
Mustafa Kemal Atatürk icinde Bir Deha Komutan Portresi M. Kemal Atatürk konusu , 57 Yıla Sığan Bir Ömür: Dehanın Tescili Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, baba soyu itibarıyla, hem Anadolu’nun, hem de Rumeli’nin Türkleşmesinde de önemli roller üstlenmiş bulunan ve Karaman’dan ...
| |||||||
| Kayıt ol | Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 (permalink) |
| 57 Yıla Sığan Bir Ömür: Dehanın Tescili Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, baba soyu itibarıyla, hem Anadolu’nun, hem de Rumeli’nin Türkleşmesinde de önemli roller üstlenmiş bulunan ve Karaman’dan Makedonya’ya göç ettirilen “Kızıl Oğuz Yörükleri/Türkmenleri” (Kocacıklar)’ndendir. Anne soyu itibarıyla da Rumeli’nin Türkleşmesinde yine etkin rol oynamış bulunan ve göç ettikleri Konya/Karaman yöresinden dolayı Rumeli’de “Konyarlar” olarak anılan Yörük/Türkmenlerdendir. Dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin köyü “Kocacık” bugünkü Makedonya Cumhuriyeti’nde Debre Şehrine bağlı Türklerin yaşadığı bir köydür. “Hayatta yegâne fahrim (övüncüm) Türk yaratılmamdır” diyerek Türklüğü ile övünen M. Kemal Atatürk, soyca ve kültürce Türk olan, orta halli bir Türk ailesinin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiş, ilk çocukluk ve gençlik yıllarını Selanik gibi her bakımdan kozmopolit bir şehirde geçirmiş, dönemin en iyi eğitim kurumları sayılan askeri okullarında eğitimini tamamlamıştır. O, genç bir kurmay subay olarak dağılmakta olan bir imparatorluğun bütün yükünü omuzlayarak meslekî deneyimlerini, arkadaşları gibi, çoğu zaman acı olaylarla kazanmıştır. Tarih Mustafa Kemal’e Türklüğün kaderinde adeta bir dönüm noktası olan 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde büyük bir sorumluluk yüklemiş; O, bu tarihî sorumluluğu bütün olumsuzluklara rağmen cesurca üstlenmiş ve milletiyle birlikte başarıya ulaşmıştır. Merkezi/Milli (Üniter), tam bağımsız, milli egemenliğe dayanan, demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur. “Türk kimliğini koruyarak çağdaşlaşma” projesi ile Türk milletine çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkmayı hedef olarak göstermiştir. Atatürk şüphesiz çok yönlü bir liderdi. Özellikle yaptıkları ve söyledikleri değerlendirildiğinde; çağdaşı liderlerle mukayese yapıldığında O’nun “dahi bir lider” olduğu görülmektedir. Deha; dikkat, hafıza, heyecan, muhakeme, muhayyile, idrak ve irade gibi psikolojik özelliklerin birleşmiş bir üstünlüğüdür. Büyük adamların en temel özelliklerinden biri, düşünce hürriyeti, olayları müşahede etmek ve bu müşahedelerden doğru dürüst sonuçlar çıkarmak, yani gerçekçiliktir. Dehanın vasıflarından biri de önceden seziş ve ona dayanan uzağı görüştür. Bu özellik bugün “vizyonerlik” olarak ifade edilmektir. Atatürk’te dehanın bütün bu özelliklerini görmek mümkündür. Atatürk’ün dehası, zamanında onunla kıyasıya mücadele etmiş bulunan devlet adamları tarafından da teslim edilmiştir. İngiltere’nin “Türk düşmanı” olarak bilinen Başbakanı Lloyd George de bunlardan biridir. Türk İstiklâl Harbi sırasında İngilizlere Yunanlıları destekleme siyasetini benimseten ve bunun sorumluluğunu üstlenen Lloyd George’tur. Eylül 1922’de Türk orduları, Yunan ordularını İzmir’de denize dökünce İngiliz İşçi Partisi Lideri Mc. Donald, parlamentoda devrin başbakanı için; “hazineden bu kadar para harcandı, hani Anadolu taksim edilecek, hani Boğazlar bizim olacaktı? Gelsin hesap versin” demişti. Güneşi batmayan imparatorluğun Türk düşmanı Başbakanı Lloyd George şu sözlerinden sonra istifa etmek zorunda kalmıştır: “Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi çağımızda Türk milletine nasip oldu. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi?” Atatürk, çok yönlü bir dehaya sahiptir. O’nun dehasının çeşitli alanlardaki belirtileri, O’nun üstün kişiliğini bütünü ile ortaya koymaktadır. Atatürk dehasının bazı temel yönlerini şu şekilde değerlendirmek mümkündür: Komutan (Asker) Atatürk Sistemli bir askeri eğitim gören, önemli bütün rütbelerini muharebe meydanlarında alan, kazandığı askeri başarılarla I. Dünya Harbi’nin akışını ve süresini değiştiren, İstiklal Harbi ile bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlayan ve bütün mazlum milletlerin kaderini etkileyen bir askerin; Mustafa Kemal’in özellikle “askerlik” veya “komutanlık” kimliği şüphesiz kişiliğinin en önemli boyutunu oluşturmaktadır. Atatürk askerliğe bütün ilgi, etki ve hatta yankı alanları ile birlikte bakmıştır. O, usta bir uygulayıcı ve aynı zamanda büyük bir teorisyendir. Bundan dolayı O, İstiklal Harbi içerisinde teşkilat, silah sistemi ve askeri düşünce arasında çok iyi bir uyum gerçekleştirmiştir. Nitekim İstiklal Harbi, askeri düşüncenin insanı silah, araç ve gereç etrafında ve amaca yönelik olarak nasıl teşkilatlandırıp bütünleştirdiğinin adım adım gerçekleştirilmesini anlatan en iyi örneklerinden biridir. Atatürk her rütbede komuta ettiği birliklerin ruhuna nüfuz edebilmiş ve her rütbenin başarılı komutanı olmuştur. Çanakkale’de kahramanlık destanını yazan Mehmetçiğe, “ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” demiştir. Sakarya’da ise vatan savunmasının önemini belirterek, “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanı ile ıslanmadıkça terk edilemez” demek kudretini göstermiştir. Mustafa Kemal Atatürk, başta “askeri eğitim” olmak üzere; strateji ve taktik uygulamaları, harekât ve taarruz, savunma, inisiyatif, disiplin vs. gibi askerlik mesleğinin bütün alanlarında çok başarılı düşünce ve uygulamaları ile tanınmıştır. Türk milleti de ona rütbelerin ve unvanların en büyüğünü vermiştir. Kırık kaburgalarıyla 22 gün 22 gece savaşarak kazandığı Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)’nin ardından 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal’e “Müşirlik” (Mareşallik) rütbesini ve “Gazi” unvanını vermiştir. Fikir Adamı Atatürk Atatürk dehasının en iyi ortaya çıktığı alanlardan bir tanesi de O’nun “düşünce adamlığı”, ya da “fikir adamlığı” yönüdür. Eğer biz bir “Atatürkçü Düşünce Sistemi”nden veya “Atatürkçülük”ten bahsediyorsak, Atatürk’ü, öncelikle bir fikir adamı olarak ele almak zorundayız. Fakat yıllarca ülkemizde Onun bu yönü hep eksik bırakılmış ve hatta “eylem adamı olduğu, fikir adamı olmadığı” yazılıp çizilmiştir. Halbuki, Atatürk’ün “fikir adamlığı” yönü hem çok güçlüdür, hem de tarihi-felsefi temellere dayanır. Atatürk, ilmi en hakiki mürşit kabul ederek okuyan, araştıran, düşünen ve sentezlere varan, bunları pratik olaylara uygulayarak problemlerin çözümünü gösteren bir fikir, bir düşünce adamıdır. Atatürk inkılâpları, sosyal muhtevaları ve Türk milletini hedefleyen karar ve uygulamaları yönünden kesinlikle, uzun ve derin düşünce, analiz ve sentezin sonucudur. Felsefi, fikri, ilmi ve ideolojik bir temelin olmaması mümkün değildir. Bundan dolayı, Atatürk karşımıza güçlü bir fikir adamı olarak çıkmaktadır. Çağdaşı liderlerle yapılan fikri mukayese de onu düşünce adamı, fikir adamı olarak büyütmektedir. Okumayı başlıca uğraş, kitabı da arkadaş edinen M. Kemal Atatürk, saatlerini hatta günlerini okumakla geçiren bir insandı. Görev yaptığı cephelere giderken bavullarla ve sandıklarla kitap taşıdığını, savaş şartlarında bile okuduğunu bildiğimiz M. Kemal Paşa’nın özel kütüphanesinde sayı olarak, 4.289; bibliyografik künye olarak da 10.000 civarında kitap vardı. Bu kitapların sayıca durumu aynı zamanda onun ilgi alanını veya uğraştığı konuların önem derecesini de göstermektedir. Bu anlamda bakıldığında, “tarih” ve bunun içinde de “Türk Dünyası Tarihi” ilk sırada yer almaktadır. Kitaplar, “askerlik”ten, “ekonomi”ye; “edebiyat”tan, “Türk dili”ne 20 konu başlığında toplanmaktadır. Birçok kitabı okumuş, altını çizmiş ve notlar almıştır. Başta Nutuk olmak üzere eserleri ve konuşmaları incelendiği zaman, Atatürk’ün bir düşünce adamı olarak çok sağlam bir zihin disiplini ve çok güçlü bir muhakeme yeteneğine sahip olduğunu görüyoruz. Kelime ve kavram hazinesinin genişliği, fikirleri arasındaki tutarlılık ve ifade gücü dikkatleri çekecek kadar belirgindir. Devlet Adamı Atatürk Merhum Hocamız Prof. Dr. Aydın TANERİ, “Türk Devlet Geleneği” isimli, alanında ilk çalışma olan önemli eserinde; “Türklerde devlet ve hükümet başkanlarının kişilikleri”ni anlatırken bir devlet adamında şu dört niteliğin bulunması gerektiğini belirtmektedir: “Kültür, mantık, erdem ve cesaret.” Ona göre, “bu niteliklerden yalnız birinin yokluğu halinde ‘devlet adamı’ gerçeği düşünülemez. Devlet yüksek kademelerindeki her görevli ‘devlet adamı’ değildir. Devlet adamlığı, belki de görevden uzaklaştıktan sonra, kamuoyunun ve araştırıcıların sorumlu posttaki kişi hakkında verdikleri hükümlerle kazanılır.” Bu çerçevede M. Kemal Atatürk’ü değerlendirdiğimiz zaman O, daha Göktürk Kitabeleri’nden itibaren tanımlanan ve tasvir edilen, Kutadgu Bilig ve Siyaset-namelerle fikriyatı sürdürülen geleneksel Türk devlet adamı tipi içinde bir insandır. Türk devletlerinin tamamında gördüğümüz tarihi Türk devlet anlayışının bütün temel ilkeleri ve devletin halkına dönük politikaları Atatürk tarafından takip edilmiştir. Geleneksel Türk devlet değerleri Atatürk tarafından modern değerler ile örtüştürülerek hayata geçirilmiştir. Atatürk’ün devlet adamlığı kişiliği, öncelikle “devlet kuran bir devlet adamı” kimliği ile ortaya çıkmaktadır. Kurduğu devlet her bakımdan modern bir devlettir, merkezi/milli (üniter) bir devlettir, demokrasiyi hedefleyen laik bir cumhuriyettir, gerçekleştirmeye çalıştığı amaç bakımından bir hukuk devletidir. Yeni Türk devletinin çağdaş bir devlet oluşu onun saygınlığını sağlamış, milli ve milletlerarası hayatta değerini artırmıştır. Milletlerarası camiada yeni bir devletin ortaya çıkması, kurulması sık sık rastlanan olağan şeylerden değildir. Yeni bir devletin kuruluşu hukuki ve siyasi yönden bir takım şartların gerçekleşmesini gerektirir. Öncelikle devletin unsurları bakımından değerlendirecek olursak; toprak unsuru (ülke), insan unsuru (millet), politik örgütlenme (hükümet) ve hâkimiyet (iç ve dış) unsurlarının tam olarak varlığı yeni bir devlete hayatiyet kazandırır. Milletlerarası camianın bir üyesi olabilmesi ve milletlerarası hukuktan yararlanması da onun diğer devletler tarafından tanınmasına bağlıdır. Yeni Türk devleti, çok zor şartlar altında kurulmuştur. Zorlukların başında devletin bir unsuru olması bakımından “ülke”nin sınırlarını tayin ve tayin edilen sınırlar içindeki ülkenin düşman işgalinden kurtarılması gelmektedir. Önce Erzurum ve Sivas Kongrelerinde ve sonra da Misak-ı Milli ile çizilen sınır, yeni kurulan devletin ülkesini; tarihi ve şerefli mazisi ile Türk milletinin “vatanını” ortaya çıkarmıştır. Bu sınırın gerçek ihtiyaçlara cevap verecek şekilde “Türklüğün Ata Yurdu” olarak belirlenmesi ve kurulmasında Atatürk başrolü oynamıştır. Devletin insan unsurunu incelediğimizde, yeni Türk devletinin kuruluşunda “millet” önemli rol oynar. Yeni kurulan devlet, Türk milletine dayanan, milli bir devlettir. İnsan unsurunda tam bir kaynaşma, birlik ve dayanışma vardır. Atatürk, Türk milliyetçiliğini, Türk milli davasının temel taşı yaparak, milli duygu ve hasletleri tam bir olgunluğa eriştirmiştir. Türk milletin milli şuur, benlik ve kimliğini hissettirerek milli bir devlet kurmuştur. Devletin düzen ve disiplinin sağlayan; toplumu hukuk ilkeleri ile yönetmeyi düzenleyen ve devletin bütün unsurları ile uygulamalarının halka yansıyan yüzünü oluşturan “politik örgütlenme” kavramı bakımından Atatürk, yine yeni bir başlangıcı oluşturmuştur. O, “merkezi” bir devlet kurmuştur ki, bu tarihi, coğrafi ve jeopolitik şartlara uygun bir tercihtir. Milli devletin tabii bir destekleyicisidir. Devletin hukuki ve siyasi bir varlık olarak üstün bir iktidara veya otoriteye sahip oluşunu ifade eden “hâkimiyet” (egemenlik) unsuru bakımından ise tamamen yeni ve çağdaş bir yapı ile karşı karşıya kalıyoruz. Çünkü padişah tarafından temsil edilen hâkimiyet, bu defa millileştirilmiştir ve millete ait olmuştur. Atatürk, devlet kuran bir lider olarak milli hâkimiyet prensibinin ilk işaretlerini veren, bunu Milli Mücadele’nin temel esası haline getiren insandır. Devlet sahip olduğu bu üstün iktidarı kullanırken yanı başında bu iktidara “ortak” veya iktidarını sınırlayıcı “başka bir varlık” tanımaz. Devlet iktidarının başka bir varlık (devlet veya milletlerarası teşekkül) tarafından sınırlandırılması veya bu iktidara ortak olma, devlet hâkimiyetinin dış görünüşü olan “bağımsızlıkla” bağdaşmaz. Osmanlı Devleti, yabancılara tanıdığı imtiyazlarla ve kapitülasyonlarla yarı bağımlı bir devletti. Ayrıca, Birinci Dünya Savaşı’nın mağlubiyeti devlet iktidarını da ortadan kaldırmıştı. Ülke parçalanmış ve işgal edilmişti. Milli Mücadele sonucu kazanılan zafer, bağımsız bir Türkiye gerçeğini bütün dünyaya kabul ettirmiştir. Vatan yabancı işgalinden kurtarılmış, yabancı imtiyazları kaldırılmış, kapitülasyonlar tarihe intikal ettirilmiştir. Lozan’da milletlerarası hukuk bakımından tanınan Türkiye Cumhuriyeti Devleti “tam bağımsız” bir devlet olmuştur. Şüphesiz, Atatürk’ün üstün dehasının en iyi yansıdığı alanlardan biri olan “devlet adamı” kimliği, sadece devlet kuruculuğundan ibaret değildir. Onun bir “dönüştürücü lider” olarak “devrimci” kimliği de yani değişimci, dönüşümcü, yenilikçi kişiliği de ön plana çıkmaktadır. Çünkü bu yönü; hem düşünce sisteminin, hem de kurduğu devlet sisteminin çağa ayak uydurmasını sağlayan en temel esastır. Atatürk’ün devlet adamlığının yansıdığı bir diğer alan da “siyaset kurumu”dur. O, Büyük bir “siyaset adamı” olarak ortaya çıkmaktadır. Büyük siyasetçi, bağımsız bir devlette halkın huzur ve refahı ile o devletin devletlerarası güvenliğini sağlamak için tutulan yolu en başarılı bir şekilde yöneten devlet adamıdır. Bu görüş açısından büyük siyaset adamı iç politikada ve dış politikada üstün başarıların sahibidir. Atatürk’ün büyük siyasetçi olarak üstün başarısı, karşılaştığı en çetin ve zor sorunlar karşısında, en doğru ve memleket için en hayırlı olan yolu görebilmesi, imkânları seçebilmesidir. Atatürk, iç siyaset ve dış siyasetteki uygulamaları ile de büyük bir siyaset adamı, daha geniş bir ifade ile büyük bir devlet adamı olarak ortaya çıkmaktadır. Prof. Dr. Fahir ARMAOĞLU, onun bu alandaki dehasını şu şekilde değerlendirmektedir: “O, kendisini olayların akışına uymaya zorunlu gören ve buna göre davranan bir ‘oportünist’ (fırsatçı) değil, olayların dışına ve üstüne çıkıp, olaylara kendi görüşünün, kendi inanışının biçimini veren bir insandır. O’nun diplomasisi, olaylarla beraber bir sürükleniş değil, olayları, kendi azim ve iradesi ile, haklı ve doğru bir inanışın tabii sonucuna sürükleyiştir.” Dr. Ali GÜLER Kaynakça Alıntı:ERENDİL, M., İlginç Olaylar ve Anekdotlarla Atatürk, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1988, 1-388 s. ERGEZER, B., Liderlik ve Özellikleri, 5. Baskı, Ocak Yayınları, Ankara, 2003, 1-156 s. EROĞLU, H., Atatürk, Hayatı ve Üstün Kişiliği, Ankara, 1997, I-XII., 1-340 s. GÜLER, Ali, Sarı Paşa, İnsan Atatürk, Türk Metal Sendikası Türk-Ar Yayınları, Ankara, 2006. I-XVI., 1-360 s. GÜLER, Ali, Atatürk ve Cumhuriyet, Türk Metal Sendikası Türk-Ar Yayınları, Ankara, 2003. I-XVIII., 1-295 s. TANERİ, Aydın, Türk Devlet Geleneği Dün-Bugün, MEB., Yayınevi, Ankara, 1997, 1-464 s.
__________________ Gökyüzünde değilsin yalnız Bir yanın ay bir yanın yıldız Efsaneler yerde sürünsün Kartalım göklerde süzülsün Beşiktaşlıyız Beşiktaşlı Anlayamaz kimse bu aşkı Bekçisiyiz Kopsa Kıyamet Siyah beyaz bize emanet ! Sen neredeysen oradayız biz Ne dağlar engel ne de deniz Sonunda ölüm bile olsa Son nefeste bilki senleyiz | |
| | |