
Kitap Özetleri icinde Gelecekteki Savaş konusu , KİTABIN ADI Gelecekteki Savaş KİTABIN YAZARI TÜMG. Robert H. SCALES, JR. YAYINEVİ VE ADRESİ ABD Kara Harp Akademisi BASIM TARİHİ 1997 KİTABIN YAYIM MAKSADI ABD Kara Kuvvetlerinin 2010-2025 yıllarındaki yapılanmasına ...
| |||||||
| Kayıt ol | Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 (permalink) |
| KİTABIN ADI Gelecekteki Savaş KİTABIN YAZARI TÜMG. Robert H. SCALES, JR. YAYINEVİ VE ADRESİ ABD Kara Harp Akademisi BASIM TARİHİ 1997 KİTABIN YAYIM MAKSADI ABD Kara Kuvvetlerinin 2010-2025 yıllarındaki yapılanmasına ışık tutmak KİTABIN ÖZETİ : 1. GİRİŞ : Eğer gelecek savaşın nerede veya hangi şekilde olacağını tahmin edemiyorsa, yeni bin yıla girerken Amerikan ordusunun kendisini hazırlayacağı bazı şeyler vardır. Şüphesiz, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri, askerlerini bedensel yetenek ve eğitim yönünden muharebeye hazırlamak zorundadır. Ama aynı derecede önemli olan bir husus da, muharebe alanında karşılaşılacak güçlükleri yenmek için gelecek nesil askeri liderlerin beyinlerini de hazırlamaktır. Gelecek yüzyılın savaşları, güçsüz ve motivasyonsuz bir rakibin, savaş başlar başlamaz çöktüğü körfez savaşı gibi olmayacaktır. 1950 ve 1960’lı yıllarda Kuzey Koreli’lerin, Çinli’lerin ve Kuzey Vietnamlı’ların teknolojik açıdan hayli üstün Amerikan güçlerine nasıl karşı koyduklarını Amerikalı’lar asla unutmamalıdır. Bununla beraber, gelecekteki tehditlerin belirsizliği (denklemin kim, ne ve nerede soruları), savaş için çok ciddi zihinsel hazırlığı gerekli kılmaktadır. Sir Michael Howard’ın her fırsatta belirttiği gibi, savaş sadece fiziksel açıdan çok zor olan bir meslek olmayıp, zihinsel açıdan da çok çalışmayı gerektiren bir meslektir. ÖNSÖZ : Eğer Kara Kuvvetleri ülkenin güvenliğinden sorumlu olmaya devam edecekse, tehdite maruz kalan denizaşırı bölgelere gidecek meşru, güçlü ve dengeli kuvvetleri geliştirme hızımızı şimdiden artırmaya başlamalıyız. Bu hedefi gerçekleştirmek için yakın vadede iki seçeneğimiz mevcuttur. Birincisi, halen elimizde olan denizaşırı, üsleri elde tutmaya ve kullanmaya devam etmektir. Özellikle milli çıkarlarımız için hayati önem taşıyan bölgelerdeki veya buralara yakın yerlerdeki üsler, hem bir hareket noktası hem de potansiyel savaş alanlarına yakın gözlem yeri olmaktadırlar. İkinci olarak, ABD’de ve denizaşırı bölgelerde konuşlu birliklerin muharebeye hazır şekilde çatışma bölgelerine ulaşma sürelerini azaltabiliriz. Şimdi, bütün gücümüzü, muharip birliklerimizi her tür silahı kullanan, muharebeye dayanıklı ve bağımsız olarak harekat yapma becerisine sahip farklı küçük birimler olarak yeniden düzenlemeye adamalıyız. Bizi yavaşlatan veya muharebe alanına hızla ve kararlılıkla gitmemizi önleyen ordu ağırlıklarının çoğunu ABD’de veya denizaşırı üste bırakmamızı sağlayacak olan bilgi çağını lehimize kullanmayı öğrenmeliyiz. Körfez savaşı sırasında, ana vatandakine benzer lojistik ve destek tesislerini kurmak için tüm insan gücü ve malzemeyi taşımak zorunda kaldığımızdan muharebe alanını hazırlamak altı ayımızı aldı. Bu nedenden ve diğerlerinden dolayı, bir Amerikan tank tümeni yüz bin tondan daha ağırdı ve bir bu kadar da savaş boyunca bu tümen için gerekli malzeme taşıyordu. Büyük çoğunluğu deniz yolu ile olmak üzere altı yüz bin ton mühimmatı körfeze naklettik ve bunun çoğunu kullanmadan ana vatana geri götürdük. Yine buna benzer şekilde, on binlerce nakliye konteynerini oraya götürdük ve çoğunu daha limanda içlerinde ne olduğunu anlamak için açtık. Bu kitaptaki makaleler gelecekteki savaşlar için gerekli dengeli kuvveti anlatmaktadır. Mevcut gücümüzü yarının çatışma ortamına daha uygun hale getirmek için yapabileceğimiz çok şey vardır. Önce kuvvetimizi hafifletmekle başlamalıyız. Muharip kuvvetlerimizi daha atılgan ve taktik olarak daha yüksek hareket kabiliyetine sahip hale getirmeliyiz. Hava yoluyla manevra yapan yakın muharebe becerisine sahip birliklerin oranını artırmalıyız. Çevremizdeki düşmanı daha net ve çabuk görebilmek için bilgi teknolojilerinden daha çok faydalanmalıyız. Bu ileri teknoloji çağında bile zamana bağlı olarak değişmeyen belli prensiplerin hala çatışmanın akışını belirlediğini unutmamak önemlidir. SAVAŞIN EVRELERİ: Gelecekte, gereğinden fazla uzatılmış ateş gücü ile yıpratma savaşının mahzurlarından kaçınmak için, öldürme kabiliyeti ile manevra kabiliyeti arasında karşılıklı olarak faydacılığa dayanan gerekli ama hassas bir kombinasyon sağlamalıyız. Yine, doğrudan müdahale ve karada üstünlük olmazsa, çatışma başlangıcında savaşma azim ve iradesi olan bir düşmanın zaman geçtikçe daha fazla güç kazanması muhtemeldir. Sürat, gelecekteki kara kuvvetleri gücünün en gerekli unsuru olmalıdır. Geçmişte hafifliğin ve süratin önündeki en önemli engel olan lojistik ağırlıktan arınmış bir kuvvet oluşturarak, süratin sağlanmasında başarılı olunabilir. Bilgi ve hareketteki süratin kombinasyonu, bizim gelecekteki düşman hareketlerini önceden tahmin etmemize yarayan bir muharebe gücü sağlayacaktır. Bu güç, uygun hareket tarzı olarak kullanıldığında, geçmişin güce karşı güç çatışmalarıyla pahalıya mal olan uygulamalarını, daha emin ve daha az masraflı hale dönüştürecektir. Bu kombinasyon, muharebe gücünün hiç azalmayan bir tempo tutturmasına olanak tanıyacaktır. Satranca benzeyen harp oyununda üstün muharebe alanı bilgisi, bizim rakibimizden dört veya beş adım önde olmamızı sağlayacaktır. 21 NCİ YÜZYILDA SAVAŞA HAZIRLIK : Teknolojik üstünlüğün gelecekte Birleşik Devletler’in kara muharebe birliklerini kullanmaktan vazgeçerek çatışma alanlarından uzak noktalarda bulunan platformlardan atılan gelişmiş ve isabet gücü yüksek silahları kullanmasına imkan vereceğine dair son zamanlarda ortaya atılan bazı iddialar kaygı vericidir. Gerçek savaş, doğası gereği oldukça belirsiz bir girişimdir. Savaşta ”Zafer” in anlam kazanması, ”Mağlubiyetin” yenilen tarafın zihninde yer etmesine bağlıdır. Askeri gücün nihai hedefi, savaşta kozlarını paylaşan tarafların kesin bir siyasi karara ulaşmasını sağlamaktır. Geleceğe dönük tahmin yapan bazı kişiler, yeni ortaya çıkan teknolojilerin savaşın niteliğini tamamen değiştireceğini, bununda gelecekte karşımıza çıkacak düşmanlarla mücadele ederken insanlarımızın yaşamlarını tehlikeye atacak olan bir kara savaşına girmeden onları uzaktan müdahale ile yenmemizi mümkün kılacağını iddia etmekteler. Geleceğe dönük bu tür tahminler sadece savaşın doğasındaki belirsizliği değil, günümüzde askeri zafer ve yenilgi hakkında tüm öğrendiklerimizi göz ardı eden yaklaşımlardır. 2500 yıllık tarih şunu göstermiştir ki belirsizlik, yanlış hesaplama, yetersizlik ve en önemlisi de şans, savaş içerisinde var olmaya devam edecektir ve nihayetinde, kimin galip, kimin mağlup olduğuna karar verecek olan şey; teknolojiden ziyade kararlılık, moral, savaşabilme becerisi ve liderliktir. Muharebe alanındaki birliklere uygulanan ateş gücünden daha da önemlisi düşmanın sivil alt yapısına uygulanan ateş gücüdür. Kısacası, uzaktan cezalandırma yöntemine aşırı güvenmek rakibin karşı koyma hırsının psikolojisini göz ardı eder. Belli bir silahlı çatışmanın şartlarına ve amaçlarına göre oluşturulan kara kuvvetlerinin yerini hiç bir şey alamaz. Uzun süreli bir barış dönemi savaş kurumlarının önündeki en büyük engellerden biridir. ABD’nin yapmış olduğu ilk savaşlardaki performansı çok etkileyici değildir. Teknolojideki gelişme, yeteneklerimizi arttıracaktır. Fakat sonuçta savaş; makinelerin değil, insanlarin azim ve iradesinin mücadelesidir. 2010 DAN SONRAKİ STRATEJİK TEHDİTLE MÜCADELE: Özellikle becerikli ve iyi motive edilmiş askeri birlikler, muharebe alanına çabucak uyum sağlayabilmekte ve bizzat burada pek çok yeni şeyi öğrenebilmektedirler. Aslında, çabuk uyum sağlama becerisi askeri etkinliğin önemli bir öğesidir. ABD vizyonunun gelişmesini engelleyen önemli bir husus da tipik batılı kibirinden kaynaklanan şu düşüncedir: Batılı olmayan ordular muharebe alanında nasılsa batılı yöntemlerini taklit edeceklerdir. Bütün bunların sonucunda ateş gücü hususunda Batı’nın tekeline karşı koyabilecek yöntemleri keşfetmek isteyen batılı olmayan girişimler bu zamana kadar alışılmadık askeri kültürlerin gölgesinde saklı kalmıştır. Dolayısıyla ABD’li askeri uzmanlar, batı dünyası dışındaki mevcut savaş konseptleri ve tecrübelerinin pek çoğunu maalesef takip edememiştir. Gerçek şu ki, Batı tarzı savaşa rakip akımlar ve özellikle de bunların etkili olanları son yarım yüzyıldır giderek artmıştır. Batı tarzı savaşı yenilgiye uğratmaya dair bir tarif ve sınıflama çabası da Pasifik savaşından hemen sonra Mançurya’daki dağ direnişleridir. Çinli’ler aceleciliklerinin faturasını çok ağır bir şekilde ödediler. Çinli’lerin 1951 ilkbahar taarruzları Amerikan topçu ve hava gücünün bir yandan Çinli askerleri büyük gruplar halinde yok etmeleri, bir yandan da havadan da ikmal yollarını kesmeleri sayesinde durduruldu ve geri çekilmeye zorlandılar. Acı deneyimleri Çin iç savaşından alınan dersleri tekrar hatırlamalırını sağladı. Çinli’ler dağılarak birliklerini gizlediler ve sadece taaruz etmeden önce bir araya geldiler. Amerikan kayıpları kısa sürede artarken Çinli’ler kayıp oranlarını politik liderler için kabul edilebilir bir düzeyde tuttular. Takip eden yirmi yılda Vietnamlı’lar Çinli’lerin deneyimlerinden büyük ölçüde yararlandılar ve ateş gücünün imha etkisini azaltan çok yaratıcı metodlar bularak bunları önce Fransızlara daha sonra da Amerikalı’lara karşı kullandılar. Bu dönem de Vietnamlı’lar dağılmanın ve sabırlı olmanın önemini yeniden kavradılar. Yakın muharebe gerekli olduğunda, Vietnam kuvvetleri, güçlü birinci hatları olan birliklerden ziyade az ateş gücü olan üslere taarruzu tercih ediyordu. Vietnam kuvvetleri artan bir şekilde, Amerikalı’lara taarruzdan evvel onlara çok yakın temas içinde olmayı seçiyor ve onların topçu ve hava taarruzlarından sadece belli bir düzeyde etkileniyordu. Körfez savaşı boyunca, Irak liderlerinin üst düzeydeki bazı tutarsızlıklarına rağmen, Irak ordusu muharebe alanına adapte olmada büyük bir beceri sergiledi. Adaptasyon kabiliyetlerinin en etkili göstergesi cumhuriyet muhafızlarının büyük bir bölümünün daha çöl fırtınasının ilk saatlerinde gösterdiği manevra kabiliyetidir. Müdahalede bulunan Batılı bir güç çatışmayı hızla ve en az maliyetle bitirmesi gerekir. Bu yüzden stratejinin mantığı, Batılı bir müdahalenin önlenmesinden çok yavaşlatılmasını gerekli kılar. Son zamanlardaki savaşlarda batılı olmayan ordular, kuvvetlerini dağıtarak ve telekominikasyon, lojistik ve ulaşım alt yapılarını olabildiğine ayırarak hava harekatının süresini ve hasarını sınırlandırmayı öğrendiler. Geleceğin belki de en acaip muhtemel zıtlıklarından biri, Batı bilgi teknolojisinin batılı olmayan ordulara çözüm önerileri sunmasıdır. Birinci olarak, hücresel teknoloji ve internet, muharebe alanında dağılan birlikler arasında uzun süreler hareket serbestilerini sürdürmelerine izin verir. İkinci olarak, yine bu teknolojiler, taarruz gerektiğinde dağılan birliklerin toplanması ve siklet merkezi oluşturulması için hızlı hareket etmelerini sağlar. Sonuç, pekala her iki tarafın da kazanabileceği bir teknolojik yarış olabilir. Hedef tespiti ve imha teknolojilerini geliştirdikçe, muhtemel düşmanlarımız da tespit edilmelerini zorlaştıracak teknolojileri geliştireceklerdir. Ticari sektörün artık gelecekteki rakiplere ihtiyaçları olan araçları sağlama sürecinde oldukları gerçeğini göz önüne alınca, biz global bilgi teknolojilerini geliştirdikçe, başarı şansı daha ciddi olacaktır. Üstelik, ABD’nin muhtemel rakipleri, bu sistemleri geliştirmek için bir kuruş bile harcamak zorunda değiller. Unutmamalıyız ki böyle rakiplerin, sadece berabere kalmaları ve müdahaleye karar veren politikacıları sıkıştırmaları için batı ordularına zayiat verdirmeleri yeterli olacaktır. 21 NCİ YÜZYIL SAVAŞINDA MANEVRA: Gelecek yüzyıldaki savaşların yapısını etkileyecek birinci unsur; muharebe alanının çok uzakta ve çok büyük bir olasılıkla dünyanın uzak ve misafir sevmez bölgelerinde olmasıdır. Bu bölgelere ulaşmak için ayrıca manevralar yapmak gerekecektir ve bu durumda yapılması gereken stratejik manevralar tıpkı muharebe alanındaki manevralar kadar başarılması gereken kritik bir görev olacaktır. Çok az bir bedelle kazanmamız gerekiyorsa mücadeleye çok erken başlamamız, en azından düşmanın yığınak planlarını bozacak, düşmanla düşmanın harekat hedefleri arasına kuvvet yerleştirebilecek kadar erken davranmamız gerekir. Ordular hedef şaşırmayan silahların yok edici etkisini azaltmaya çalışırken muharebe alanını boşaltmaya devam edecektir. Her iki tarafın elinde hedef şaşırmayan silahların bulunacağı geleceğin savaşlarında muharebe alanının daha da genişleyeceğini tahmin edebiliriz. Muharebe esnasında manevra kabiliyeti ile imha kabiliyeti arasındaki dengenin doğru bir şekilde uygulanması gerekir. Dikey boyutu kontrol ederek büyük bir açıklıkla görme, algılama ve izleme yeteneğine sahip olacağız. Dış çevre ve uzayı aralıksız tarayan gözler, askerlerin kritik arazi tanımını değiştirecektir. Eski savaşlarda sonucu belirleyen şey, hep tepeleri ele geçirmek olmuştur. Uydular ve yüksek irtifada uçan insansız hava araçlarından sağlanan bilgiler, kandan ziyade bilgi çağı teknolojisinin egemen olduğu yeni bir ”Avantajlı Bölge” yaratacaktır. Bundan böyle düşman, Amerikan kuvvetlerinin ne zaman ve nereye ineceklerini tahmin edemiyecektir. Kara muharebelerinde sıkça görülen cephe taarruzu, pusu ve karşılıklı çatışma olayları, artık pek sık görülmeyecektir. Düşmanla mücadele eden askerlerin az sayıda olması ve bazı yerlerin çatışmaya girmeden istila edilmesi kara muharebelerinde verilen zayiatı büyük bir oranda azaltacaktır. Baskın tarzındaki taarruzun bilgi çağındaki hedefi, makine çağındakiyle aynı olacaktır, yani düşman süratle etkisiz hale getirelecek, ateş gücü ve manevra imha edici harekatlarda dengeli bir şekilde kullanılacak ve sonuçta, düşmanın karşı koyma iradesi psikolojik olarak çökertilecektir. Ancak yeni teknolojiler ve gelecekteki düşmanımızın yapısı bu baskın taarruzlarını oldukça farklı bir hale getirecektir. Hedef farklı olacaktır. Geleceğin muharebe alanı dinamikleri, stratejik taarruz taktikleri savunma anlayışına geri dönülmesini zorunlu hale getirecektir. Bu anlayışta taaruz eden güçler stratejik manevra kabiliyetlerini, muharebe birliklerini düşman için öylesine büyük tehdit oluşturacak alanlara yerleştirmek için kullanacaktır ki, düşman ya taarruza geçmek ya da teslim olmak zorunda kalacaktır. Savaş alanında hızlı bir ateş ve manevra iradesi, en az zayiatla çabucak kazanmak için çok önemlidir. Ateşle manevranın eş zamanlı uygulanması, taarruz eden bir kuvvete, ateş gücünün şaşırtıcı, ancak geçici psikolojik etkilerinden yararlanma ve bunları kalıcı kılma olanağı tanır. Savaş, bir irade sınavıdır. Düşman iradesini çökertmenin en emin yolu da bölgesini kontrol etmektir. Fiziksel işgal olmadan savaş, uzaktan cezalandırmaktan öte anlam taşımaz. Uzaktan cezalandırmaya ise direnme iradesi olan herhangi bir millet bir şekilde dayanacaktır. Gelecekte ateş ve manevra arasındaki dengeyi kurmakta ne kadar başarılı olduğumuza bakmadan, gelecekteki bütün zaferlerin ucuz yoldan kazanılmayacağı gerçeğini kabul etmemiz gerekir. Sonuna kadar savaşmaya hazır olan ve bizi muharebe alanındaki sınırsız egemenliğimizi kullanmaktan alıkoyacak kadar yeterince güçlendirilmiş bir düşman muhtemelen zayiat vermemize sebep olacaktır. MALİ AÇIDAN SINIRLI BİR ORTAMDA KUVVETLERİMİZİ HESAPLAMAK VE BİÇİMLENDİRMEK: Çarpışmanın amacı, düşmanı kaybettiğine ikna etmektir. Hedefiniz herkesi öldürmek olmadığı sürece, öldürme gücünüzün veya tam isabetli ateş gücünüzün, ne derseniz deyin, asıl etkisi fiziksel değil psikolojiktir. Ateş gücünün tek başına uygulandığı her savaşta, körfez savaşı da dahil, zamanla ateş gücünün etkisi azalmaktadır. Eğer savaşa tek boyutlu bir yaklaşımınız olursa, düşmana da tek boyutlu bir karşılık verme şansı tanımış olursunuz. Eğer bunu yaparsanız düşman üç kuruşluk bir teknolojiyle sizi her seferinde yener. Tarih bunun doğru olduğunu bize söylemektedir. 2010’a kadar bilgiye sahip olmak yeterli değildir. Bilginize dayanarak hareket etme yeteneğine sahip olmak zorundasınız. 2010’dan sonra nasıl bu stratejiye güvenebiliriz? Yanıt sürattir: Sürat neden önemlidir? Karşılaştığımız tehdit, orduların yüzlerce yıldır karşılaştığı tehdide çok benzerdir. Düşmanın direnme iradesini çökertmek için taarruz bölgesini geçmek zorundayız. Zafer kazanmak için bu zorunludur. GELECEĞİN GÜVENLİK TEHDİTLERİNE HAZIRLANMA: Soğuk savaş boyunca devam eden güç dengesi sayesinde korunan küresel tehditlerin oluşması çok daha zor hale gelecektir; zira dünya, muhtemelen, rekabet halinde olan ve çok kutuplu gerginliklerin yaşandığı bölgesel hegomonyaların kurulduğu alanlara bölünecektir. İki kutuplu stratejik dengenin azalan etkisi, hali hazırda, dünyanın soğuk savaş öncesindeki doğal şartlarına dönmesini sağlamıştır. Rekabet eden devletler, komşularına karşı bir üstünlük sağlamayı düşüneceklerdir. Bazı milletler, tarihi üzüntülerini ve kızgınlıklarını tekrar gündeme getirecekleri, diğerleri ise yüzyıllarca süregelen yaraları tekrar açacakları için, çatışmalar sayıca artacaktır. Milletler arasındaki anlayışı ve bilgiyi artırsa da, bilginin hızlıca yayılması ve çoğalması, ayrıca etnik grupları tahrik etmekte ve problemli bölgeler içersindeki kültürel sürtüşmeyi körüklemektedir. Bazı devletler, daha küçük bölgelere yani etnik kökenlere dayalı ünitelere bölünebilir. Bu parçalanma, hem devletler arasında, hem de devletlerin kendi içersinde çatışmalara neden olacaktır. Balkanlar’da süregelen bin yıllık gerginlik, savaşan dini ve etnik gruplar arasındaki yerel bir çatışmanın bile ötesine geçmiştir. Burada olanlar, Batı’yı, Rusya’yı ve Orta Doğu’nun Müslüman ülkelerini etkilemektedir. Hint yarımadası üzerinde devam eden bölgesel tartışma ve nükleer yarış, Çin ve diğer Güneydoğu Asya milletleri arasındaki Spratly Adaları hususunda çatışan çıkarlar, Tayvan ve Çin arasında süren ilişkiler, diğer muhtemel bölgesel hareket ve uyumsuzluk alanlarına dikkatleri çekmektedir. Geleceğin çatışmaları, büyük olasılıkla binlerce yıldır medeniyetleri ayırmış olan, benzer jeopolitik ve kültürel hassasiyet sınırları boyunca olacaktır. Bu tarihi hassasiyet sınırları, Kuzey ve Güney Avrupa boyunca genişleyip, Balkanlar’da birleşir ve Orta Doğu’ya uzanır, Avrasya’ya kadar devam ederek, Pasifik hududu civarında güneye döner ve Malay Yarımadası’nda aşağıya doğru yönelip etrafında Endonezya’nın bulunduğu adalar (Arkipelago) bölgesine girer. Geçmişte olduğu gibi, bu politik hassasiyet sınırları, etnik, dini, ekonomik ve siyasi çatışmalara sahne olmaya devam edecektir. Milli çıkarlarımız Avrupa’ya, Doğu ve Güneydoğu Asya’ya odaklanmış olacaktır. Bu bölgeler, Amerika açısından stratejik öneme haizdir, çünkü hayati çıkarlarımızın çoğu Birleşik Devletler adasından başlayıp, Avrupa’ya, Asya’ya ve pasifik sınırına doğru yayılmaktadır. Birleşik Devletler, hayati milli çikarların, muhtemel çatışma bölgeleriyle kesiştiği noktalarda harekete geçmek için hazır ve istekli olmak zorundadır. Monroe Doktrini’nde de ifade edildiği üzere, Latin Amerika da kesinlikle Birleşik Devletler için önemlidir, ve Afrika’daki olaylar konusunda da hassasiyetimiz ve çıkarlarımız vardır. Ancak, her çatışma, Birleşik Devletler açısından bir askeri müdehaleyi gerektirmez. Askeri müdehale, bahsedilen bu bölgelerde eğer bizim milli çikarlarımızı tehlikeye atan bir çatışmaya dönüşürse, gerekli olabilir. GELECEKTEKİ TEHDİTLER: KİM BİRLEŞİK DEVLETLERE KARŞI KOYABİLİR: Görünen halihazırdaki tehditlerin, etnik gruplardan, suç kartellerinden ve aşırı milliyetçi teröristlerden gelmeye devam edeceğidir. Bu üç grup da oldukça büyük zararlara yol açma kapasitesine sahip olsa da, varlığımıza ve millet olarak etkinliğimize bir tehdit olarak etki edemeyecekleri sanılmaktadır. Demokratik olmayan – ya da sert bir yönetime sahip – değişik devletler bu arzuyu besleyebilirler; ancak, onların vasıta ve imkan açısından yetersizliğinin, buna müsade etmeyeceği, ve neden olabilecekleri tehdidin milli çikarlarımız açısından sadece geçici bir tehdit oluşturacağı düşünülmektedir. Aynı şekilde, etkisiz devletler muhtemelen önemli bir tehdit teşkil etmeyeceklerdir. 2010 YILINDAN SONRA MİLLİ GÜVENLİK POLİTİKASI: Milli güvenlik politikamız ilk olarak, askeri kapasitemizi herhangi bir saldırıyı önleyecek ve ulusal çıkarlarımızı koruyacak kadar güçlü hale getirmek suretiyle Birleşik Devletler’in fiziki emniyetini sağlamalıdır. İkinci olarak Amerikan çıkarlarının tehdit altında olduğu dünya bölgelerinde kararlılığı tesis etmelidir. Üçüncü olarak, Amerikan çıkarları ve potansiyel kararsızlığın bir arada bulunduğu bölgelerde ekonomik canlılık ve demokrasiyi pekiştirmelidir. 21 nci yüzyılın başlarında 2025’in kara kuvvetleri günümüzdekinden iki açıdan farklı olacaktır. İlk olarak, bilgiye dayalı bir organizasyon oluşturmak üzere bilgi teknolojilerini kullanarak görülmemiş bir stratejik ve operatif hıza ulaşacaktır. İkinci olarak, yeni taktik ve stratejiler kullanan entegre olmuş organizasyonlar sayesinde büyük bir esneklik ve fiziki hareket serbestiyeti sergileyecektir. Bütün bunların toplam sonucu, gelecekte karşılaşabileceğimiz her türlü küresel güvenlik sorununa anında karşılık verebilecek çok yönlü, geniş kapsamlı ve kabiliyetli bir kuvvetin ortaya çıkmasıdır. YENİ BİR SAVAŞ ÇAĞININ ŞAFAĞI VE YÜKSEK MANEVRA KABİLİYETLERİ İÇİN ACİL ÇAĞRI: Önümüzdeki yirmi yıl içinde ülkeler politik, ekonomik ve sosyal farklılıklarına bağlı olarak üç ana gruptan birinde kümeleşeceklerdir. Büyük bir askeri tehdit, yüksek bir olasılıkla endüstrileşmiş ve gelişmiş, sayıları yaklaşık iki düzineye varan demokratik ülke arasından çıkmayacaktır. Her ne kadar olgunlaşmış demokratik devletler arasında savaş çıkması imkansız olmasada böyle bir savaşın çıkma olasılığı oldukça düşüktür. Aynı şekilde zenginler ve fakirler spektrumun diğer ucunu temsil eden oldukça kabarık sayıdaki az gelişmiş ülkelerde ulusal çıkarlarımızı tehdit edebilecek askeri güçten yoksun olacaklardır. Bu ülkelerin gelecekte de insani yardıma muhtaç olacakları kesin gibidir. Günümüzde birçok askeri kuruluş gelecekteki rekabetin uzak mesafeden düşmanı tespit etme ve öldürme kabiliyetini artırıcı teknolojiler ile olacağına inanmaktadır. Maalesef üstün bilgi gelecekteki başarıyı garantilemeyecektir. Muharebe alanında yüzde yüz zihin açıklığına ve bakış açısına sahip olan en büyük satranç ustaları bile düşünen bir düşmanın beklenmeyen hamleleri ile karşı karşıya alabilmektedir. Taarruz bölgesinin ölümcüllüğü artarken bizim endüstri çağı tecrübemiz modern harbin gidişatını tayin etmede etkili değildir. Bu barış döneminde yeni fikirleri gözden geçirmek ve yeni konseptleri değerlendirmek önemlidir. İyi olan şu ki en azından elimizde bize bir yön hissi veren, zengin bir tarihe sahip tecrübe haritamız vardır. Harp Tarihi bize gelecekteki kara gücü hakkında bir konsept geliştirmemizin ne kadar önemli olduğunu ve bunun bize teknolojik ilerlemelerde ve yeni savaş doktrini geliştirmede nasıl rehberlik yapacağını öğretmektedir. 2010 sonrası orduları harp tarihinini ve yıllarca yapılan muharebe simulasyonlarının analizleri ile oluşturulacaktır. GELECEĞİN KARA KUVVETLERİ PROJESİ: DEĞİŞİM SÜRECİ: Harp tarihi, teknolojinin bazen taarruzu bazen de savunmayı ön plana aldığı dönüşümlü bir çizgi izlemektedir. Endüstri çağından önce bu dönüşüm daha yavaş oluyordu çünkü; yenilikler yavaş oluşuyorlardı. Endüstri devriminden sonra bu süreç hızlanmaya başlasa da belirli bir ivme kazanamaması bazen siyasi ve kurumsal tutuculuktan bazende askeri teknolojinin paralel gelişememesinden kaynaklanmaktaydı. Amerikan iç savaşına kadar o zamanın keskin nişanci silahı olan uzun namlulu tüfekleri kullanarak düşmanı imha mesafesini genişletiyorlardı. Bu, savunmada bir avantaj sayılıyordu. Bunun ardından gelen topçu sınıfındaki ilerlemeler, Avrupalılar’da ateş üstünlüğünün taarruzu güçlendirdiği ve bunun mutlak zafere götüreceği inancı yerleştirmişti. Daha sonra meydana gelen olaylar, bunun böyle olmadığını kanıtladı. İmha gücü yükselmesine rağmen bu geniş ölümcül taarruz bölgesine ilerleme hızı piyadenin hızına denk olarak kaldı. DEĞİŞİMİN MANTIĞI: Askeri değişimin tarihi karışıktır. Deniz kuvvetlerinin 1930’larda geliştirdiği uçak gemileri, Almanların Yıldırım Harbi ve kara kuvvetlerinin 1960’larda uyguladığı hava indirme ve uçarbirlik harekatı hep başarılı olmuştur. Günümüzün tam isabet atışlı muharebelerinde bile ateş unsurunun üstün olması düşmanı imha etmekten çok psikolojik bir şoka sebep olmaktır. Düşman zaman içersinde bu duruma ayak uydurur ve ateş şokundan kurtulur. Gerçek zafer, karada kazanılmalıdır. Psikolojik çökme, yani düşmanın direnme gücünün kırılması, düşman kendini tamamen köşeye kıstırılmış olarak gördüğünde meydana gelir. DEĞİŞİMİN HIZI: Değişime ayak uydurmak bütün ordular için güçtür. Askeri bir teşkilatı çok hızlı bir sürede değiştirmek daha tam oluşmamış yapıların alınmasına ve uygun olmayan özelliklerin oluşmasına sebep olabilir. Daha da kötüsü herhangi bir silahlı kuvvetin dayanmasının gerektiği doktrinel ve organizasyonel bağı zedeleyebilir. Tarih içersinde ordular yenilgiye adapte olamamanın yok olmak anlamına geldiğini öğrenmişlerdir. Masraflar veya bütçe yetersizliğini yeni teknolojilerin alınmasını engelleyebilirken kurumsal tutuculukta bu teknolojilerin etkili bir şekilde kullanımını engelleyebilir. Her iki durumda da zayiat ve askeri yenilgi kaçınılmaz sonuçlardır. Günümüz de karşılaşılan zorluk, dengeyi iyi kurmadadır. Sistemin on iki yıllık süresi ile birlikte yeterli zamanımızın olduğu söylenebilir. 2025 YILINA KADAR ABD’NİN ULUSAL ÇIKARLARI: Amerika Birleşik Devletleri’ne veya müttefiklerine nükleer, biyolojik veya kimyasal saldırının belirlenerek önlenmesi ve bu tür saldırının veya tehdidin sona erdirilmesi, Asya veya Avrupa’da güçlü, düşmanca bir hegamonyanın yükselmesinin önlenmesi, Birleşik Devletler ve müttefikleri tarafından global kaynaklara önlenemeyen yaklaşım, ekonomik refahımız için bu şarttır. 2025 YILINDA ASKERİ SANAT VE BİLİM: Kara kuvvetlerinin gelecekteki savaş alanlarında başarı için gerekli uyanıklılığı sağlama ve devam ettirmenin bir yolu olgun ve yüksek deneyimli liderleri yetiştirmektir. Bu tür liderler en azından 4 avantaj sağlayacaklardır: İleri beceri setlerine hakimiyet Komuta ve karagah mevkilerinde büyük deneyim Muharebe alanı sezgisini kullanacağı sağlam bir temel ve Psikolojik olgunluk ve yüksek deneyim sayesinde başarılı şekilde baskıya dayanma kabiliyeti. İstikrarlı birlikler psikolojik dayanıklılık ve zihinsel hız için ön koşul sağlayabilirler. Uzun süre bir arada eğitilen askerler, muharebe alanı, çeşitli görevlerde nasıl davranmaları konusunda benzer fikirlere sahip olurlar. Bu görüş birliği liderler, arkadaşlar ve astlar arasında, çok hızlı değişen koşullar altında, çok az bazen hiç iletişim olmadan etkin hareket etmelerine imkan verir. Aynı şekilde, bu tür birlikler, kara kuvvetlerine muharebe alanı korkusu, yorgunluk, stres ve izole olma gibi durumları büyük oranda engelleyen, emniyet ağı denebilecek bir psikolojik dayanıklılık kapasitesi sağlar. Bu tür birlikler çok zor koşullar altında bile zihinsel uyanıklıklarını korurlar. Bilgi; sağlam ve esnek muhabere ağlarından ve yerden karaya bağlantılı kusursuz bir sürekliliğe dahil olan istihbarat sistemlerinden elde edilecektir. Bu süreklilik çok alçak irtifalardan çok yüksek irtifalara kadar birbirine bağlı insansız hava araçları (UAV) ile elektronik olarak irtibatlandırılmış yer algıçlarını ifade etmekte ve bunların hepsi de şemsiye gibi örten uzay sistemlerinden oluşur. Bu sistem bağlantıları muharebe alanı üzerinde kesintisiz bir gözlem yapacak ve bu bir çeşit arazideki askerlere anında bilgi aktaran bir internet sistemi olarak hizmet etmelidir. Kara kuvvetleri, harekat hızını artırmanın yollarını aramalıdır. Çünkü bu sayede taktik anlamda yakın muharebe kuvvetleri, düşman tedarikini engelleyebilecek ve düşmanın hassas silahlarını etkisiz hale getirebilecektir. Taktik ve operasyon alanlarında orduya yardımcı olabilecek 3 tür ileri teknoloji ürünü vardır: alternatif güç kaynakları ve dayanıklı akaryakıtla çalışan savaş araçları savaşan kuvvetlerin daha uzun süreli ve daha uzak mesafelerde çarpışmasına imkan verecektir. Muharebe alanı dışında konuşlandırılmış hassas savaş başlıkları, uzun menzilli ateş desteği ve alternatif sevk maddeleri, günümüzde taşınmakta olan teçhizat ve cephane sayısını azaltacaktır. Yeni enerji depolama sistemleri ve bileşik güç sistemleri, akaryakıt ve elektrik ihtiyacını azaltabilir ve günümüzde kullanılan jeneratör ve depolama sistemlerinin sayısını ve yükünü en aza indirebilir. 2025 yılı ordusu, kendini temelde bilgi ve hız sayesinde korurken, yeni teknolojiler ise bu korumayı daha da güçlendirecektir. Panzehir ve aşılardaki ilerlemeler kimyasal ve biyolojik silahlara olan zafiyeti en aza indirecektir. Muharebe alanında hız, stratejik intikalin süratle yapılmasını sağlar. İşte, tüm bu teknolojik gelişmeler, süratle intikali ve mobiliteyi sağlayacaktır. Ayrıca bu ileri teknoloji, stratejik intikal, deniz çıkarma ve geliştirilmiş yüksek kapasiteli hava indirme üzerine yoğunlaşmalıdır. Kara kuvvetleri bilim ve teknoloji kurumlarıyla ortaklığını sürdürmek zorundadır. Zira geleceğin savaşlarında kullanılmak üzere bir dizi teknolojik araçlar yaratmak zorundadır. Teknolojik ilerlemeye uyum sağlamak kara kuvvetleri için bir zorunluluktur. ASKERİ SANAT, BİLİM, VE TEKNOLOJİYİ 2025 YILINA KADAR BİRBİRİNE ÖRME: Bilgi devrimi, muhtemelen bize düşman birliklerini büyük bir netlikle ve detaylı olarak tespit etme ve izleme imkanı verecektir. Ancak yalnızca düşmanı bilmek yeterli değildir. Bildiklerimize göre hareket etmek için araçlara sahip olmamız lazım. Hareket de hızla bağlantılıdır. Bilgi ve hareket hızının toplamı geleceğin muharebe güçlerinin düşman hareketlerini tahmin etmesini sağladığı gibi geçmişteki pahalı kuvvete karşı kuvvet muharebesini muharebe alanı ve kuvvetlerin isteğimize göre seçilmesi ile daha güvenilir ve daha ucuz bir hale getirecektir. Ateş gücünü kullanmamızdaki amaç; onun temel paralojik etkilerini avantaj kazanmak için göstermektir. Zaferin garantilenmesi karadaki kuvvetlerin manevrasıyla olur. Psikolojik çöküş, düşman direncini kırma ise bir düşmana meydan okunduğunda ve her yönden kuşatıldığında ortaya çıkar. Manevra hızına ve imha gücüne sahip bir komutan muharebe alanında üstünlük sağlayacaktır. Eğer bu muharebe gücünün önemli bu iki avantaj sağlayan unsuru beceriyle bir araya getirilirse, kuvvetli bir muharebe gücü aynı anda ya da seçerek pek çok noktayı vurabilecektir. Kısa sürede, belki de saatler içinde, böyle bir kuvvet düşmanın muharebe eden birliklerini parçalayarak en az masrafla olağanüstü bir karar üretmiş olabilecektir. ABD ASKERİ KUVVETLERİ GELECEKTEKİ MESKUN MAHAL MUHAREBELERİNİN TUZAKLARINDAN NASIL KAÇINABİLİR?: Meskun mahallerde muharebe, her zaman en zarar verici muharebe şekli olmuştur. 2 nci Dünya Savaşı süresince Rus Ordusu Berlin mücadelesinde 300.000 zayiat vermiştir. Amerikalı’ların zayiatı da aynı şekilde fazladır: Manila’yı geri almak için yapılan harekatta 1.000’in üzerinde; Aachen, Almanya’daki harekatta 3.000’in üzerinde ölü vermiştir. Vietnam Savaşı’nda Hue’da savaşan ABD Donanmasının zayiat oranı, Okinawa’nın kanlı amfibi harekatından fazladır. Daha yakın bir geçmişte, Çeçenya’yı ele geçirmek için yapılan şayısız Rus girişimleri, binlerce asker ve sivil insanın ölümüyle sonuçlanmıştır. Manevra alanı sınırlı olduğundan, şehir ortamı hareket yeteneğini engeller. Silahların etkisini ortadan kaldırır ve nişan menzilini minimum düzeye indirir. Binaların birbirine yakınlığı muharebe de karışıklık meydana getirir ve ayrıca komuta ve kontrol zorluğu yaratır. Sonuç olarak, muharebenin askerler üzerindeki psikolojik etkileri büyümüştür. Çeşitli yönlerden gelen tehditlerin askerler üzerinde güçten düşürücü etkileri vardır ve ayrıca yakın muharebe harekatında askeri birimlerin yakasını bırakmayan parçalanma sürecini hızlandırır. Bazı tahminlere göre, dünya nüfusunun yüzde 60 – 70’i 2025 yılında kentsel alanlarda ikamet edecektir. Eğer önümüzdeki bin yıllık dönemde global demografik eğilim devam ederse, birçok büyük şehrin nüfusu on milyonun üzerinde olacaktır. Alt yapı bozukluğu ve aşırı kalabalık olan şehirlerdeki muharebelerde doğan zararın daha sonra tekrar yapılanmayla giderilmesine ihtiyaç vardır. Bu tür muharebelerde temel hizmetler parçalanabilir ve binlerce masum insanın ölümü ve evlerin, hastanelerin ve diğer yapıların büyük zarar görmesi, büyük bir mülteci kitlesi yaratır. Bombalardan ve füzelerden kurtulanlar, bu defa salgın hastalık ve açlığa yenik düşerler. Büyük olasılıkla, Amerikan halkı meskün mahal muharebelerinin yaratacağı zayiatı, sivil hayatı veya şehirlerde meydana gelen büyük zararı tolere etmez. Amerikalı’ların yürüttüğü koalisyonlar ve askeri harekatlar, bir şehri düşman kuvvetlerinden kurtarmak için ona fiziksel zarar vermeyecek daha iyi yöntemler bulmak zorundadır. Doğrudan bir harekat ve büyük çaplı bir saldırı düzenlemektense Müttefik Kuvvetleri şehri kuşatıp çevreyi kontrol altına alabilir. Bu kordon sayesinde şehrin dış dünya ile bağlantısı kesilecektir. Hava, deniz ve kara dahil bütün yollar kapatılır. Ayrıca, gıda, enerji, su ve sağlık hizmetleri kaynakları ve her türlü tabii kaynak kontrol edilir. Sonuçta, teknolojik vasıtalar kullanılarak, bütün iç bilgi kaynakları ve ticari, finansal ve idari kaynaklar bastırılır ve sadece koalisyondan çıkan bilgiler nüfusa ulaştırılır. Kordon (kuşatma) harekatı boyunca, koalisyon kuvvetleri şehrin seçilen noktalarını ele geçirmek, kontrol altında tutmak ve vurmak için bilgilerini ve hızını kullanarak tüm hünerlerini sergilerler. Şehrin üzerinde dolaşan insansız hava araçları çok az insan gücü kullanarak sınırsız gözetleme yapar. Yere monteli kameralar hassas bölgeleri gözetler. Düşman taarruz etmedikçe, koalisyon kuvvetleri yakın muharebeye girmez, onun yerine teknolojilerini kullanarak seçilen noktaları vururlar. KOALİSYONLARI TEKNOLOJİ DEĞİL, GÜVEN DEVAM ETTİRİR: Koalisyon harekatlarinin iki irtibat metoduna ihtiyacı vardır. Birincisi, verilen görevi yerine getirmek için koalisyonlar içinde gerekli olan teknik bağlantıyı sağlamak içindir. İkinci metod ise, diğer devletlerdeki karşılıklarıyla olan kişisel ve profesyonel ilişkilere dayalıdır. İttifak ve koalisyonlar arasında birçok benzerlik olmasına karşın, politik ve yapısal açıdan oldukça farklıdırlar. Uzun vadeli bir tehdide karşı ve kapsamlı bir savunma mekanizması sağlamak için yaratıldığından, ittifaklar çoğu zaman uluslar arasındaki kültürel bağ ve karşılıklı çıkarlar üzerine kurulu resmi mütabakatlardır. Koalisyonlar geçicidir, belirli tehditlere karşı ortaya çıkarlar ve koalisyonun maksadı tahakkuk edince dağılırlar. Koalisyonlar karakter itibariyle politik olarak zayıftırlar ve ihtiyaç dışında gelişirler, düzenli ilişkilerin yaşandığı tarihi ilişkiler olmaksızın da milletleri birleştirler. Soğuk savaşın sona ermesi ile ”Kolisyon Talepleri” anlaşmanın bir parçası olarak NATO kuralları çerçevesinde önemi gittikçe artan bir faktör olmuştur. Büyük çapta harekat ihtiyacı olan koalisyonlar için büyük ordulara sahip üye ülkeler önemlidir. Aynı karakteristik özellekleri paylaşan, eşit askeri güçlerden oluşan koalisyonlar değişkenlik gösterebilir. Aynı zamanda bazı koalisyonlar sembolik olarak katılan üyelerden, oluşabilir. Bu tür katılımlar askeri açıdan önemsiz bir fonksiyona sahiptir; ama koalisyonun uluslar arası meşrutiyetini arttırır. Yeni ve gelişmiş teknoloji teknikleri her ne kadar koalisyon ortakları ve 21 nci yüzyıl komutanları arasındaki iletişimi tam anlamıyla sağlasa da, koalisyon çabaları, teknik yetersizlikler, yabancı dil zorlukları, kültürel asimetriler, tarihi ve jeopolitik konuların önemsenmemesi yüzünden başarısızlığa uğrayabilmektedir. Başarılı koalisyonların ilacı; teknoloji değil, koalisyon ortakları arasında kurulan iletişim ve sağlanan ”Güven” dir. SAVAŞTA BİRLEŞİK DEVLETLER YALNIZ YAPAMAZ: Bir güven duygusunun oluşturulması, uzun vadeli bir kaynak araştırması gerektirir. Subaylar arasında profesyonelce hazırlanan raporlar, sohbetler değiştirilemez, ertelenemez, mübalağa edilemez. Birbirlerinin ilgi alanlarına duyarlı olan bireyler arasında oluşturulan güven belli bir zaman dilimi içersinde beslenmeli ve artırılmalıdır. Bu tür bireysel, ulusal farklılıklara karşın ”Güven“, koalisyonu bağlı tutan en temel öğedir. Stratejik ve operatif savaş alanlarının ortaya çıkardığı kaostan önce, ”Güven” kavramının var olması gerektiği ortaya çıkmıştır. Soğuk savaş boyunca güç değerlerinin eşitlenmesinden ortaya çıkan global sınırlama, uzun vadeli barış önerilerinin oluşturulmasında daha bir zor olacaktır. Bir çok örnekte görüldüğü gibi, askeri koalisyonlara duyulan ihtiyaç her zamankinden daha çok olacaktır. Çünkü koalisyon harbi uzun vadeli ve stratejik çözümlerin tek yoludur. Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.
__________________ Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| savas, gelecekteki |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Gelecekteki Kayınvalide Ve Kayınbaba İle İlk Karşılaşma | pelinSs | Bayanlara Özel | 0 | 05-01-2008 16:48 |
| Bebeğinizin İlk 4 Ay Yedikleri Gelecekteki Boyunu Belirliyor | SHADOWS | Çocuk Eğitimi ve Bakımı | 0 | 18-12-2007 04:09 |
| Gelecekteki Oyuncaklar Bunlar Mı Dersiniz? | burcuka | Resim Arşivi | 17 | 13-11-2007 14:17 |
| Gelecekteki Savaş | SHADOWS | Kitap Özetleri | 2 | 08-09-2007 15:03 |
| Gm Savaş Takvimi | ÖlümüneSago | Knight Online | 2 | 05-07-2007 15:58 |