
Küresel Isınma icinde Küresel Isınma Ne Demek..? konusu , Küresel ısınma, dünya atmosferi ve okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen artış için kullanılan bir terimdir. Bu olay son 50 yıldır iyice saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır. Dünya‘nın atmosfere yakın yüzeyinin ...
| |||||||
| Kayıt ol | Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 (permalink) |
| Küresel ısınma, dünya atmosferi ve okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen artış için kullanılan bir terimdir. Bu olay son 50 yıldır iyice saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır. Dünya‘nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2)°C artmıştır. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş ise, “son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkiler oluşturduğu” yönündedir. Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir. Su buharı, diğer sera gazlarından farklı olarak güneşten gelen radyasyonun şiddetine ve gezegenin ortalama ısısına göre sabit olan bağlı bir değişkendir. Dolayısıyla küresel ısınma konusunda pasif etkiye sahiptir. Ancak diğer sera gazları, yer yer bağımsız değişken olarak küresel ısınma üzerinde aktif bir etki yaratabilirler. Örneğin karbondioksit, yoğun volkanik etkinlik sonucu ya da insanlar tarafından fosil yakıtların yakılmasıyla yoğun olarak atmosfere salınabilir. Bu durum, gezegenin ortalama ısısından bağımsız olarak ortaya çıkabilen ve ortalama ısının artması sonucunu doğuran bir etken olarak işlev görür. Bugün için bilim çevrelerinde küresel ısınmadan başat rolün atmosferde karbondioksit oranının artmasına bağlanmaktadır. Her ne kadar atmosferdeki karbondioksit, yeşil bitkilerin fotosentez olayında, karbondioksitin litosfer yüzeyinde suda çözünmesiyle, atmosferden çekilmekte ise de, bu mekanizmaların kapasitesinin üzerinde karbondioksit salınımı, gezegen üzerinde sera etkisi yaratmaktadır. Su buharı dışındaki sera gazları dolayısıyla gezegen yüzeyindeki ortalama ısının artması, buharlaşmanın artmasına yol açacaktır. Bu ise atmosferde daha fazla su buharı, yani bulut oluşmasına yol açar. Bulutlar, güneşten gelen radyasyonun bir bölümünü dış uzaya yansıtırken bir bölümünü soğurarak ısınırlar, bir bölümünü de yeryüzüne geçirirler. Litosfer ve hidrosfere ulaşan bu radyasyonun da bir bölümü soğurularak ısınmaya yol açarken bir bölümü dış uzaya yansır. Dış uzaya yansıyan radyasyon yeniden bulut kütlesi ile karşılaştığında, aynı olaylar yaşanır, yansıtılır, soğurulur, dış uzaya kaçar. Bu mekanizma, su buharı dışındaki sera gazlarının atmosferde artması sonucu bulutların sera etkisini artırmakta, küresel ısınmaya yeni bir katkıya yol açmaktadır. II. Dünya Savaşı sonrasında dünya nüfusu 2 kat, buna karşılık enerji kullanımı 4 kat artmıştır. 1958 yılında atmosferdeki 315 ppm/m3 karbondioksit oranı 2004’te 379 ppm/m3 olmuştur. ABD dünya nüfusunun % 4’üne sahipken karbondioksit üretiminin % 25’ini gerçekleştirmektedir. İngiliz The Observer Gazetesi’nin Şubat 2004‘te yayımladığı Pentagon‘a ait Küresel Isınma Raporu’na göre önümüzdeki 20 yıl içerisinde Avrupada birçok kıyı kenti sular altında kalacaktır. Guardian gazetesinde 2004 yılında yer alan küresel ısınma haritasına göre de, bundan en az etkilenen bölgeler Türkiye ve Ortadoğu ile kıyı kesimleri hariç Kuzey Afrika’dır. Ölçümlere göre 1860-1900 yılları arasında, denizde ve karadaki küresel sıcaklık her ikisinde de 0,75 C° yükseldi. 1979‘dan beri kara sıcaklığı deniz sıcaklığının iki katı hızla yükseldi. Uydudan yapılan sıcaklık ölçümlerine göre alt troposferdeki sıcaklık 1979’dan beri 0.12 ile 0.22 C° arasında yükselmiştir. NASA‘nın hesaplamalarına göre, güvenilir ölçümlerin yapılabildiği 1800‘lerden beri 2005 yılı, 1998’i geçerek, en sıcak yıl olmuştur. Dünya Meteoroloji Organizasyonu ve BK İklim Araştırma Biriminin hesaplamalarına göre ise 2005, 1998 yılının ardından hala ikinci sıradadır. Temel nedenler... İklim sistemi içsel ve dışsal (insani etkiler, güneş hareketleri ve sera gazları, vb.) nedenlerden etkilenmektedir. İklimbilimciler (Klimatolog) küresel ısınma konusunda hem fikirdirler. Bu değişimin detaylı nedenleri açık bir araştırma alanıdır ama bilimsel çoğunluk sera gazlarının son zamanlardaki sıcaklık artışının başlıca nedeni olduğunu belirtmektedir. Atmosferdeki karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) oranlarındaki artış dünya yüzeyinin sıcaklığını yükseltmektedir. CO2 oranındaki artış dünyanın yüzeyini ısıtmakta ve kutuplara yakın buzların erimesine yol açmaktadır. Buzlar eridikçe yerlerini kara veya sular almaktadır. Kara ve suların buza oranla daha az yansıtıcı olması güneş ışınımı emilimini arttırmakta ve dolayısıyla buzullarda daha fazla erimeye yol açmaktadır. Buzul dönemleri Buzul çağları dönemseldir. Her 100.000 yılda bir sıcaklığın arttığı bir dönem yaşanır. Bu dönemde kutuplardaki buzullar erir ve deniz seviyesi yükselir. Daha sonra buzul dönemi başlar ve bu süreç böyle devam eder.??Bir sıcak bir soğuk dönemin yaşanmasının nedenleri üzerine 30’dan fazla kuram geliştirilmiştir. Son günlerde en doyurucu yanıtı MIT’den bir grup klimatolog veriyor. Peter Huybers ve Carl Wunsch adındaki bilim adamları son 7 ısınma dönemi ile Ğtortul kayaların incelenmesi sonucu elde edilen kayıtlara dayanarak- Dünya’nın yörüngesindeki hesaplanmış değişiklikleri karşılaştırdılar. ??Sonuçta gezegenin ekseninin eğimli olmasının çok önemli etkileri olduğuna karar verdiler. “Dünya kendi ekseni etrafında yan yatmıştır, ancak bu eğim her zaman aynı değildir” diye konuşan Huybers, “Eksen her 40.000 yılda bir birkaç derece aşağı yukarı oynar. Eğimin en fazla olduğu dönemde daha fazla güneş ışığı daha yüksek enlemlere düşer ve buzulları eritir” diyor.??Peki bu durum her 100.000 yılda bir ortaya çıkan buzul dönemini nasıl açıklar? “Buzulların artan güneş ışığına karşı direnebilmek için olabildiğince genişleme eğiliminde olduğunu tahmin ediyoruz. Bu durumda buzullar her ikinci veya üçüncü döngüde erir. ??Bu da ortalama 100.000 yıldır” diyen Huybers, “Bu mantıklı bir sonuç, çünkü bin yıl geriye giderseniz, buzul çağlarının her 40.000 yılda bir ortaya çıktığını görürsünüz. O tarihten sonra Dünya soğuduğu için devirler bir atlayarak devam etmiştir” diyor.??Bu kuram bugünkü küresel ısınmayı açıklayabilir mi? Huybers bunu “Hayır” diye yanıtlayarak şöyle diyor: “Küresel ısınma çok yeni bir olay ve en son büyük erime 20.000 yıl önce meydana geldi. Bugün bir yöne doğru ilerliyorsak bunun ısınmaya doğru değil, bir diğer buzul çağına doğru olduğunu söyleyebiliriz.” (26.03.2006-Hürriyet/Bilim Servisi) Dünyada ortalama yüzey sıcaklıkları geçen yüzyıldan bu yana yükseliyor. 20. yüzyılın son 15 yılından 10?u, yüzyılın en sıcak yılları oldu. Örneğin 1998 kaydedilen en sıcak yıldı. Kuzey yarımkürede karla kaplı bölgeler ve Kuzey Buz Denizi’ndeki buzul miktarı günden güne azalıyor. Buna paralel olarak geçen yüzyılda deniz suyu seviyesi birkaç cm yükseldi. Ortalama sıcaklık artışının insan eliyle gerçekleştirildiğine yönelik kanıtlar da günden güne artıyor... Sera Gazları nelerdir? Sera Gazları olarak adlandırılan gazların bazıları, atmosferde doğal olarak bulunan maddelerdir. Bunlar su buharı, karbondioksit, metan, nitröz oksit ve ozondur. Ancak insan faaliyetleri ile bu gazların miktarı artmaktadır. Katı atıklar, fosil yakıtlar (petrol, doğalgaz, kömür), odun gibi maddelerin yanmasıyla karbondioksit, kömür, petrol ve doğalgazın üretim aşamasında metan, tarım ve endüstride nitröz oksit açığa çıkmaktadır. Yine sera gazları arasında sayılan hidroflorokarbonlar (HFC), perflorokarbonlar (PFC) ve sülfür hegzaflorid (SF6) ise atmosferde doğal olarak bulunmazlar. Bu maddeler sanayi faaliyetlerinin sonucu açığa çıkmaktadır. Bu saydığımız gazların atmosferdeki yoğunluğu, hiç olmadığı kadar artmıştır. Örneğin, atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu milyonda 375 moleküle (ppm) yükselmiş durumdadır. Bu değer 420 bin yılın en yüksek değeridir. Sera Etkisi nedir? Yeryüzünden yansıyan güneş ışığı atmosferi terk etmeden önce sera gazlarına temas eder. Bu gazlar, enerjinin bir bölümünü yeryüzüne doğru yansıtarak atmosferin ısınmasını sağlarlar. Bu etkiye sera etkisi denir. Sera etkisi, yeryüzündeki yaşam için gerekli bir olgudur. Bu etki olmadan yeryüzü sıcaklığının yaklaşık 30°C düşük olacağı hesaplanmıştır. Ancak insan faaliyetleri sonucu sera gazlarının yoğunluğu arttıkça, yeryüzüne yansıyan enerjinin miktarı artmakta ve sıcaklık yükselmektedir. Kyoto Protokolü nedir? Kyoto Protokolü, sera gazlarının atmosfere yayılmasını azaltmak amacıyla oluşturulan bir anlaşmadır. Protokolü onaylayan 160?tan fazla ülke, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması dahilinde, atmosfere yaydıkları sera gazlarında, 1990 yılına göre yüzde 5,2 oranında bir indirime gitmeyi kabul etmiştir. 16 Şubat 2005?te yürürlüğe giren Kyoto Protokolü’ne en büyük kirleticilerden olan Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya ise imza koymamıştır. Ancak sorun bununla sınırlı değil. Kyoto Protokolü’nün geçerliliği 2012 yılında doluyor. Bu tarihten sonra ne olacağı ise belli değil. Kaldı ki küresel ısınmada geri dönülemez noktayı geçtiğimize dair araştırmalar da bulunmakta. Örneğin İngiliz bilimadamı James Lovelock, küresel ısınmayı tersine çevirmek için girişilen çabaların başarısızlığa mahkûm olduğunu, çünkü bunun için çok geç kalındığını söylüyor. Karamsar bir tablo çizen Lovelock, bildiğimiz anlamda uygarlığın artık hayatına devam edemeyeceğini iddia ediyor. Şubat 2007 tarihli BM Raporu Konu ile ilgili Birleşmiş Milletler raporu, Fransa’nın başkenti Paris’te yapılan Hükümetlerarası İklim Değişiklikleri Paneli’nde açıklanmıştır. Raporda küresel sıcaklık artışının olası etkileri aşağıdaki biçimde özetlenmektedir... + 2.4 derece artış : Su sıkıntısı başlayacak Kuzey Amerika’da kum fırtınaları tarımı yok edecek. Deniz seviyeleri yükselecek. Peru’da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek. Mercan kayalıkları yok olacak. Gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30’u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. + 5.4 derece artış : Denizler 5 m. yükselecek Deniz seviyesi ortalaması 70 metre olacak. Dünyanın yiyecek stokları tükenecek. + 6.4 derece artış : Göçler başlayacak Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek... Kadınlar su bulamadıkları için saçlarını kestiricekler... Okyanuslarımız çölleşecek... Kuraklık yaşanacak... Okyanuslardan aktarımla içme suyu elde edilecek... Suda yaşayan bazı hayvanlar, (kutup ayısı, fok balığı vs.) tırmanacak buz bulamayacaklar yüzmekten yorulup ölecekler... İnsanlar 50 yaşındayken susuzluktan 85 yaşında gibi gözükecekler... Bebeklerin sakat doğma olasılığı artacak... Sekiz soruda iklim değişikliği... İklim değişiyor, dünya ısınıyor. Bilim adamları kuraklık, seller ve olağanüstü hava koşulları konusunda sürekli olarak uyarılarda bulunuyor. Giderek artan etkilerin en büyük sebebi ise insan. Öyleyse temel soruları ve cevapları araştıralım... 1) İklim değişikliği nedir? Dünyanın ısısı düzenli olarak artıyor. Küresel ortalama yüzey ısısı şu anda 15 santigrat derece civarında. Jeolojik ve diğer bilimsel kanıtlar, geçmişte yüzey ısısının en yüksek 27 santigrat, en düşük de 7 santigrat derece olduğunu gösteriyor. Fakat bilim adamları doğal dengenin, insanlardan kaynaklanan yoğun bir ısınma süreciyle bozulduğunu ve bu durumun dünyadaki hayatın büyük bölümünün tabi olduğu iklimin istikrarı için önemli çıkarımlara yol açacağını söylüyorlar. 2) Sera etkisi nedir? Sera etkisi, atmosferde oluşan bir tabakanın yarattığı etki. Bu tabaka Güneş’ten gelen ışınların dünyadan yansıdıktan sonra tekrar atmosferin dışına çıkmasını engelliyor. Sera etkisi olmasaydı dünya son derece soğuk bir gezegen haline gelirdi. Sera etkisini artırarak dünyanın normalden fazla ısınmasına neden olan gazlardan bazıları karbondioksit, metan ve azotoksit. Bu gazlar modern endüstride ve tarımda kullanılıyor, fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkıyor. Atmosferin konsantrasyonu her geçen gün artıyor. Örneğin atmosferdeki karbondioksit konstanstrasyonu 1800’lü yıllardan beri yüzden 30’dan daha yüksek bir seviyede arttı. Bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu sera etkisi yaratan gazların salımındaki artışın, dünyanın ısısının yükselmesine neden olacağını düşünüyorlar. 3) Isınmanın kanıtı ne? Sıcaklık kayıtları 19’uncu yüzyıl sonlarında tutulmaya başlandı. Ortalama küresel sıcaklık 20’nci yüzyılda yaklaşık 0.6 santigrat derece arttı. Sıcaklığın artmasıyla buzulların erimesi nedeniyle deniz seviyeleri de 10-20 santinmetre arasında yükseldi. Arktik deniz buzları, son birkaç 10 yılın yaz ve sonbahar döneminde yaklaşık yüzde 40’a varan oranda inceldi. Buna karşılık Antarktika’nın bazı bölümleri daha da soğudu. Yüzey ısısı ve troposferdeki ısı arasında bazı çelişkiler göze çarpıyor. 4) Sıcaklık ne kadar yükselecek? Sera etkisi yaratan gazların salımı engellenmezse, 2100’e kadar ortalama küresel sıcaklık 1.4-5.8 santigrat derece artacak. Olayın vehameti şöyle açıklanabilir: Medeniyetin ortaya çıkışından beri küresel ortalama sıcaklık sadece 1 santigrat derece arttı. Sera etkisi yaratan gazların salımı hemen kesilse bile, bilim adamları etkinin uzun bir süre daha devam edeceğini söylüyor. Çünkü büyük buz ve su parçalarını da içeren iklim sisteminin normale dönmesi yüzlerce yıl alabilir. Bazı bilim adamları, Grönland buzullarında yaşanan erimenin hemen önlem alınsa bile geri dönülmez olduğunu düşünüyor. Yüzlerce yıl sürecek bu işlem, deniz seviyelerinde yedi metrelik bir yükselmeye neden olabilir. 5) Hava durumu ne olacak? Küresel anlamda çok daha sert hava olayları ortaya çıkacak. Kıyı bölgelerde yağış miktarı artarken, iç bölgelerde sıcak havanın etkisiyle kuraklık baş gösterecek. Artan fırtınalar ve deniz seviyeleri nedeniyle daha çok sel meydana gelecek. Bununla birlikte, hava sıcaklıkları bölgelere göre çok büyük farklılıklar gösterecek. Ve bu durumun sonuçları tahmin edilmeyecek kadar güç. 6) Etkileri neler olacak? Tatlı su kaynaklarının azalması, gıda üretimi koşullarındaki genel değişiklikler ve seller, fırtınlar, sıcak dalgaları ve kuraklık nedeniyle ölümlerde yaşanacak artış gibi potansiyel tehlikeler gündeme gelecek. Bu durum en çok, hızlı iklim değişimine karşı hazırlık yapamayan yoksul ülkeleri etkileyecek. Yaşam alanlarının hızlı değişimine ayak uyduramayan birçok bitki ve hayvan türünün nesli yok olacak. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, sıtma ve yetersiz beslenme gibi nedenlerden milyonlarca kişi ölümle yüz yüze gelecek. 7) Ne bilmiyoruz? Isınmaya insan etkisinin ne kadar olduğunu ve ısınmanın zincirleme etkilerinin neler olabileceğini bilmiyoruz. Küresel ısınma, sabit buzulların erimesi ile sera etkisi yaratan metan gazının yüksek miktarda salımı gibi, gelecekte ısınmayı tetikleyecek değişikliklere yol açabilir. Daha sıcak koşullar nedeniyle büyüme hızları artan bitkilerin, büyüdükçe atmosferden daha çok karbondioksit çekmesi gibi ısınmayı hafifletici etkiler de olabilir. Ancak bilim adamları, karmaşık dengenin, bu olumlu ve olumsuz etkilere nasıl bir tepki verebileceği konusunda emin değiller. 8) Şüpheciler ne diyor? Küresel ısınmaya şüpheyle yaklaşanlar bile dünyanın giderek ısındığını inkar etmiyor. Şüphelerinin dayanağı, küresel ısınma etkisinin insan aktiviteleri nedeniyle ortaya çıkmış olması. Bazıları şu an tanık olduğumuz değişikliklerin olağandışı olmadığını söylüyor. Buna en büyük dayanakları ise insan var olmadan önce küresel iklim koşullarında yaşanmış olan değişiklikler. Bazı şüpheci bilim adamları, ısınmayı bir süredir Güneş’te olan yüksek aktivitelere bağlıyor. Bununla beraber, iklimin doğal değişimlerinin en tepesinde bile bir şeyler olduğu ve bunda insanın suçlanması gerektiği yönünde görüşbirliği artıyor. Ekolojik Denge Dünyayı tehdit eden ekolojik nedenler konusu insanları bir kez daha düşünmeye sevk ediyor. Çok değil,yakın zamana kadar dünyanın önde gelen bilim adamlarının 21. Yüzyıl’a yönelik iklimsel kehanetleri bir bir gerçekleşiyor. Emperyalist sistemin çığrından çıkardığı pazar ekonomisi uğruna, insanlık, bir yandan kitle imha silahlarının durdurulması için mücadele ederken, şimdi bir de buna kitle imha iklimi ile mücadele girmiştir. Bu işe etki eden insan parmağı unsurlarını görmezden gelen ya da bunu saklama uğraşı içinde olanlar da, bunun bir jeolojik olay olduğunu göstermek için çaba sarf etmekteler. Emperyalist çevrelerin küresel ısınma ve iklim değişikliğinin olası büyük felaketlere yol açması konusunda, “olabilir veya olmayabilir...” diye yaklaşmaları çağa damgasını vurmaya çalıştıkları bilinemezci (agnostist) anlayışın ürünüdür. Bu görüş bilimsel düşüncenin ve bilimle ilgili ne varsa her şeyden kuşku duyulmasını öngören bir düşüncedir. Bilim, burjuvazi tarafından yeni bir sahte bilimin yaratılmasına alet edilmek istenmektedir. Kuşkusuz dünyamızın maddi yapısı, maddenin enine boyuna derinliği anlamında son derece karmaşıktır. Ama bu bizim hiçbir şeyi bilemeyeceğimiz anlamına gelmez. Bilimin her adımında doğrularla gerçekliğin bir yanıyla daha derinden tanışılır. Böylece geleceğe yönelik öngörülerde de bulunabiliriz. Doğamız hareket üzerine kurulu inanılmaz bir diyalektik-dengeyi içerirken bize nasıl davranmamız gerektiğini de yani bilimsel analizi öğretir. Güney Asya’da yaşanan felaketlerin, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin bir etkisi olduğunu ileri süren görüşleri bir spekülasyon olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Hele bu görüşler söz konusu olayın dünyanın çekirdeğini bile etkileyebileceği ve daha büyük felaketlere yol açabileceği yönündeki varsayımlar içeren başka sonuçlar doğurmuş olabileceğini de içeriyorsa, tüm insanlığı etkileyen bir tehlike ile karşı karşıyayız demektir. Hindistan’a bağlı adalar zengin kültürüyle birlikte yok oldu... Hindistan’a bağlı Andaman ve Nicobar Adaları üzerinde yaşayan insanları ile birlikte yok oldu. Bu adalarda insanlığın son avcı kabileleri yaşıyordu. 30 bin sene önce tarihçilerin Taş Devri dedikleri dönemlerde olasılıkla Afrika’dan gelmiş ve kendi kültürlerini bugüne kadar olduğu gibi korumayı başarmış bu yerel kabileler yok olup gittiler. Nicobar Adalarında yaşayan Shompeinler ise kendilerine asla isim vermiyorlardı, onlara Mongoloid bir kabile deniliyordu. İnsanlığın nerden geldiğinin tek örneği oradaydı. İnsanlık tarihinin kısa bir özetini içeren böyle bir kabilenin yok olması, belleğimizin de onlarla birlikte yitip gitmesi demektir. Bu bir daha geri döndürülemeyecek bir şeydir... Worldwatch Enstitüsü’nün “Dünyanın durumu” Raporu Sözü edilen raporda, yaşamın başlangıcından itibaren Darvin’in doğal seçilim kanununu haklı çıkartacak şekilde her biri evrimsel başarısızlığı ve yaşamsal anlamda fakirleşmeyi temsil eden beş büyük neslin tükenmesine yer verilmekte ve altıncı büyük nesil tükenmesinin insan kökenli olabileceğini ifade edilmektedir. Ekolojik dengenin bozulmasında insanlığın bilinçsizliği faktörü bulunmaktadır. Yıkıcı fırtınalar ve aşırı iklim değişiklikleri ile yağmur ormanlarının azalması arasında kurulan bilimsel paralelliklerde, kapitalizm sorgulamayı gerektirmektedir. Kapitalizmin sömürü pahasına hunharca yarattığı doğayı tahrip eden anlayışı ilk canlı türlerinin yok oluşuyla birlikte ekolojik dengenin de bozuma uğramasına yol açmaktadır. Kapitalizmin insanlık adına doğaya egemen olma anlayışı onun sömürü içeren doğasıyla tamamen ters bir doğrultuda gelişmektedir. Bu anlayışın kökten değişmesi gerekir. Bütün canlıların hayat kaynağı olan doğa bitimsiz değildir. Kapitalizmin bakış açısıyla doğanın sonuna kadar kullanılabileceği mantığının, doğanın uygarca diyalektik kanunlara uygun olarak değiştirilebileceğini içeren ekolojik bir devrim anlayışı ile yer değiştirmesi gerekir. Dünyanın geleceğini tayin eden sorunlardan biri budur. Sermayenin Tutumu... Depremlerden ve yaşanan tsunamiden en çok etkilenen ülkeler, Endonezya, Sri Lanka ve Hindistan oldu. Yüz bini aşkın insan ölürken ve bir o kadarı da can çekişirken Endonezya, Hindistan ve Hong Kong borsaları tavan yaptı. Hisse senetlerinde en büyük yükselişi 80 bini aşkın insanın öldüğü Endonezya borsasının yapması sermayenin insana verdiği değeri göstermesi bakımından çarpıcı bir örnektir. Milyonlarca insan zarar görürken, inşaat, enerji ve petrol hisselerinin yükselerek değer kazanmasının mantığı nasıl izah edilecektir? Felakete uğrayanların çoğu yoksul insanlardılar ve bir çoğu da küçük çocuklardı. Nagazaki ve Hiroşima’dan bu yana böyle büyük bir felaketle yakından tanışmamışlardı. Sigorta şirketleri depremlerin arkasından hemen “Korkulacak bir şey yok” diye açıklama yaptılar. Sermaye için gerçekten korkulacak bir şey yoktu çünkü zarar gören bu yoksul insanların geleceklerini sigortalayabildikleri bir şey yoktu. Yaşanılan yıkımın büyüklüğü, başta enerji , petrol ve inşaat olmak üzere bu alanda çalışan uluslar arası tekelci grupların iştahlarını kabartmaktadır. Ve Güney Asya’da meydana gelen felaket karşısında dünya borsalarının kılı bile kıpırdamamıştır. Büyük sermaye gruplarından biri olan HSBC yöneticisi Stephen King bunu çekinmeden itiraf edebilmektedir; “... piyasaların kılı kıpırdamamıştır.... bu böyle sürdürülemez... “ Bu felaket uluslar arası tekellerin merkezlerinde meydana gelseydi acaba gene kılları kıpırdamayacak mıydı diye sormaktan insan kendini alamamaktadır. Hükümetler ve devletler... Kapitalist merkezlerin hükümetlerine gelince, onlar Bush örneğinde olduğu gibi Yılbaşı ve Noel kutlamalarının zevklerine kendilerini ayırdıklarından bu felaket karşısında bir kez daha duyarsızlıklarını göstermişlerdir. Kapitalist hükümetler Güney Asya ülkelerinin çalışan yoksul insanlarının sırtından kazandıkları milyarlarca dolarların yanında, felaket sonrası yaptıkları birkaç milyon dolarlık yardımlarla ne kadar hayırsever olduklarını da ilan etmekte birbirleriyle yarışmakta geri kalmamışlardır. Üstelik her şeye rağmen, göz göre göre ve hiçbir şeye aldırış etmeden güce dayalı ekonomileri ile ekolojik dengeyi yıpratıcı yeni kararnameler çıkartmakta hiç çekinmemektedirler. New York Times’ın manşet yaptığı bir habere göre Bush yönetimi çıkarttığı kararnameye göre ABD’nin 155 ormanlık arazisi üzerindeki koruma önlemlerini gevşetme kararı almışlardı. Böylece milyonlarca hektarlık arazi maden, petrol arama ve yazlıklar yapılmak üzere inşaat sektörüne açılmıştır. Diğer kapitalist merkezlerde de durum bundan pek farklı olmamakla birlikte, “Küçük Amerika” ülkesine gelindiğinde yani ülkemizde bunun gibi çarpıcı örneklere sık sık rastlamak mümkündür. AKP Hükümeti’nin ormanlık araziler üzerine çıkarttığı kararnamelere bir göz atmak yeterlidir.Üstelik bizde ekoloji üzerine bir planlı anlayış geliştirilmediğinden ve buna ilişkin kurumsal yapılanmalar da oluşturulmadığından her şey başıbozuk kapitalizmin kuralları çerçevesinde işlemeye devam etmektedir. Örnek alınacak davranışlar ve Kyoto Sözleşmesi... Doğu Timor halkı uzun zamandır bağımsızlık mücadelesinde Endonezya Hükümeti ile çatışıyordu. Buna karşın deprem ve tsunaminin yol açtığı yıkım karşısında Doğu Timor’un yoksul halkı Başbakanları Mari Alcatiri nezdinde 50 bin dolarlık bir yardım yapması dünya konjenktürü içinde insanlık adına değerlerin ölmediğini göstermesi bakımından umut vericiydi. Emperyalist-Kapitalist sistemin gadrine uğrayarak yıllardır birbirleriyle savaşan ve bu savaşta Doğu Timor nüfusunun üçte biri yok etmiş olmasına karşın, bu ülkenin Endonezya halkına yardım elini uzatması kapitalize edilmiş ilişkilerin anlayabileceği bir şey değildir. Onlar sera etkisi denilen dünyayı bekleyen tehlike karşısında bile buna önlem almayı içeren Kyoto sözleşmesini uygulamakta sermaye kaybına yol açar endişesiyle tereddütler içindedirler. Bilindiği üzere 10 yıl içinde dünyamız lüks tüketimde ve imalatta kullanılan malzemelerin değişmeden aynı türden kullanılması karşısında yüzde ikilik bir karbon dioksit gazı artışına daha maruz kalacaktır. Artan karbondioksit gazı dünyayı bir fanus içine alarak, güneş ışınlarının dışarı çıkmasını tamamen önleyecek bir sera etkisi yaratacaktır. Kyoto Sözleşmesi kullanılan bu malzemelerdeki partiküllerin azaltılmasını öngören bir anlaşmayı içermektedir. Emperyalist sistemin baş aktörü ABD’nin Bush yönetimi Kyoto Sözleşmesini imzalamamış olması bütün kapitalist hükümetleri cesaretlendirmekte ve bunun denetimi bir türlü sağlanamamaktadır. Bugün yüzde ikilik değil yüzde yetmişlik oranlardan daha aşağısı bile dünya medeniyetini kurtarmaya yetmez görünmektedir. Çünkü öngörülen sera etkisi Kuzey Kutbu’nun altındaki Alaska’da, Grönland’da, permafrost denilen sürekli donmuş toprak tabakaları üzerinde evlerin kurulduğu buzul kütlelerin erimesine yol açacaktır. Bugün uydulardan yapılan gözlemler de bunu göstermektedir. Bu buzların çözülmesi başta Eskimoları olmak üzere iklim mültecilerini doğuracaktır. Eskimo halkının genç kadın reisi Shelia Watt Cloutier ABD Kongresi ve Buenos-Aires’te yaptığı konuşmalarda bu sorunu açıkça ortaya koymuştur. Öte yandan bir okyanus ülkesi olan Tuvalu Halkı da, başta ABD hükümeti olmak üzere uluslararası bir davayı açma hazırlıkları içindedir. Tuvalu halkı binlerce yıldır oturdukları adaları şimdiden bırakıp göçe zorlanmaktadırlar. Fakat bundan daha da önemlisi, fosilleşmiş yapılar erimeye başladığı zaman çok büyük miktarda metan gazı ortaya çıkacak ve bu gaz karbon dioksit gazının dört katı fazla bir etki yaparak dünyayı soğutacaktır. Yarınlarımız için, en azından çocuklarımız için buna dur demek gerekir. Çünkü Emperyalist sistemin kahinleri şimdiden kabus senaryoları ile bizleri, bütün halkları gelecekten umudu kesmiş, karamsarlığa gömülü, tavırsız insanlar haline dönüştürmek istemektedir. Pentagon kaynaklı bir rapora göz atacak olursak, buzul çağına girilmesi halinde, dünyada hem kuraklık hem soğuma olacağı için pek çok bölge yaşanılamaz hale gelecektir. Beslenme zora girecek ve savaşlara yol açacaktır. Pentagon’a göre dünya akıl almaz savaşlar çağına girecek, gücü olan yaşanabilir yerlere gidecektir. Medeniyetleri ortadan kaldıran, canlı türlerinin sonunu getirecek olan bu durum görüldüğü üzere daha şimdiden bir kabus senaryosu halinde bir grubun yani gücü olan grupların işine yaramaktadır. ABD emperyalizminin Orta Doğu ve Ön Asya üzerinde bu kadar çok durmasının sebebi bu olabilir. Uluslar arası tröstlerin Bush yönetimini tercih etmesinin altında geleceğe yönelik amaçlar olabilir. Bugün Kapitalizmin azınlık grupların çıkarlarını ifade eden ve Pazar/tüketim ekonomisine dayanan yaratılmış ihtiyaçlar ekonomisinin yerine, çoğunluğun çıkarlarını ve dünyanın geleceğini düşünen planlanmış ve temel ihtiyaçların yaratılması ekonomisine her şeyden daha çok ihtiyaç vardır. Bunun için herkesin uğraşması ve genel bir dayanışma kültürü geliştirmesi gerekir. Susan Sontag; “... ötekini göremezsek bu gitmez” derken doğruyu işaret etmektedir. Pulitzer Ödülü kazanan Ross Gelbspan da; “Sürdürülebilir bir gelecek için halklar ayağa kalkmalı” demekle bir seçim ortaya sunmaktadır. Dünya yaşadığımız bu haliyle böyle devam etmeyeceğine göre seçim bizdedir. İnsanlık umutsuz gibi görülen olayları görebilmeli ve onları tersine çevirmek için karalılıkla mücadele etmelidir. Güney Asya’daki gibi küresel felaketlerden, bölgesel savaşlardan kimler çıkar sağlıyorsa onlara karşı mücadele edilmelidir. Bu anlamda ülkemizde de demokrasi mücadelesi, çevre ve savaş karşıtı hareketlerle birleşmek zorundadır. Çevre ve savaş karşıtı hareketler, gelinen bu noktada zaten birleşmiş bulunmaktadır. Not: Bu yazı 3 Ocak 2005 tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki söyleşi sayfasında Derya Sazak’ın, iklim değişiklikleri üzerine uzman çevreci Ömer Madra ile yaptığı röportajdan faydalanılarak yazılmıştır. Olaylar ve adı geçen kişiler sayın Ömer Madra ‘ya aittir... Toros Gürkaya
__________________ Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| demek, isinma, kuresel |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Küresel Isınma =) | pelinSs | Komik Resimler | 20 | 11-12-2007 20:29 |
| Küresel Isınma | SHADOWS | Diğer Bilgiler | 0 | 25-08-2007 16:52 |
| Küresel Isınma Ve Yapabileceklerimiz | suri | Küresel Isınma | 5 | 19-07-2007 02:51 |
| Küresel Isınma | masum_kedi | Küresel Isınma | 6 | 19-07-2007 02:32 |
| Küresel Isınma | Tulin | Küresel Isınma | 9 | 19-07-2007 02:27 |