hagi 1986 yılına kadar oynadığı Sportul'da 108 maç oynar ve 78 gol atar. Bu dikkat çekici başarı Çavuşesku'nun en büyük oğlu Valentin'in gözünden kaçmaz. Kardeşi ile arası hiç de iyi olmayan Valentin, Hagi'yi ordu takımı olan Steaua Bükreş'e transfer eder

1986 yılı Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonu Steaua, Avrupa Süper Kupası Finali'ne çıkarken Hagi de kadrodadır. Üstelik maç Hagi'nin serbest vuruştan attığı golle 1-0 biter. Ayrıca ilk senesinde Romanya Kupası ve Romanya Lig Şampiyonluğu'nu kucaklayan Hagi, daha sonra da Steaua ile 1 Romanya Kupası ve 2 şampiyonluk kazandı. Ayrıca 1989 ylında Şampiyon Kulüpler Kupası'nda final oynama başarısını göstermiştir.

1990 yılında rekor bir ücretle olan 4 milyon $ karşılığı Real Madrid'e transfer oldu. Burada Toschack ve Antiç ile çalışan Hagi şampiyonluk yaşayamaz. İkinci senesinde şampiyonluğa çok yakınken ligin son maçında Tenerife’ye yenilir ve şampiyonluğu kaçırırlar; Hagi bu maçı oyunculuk kariyerindeki en kötü maç olarak niteler. Takım içi guruplaşmaların da iyice arttığı bu dönemde, iyice rahatsız olan Hagi, Lucescu’nun çalıştırdığı Brescia kulübüyle anlaşır. İlk senesinde Brescia ile küme düşen Hagi, transfer tekliflerine rağmen kendisi için “kaçtı” denmesini istemediğinden takımdan ayrılmak istemez.

Fakat 1994 Amerika Dünya Kupası’da öylesine başarılı olmuştur ki yine 4 milyon $ bonservis bedeliyle bu sefer bir başka İspanyol devi olan Barcelona’ya transfer olur.

Gerçek patlamayı ise 1996 İngiltere Avrupa Kupası’ndan sonra transfer olduğu Galatasaray'da yapmıştır. 5 sezon kaldığı Galatasaray'da 1 Avrupa Süper Kupası, 1 UEFA Kupası, 4 Lig Şampiyonluğu, 2 Türkiye Kupası, 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası kazamıştır. Bunun ötesinde Galatasaray'da bir mit olmuştur. Galatasaray tarihinde en sevilen yabancı futbolcu olduğu hiç kuşku götürmez.

Milli Takım Kariyeri

17 yaşında Lucescu tarafından ilk defa A Milli Takıma çağrılan Hagi, o ana dek 16, 17 ve 18 yaş-altı takımlarında 49 kez, olimpik Milli Takımda ise 4 kez milli olmuştu. İlk A Milli maçı ise 10 Ağustos 1983 tarihinde Norveç ile yapılan dostluk maçıdır. 1985 yılında ilk defa kaptan olan Hagi, 1990 yılından emekli olduğu 2001 yılına kadar çıktığı her maçta kaptandı. Toplam sayı 65’tir.

Toplam 125 kere milli takım forması gitmiş ve bu forma altında 35 gol atmış olan Hagi, 24 Nisan 2001 yılında 80.000 kişinin katıldığı bir jübile ile emekliye ayrılmıştır. Maç Romanya Milli Takımı ile Dünya Karması arasında oynanmış ve 2-2 bitmiştir.

Teknik Direktörlük Kariyeri

2001 yılında oyunculuğu bıraktıktan hemen sonra Romanya Milli Takımı'nın başına geçti. Fakat Milli Takım 2002 Dünya Kupası'na gitmeyi başaramayınca ayrıldı. 2003 yılında Bursaspor'un başına geçti. Yönetimle ters düşünce sezon ortasında buradan da ayrıldı.

2004 yılının ilk aylarında Fatih Terim'den boşalan Galatasaray Teknik Direktörlüğü koltuğuna oturdu. Göreve geldiği Avrupa Kupaları'na katılma hakkını elde edemedi. Fakat ertesi yıl, yani 2004-2005 sezonu Galatasaray'ın 100. kuruluş yılı olduğu için pek üzerinde durulmadı. Bütün Galatasaray camiası 100. yılda şampiyonluk istiyordu. Bu yüzden de Avrupa Kupalarında olmamayı bir avantaj olarak görenler bile vardı. Bu şampiyonluk için gerekli transferler yapılacak, yönetim elinden geleni yapacaktı. Fakat Hagi'nin iddiası istediği futbolcuların alınmadığı yönündeydi. Yönetim bu iddiayı kabul etmese de pek inandırıcı olamadı. Bu gergin şartlar altında Galatasaray 100. yılında şampiyonluğa ulaşamadı. Bunun yanında Ligi 3. sırada bitirip Şampiyonlar Ligi şansını da kaçırdı. Maddi problemlerden bunalmış yönetim için bu kötü bir haberdi. Yıldızları zaten hiç bir zaman barışmamış olan Hagi - yönetim ikilisinin arası daha da açıldı. Bu şartlar yüzünden Hagi, 30 Mayıs 2005 tarihinde istifa etti.

Hagi yönetimi memnun edememişti ama taraftarları çok çok memnun ederek ayrıldı Galatasaray'dan. 2004-2005 sezonu Federasyon Kupası'nı almış, bunu bir de ezeli rakibi Fenerbahçe'yi yenerek yapmıştı. En önemlisi de final maçının neticesiydi: 5-1. Bir sene önce Fenerbahçe'ye 6-0 yenilen Galatasaray, 2004-2005 sezonu Federasyon Kupası Finali'nde rakibini 5-1 ile yenmişti. Yaklaşık 40 yıllık bir rekordu bu Galatasaray açısından.

Öznitelikleri

Hagi’yi büyük bir futbolcudur ve her büyük futbolcu gibi bunu tek bir özelliğe değil, bir çok üstün özelliğin bir araya gelmesine borçludur. Hagi çok üst düzey bir futbol zekasına ve uyanıklığına sahiptir, teknik yetenekleri üst düzeydedir, top sürme, çalım atma, uzaktan şut ve serbest vuruşlarda muhteşemdir. Yeşil sahalar bu özelliklerin bir kaç tanesine sahip olup şimdi esamisi okunmayan bir çok futbolcunun şahididir. Ama Hagi aynı zamanda çalışma ahlakına sahip güçlü bir karakterdi. Yeteneklerini saha dışına da genişletebildiği için bir efsane olarak futbol tarihindeki yerini almıştır.

Küçük ayakları arasında topu mıknatıs gibi toplaması istemedikçe kimsenin topla arasına kolay kolay girememesi . Topa bilardo topu tarzında garip vuruş teknikleri ile çözülmemiş bir çok tekniği . Topa bakarken sahanın her yerini radarları ile okuması . Kalecinin açıklığını dahi okuyp birden kaleciyi orta sahadan bile gol tehlikesine sokabilmesi. Çok iyi top çevirmesi , yönlendirmesi , oyun kurması ve diğer herşeyi ile Hagi bir teknik ekoldür.

Hagi, bir 10 numaraydı, klasik ileriye dönük orta saha oyuncusuydu. Hem gol atan hem de oyun kuran, asist veren bir oyuncuydu. Serbest oynamayı sevmesine rağmen oyun disiplininden kopmazdı

Hagi deyince ceza sahasının etrafından attığı goller akla gelir hemen. Tam bir serbest vuruş ustasıydı. Orta çizgi ile kale çizgisi arasındaki hemen hemen her noktadan gol atmıştır. Yalnızca serbest vuruştan değil, oyun içinde de mesafe tanımaksızın vurduğu şutlar her zaman çok tehlikeli olmuştur. Bu tip şutları hem isabetli hem de beklenmedik zamanlarda attığı için çok tehlikeliydi. Kalecinin bir anlık dikkatsizliğini fark eder ve bazen 30 – 35 metreden şut çekerdi. FIFA’nın Yüzyılın En Güzel Yüz Golü listesinde 5. gol Hagi’nin attığı 1994 Dünya Kupası’nda Kolombiya’ya attığı goldür.

Uzak şutlarının dışında top sürüşü ve çalımları da Hagi efsanesinin önemli tapı taşlarındandır. Ceza sahası dışında topu ele geçirdiği zaman ne yapacağı belli olmazdı. Şut birinci seçenekti ama rakip defansta boşluklar fark edip topla içeri girmesi de az rastlanır bir şey değildi.

Teknik olarak olağanüstü yetenekli olmasına rağmen çok çalışkan ve disiplinli bir futbolcuydu. Antrenmanları kaçırmayan, en erken gelen, en geç çıkan tipteki oyunculardandı. Çok düzgün bir aile hayatı vardı. Bu yüzden de ileri yaşlarında dahi istikrarlı bir oyun tutturabilmiştir.

Onun bu kadar sevilmesinde oyun içindeki liderlik yönü büyük rol oynar. Bir teknik direktör gibi oyunu yönlendirir, arkadaşlarıyla konuşur, direktifler verirdi. Bu yönüyle oyunu, bütün sıcaklığıyla yaşayan bir futbolcuydu. Bu yüzden de kendini tutamayıp hırçınlaşması alışıldık bir şeydi. Fakat oyun içinde, ortalamanın üstünde bir hırçınlığa ve kart görme eğilimine sahip olsa da oyun dışında akıllı, terbiyeli ve seviyeli bir insandır.

Romanya'da Yüzyılın Futbolcusu,6 kere de Yılın Futbolcusu seçilmiştir. Pele'nin Yaşayan En Büyük 125 Futbolcu listesinde de yer almaktadır.

*
o
+
#
* Şu iyi bilinmelidirki HAGİ eğer ingiliz olsaydı şimdi dunyanın en iyi futbolcusu ünvanını allmıştı.*****


Başarıları

* Kulüp
o Avrupa Süper Kupa (1987, 2000)
o UEFA Kupası (2000)
o Romanya Ligi Şampiyonluğu (1987, 1988, 1990)
o Romanya Kupası (1987, 1989)
o Türkiye Süper Ligi Şampiyonluğu (1997, 1998, 1999, 2000)
o Türkiye Kupası (1999, 2000)
o Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kupası (1997)
* Milli
o 1984 Avrupa Şampiyonası (Fransa)
o 1990 Dünya Kupası (İtalya )
o 1994 Dünya Kupası (ABD)
o 1996 Avrupa Şampiyonası (İngiltere)
o 1998 Dünya Kupası (Fransa)
o 2000 Avrupa Şampiyonası (Hollanda-Belçika)
* Bireysel
o 1985 Romanya'da Yılın Futbolcusu
o 1986 Romanya Ligi Gol Kralı
o 2000 Romanya'da Yılın Futbolcusu



Kulüpleri

* Futbolcu olarak
o 1982 - 1983 Farul Köstence (18 maç 17 gol)
o 1983 - 1986 Sportul Studentesc (108 maç 58 gol)
o 1986 - 1990 Steaua Bükreş (97 maç 76 gol)
o 1990 - 1992 Real Madrid (64 maç 19 gol)
o 1992 - 1994 Brescia (60 maç 14 gol)
o 1994 - 1996 Barcelona (36 maç 7 gol)
o 1996 - 2001 Galatasaray Spor Kulübü (167 maç 78 gol)
* Teknik Direktör olarak
o 2001 Romanya Milli Takımı
o 2003 Bursaspor Futbol Kulübü
o 2004 - 2005 Galatasaray Spor Kulübü


BÜLENT KORKMAZ

Özgeçmiş

24 Kasım 1968 tarihinde İstanbul'da doğdum.
Aslen Malatya Doğanyol Gevheruşağı köyündeniz..
Üç erkek kardeşiz. Abim Recep Korkmaz, kardeşim Mert Korkmaz.. Mert memleketimizin takımı Malatyaspor'un oyuncusu.. Gerçekten başarılı ve çok iyi bir futbolcu..
Annem Nevin Korkmaz, babam Osman Korkmaz doğduğumda adımı CESUR olarak koymuşlar ancak nüfusa yazılırken Bülent olarak değiştirmiş memur.. Çocukluğum Fatih Edirnekapı'da geçti. İlkokulu bugünkü Vefa Stadı'nın arkasında bulunan Hattat Rakım İlkokulunu bitirdim. İlkokul sıralarında okul bahçesinde ve semtimizdeki arsalarda top oynuyorduk..
Edirnekapı'dan Florya'ya taşındık.
Evimiz Galatasaray'ın bugünkü tesislerinin karşısındaydı. ancak o zaman böylesine modern değildi.
Hayatımın her dakikasında "Çocukluğumun aşkı" Galatasaray takımı tam karşımdaydı.
"Galatasaray formasını bir gün giyeceğim" diyordum. Ama daha 11 yaşında giyeceğimi rüyamda görsem inanamazdım.
Bir gün yine her zamanki gibi evimizin önündeki arsada top oynarken, Galatasaray altyapısından Allah rahmet eylesin Salih Bulgurlu ve Ahmet Keskinkılıç hocalarımız beni izlemişler beğenmişler, bana "Gel seni Galatasaray'a alalım, gelir misin" dediler..
İşte o an Galatasaray maceram başladı
O gece sabaha kadar uyuyamadım..
11-12 yaşımda renklerine gönül verdiğim takımın futbolcusu olacaktım.
Ertesi günü iple çektim. Tuttuğum takımın, her gün uzaktan baktığım Galatasaray kulübünün içindeydim artık.
Altyapıda oynarken Şenlikköy orta okulunu bitirdim.
Ahmet Keskinkılıç hocamızla beraber Yıldızlar İstanbul şampiyonu olduk. 14-16 yaş seçildim 14-16 da oynarken Bülent Ünder hocamız, beni genç takıma davet etti. "Artık genç takımla idmanlara çıkacaksın" dedi. Oynadığım her kategoride aynı hırs ve heyecanımla basamakları teker teker çıkmaya başlamıştım. Genç takımla antrenmanlara çıkmaya başladım. Gençler Türkiye şampiyonluğunu yaşadım. Bülent Ünder Hoca'mdan çok şey öğrendim. Sonra U21 Türkiye şampiyonu olduk. O sırada ben hem genç takım, u21 yani PAF takım, amatör ligde, 3.ligde her takımda oynuyordum devamlı maç yapıyordum haftanın üç günü değişik kategorilerde Galatasaray forması altında oynuyordum.
Bülent Ünder hocamla genç takımlar Türkiye şampiyonu olunca, Bülent Ünder Hocam beni, ihsan, Hüseyin ve Tugay'ı A takıma teklif etti. Bu mutlulukların en büyüğüydü. Basamakların en üstüydü. Derwall ve Mustafa Denizli hocalarımız döneminde A takımla idmanlara çıkmaya başladık. İnanılmaz bir duyguydu A takım idmanlarına çıkmak.. Mustafa Denizli Hocam bana güvenerek, lig maçlarından ziyade Avrupa kupalarında görevler verdi. Sanıyorum verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirmek için verdiğim mücadele takdir gördü ki A takım formasını daha sık giymeye başladım..

A takımın çiçeği burnunda futbolcusuyken bir aile ortamında eşim Banu ile tanıştım. Yıldırım aşkı bu olsa gerekti.. Bir yanda futbol aşkı ve bir yanda ömür boyu sürecek bir evliliğin kıvılcımlarının atıldığı bir aşk. Profesyonel olarak mukavele imzaladıktan 2 sene sonra kadar 22 yaşında evlendim.. Galatasaray'ıma olan 34 yıllık eşime olan 13 yıllık (11 yılı evlilik) aşk devam ediyor. 9 Yaşında Selen Korkmaz, 4 yaşında Ezgi Korkmaz adında iki kızım var. İnşallah Haziran'ın 15 inde 11. evlilik yıl dönümümüzü kutlayacağız..
A takım.. Evlilik ve bu arada ihmal ettiğim tahsil yaşantımı devam ettirmek istiyordum. Pertevniyal Lisesi gece bölümüne devam ettim. 2. sınıfa geçtim ancak idmanlar, maçlar, deplasmanlar zor olduğundan liseyi dışardan bitirmek zorunda kaldım ve Bakırköy Lisesinden diplomamı aldım.
Çok büyük futbolcularla, çok büyük teknik adamlarla, çok büyük başarılar, heyecanlar yaşadım. Galatasaray benim yaşam sebebimdi.. Hala da öyle..
Bugün düşündüğümde Edirnekapı'dan Florya'ya taşınmamızın benim Galatasaray maceramın başlaması noktasında tam bir "Kader" olduğunu, bunun Allah'ın bir lütfu olduğunu düşünüyorum.
12 yaşında kapısından girdiğim, formasını giydiğim Galatasaray'da 22 yılımı 34 yaşımı geride bıraktım..

Yani yolun yarısı.. Türkiye'de hiç bir futbolcuya nasip olmayan büyük sevinçleri başarıları yaşadım.. Yurt içinden ve dışından bir çok transfer teklifi almama rağmen asla ve asla Galatasaray'dan ayrılmayı düşünmedim.
Sonuçta 21 yıllık bir serüvende Türkiye'den Dünyaya açılan UEFA Kupası Şampiyonu Dünya Devi Galatasaray'a uzanan bir süreç.. Kapısından içeri girdiğimde Avrupa'da adı pek bilinmeyen ama şimdi futbolcuları Avrupa'nın en büyük kulüpleri tarafından paylaşılamayan bir Galatasaray..
Avrupa ve Dünya futbolunda Marka olmuş bir takım..

Ve böylesine büyük bir kulübün kaptanı olmak gururların en büyüğü olsa gerek..
Dünya markası olmamızda elbette yönetimlerin, teknik heyetlerin, kulüp içindeki bütün görevlilerin ve bizlerin payı var, ancak Galatasaray'ı Galatasaray yapan en büyük faktörlerden bir tanesi muhteşem taraftarımız.. Ali Sami Yen'i cehenneme çeviren Avrupa takımlarının yüreğine "Ali Sami Yen Hell" ateşini düşüren, en büyük desteğimiz, sevinçleri ve üzüntüleri birlikte yaşadığımız o büyük taraftarımız alkışların en büyüğünü hak ediyor..
İnşallah Galatasaray'ımızın tek hedefi kaldı o da şampiyonlar ligi şampiyonluğu bu zafer de "Belki yarın, belki yarından da yakın"..



(kendi sitesinden alınmıştır)

kariyer:

Lig 432maç
8 lig şampiyonluğu
5 cumhurbaşkanlığı kupası
6 türkiye kupası
2 başbakanlık kupası
6 TSYD kupası
1 UEFA kupası
1 Süper kupa

Milli 101maç(15yıl)
25 kaptanlık
2 gol
1 dünya 3lüğü

iLKLERi
İlk Takımı : Galatasaray
İlk Hocası : Salih Bulgurlu - Ahmet Keskinkılıç
İlk Forma No'su : 3
İlk Arabası : Renault 11
İlk Golü : Adanaspor
İlk Avrupa Kupası Maçı : Rapid Wien
İlk Kırmızı Kartı : Antalya Maçı (Mustafa Çulcu)
İlk A Takım Şampiyonluğu : Denizli-Derwall 1987-88
İlk Profesyonel Sözleşmesi : 1987

EN'LERi
İyi Huyu : Yardımsever oluşu
Kötü Huyu : Sahadaki sinirli oluşu
Büyük Başarısı : UEFA Kupasının kazanılması
Heyecanlandığı an : Arsenal maçının son anları
Korktuğu şey : Sevdiklerine zarar gelmesi
Önemli icat(tarihteki) : Ampulün bulunması
Tarihte sevdiği kişi : Mustafa Kemal Atatürk
Beğendiği siyasetçi : Atatürk, Turgut Özal
Beğendiği şarkıcılar : Tarkan, Nilüfer, Sertap Erener
Hoşlandığı müzik türü : Her tür müzik
Son okuduğu kitap : Kızılnehir
Son seyrettiği film : Yüzüklerin efendisi
Beğendiği kaleci : Taffarel, Mondragon
Kendi mevkisinde beğendiği futbolcu : Emre Aşık ve De Zoly (Chelsea)
Beğendiği hakem : Metin Tokat, Kuddusi Özdemir
Beğendiği yabancı hakem : Collina (İtalyan)
Sevdiği yemek : Eşinin yaptığı her yemek
Yapmak istediği : Yurt dışında oynamak - ihtiyacı olan herkese yardım edebilmek
Beğendiği komedyen : Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan ve Beyaz
Son seyahati : Maldiv adaları
Beğendiği dış ülke : İsviçre
Futbol dışı sevdiği spor : Formula1
Korktuğu şey : İftira
KiMLiK
Adı : Bülent
Soyadı : KORKMAZ
Doğum Tarihi : 24.11.1968
Doğum Yeri : İstanbul
Burcu : Yay
Medeni Hali : Evli (Banu KORKMAZ)
Evlilik Tarihi : 15 Haziran
Kızları : Selen (9), Ezgi (4)
Boy : 1.81 Kilo: 80
Otomobil : Mercedes Jeep
İdeali : Sürekli futbolun içinde olmak
Uğuru yada inancı : Dua etmek






HAKAN SÜKÜR

Hiç şüphe yok ki Hakan modern futbol çağının en verimli golcülerinden biri ve gelmiş geçmiş en iyi Türk futbolcusu...

Kariyerine Sakaryaspor'da başlayan Hakan bir süre sonra Bursaspora transfer oldu ve burda büyük takımların ilgisini çekmeye başladı.Bursaspor'da iki başarılı sezondan sonra onun için daha büyük takımlarda oynama zamanı gelmişti ve o çocukluğundan beri taraftarı olduğu Galatasaray'a transfer oldu..Burda çok başarılı oldu ve 3 sezonda 50'den fazla gol attıktan sonra Galatasaray yönetimi Hakan'ı İtalyan takımı Torino'ya satma kararı aldı.Hakan bu sırada bir de evlilik yaptı.Her zaman büyük hedefler için oynamaya alışmış olan Hakan için tek hedefi kümede kalmak olan Torino gibi bir takım uygun değildi ve Italya liginde 5 maç oynayıp 1 gol attıktan sonra Galatasaray'a dönüş yaptı.Evliliği de kötü giden Hakan İtalya dönüşü eşinden boşandı.

Galatasaray'a dönüşünde Graeme Souness yönetiminde tüm moralsizliğine rağmen 25 maçta 16 gol atmayı başardı.1996 da takımın başına Fatih Terim'in geçmesiyle Hakan ve Galatasaray için yeni bir dönem başlıyordu...Hakan'ı çok iyi tanıyan Fatih Terim'in komutası altında Galatasaray o yıl şampiyon olurken Hakan 38 gol atmayı başardı.

Bu zamandan beri Hakan düzenli olarak Galatasaray ve Türk Milli takımı için gol atmaya devam ediyor.Türk milli takımının Hakan'ın gol attığı hiç bir maçı kaybetmemesi onun ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösteren bir diğer delildir.

Özellikle bu sene Avrupa kupalarında çok iyi bir performans gösteren Hakan'ın geçen sene evlendiği eşi Beyda Hanım'dan bir de kızı oldu.

Hakan'ı bu kadar iyi bir oyuncu yapan nedir?

En başta üstün hava hakimiyeti.Hakan deyince herkesin aklına onun attığı birbirinden güzel kafa gollerinden biri mutlaka gelir.Hakan'ın dünyanın en iyi kafa golü atan oyuncularından biri olduğu(belki de en iyisi olduğu) Avrupa Futbol Otoritelerince de tescillidir.

Savaşçılık...Hakan'ın gol atmadığı bir çok maç var belki,ama hiçbir maçta savaşmadığı,hücum presin en iyisini yapmadığı görülmemiştir.Golcülük özelliklerinin yanında asist yapmayı da çok seven Hakan'ı durdurmak için rakip takımlar ona bazen 2 hatta 3 markajcı verirler.Bu da yanında oynayan Atrif,Okan gibi oyunculara gol atmaları için gerekli boş alanı sağlar.

Şutlar...Hakan genelde iyi şut atan bir oyuncu olarak düşünülmese de bu onun iyi şutlar atamamasından çok ceza sahası dışından topa vurmayı sevmeyen kollektif oyun stili yüzündendir. Yine de Hakan ceza sahası içinde ölümcül bir silahtır ve kale önünde hem sağ,hem sol ayağını kullanabilir

Galatasaray sevgisi Hakan'ı başarılı kılan özelliklerinin belki de en önemlisidir...Bu yüzden Juventus dahil birçok ünlü kulübün tekliflerini reddeden Hakan gerçek bir Galatasaray taraftarı...Ne yazıkki Galatasaray yönetiminin yanlış tutumundan sonra Hakan sevdiği takımı bırakıp bir İtalyan devine transfer oldu...Internazionale Milan...Takımdaki ilk senesinde Vieri,Recoba,Zamorano,Ferrante gibi İtalya ligini iyi bilen starların varlığına rağmen 24 lig maçında forma giyen Hakan 5 gol attı.Galatasaray'dan kalma alışkanlıklarını sürdüren Hakan Inter için de ezeli rakip Milan ve Hertha Berlin'e gol atmayı başardı.İnter'deki kinci sezonunda yeni teknik direktör Cuper'le anlaşamayan Hakan kadroda yer bulamadı ve başka bir ünlü İtalyan takımı olan Parma'ya transfer oldu.Sezon sonunda Parma tarafından bonservisi karşılığında serbest bırakıldı.

Bu arada 2002 Dünya Kupası kadrosuna seçilen Hakan burada şanssız maçlar oynadı ve sakatlandı ama yine de 11 saniye ile Dünya Kupası tarihinin en çabuk golünü atmayı başardı ve Milli Takımımızın dünya üçüncülüğünde pay sahibi oldu.

Dünya kupası sonrasında aralık ayında eski Galatasaray teknik direktörü Sounes'in çalıştırdığı aynı zamanda Tugay'ın takımı Blackburn Rovers'a transfer oldu.Blackburn formasıyla çıkacağı ilk maçtan önce şanssız bir şekilde sakatlanan Hakan,burada az sayıda maçta oynama fırsatı buldu ama 2 gol attığı Fulham maçı gibi maçlarda etkileyici bir oyun sergiledi.Sezon sonunda Blackburn Rovers'ın Hakan'ın ücretini karşılayamayacağını açıklamasından sonra eski takımı ve yuvası Galatasaray'la boş mukaveleye imza atarak anlaştı.




29.07.1971 Sakarya

1,91 m

83kg

Santrafor

Evli

iki kızı var


Hakan'ın ünlü kurbanları:
Marco Pascolo
Thomas Ravelli
Van Der Sar
Nevile Southall
Rampulla
Oliver Kahn
Gabor Kiraly
Christian Abbiati
Gianluca Pagliuca
Jens Lehmann
Leo Franco
Nigel Martyn

Sezon Kulüp Maç Gol
1990/91 Bursaspor 18 5
1991/92 Bursaspor 25 7
1992/93 Galatasaray 30 19
1993/94 Galatasaray 26 16
1994/95 Galatasaray 33 19
1995/96 AC Torino 5 1
Galatasaray 25 16
1996/97 Galatasaray 34 *38* Gol Kralı
1997/98 Galatasaray 34 32 Gol Kralı
1998/99 Galatasaray 31 19 Gol Kralı
1999/00 Galatasaray 33 14
2000/01 Inter Milan 24 5
2001/02 Inter Milan - -
2001/02 Parma
2002/03 Blackburn Rovers
2003/04 Galatasaray

Oynadığı kulüpler:

* Sakaryaspor (1987 - 1990)
* Bursaspor (1990 - 1992)
* Galatasaray (1992 - 1995) & (Ekim 1995 - Temmuz 2000) & (2003...)
* AC Torino (Temmuz 1995 - Ekim 1995)
* Inter Milan (Temmuz 2000 - Eylül 2001)
* AC Parma (Ocak 2002 - Temmuz 2002)
* Blackburn Rovers (2002 - 2003)



Başarıları:

-Birçok kez Galatasaray ile Şampiyon oldu ve Türkiye Kupası'nı kaldırdı.

-Türkiye liginde 3 kez gol kralı oldu.

-1998 yılında FIFA tarafından dünyanın en iyi golcüsü seçildi.

-2000 yılında Galatasaray ile UEFA Kupası'nı kaldirdi.

-2002 Dünya Kupası üçüncülük maçında Güney Kore'ye karşı 9. saniyede attığı gol dünya kupaları tarihinin en erken golüdür.

-2003 yilinda FC Internazionale'den kiralik olarak AC Parma formasiyla Italya Kupasini kaldirdi

-Türk Milli Takımı'nın en çok gol atan oyuncusudur.





TANJU ÇOLAK

Tanju Çolak, 1963 Samsun doğumlu futbolcu. Türkiye Birinci Futbol Liginde bir sezonda en çok gol atan futbolcudur.

Futbola Samsun Yolspor'da başladı daha sonra Samsunspor'da iki defa gol kralı oldu (1985-1986, 1986-1987). 1987 yılında da Galatasaray'a transfer oldu.

Galatasaray formasıyla 1987-1988 sezonunda 39 gol ile üçüncü defa gol krallığına ulaşırken hem Metin Oktay'a ait bir sezonda atılan en çok gol rekorunu kırdı, hem de Avrupa'da da en çok gol atan futbolcu oldu. 1988-1989 sezonu Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynayan Galatasaray'ın kadrosunda bulunan Tanju Neuchatel Xamas ve Monaca'ya attığı gollerle takımı sırtlayan oyuncu oldu. 1990-1991 sezonunda dördüncü gol krallığına ulaştı Çolak ve bu kariyerinin zirve noktası oldu.

1991-1992 sezonunda Fenerbahçe'ye transfer oldu. 1992-1993 sezonunda beşinci ve son kez gol kralı oldu. Yavaş yavaş kariyeri gerilemeye başlayan Çolak bir süre İstanbulspor'da forma giydikten sonra futbolu bıraktı.

Tanju Çolak 31 defa Milli Takımda yer aldı ve 9 gol kaydetti.


Kariyeri

* Kariyeri boyunca attığı gol sayısı 1988 maçta 240
* Bir sezonda en fazla gol atma rekoru (1987-1988 sezonunda Galatasaray ile 39 gol),
* Bir maçta en fazla gol atma rekoru (1992-1993 sezonunda Fenerbahçe ile 6 gol),
* 5 kez Türkiye Birinci Futbol Ligi gol kralı (1985-1986, 1986-1987, Samsunspor ile- 1987-1988, 1990-1991 Galatasaray ile - 1992-1993 Fenerbahçe ile),
* Avrupa'da en çok gol atan üçüncü futbolcu (1985-1986 sezonunda Samsunspor ile 33 gol),
* Avrupa'da en çok gol atan futbolcu (1987-1988 sezonunda Galatasaray ile 39 gol),
* Avrupa'da en çok gol atan ikinci futbolcu (1990-1991 sezonunda Galatasaray ile 31 gol),

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Cevad Prekazi



(doğumu 1957), 1985-86 sezonunda Galatasaray'da forma giymeye başladı. Frikik ustası olan Prekazi, Tanju ve Mirsad ikilisine yaptığı asistlerle sayısız golü hazırladı. Galatasaray'da 1987 ve 1988 yıllarında lig şampiyonluğu yaşadı. 1988/89 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupasında yarı finale kadar çıkan G.Saray' ın en önemli oyuncularındandı. Özellikle Köln' de Monaco' ya 40 metreden attığı gol bugün bile sporseverler tarafından hayranlıkla hatırlanmaktadır. Arnavut asıllı oyuncu 1991 yılında Galatasaray'a veda etti. Bir süre Altay ve Bakırköyspor'da top oynadıktan sonra ülkesine geri döndü.



Ropörtaj

''[/color]Denizli beni dinlese G.Saray Milan’la final oynardı''

Türk futbolunun doğum sancıları çektiği 1980’li yılların ortasında önce Jupp Derwall, ardından da Cevad Prekazi geldi ülkemize. Derwall, bir müddet sonra koltuğunu yardımcısı Mustafa Denizli’ye devretti. Prekazi ise 6 yıl boyunca Sarı-Kırmızılı formayı sırtından çıkarmadı. 6 sezonda tam 315 resmi maçta oynayan Prekazi, G.Saray tarihine en çok forma giyen oyuncu olarak geçti. 1991 yılında G.Saray’dan ayrıldı; ama hâlâ onun bu rekoru kırılamadı. 5-0’lık Neuchatel zaferinde de, Monaco ile oynanan çeyrek final serisinde de hep Prekazi’nin imzası vardı. Sıska ama usta sol ayağın Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek finalinde Monaco’ya 40 metreden attığı o inanılmaz frikik de hâlâ hafızalarımızdaki tazeliğini koruyor.



Bir dönemin efsanesi şimdi kendini Belgrad’da futbolcu yetiştirmeye adamış. Sincelic Kulübü’nün futbol okulunda geleceğin yıldızlarını arayan Prekazi, onca emeğine rağmen kendisini 12 yıldır G.Saray camiasından hiç kimsenin aramamasına fena içerlemiş. Monaco ile oynanan rövanş maçında attığı golden sonra kendisini oyundan alan Mustafa Denizli ile aralarında o gün başlayan kırgınlık hâlâ devam ediyor. Üstelik Prekazi’nin G.Saray’dan ayrılmasında da Denizli’nin rolü büyükmüş. 12 yıldır ortalarda görünmeyen efsaneyi Belgrad’da bulmamız hiç de zor olmadı. Zira bütün taksi şoförleri onu tanıyor. Sincelic Kulübü’nde başlayıp Tuna ile Sava Nehri’nin buluşma noktasında biten yarım günlük röportajımızda, Prekazi, Neuchatel zaferinden Monaco’ya attığı gole, Alp Yalman’dan Mustafa Denizli’ye kadar bütün ayrıntıları anlattı.

Sizi G.Saray’a Simoviç mi getirmişti?

1985’in haziran ayında Simoviç beni aradı. Çünkü, kendisi bir sene önce G.Saray’a gelmişti. Biz Simoviç ile birbuçuk sene Split’te oynamıştık. Onlar Pesiç ile birlikte Türkiye’ye gitmişlerdi. G.Saray’ın o zamanki futbol sorumlusu Selçuk Uygun beni aradı ve anlaştık.

Türk futbolunu Derwall ve ben çıkışa geçirdim diyebilir misiniz?

Evet. Biraz öyle oldu. İlk büyük başarılar bizim dönemimizde geldi. İlk sezon Jupp Derwall’le birlikte namağlup ikinci olduk. Şampiyonluğu Beşiktaş’a kaptırmıştık. 1986-87 sezonunda Tanju, Uğur, Savaş geldi. O sene şampiyon olduk. Ertesi sezon da biz şampiyonluğa ulaştık. Derwall görevi bıraktı ve yardımcısı Denizli göreve devam etti.



5-0’lık Neuchatel maçı hâlâ akıllarda...

1988-89 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ilk turda Rapid Wien’i eledik. Ardından o unutulmaz Neuchatel Xamax maçlarını oynadık. Sanki dün oynamış kadar iyi hatırlıyorum. Neuchatel’de benim Belgrad’dan arkadaşım Admir Simajiç oynuyordu. Maçtan önce bizim otele ziyarete geldi. Bir de Kovaçeviç vardı. Simajiç zor maç olacak dedi. Bense turu kolay geçeriz dedim.

Ama kolay geçemediniz...

Maç başladı. Çok basit bir gol yedik. Bitime 12 dakika filan vardı, sahaya PKK’lılar girdi. Oyun 20 dakika durdu ve hepimiz soğuduk. Ardından 10 dakikada 2 gol birden yedik. Sonra Simajiç tekrar otele geldi ve kendilerinin de çok şaşırdığını ve böyle bir galibiyet beklemediklerini söyledi. Maçtan sonra ben uçakta arkadaşlara, “Eğer bunları elemezsek biz futbolu bilmiyoruz.” dedim.



Güvenceniz neydi?

Ali Sami Yen’deki rövanştan önce bir gazeteye röportaj verdim. Hatta elimi de gösterip 5 atacağız dedim. O gazeteyi hâlâ saklıyorum. Arkadaşlarım benimle uzun süre dalga geçtiler. Zaten ben o zamanlar bizim futbolcuların güvensizliğine çok şaşırıyordum. Gittim Mustafa Denizli’nin yanına, “Ya hocam ben kimlerle oynuyorum. Bunlarla maç kazanamayız.” dedim. Ali Sami Yen’e neredeyse 50 bin kişi gelmiş. İnanın gollerin nasıl geldiğini hiç hatırlamıyorum. Yalnızca 4 tanesinin asistini ben yaptım, onu biliyorum.

Neuchatel maçı, Monaco zaferinin habercisi gibiydi sanki...

Evet, Neuchatel maçı bize büyük güven vermişti. Monaco’da sahaya ayaklarımız titremeden çıktık. Ancak Mustafa Denizli kendine hep daha fazla güvendiği için bizi açık oynattı. Bir kontratakta Uğur topu bana verdi. Soldan indim, bir orta kestim, Tanju uçtu ve inanılmaz bir gol attı.

Köln’deki rövanşta 40 metreden frikik golünüz gözümün önünde canlanıyor. Nasıl bir cesaretti o mesafeden vurmak?

Rövanşı Neuchatel maçındaki ceza sebebiyle Köln’de oynadık. Ama orada daha çok seyircimiz vardı. Orta sahanın biraz ilerisinde Muhammed’e faul yaptılar. Topun başına ben geçtim. Etrafıma baktım, yakınımda kimseyi göremedim. Ben de toptan 7-8 metre geriye açılmışım hiç farkında değilim. Hatta yedek kulübesinden bizim arkadaşlar, ne yapıyor bu diye konuşmuşlar. Monaco’nun kalecisi barajı kurdururken hakem işaretini verdi. Topa sol ayağımla gözümü kapatıp öyle bir vurdum ki ben bile giderken hayretler içinde kaldım. Çünkü, kariyerimde belki de 100’ün üzerinde frikik golüm var; ama hiç birisi böyle gitmedi. Top yerden bir metre kalktı ve 40 metre boyunca hiç yükseklik değiştirmedi. Kalecinin solundan ağlara gitti. O golü izledikçe hâlâ gözlerim doluyor.



Mustafa Denizli, 10 sayfalık raporumu dikkate almadı

Ama sonra Denizli seni çıkarmıştı?

Denizli açık futbolu severdi. Bitime 20 dakika vardı. Monaco feci şekilde bastırıyor, biz ise hâlâ Tanju ve Uğur’la oynuyorduk. Mustafa hocaya döndüm, “Hoca değiştir şu forvetleri, bize defans lazım.” dedim. İki dakika sonra Metin hazırlandı oyuna girecek, tabela bir kalktı, 8 numara. Ben inanamadım. Çünkü, sahanın en iyisiyim. Ben çıktım, birkaç dakika sonra George Weah golü attı. Hele son 10 dakika bizim kaleyi Allah korudu.

Steau Bükreş ile oynadığınız yarı finalde neden hüsrana uğradınız?

Niye olacak, Denizli’nin yüzünden tabii. Benim en çok yandığım Steau Bükreş maçıdır. Bizim Mustafa hoca gitti, onların lig maçını izledi, geldi. Bize, “Bu iş tamam, kesin eleriz. Hücum oynayacağız.” dedi. Ben de Steau’nun maçlarını videodan izleyip 10 sayfalık rapor hazırladım. “Hoca, Bükreş’te Tanju oynamaz, Uğur ile çıkalım. Defansa adam koyalım.” dedim. Bana kulak vermedi. Üstelik Muhammed de oynamadı. Oynasa Hagi’yi tutardı.

Hagi o zaman takımın yıldızıydı...

Steau, Çavuşesku’nun takımıydı. Hagi de takımın patronu. İlk yarı 2-0 geri düştük. 2. yarının başında gol attık; ama hakem ofsayt diye saymadı. Halbuki alâkası yok. Belli ki hakemi bağlamışlar. İzmir’deki rövanşta da berabere kaldık ve elendik. Steau finalde gitti Milan’a 4-0 yenildi. Halbuki Denizli beni dinlese finali biz oynardık.

Aynı sezon bir de 3-0’dan 4-3 verdiğiniz bir F.Bahçe maçını hatırlıyorum.

O maçı ben de unutamam. Bizim için herşey Avrupa’ydı. İlk yarıyı Beşiktaş’ın 5 puan önünde bitirdik. Ama sonradan dağıldık. İşte o dönemlere denk geldi F.Bahçe maçı. Ali Sami Yen’de ilk yarı en az 10 pozisyon bulduk, sadece üçünü atabildik. 2. yarı başladı, Denizli yine bize hücum oynatıyor. Sanki tarihi fark yakalayacağız. Rıdvan korner çizgisine inip vurdu, gitti gol oldu. Az sonra da 3-2 oldu. Orada hepimiz nakavt olduk. Benim de hatam oldu. Veselinoviç tam bir şeytandı. Baktı ki bütün toplar benden çıkıyor, başıma dikti Taygun’u. Bana vurmaya başlayınca dayamadım. Taygun’a bir kafa attım ve yere düştük. Hakem Sadık Deda’ydı. Yardımcısı görmüş ve bana gelip, “Kusura bakma Cevad, yardımcı görmüş.” dedi ve kırmızıyı gösterdi. Sonra iki gol daha yedik ve 4-3 maçı kaybettik.


Kosecki bizi rezil etti

Avrupa’da yarı final oynadınız; ama ligde dağıldınız...

Evet, o dönemlerde bizim yöneticiler Polonyalı Kosecki’yi devre arasında bulup getirdiler. Biz süper giderken bütün oyunu Kosecki’ye bağladık. O da bizim oyunu resmen rezil etti. Zaten çok terbiyesiz biriydi ve takım içindeki arkadaşlığı da bozdu. Biz o sene onun ve Denizli’nin yüzünden şampiyonluğu kaçırdık.

Denizli’ye çok yükleniyorsun, G.Saray’dan ayrılmana da o mu sebep olmuştu?

O dönemde Alp Yalman ve yanındakiler kendilerini G.Saraylı saymasın. Ben sırf G.Saray’a değil, Türk futboluna hizmet ettim. Benim kalbim kırık. Onlar G.Saray’ı kendi malları zannediyorlardı. Mustafa Denizli de gönderilmeme onay verdi. Mustafa Denizli, G.Saray’da kalmak için yönetim ne derse onu yapıyordu. Resmen beni harcadı.

[IMG]http://img78.imageshack.us/img78/5267/gsaray7ai.jpg/IMG]

Sonra bir daha hiç görüşmediniz mi?

2000 yılında bir gece telefonum çaldı. Açtım, birisi bana, “Oğlum Cevad neredesin sen.” dedi. “Allah Allah!” dedim. “Ben Mustafa hocan” dedi. Hiç seslenmedim. Sonra, “Cevad ben F.Bahçe’nin antrenörü oldum. Başkanla birlikte bu hafta Belgrad’a gelip oyuncu bakacağız. Partizan’da oynayan Kezman ve İviç’i seyredeceğiz.” dedi.

Peki, karşıladınız mı onları?

Valla ben de şaşırdım; ama ben Prekazi değildim o anda. Geldiler, maça götürdüm, kulübe götürdüm. Oyuncularla tanıştırdım.

Barıştınız o zaman...

Ama içten bir barış değil. Ben sonra İstanbul’a gittim. Denizli’yle buluştuk, yemeğe gittik. Eskilerden konuştuk.



G.Saray camiasıyla nasıl aranız?

Alp Yalman gitti, yerine Faruk Süren geldi. Süren’le çok iyi diyaloğumuz vardı. 97 veya 98 olabilir, Ali Sami Yen’de bir maça gittim. Süren beni görünce yanıma kadar geldi ve boynuma sarıldı. “Ben sana ne yapıldığını biliyorum. Ama sen gerçek G.Saraylısın.” dedi. O zaman tekrar camiayla buzlarımız eridi.



Jübile yapılmadığı için kırgın mısınız?

Ben G.Saray’dan ayrılalı 12 yıl oldu. Tarihte G.Saray’ın en uzun süre oynayan ve başarılı olan yabancı oyuncusu olarak Cevad Prekazi yazıyor. Sonra da Gheorghe Hagi. Beni bugüne kadar bir tane bile G.Saraylı yönetici arayıp da hatırımı sormadı. En azından bir jübile yapabilirlerdi. Ama yapmadılar.

G.Saray’dan sonra neler yaptınız?

Belgrad’da iki yıl amatör olarak futbol oynadıktan sonra antrenörlük kursunu bitirdim. 1. Lig takımlarından Zeleznik’i çalıştırdım ve oldukça da başarılı oldum. Ama bir gün başkan bana üç tane futbolcu getirip bunları oynatmamı söyledi. Ben de, “Hadi size iyi günler.” deyip işi bıraktım.



Türk futbolunu takip ediyor musun?

Ediyorum. Bana birkaç kulüpten antrenörlük teklifi de geldi. Türkiye Ligi’ni uydudan izliyorum.

Terim-Lucescu çekişmesini de izliyorsunuz yani.

Lucescu’ya G.Saray çok ayıp etti. Takımı şampiyon yaptığının ertesi günü kapıyı gösterdiler, yerine Terim’i getirdiler. Böyle bir rezillik olmaz. Aynı şeyi Beşiktaş da yaptı. Scala takımın başındayken Daum’u getirdiler. Terim, iyi neticeler aldı; ama tamamen psikolojik motivasyonla bunu başardı. Ama Lucescu futbol bilgisiyle ve taktikleriyle bir yerlere geldi. O yüzden Lucescu her zaman başarılı olur.


Bir şeyi çok merak ediyorum. Çok sıskaydınız. O şutlar o bacaklardan nasıl çıkıyordu?

Herkes bunu merak ediyor. Benim iki ağabeyim vardı. Onlar da futbolcuydu. Ben onlarla birlikte idman yapardım ve sürekli şut çalışırdım. Allah vergisi bir yetenektir bu. Roberto Carlos da topa çok iyi vuruyor; ama benim attığım frikikleri atamıyor.

SERKAN AKCAN / BELGRAD

26.11.2003






[color="Red"]Gheorghe Popescu



GHEORGHE POPESCU (1967- )

1967'de Kalafat'ta doğan Popescu Steaua Bükreş'te ve PSV Eindhoven'da oynadığı yıllarda yıldızlaştı. Daha sonra Barcelona'ya transfer oldu ve takımın kaptanlığını üstlendi. Kupa Galipleri Kupası Şampiyonluğunu yaşadıktan sonra 1997'de Galatasaray'a transfer oldu. Galatasaray tarihinin unutulmaz savunma oyuncularından olan Popescu 2001-02 sezonunda Lecce'ye transfer olana kadar sarı kırmızılı forma ile 3 lig, 2 Türkiye, 1 UEFA Kupası ve 1 de Avrupa Süper Kupasını kazandı.





Gheorghe ‘Gica’ Popescu
Kariyer:




D.Tarihi: 9 Ekim 1967 in Calafat (Romanya).

Oynadığı Pozisyon: DC

son aynadığı klüp maçı: 17 mei 2003: Hannover 96 - Borussia Monchengladbach 2-2 ( 46 ıncı dakkikada Kostas Konstantinidis ile yer değiştirmiştir).

İlk Milli maç: 20 september 1988: Roemenië - Albanië 3-0.

Son Milli maç: 29 mart 2003: Roemenië - Denemarken 2-5.

Milli olduğu maç: 115.

Milli maçta aığı gol: 16.








sezon/klub/oyandığı maç/gol:


1984/’85-Universitatea Craiova (Romanya)-2-0

1985/’86-Universitatea Craiova (Romanya)-18-1

1986/’87-Universitatea Craiova (Romanya)-13-1

1987/’88-Steaua Boekarest (Romaya)-13-1

1987/’88-Universitatea Craiova (Romanya)-14-1

1988/’89-Universitatea Craiova (Romanya)-33-8

1989/’90-Universitatea Craiova (Romanya)-23-11

1990/’91-PSV(Hollanda)-30-5

1991/’92-PSV(Hollanda)-29-7

1992/’93-PSV(Hollanda)-24-6

1993/’94-PSV(Hollanda)-24-6

1994/’95-PSV(Hollanda)-2-0

1994/’95-Tottenham Hotspur (İngiltere)-23-3

1995/’96-Barcelona(İspanya)-30-5

1996/’97-Barcelona(İspanya)-29-4

1997/’98-Galatasaray(Türkiye)-32-2

1998/’99-Galatasaray(Türkiye)-29-1

1999/’00-Galatasaray(Türkiye)-24-2

2000/’01-Galatasaray(Türkiye)-24-0

2001/’02-Galatasaray(Türkiye)-1-0

2001/’02-Lecce(İtalya)-28-3

2002/’03-Dinamo Boekarest (Romanya)-8-0

2002/'03- Hannover 96 (Almanya)-14-1

Toplam Romanya:124-23

Toplam Hollanda:108-23

Toplam İspanya:59-9

Toplam Türkiye:110-5

Toplam İngiltere:28-3



Toplam Almanya:14-1

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Jupp Derwall



Jupp Derwall kimdir?
josef "jupp" Derwall (10 mart 1927 würselen,kuzey rhine westfallen,Almanya) ilk futbolcu koçlardan biridir.Derwall 1978-1984 yılları arasında batı alman milli takımının menejerlgini yapmış,1980 avrupa futbol şampiyonasını kazanmış ve 1984 dunya kupasında finale yukselmiştir.Saç stili ona gümüş bukleli reis lakabının verilmesindeki temel sebeptir.

İçerik:

1)oyunculuk kariyeri
2)ilk koçluk yılları
3)Almanya cehenneminde
4)Turkiyedeki oyunu yeniden duzenleme


Oyunculuk kariyeri:
1983 yılında rhenania würselende forvet orta saha olarak başladı.Sonra,Derwall 5 bölümlü alman 1. liginin batı grubunda Alemannia Aachen ve Fortuna Düsseldorfta oynadı.Aachen ile oynadıgı ve Rot-Weiss Essen'e 1-2 yenildikleri 1953 almanya kupası finalinde bir gol attı.5 yıl sonra VfB susttgart a 4-3 yenildikleri kupa finaline Düsseldorf ile ulaştı.1954'te iki defa batı almanya milli futbol takımına çagrıldı ancak 1954 te dunya kupasını alan takıma secilmedi.
İlk Koçluk yılları:
oyunculuktan emekli olduktan sonra ilk önce İsviçrede FC bienl(1959-1961) ve FC shaffhausen (1961-1962) 'in başına geçti.fortuna düsseldorf ile birkere daha kupa finaline ulaştılar ancak 1962 de 1. Fc nirnberg e uzatma suresinde 1-2 kaybettiler.
Daha sonra Saarland bölgesel cemiyetinde 6 yıl koçluk yaptı.1970 yılında batı alman ulusal takımının efsane ismi Helmut Schön ün yardımcısı Udo Lateke varis olarak gösterildi.1972 yaz olimpiyatlarında alman takımını ilk 8 e soktu.Derwall Schön'ün asistanlıgına 1978 dünya kupasına kadar devam etti.Schön koçluktan emekli olduktan sonra,turnuvalarındaki başarılarından dolayı Derwall batı alman milli takımının başına getirildi.
bu görevde başlıca rakipleri antrenör arkadaşı Erich Ribbeck ve Helmut Benthaus'tu.

Almanya cehenneminde

Derwall'in teknik adam olarak ilk büyük turnuvası İtalya 1980 Avrupa şampiyonasıydı.Almanya onun rehberliğinde ve kadrosunda bulundurduğu turnuvanın en golcü oyuncusu Klaus Allofs'la birlikte,oynadığı beş maçtan dördünü kazanıp kupayı etkileyici bir şekilde aldı.
İspanya 1982 Dünya Kupası başlarken güven üst düzeydeydi.İlk turda Cezayir karşısında alınan şok yenilgiden sonra,Derwall'in Batı Almanya'sı soğukkanlı havasını yeniden kazanıp final maçına kadar bunu hep sürdürdü.Finalde Batı Almanya İtalya'ya 3-1 kaybetti.

Kupayı kaybetse de Derwall'e bir hoca olarak çok saygı duyuluyodu ve 1984 Avrupa Şampiyonası öncesi Almanya hala kupanın favorileri arasında sayılıyordu.
Ancak Fransa'daki performansları etkileyici değildi ve Derwall'in takımı ilk turda kupadan elendi.Alman halkının Derwall'e karşı görüşleri çok hızlı olarak değişti.En son zamanlarda insanlar Derwall'i sokakta gördüklerinde Sinirli şekilde bağırmaya,bazıları ona kötü isimler takmaya ve hatta bazıları da küfürlü sözler söylemeye başlamışlardı.Derwall görevini bırakmaya zorlandı ve yerini deneyimsiz Franz Beckenbauer'e bıraktı.

Türkiyedeki oyunu yenilemek:
Derwall bir turk kulübü olan galatasarayın teklifini kabul ederek bir çok kulübün teklifini geri çevirmesiyle gözlemcileri şok etti.ozamanlarda türk futbolu avrupada dikkat çekmiyor,kulüplerin ise uluslararası arenada hiç bir başarısı bulunmuyordu.derwall gibi uluslararası saygınlık ve tecrübesi olan birinin gelişiyle bu anlayış değişti ve galatasarayda çalıştıgı süre içerisinde türk futbolunun gelişme şansına yardımcı oldu.2 ulusal kupa ve bir türkiye kupası kazanmasının yanısıra,Derwall istanbulda gecirdigi zamanda batı avrupa egitim teknikleri ve taktik düşünceleri ile turk futbolunun gelişmesine katkıda bulundu.türkiyenin iki önemli koçu Fatih Terim ve Mustafa Denizli de bu zaman zarfında Derwalin yardımları ile yetiştiler.Derwall 1988 de turk milli takımının başına geçecegi söylentilerinin aksine galatasaraydan ayrıldı ve koçluktan emekli oldu,almanyaya dönerek emekliligin tadını cıkarmayı seçti.Türkiyedeki çalışmaları alman-türk ilişkilerinede katkıda bulundu,ve ankara universitesinde alman karşlıgı birinci snıf fahri doktora ile onurlandırıldı.(Bundesverdienstkreuz).
1991 de bir kalp krizi gecirdi ancak şu an düzelmiş durumda...



Medyadan:

Paris'te son 20 saniye. İspanya tribünleri gol sevinciyle ayakta... Yarı finali çantada keklik gören Alman futbolcular şaşkın... Ve bir adam var sahanın yanında duran; suskun. Almanlar'ın "Hauptling Silberlocke"u (Kızılderili şeflerinden Gümüş Kafa) işte o anda bir karar veriyor: "Alman Milli Takım Teknik Direktörlüğüm bitmiştir!"

"Gümüş Kafa", aylar sonra bile tekrar tekrar yaşadığı bu anların görüntüleriyle Atatürk Havalimanı'nda ilerlerken bir yandan da sürekli şunu sorar kendine: "57 yaşındayım. Ve artık dinlenmek istiyorum. Ama şimdi Doğu'nun sınırında yepyeni bir maceraya atılıyorum. Peki niye?"

Derken havaalanının son otomatik kapısı da açılır ve bambaşka bir dünyayla tokalaşır Derwall. Karşılayanları arasında kulübün ikinci Başkanı Alp Yalman, Türk millilerin kaptanı Fatih Terim ve asıl önemlisi "son ümidimizsin" der gibi bakan sarı-kırmızı gözler vardır.

Onun 21 yıl önce Türkiye'ye girdiği bu havaalanından şimdi çıkıp biz ona gidiyorduk. Foto-muhabiri arkadaşım Burak ve ben... Doğrusunu isterseniz sadece takımıyla bir bahar akşamı karşılaşanların anlayış gösterebileceği ölçüde belki saçma, mutlaka çok çocuksu ve pür bir sevinçle doluyduk. Üstelik baştan karar vermiştik Burak'la: "Biz bugün önce Galatasaraylı, sonra gazeteciyiz! Hele de takımının ilk şampiyonluğunu o beyaz saçlı adam sayesinde gören bir kuşak için tıpkı pirine uçan müritler gibiyiz..."

Sonunda Saarbrücken'i bulmuştuk ama önünde gri cip duran bu villanın kapısını tam bir buçuk saat önce çalmalıydık. Yoldaki kaza, mihmandarımızın azizliği, adresin yanlış kodlanması gibi gerekçeler hiçbir şekilde durumu kurtarmıyordu. Korka korka parmağımızı zile götürdük. Önce girişteki cam kapı bızzt etti, sonra yukarıdaki beyaz ahşap kapı açıldı ve saks mavisi kazaklı bir adamın gri pantolonu göründü. Başımı bile kaldıramadan çıktığım 10-15 basamak sonunda tam da beklediğim gibi bir ifadeyle karşılaştım: "Sizin kafanızı uçurmam gerekiyor!"

Burak'la nefes bile almıyorduk artık. Herhalde ikinci hamlesi kovmak olacak diye beklerken öfkeli şahin birden beyaz bir güvercin oluverdi: "Ama yapmayacağım! Haydi girin içeriye."

"Teşekkürler Derwall"
Artık Derwall'in sade, sarı salonundaydık. Elinde bir şişe sodayla peşimizde dolanıp bize "Yoldan geldiniz, susamışsınızdır" diye su veriyor; kendiliğinden "Tuvalet şu tarafta" demek gibi halden anlayan ikramlarda bulunuyordu. Daha yeni komadan çıkmış, gelmeden önce "Son röportajı sizinle olabilir" diye uyarılar aldığımız biri için hayli misafirperver, hayli canlıydı. Onu bu kadar sıcak görünce ben de gevşeyip hazırladığım cümlelerimden birini gevelemeye başladım: "Sizinle tanışmak bizim için saklanamayacak kadar büyük bir mutluluk. İzin verir misiniz?"

Derwall ayakta durmuş, kaşları havada beni dinliyordu. Kendisine yaklaştığımı görünce merakla bakmaya devam etti. İçimde bütün Galatasaraylıların şükranıyla yanağından öpüp "Her şey için bir kez daha teşekkür ederiz efendim" dedim. Muzip gülüşlü Derwall 78 yaşında artık ipi göğüsleminin de verdiği rahatlıkla sordu: "Sen 15 yıl önce neredeydin?"

Benimse konuyu dağıtmaya hiç niyetim yok; 100'üncü yıl coşkusunu yaşayan tüm Cimbomlular adına içimizi döküp, andımızı okumaya devam ettim: "14 yıl boyunca her lig şampiyonluğunun bittiği gün bizim için bir kâbustu. Herkes bayraklarla caddelerde dolaşırken biz pencereleri kapatıp bitmeyen korna seslerine rağmen erkenden uyumaya çalışırdık. Derken beyaz saçlı bir adam geldi. Onun sayesinde iki yıl üst üste şampiyon olduk. Dört yıl sonra gitti ama onun ardından da Avrupa'da inanılmaz basanlara imza attık. Ve sonunda UEFA Kupası'nı kazandık. Avrupa Şampiyonu olduk. Şampiyonlar liginde çeyrek finale çıktık Süper Kupayı biz gördük. Dünya sıralamasında 10'a giren ilk Türk takımı bizdik. Üç yıldızı Fener'den önce biz taktık. Hatta Fener'in stadına bayrak bile diktik."

Ben böyle Allah ne verdiyse deyip, soluksuz giderken Derwall'in yüzünde açan gülleri fark ettim. Belli ki o da bütün Galatasaraylılar gibi bu cümlelerden inanılmaz keyif alıyordu. Fenerliler'le aramızdaki huysuz ve tatlı muhabbete de sığınarak Derwall'e asıl içimden geçeni soruverdim: "Bütün bu keyifleri yaşarken bile siz de Fener'e çok sinir olur muydunuz?" Denvall, "Bu da sorulur mu" der gibi yüzüme bakıp kesin bir ifadeyle yanıtladı: "Hem de nasıl! Her oynadığımızda!"

Derwall Türk futboluna Avrupa'ya açılma cesaretini veren yegâne isim. 12 Eylül darbesinden çıkmış, PKK diye bir dertle daha yeni tanışmış, AB'yi aklının ucundan bile geçirmeyen, mutsuz bir Türkiye'de futbol üzerinden de olsa "Eğer istersen kabından çıkabilirsin" ampulünü yaktı.

* Sizin bu durumla ilgili yorumunuz ne?
Bunu gerçekten ben de bilmiyorum. (Kalp piliyle yaşayan ve yaklaşık bir ay önce gribal enfeksiyon tanısıyla kaldırıldığı hastanede şuurunu kaybedip, komaya giren Derwall her ne kadar sağlıklı görünüyor olsa da uzun esler vererek konuşuyordu). Sanırım sadece işimi yapmam yeterli oldu.

* Peki ne yaptınız da bu kadar başarılı oldunuz?
İlk yaptığım şey kendi oyuncularımı seçmek oldu. Çünkü geldiğimde bana 35 oyuncu verdiler. Bu rakam çoktu. Ben onların içinden sadece en iyi olanlarını seçtim. Bu teknik direktörler için başarıya giden çok önemli bir adımdır.

* İkinci adım?
İnsanlara hem aşağıdan hem de yukarıdan bakmanız lazım. Bir futbolcunun sadece nasıl oynadığı değil, karakteri de çok önemlidir. Bu yüzden ikinci işim onların karakterini disipline etmek oldu. Buna gerçekten ihtiyaç vardı.

* Zor oldu mu?
Zordu, çünkü sorun Türk futbolcusunun mantalitesindeydi. Hayata ve futbola bakış açıları Almanlar'dan çok farklıydı. Örnek Arif! Akrobat gibiydi! Antrenmanda o akrobasi hareketlerini yapmasında hiçbir sakınca yoktu. Ama sahada oynarken yapmaması gerekirdi. Puan için oynuyorsunuz sahada ve ancak takım oyunu oynarsanız kazanabilirsiniz.

* Türk futbolcusu biraz "artist" mi demek istiyorsunuz?
Hayır, öyle bir şey diyemem. Onlar çok iyi insanlar. Oyuncularımın hepsini çok sevdim. Ben de onlar
__________________


No Hope , No Love, No Dreams...
My Only escape is the Underground...





Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

SHADOWS isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20-09-2006, 21:38   #2 (permalink)
Standart

emeğe saygı tebrikler walla
Enemy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 21-09-2006, 02:58   #3 (permalink)
Standart

gerçekten çok iyi paylaşım için tşkler
__________________
<div align="right">Bazen Hayatın Yükü Ağırdır Çekeceksin
Bu Benim Son Nasibim Kaderim Diyeceksin
Yarın Nasıl Geçecek Nereden Bileceksin
Üzgün Olsan Ağlasan Bugünler Yaşanacak
</div>
adyge55 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-09-2006, 00:39   #4 (permalink)
Standart


teşekkürler arkadaşlar
__________________


No Hope , No Love, No Dreams...
My Only escape is the Underground...





Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

SHADOWS isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-12-2006, 18:11   #5 (permalink)
Standart

emegıne saglık
__________________
SEVMEK YÜREK İSTER
LAZ KIZI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-04-2007, 19:31   #6 (permalink)
Standart

te$ekkürLEr üstaD.. süper paylaşım ..
MaviSh.77 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-05-2007, 02:29   #7 (permalink)
Standart

cok super ya
__________________
Yoklugundan Gayrı Bana Etsin Zulüm Sana Gelmedıgım Gün Öldügüm Gündür GÜLÜM
emrahtok isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-05-2007, 01:14   #8 (permalink)
Standart

unutulurmu be bunlar torunlara anlatılır valla
__________________
Mutluluk Denen Şey Anlatıldığı Kadar Saydammıdır?
Gözler Kalbi Kandırır
Her Gülücük Biraz Sahte
cran_s isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-06-2007, 23:35   #9 (permalink)
Standart

teşekkür çok işime yaradı walla ya ben prakazi biliodum okunuşu frakazi olduğu için bulamıodum
tekerar tşkler emeğine sağlık
__________________



N a$kTan anLarsınıZz.. N mé$kTéN..??

RéNqiniZz kaÇmı$ sévi$méktn..
TohumunuZza i$Lémi$ ßohkLuqk..
YhoXa KanınızDa mı Var O**spuLuqk...


Yalnızım.
mutluyum
huzurluyum..


lazrail_53 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20-07-2007, 15:45   #10 (permalink)
Standart

ben bunların hepsini gs tv'de izledim ama emeğine saglık kardes
__________________
<div align="center">
  1. Kural:Mesaj yazarken iki kere düşüneceksin.</div>
FORUMUN MAFYASI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Etiketler
unutulmayanlar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Unutulmayanlar zerda_26 Şiirler 4 23-01-2008 03:53
Unutulmayanlar zerda_26 Şiirler 3 31-08-2007 12:16
Beşiktaş Unutulmayanlar comaster Spor Videoları 0 23-04-2007 04:19


Türkiye +4. Şuan Saat: 03:44.

Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 knight online
site ekle Alexa Toolbar TOPlist Message Board Statistics