
İl İl Türkiyemiz icinde Yaylabeli 'nin 150 Yıllık Gül Serüveni konusu , İnsanoğlunun kullandığı en eski kokudur gül ve gülün en aromalı kısmı, yağıyla ilgili ilk bilgiler eski Sanskrit metinlerine dayanır. Homeros, İlyada'da, Afrodit'in gülyağıyla Hector'un ölü vücudunu ovarak nasıl bir kral ...
| |||||||
| Kayıt ol | Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 (permalink) |
![]() İnsanoğlunun kullandığı en eski kokudur gül ve gülün en aromalı kısmı, yağıyla ilgili ilk bilgiler eski Sanskrit metinlerine dayanır. Homeros, İlyada'da, Afrodit'in gülyağıyla Hector'un ölü vücudunu ovarak nasıl bir kral yarattığını anlatır. Bu metinlerde geçen gülyağının, sıcak yağın içine atılan gül yapraklarıyla elde edildiği kesin. Hippokrates da ilaçlarında kullandığı gülyağını, zeytinyağının içine attığı gül yapraklarıyla elde ettiğini anlatır. Gülyağı ve elde edilişiyle ilgili en ilginç söylence, kuşkusuz Moğol İmparatoru Cihangir (1569-1627) ile ilgili olanı. Rivayete göre Cihangir çok büyük olan sarayının bahçesindeki kanallara damıtılmış gülsuyu doldurtur. Amacı, bahçesinin bu güzel kokuyla dolmasıdır. Bir gün imparatorun eşi bahçede dolaşırken kanallardaki gülsuyunun üzerinde ince bir tabaka fark eder ve bu inanılmaz aromalı, yağlı kısmı oradan alır. Ve gül kendi özel yağı için damıtılmaya başlanır. Öte yandan sekizinci, dokuzuncu yüzyıllarda yaşadığı bilinen İbni Haldun'un da en kaliteli gülyağının damıtma yoluyla elde edileceğini söylediği biliniyor. Bugün hâlâ gülyağı elde etmek için kullanılıyor damıtma tekniği. ![]() Gerek fabrikalarda gerekse gül yetiştirilen köylerde, köy evlerinde. Fabrikalarda teknolojik ve çok büyük imbiklerde yapılan gül damıtma işlemi, köylerde daha küçük, bakır imbiklerde ve odun ateşiyle yapılıyor. Bu geleneksel damıtma işleminin yapıldığı köylerden biri de Isparta'dan sonra Türkiye'nin en çok gül yetiştiren şehri Burdur'un bir köyü: Yaylabeli Köyü. Burdur Gölü'nün kıyısında bir dağ köyü olan Yaylabeli, geleneksel yöntemlerle gülyağı elde edilen nadir yerlerden. Burdur Gölü'nün masmavi manzarasına hâkim, ardıç ağaçlarıyla kaplı dağların eteklerinde, tam güllerin sevdiği yükseklikte ve iklimde. Yaylabeli'nin labirenti andıran dar sokakları, kerpiç evleri, ahşap pencereleri ve sıcacık insanları, burada zamanın yolunu şaşırdığını ve onlarca yıl önce kaybolduğunu düşündürü-yor insana. Eşek sırtında tarlalara çalışmaya giden, dur durak bilmeden çalışan, güleryüzlü, misafirperver insanlarıyla tam bir Anadolu köyü Yaylabeli. Ve Anadolu'nun kucağındaki bu insanlar en az 150 yıldır gül buduyor, gül topluyor. Ve yaklaşık 25 yıl öncesine kadar hepsi gülyağı da çıkarıyordu.
__________________ Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... | |
| | |
| | #2 (permalink) |
![]() Ama şimdi köyde bir tek ev var gülyağı çıkarılan, İsmail Yiğit'in evi. Gül mevsimi mart ayının 18'i, 20'si gibi başlayıp haziranın sonuna kadar sürüyor ve bu zaman diliminde köyde, ama en çok da İsmail Amca'nın evinde hummalı bir çalışma oluyor. Köylüler, güneş daha yeryüzüne gülümsemeden kalkıp traktörlerle, eşeklerle gül bahçelerine gidiyor, mis gibi kokan köyün sokaklarından. Köyde bulunan 150 haneden sadece birkaçı gül yetiştirmiyor. Diğerleri, sabah açıp öğleden sonra kapanan bu pembe çiçekleri erkenden topluyor ve sepetlere dolduruyorlar. Yuvarlak ve olgunlaşmış olanları toplanıyor ilk önce güllerin. Tomurcuklar ertesi güne... Onların bir seremoni gibi gerçekleştirdikleri gül toplama olayında beni en çok şaşırtan gülleri elleriyle toplamaları oluyor. Ama öğreniyorum ki, gül üstten çıkıyor ve dikenler ağaçların alt kısmında oluyor. "Gül her zaman üstte çıkar. Hem batsa ne olur yavrum? Siz bilmezsiniz ama, gülü seven gerçekten dikenine katlanır" diyor Mehmet Amca. Güller ya kooperatif ya da İsmail Amca'nın evi için toplanıyor. Köyün bu tek imbikli evine getirilen güller, ![]() imbik kazanına atılıyor ve damıtma işlemi başlıyor böylece. Bakır imbik kazanının içine atılan yüz kilo çiçeğin üzerine 240 kilo da su ekleniyor. Odun ateşinin üzerindeki imbiğin içinde kaynamaya başlıyor su ve gül. İmbiklerin arkasında kocaman bir soğuk su havuzu var. İmbiğin içinde iki saat kadar kaynayıp buharla elde edilen yağ ve su borular yardımıyla bu havuzdan geçerek soğutuluyor ve tenekelere boşaltılıyor. Yüz kilo su geliyor bu tenekelere. Yüz kilo gülsuyu. Gülsuyu daha sonra diğer yapraklar kaynatılırken tekrar imbiğe dökülüyor. Sonra bu su şişelere konuyor ve şırıngayla üzerindeki yağı çekiliyor. Bunca işlemden geçirildikten sonra şişelenen gülyağı artık satılmaya, emek verenlere kazandırmaya hazır. Ortalama olarak üç kilo gülden bir gram gülyağı elde ediliyor. Yani bir kilo gülyağı elde etmek için üç ton çiçek toplamak, taşımak ve damıtmak gerekiyor. İsmail Amca'ya soruyoruz, niye bu kadar eziyet diye. O da diyor ki, "Aklım ereli beri bu gülle uğraşıyorum ben. Buna bir alıştın mı bırakamazsın." Eski ahenk, gelenekler, zanaatler... ![]() Kimi ölüyor, kimi arz-ı endam ediyor, yaşıyor, konan göçen insanlar gibi. Geceler bitiyor, günler oluyor. Gülkurusu renginde akşamların kokusu sabaha kavuşuyor, güle gönül verenler tekrar çıkıyor yolculuklarına, gül tarlalarına doğru... * Hünkar Sibel Görel, yazar.
__________________ Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... | |
| | |