
Mustafa Kemal Atatürk icinde Atatürk' ün Yazdiği Yurttaşlik Bilgileri konusu , DEMOKRASİ İLKESİNİN BELİRGİN NİTELİKLERİ Demokrasi ilkesi, egemenliği kullanan aracı kim olursa olsun, temel olarak ulusun egemenliğe sahip olmasını ve sahip kalmasını gerektirir. Bu noktayı birkaç sözle açıklayalım : a) Demokrasi, ...
| |||||||
| Kayıt ol | Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #11 (permalink) |
| DEMOKRASİ İLKESİNİN BELİRGİN NİTELİKLERİ Demokrasi ilkesi, egemenliği kullanan aracı kim olursa olsun, temel olarak ulusun egemenliğe sahip olmasını ve sahip kalmasını gerektirir. Bu noktayı birkaç sözle açıklayalım : a) Demokrasi, temelde siyasal niteliklidir. Demokrasi bir sosyal yardım yada bir ekonomik örgüt dizgesi değildir. Böyle bir görüş yurttaşların siyasal özgürlük gereksinimlerini uyutmayı amaçlar. Bizim bildiğimiz demokrasi özellikle siyasaldır; onun amacı, ulusu yönetenler üzerindeki denetimle siyasal özgürlüğü sağlamaktır. b) Demokrasinin birinci özelliğiyle ortak ikinci bir özelliği daha vardır. Oda şudur emokrasi düşünceye dayanır; bir kafa sorunudur. Her halde bir mide sorunu değildir. Yönetim ilkesi de adalete bağlılığı ve erdem, ahlak sahibi olmayı gerektirir. Demokrasi yurt sevgisidir, aynı zamanda babalık ve analıktır. c) Demokrasi, temelde bireycedir; bu nitelik yurttaşın egemenliğe, insan sıfatıyla katılması dolayısıyla kendini gösterir. Üyeler içindir. üye olun... d) Son olarak demokrasi, eşitlikçidir; bu nitelik demokrasinin bireyci olması niteliğinin zorunlu bir sonucudur. Kuşkusuz bütün bireyler aynı siyasal haklara sahip olmalıdırlar. Demokrasinin bu bireyci ve eşitlikçi niteliklerinden genel ve eşit oy ilkesi çıkar. ***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________ GRAMER DERSİ "Sevmek" bir kelimedir. "Sarı saçlı" dersem bir kız için Sıfat söylemiş olurum. "Ben sarı saçlı bir kız sevdim" Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle Nokta koymalı, durmalı zira. Zira "açlık" da bir kelime Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi. Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime, "Öleceğim,ölüyorum,öldüm." Diyeceğim bir gün. | |
| | |
| | #12 (permalink) |
| CUMHURİYET Başlarında hala Tanrının vekili gölgesi sıfatını taşıyan hükümdarlar bulundurmakla birlikte egemenliğini kazanmış uluslar olduğundan söz etmiştik. Gerçekte bu ulusların mensup oldukları devletler, ulusun seçtiği millet vekillerinden oluşan meclislere sahiptirler. Ulusun egemenliğini bu meclisler temsil eder. Yasa önermek hakkı meclis üyelerine ve bakanlar kuruluna aittir. Hükümdar, devleti temsil eder. Yasa önermek hakkı meclis üyelerine ve bakanlar kuruluna aittir. Hükümdar devleti temsil eder. Hükümeti kuran yurttaş, görünüşte hükümdar tarafından seçilir. Fakat gerçekte hükümet başkanı, ulusun güvendiği güçlü siyasal partilerin liderleridir; bunların kurdukları hükümetler ulusu ve ülkeyi yönetirler ve meclise karşı sorumludurlar. Bu açıkladığımız türdeki hükümetler temsili hükümetlerdir ve gerçekte demokrasi ilkesi yürürlüktedir. Ancak bunlar tam anlamda demokrat hükümetler değildir. Demokrasinin tam anlamıyla ülküsü, bütün ulusun, aynı zamanda yönetici durumda bulunabilmesini, hiç olmazsa devletin son iradesinin, ulus tarafından dile getirilip gösterilmesini ister. Ne yazık ki, ulusların büyüklüğü, düşünsel eğitim düzeyleri, bu ülkünün uygulanmasında, bu ülküden büsbütün yoksun kalmayı doğuracak önemsizliklerden kaçınmayı da gerektirir. Bu nedenle, demokrasi ilkesinin en çağdaş, en akılcı uygulayımını sağlayan yönetim biçimi Cumhuriyettir. Cumhuriyette son söz, ulus tarafından seçilmiş meclistedir. Ulus adına yapılan her türlü yasaları o yapar. Hükümete güven oyu verir yada onu düşürür. Ulus, seçtiği millet vekillerinden memnun kalmazsa, belli süreler sonunda başka seçer. Ulus; egemenliğini, devlet yönetimine katılmasını, ancak zamanında oyunu kullanmakla sağlar. Cumhuriyetin hükümeti, bir ulus ve tarzda, sınırlı bir süre için seçilmiş bir cumhurbaşkanına verilir. Başbakanı o belirler; bakanlar kurulunu oluşturacak bakanları da, başbakan millet vekilleri arasından seçer. Dünyadaki devlet biçimleri, biri ötekine göre kimi ayrımlarla, çok değişir. Bununla birlikte, hepsi genel olarak, ele alıp irdelediğimiz biçimlere indirgenebilir: Hükümdarlık, Sınıfçılık, ( oligarşi ) halk cumhuriyeti. Kendini belli bir dine bağlayan devlet biçimi de vardır. Rus çarlığı ve Osmanlı saltanatı böyle idiler. Çar kilisenin başkanı idi; sultanlar da halife sanını takınmışlardı. Aynı şekilde dini siyasetten ayrılmış laik hükümetler de vardır. Amerika, Fransa, Türkiye Cumhuriyeti gibi. Hükümdarlıklarda, devlet başkanlığı onuruna kalıt yoluyla gelir. Cumhuriyet millet vekillerinden oluşan meclis ve belirli bir süre için seçilmiş olan devlet başkanıyla, ulusal egemenliğin korunmuşluğunun en iyi güvencesidir. Cumhuriyette, meclis cumhurbaşkanı, ve hükümet, halkın özgürlüğünü, güvenliğini ve huzurunu düşünmek sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamazlar.Üyeler içindir. üye olun... Çünkü bunlar bilirler ki, kendilerini iktidar ve yetki mevkiine belirli bir süre için getiren irade ve egemenliğin sahibi ulustur. Ve yine bunlar bilirler ki, iktidar mevkiine sanat sürmek için değil, ulusa hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı sorumluluk ve görevlerini kötüye kullandıklarında şu yada bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında da işlenmesiyle karşı karşıya kalabilirler. Ulus tarafından, ulus adına devleti yönetmeye görevlendirilenlerin, gerektiğinde ulusa hesap verme zorunluluğu, laubali ve keyfi davranışla bağdaştırılamaz. Oysa ki sahip olduğu erk ve yetkinin Tanrıdan geldiğine inanan ve yalnız ona karşı öbür dünyada hesap verebileceklerini varsayan ve devleti, ülkeyi kendisine bırakılmış bir kalıt malikane olarak kabul edilen bir hükümdar, kendisini her türlü bağ ve sınırlamanın dışında tutar. Böyle bir yönetimin benliği, özgürlüğü söz konusu bile olamaz. Bu nedenle yetkileri sınırlandırılmış bile olsa, hükümdarlık yönetim biçimi demokrasiye, ulusal egemenlik ilkesine uygun değildir. Hükümetin, belirli insanların, sınıfların elinde bulunması da ulus varlığının kesinlikle kabul edemeyeceği bir durumdur. Bütün ulusun çoğunlukla, devlet yönetimine katılmasına engel olan bu sınıfçılık ( oligarşi ) yönetim biçimi de bir zümrenin kendi çıkarları sağlamak için, bütün ulusa ait egemenliğin zorla ele geçirilmesinden başka bir şey değildir. ***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________ GRAMER DERSİ "Sevmek" bir kelimedir. "Sarı saçlı" dersem bir kız için Sıfat söylemiş olurum. "Ben sarı saçlı bir kız sevdim" Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle Nokta koymalı, durmalı zira. Zira "açlık" da bir kelime Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi. Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime, "Öleceğim,ölüyorum,öldüm." Diyeceğim bir gün. | |
| | |
| | #13 (permalink) |
| ANAYASAMIZ [ 417 ( 49 ) ] Türkiye Cumhuriyetinin anayasası, en çağdaş ulusal egemenlik ana ilkelerini ve hükümlerini kapsar. Her zaman bellekte kalması için burada birkaç maddeyi olduğu gibi yineleyelim. a) Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.b) Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulusun tek ve gerçek meclisi olup ulusun adına egemenlik hakkını yalnız o kullanır. c) Yasama yetkisi ve yürütme erki Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkar ve orada toplanır. Anımsatma : Bizim anlayışımıza göre siyasal güç, ulusal irade ve egemenlik, ulusun bir birlik ve bütünlük halinde ortak kişiliğe aittir, birdir, bölünemez, parçalanamaz, ve başkasına bırakılamaz. Ulusta olduğu gibi, onun temsilcisi olan tek mecliste odaklanmıştır. Yani güçlerin bölünmesi görüşü, bizim için temel değildir. Yalnız görevler şu yolla yerine getirilir. Buna göre ; Türk ulusunun yönetim biçimi güçlerin birliği temeline dayanan bugünkü devlet biçimimizdir. Bu devlet biçiminde Büyük Millet Meclisi ulus adına egemenlik hakkını kullanır. Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu onun içinden çıkar. Egemenlik birdir, kayıtsız şartsız ulusundur. Devlet kuruluşlarının en uygunu budur. Yalnız görevler şu yolla gördürülür: d) Meclis yasa yapma yetkisini doğrudan kullanır. e) Meclis, yürütme yetkisinin kendisinin seçtiği cumhurbaşkanı ve onun atayacağı bakanlar kurulu aracılığıyla kullanır. Meclis, hükümeti her zaman denetler ve düşürebilir. f) Yarı yetkisi, ulus adına, usulü ve yasası çerçevesinde bağımsız mahkemelerce kullanılır. ***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________ GRAMER DERSİ "Sevmek" bir kelimedir. "Sarı saçlı" dersem bir kız için Sıfat söylemiş olurum. "Ben sarı saçlı bir kız sevdim" Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle Nokta koymalı, durmalı zira. Zira "açlık" da bir kelime Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi. Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime, "Öleceğim,ölüyorum,öldüm." Diyeceğim bir gün. | |
| | |
| | #14 (permalink) |
| DEMOKRASİYE KARŞI OLAN ÇAĞDAŞ AKIMLAR [ 420 ( 52 ) ] Bizim devlet kuruluşumuzda, temel ilkemizi oluşturan demokrasinin, ayırıcı niteliklerini tanımladık. Demokrasinin bu biçimde kavranmasına kimi kuramlar karşı çıkmaktadır.1)Bolşevik kuramı, 2)İhtilalci siyasal sendikacılık kuramı, 3)Çıkar gruplarının temsili kuramı. Bu kuramların, demokrasi kuramımıza karşı saldırmakta ne denli haksız olduğunu anlayalım : 1) Bolşevik kuramının Rusya da uygulanan biçimine bakalım. Bütün Rus ulusu içinden, yalnız işçilerden, deniz ve kara kuvvetlerinden oluşan bir azınlık, ekonomik temellere dayalı Komünist Partisi adı altında birleşerek bir diktatörlük kurmuşlardır. Amaçlarında ulusal değildirler. Kişisel özgürlük ve eşitlik tanımazlar. Halk egemenliği ilkesine uymazlar. Halk egemenliği ilkesine uymazlar. İçeride çoğunluğu, zorla baskı ile kendi görüşlerine boyun eğmek zorunda tutarlar. Dışarıda propagandayla ve ihtilal örgütüyle bütün dünya uluslarına kendi ilkelerini yaymaya çalışırlar. Oysa, hükümet kurmaktan amaç, önce bireysel özgürlüğün sağlanmasıdır. Bolşevik hükümet biçiminde zorbalık niteliği görülmektedir. Bir toplumun, bir bölük insanın görüşlerinin zorla tutsağı olarak yaşaması biçimine, doğal ve akla uygun hükümet modeli olarak yaşaması biçimine, doğal ve akla uygun bir hükümet modeli olarak bakmaya olanak yoktur. 2)İhtilalci siyasal sendikacılık kuramına inananlarda her türlü siyasal kuruluşları, yalnız kendi çıkarları doğrultusunda çalıştırmak ve sonunda siyasal güç egemenliği ellerine geçirmek isteyen işçi gruplarıdır. Bunlar amaçlarını zorla gerçekleştirme fırsatını beklerken zaman, zaman genel grevler yaparak, hükümet adamları üzerinde etkili oluyorlar ve kimi işleri kendi çıkarlarına uygun düşecek biçimde çözümlettiriyorlar; yavaş, yavaş varlıklarını duyuruyorlardı. Bunlar İngiltere, Fransa Almanya da etkilerini göstermektedirler. Almanya da bu kuramcılara az çok bir doyum sağlamak için, millet meclisi yanında ekonomik içerikli fakat üyeleri bu kuramcılardan oluşan bir meclis kurmuşlardır. Bizde de Yüksek Ekonomi Kurulu ( Ali İktisat Meclisi ) vardır. . Fakat bu herhangi bir baskı üzerine değil, doğrudan, doğruya hükümetin yararlı görmesinden ötürü danışma amacıyla oluşturulmuş bir kuruldur. 3)Çıkar gruplarının temsili kuramı :Türlü meslek, sanat ve iş adamları toplum içinde ayrı, ayrı birer zümre, birer küçük topluluk olarak düşünülürse, her bir zümrenin birbirinden farklı çıkarları vardır. Bundan ötürü diyorlar ki, her özel çıkar sahibi grupların her biri mecliste kendilerini ayrı, ayrı temsil etmelidirler. Bu durumda seçim ulusun bireyleri tarafından değil, bu gruplar tarafından ve grupların çıkarları ölçüsünde gerçekleştirilecektir. Mecliste bu grupların bir kaçı birleşip iktidara gelince yalnız kendi çıkarları için çalışacaklardır. Buna kim engel olacaktır? İşte bu nedenlerden dolayıdır ki, biz bunu ve bundan önceki kuramları, ülkemiz ve ulusumuz için uygun görmüyoruz. Biz, ülke halkı bireylerinin ve türlü sınıfların birinin ötekine yardımını aynı değerde ve nitelikte görüyoruz:hepsinin çıkarlarının aynı ölçüde ve aynı eşitlik duyarlılığıyla sağlanması için çalışmak isteriz. Bu yolun, bu genel refahı ve devlet yapısının güçlenmesi için daha uygun olduğu kanısındayız. Bizim gözümüzde çiftçi, çoban, işçi, tüccar, sanâtkar, asker, doktor, kısacası herhangi bir toplumsal kesimde ya da kuruluşta çalışan bir yurttaşın hak, çıkar ve özgürlüğü eşittir. Devlete bu anlayış ile en yüksek ölçüde yararlı olan ve ulusun güvenini ve iradesini yerinde kullanabilmek bizce, bizim anladığımız anlamda, halk hükümeti yönetimi ile gerçekleşir. Ulusu temsil eden ve yöneten Büyük Millet Meclisi'nin ve hükümetin dayandığı parti de bu temel ilke çerçevesinde hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm Türkiye halkını kapsayan, ulusun ortak çıkarlarını göz önünde tutan ve amaçlayan parti ( Cumhuriyet Halk Partisi )di. Parti, ulusa milletvekillerinin seçiminde yol göstermek, düşünsel ve işlevsel yaşamda, ortak ulusal terbiyede halkçılık bilinç ve anlayışını geliştirerek büyük bir görevi yerine getirmektedir. ***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________ GRAMER DERSİ "Sevmek" bir kelimedir. "Sarı saçlı" dersem bir kız için Sıfat söylemiş olurum. "Ben sarı saçlı bir kız sevdim" Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle Nokta koymalı, durmalı zira. Zira "açlık" da bir kelime Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi. Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime, "Öleceğim,ölüyorum,öldüm." Diyeceğim bir gün. | |
| | |
| | #15 (permalink) |
| YURTTAŞA KARŞI DEVLETİN GÖREVLERİ [429(1)] Derslerimizin başlangıcında, ulusun kurduğu devletin ve hükümet örgütünün yurttaşlara karşı yükümlü olduğu görevleri ve yetkileri, genel olarak saymıştık. Bu görevlerin nitelikleri incelenirse, şöyle bir sıralama yapılabilir:a) Ülke içinde güvenlik ve adaleti sağlayarak ve sürdürerek, yurttaşların her türlü özgürlüğünü korumak. b) Dış siyaseti ve başka uluslarla ilişkileri iyi ve olumlu bir biçimde yönlendirerek, ülke içinde de her türlü savunma güçlerini her zaman hazır bulundurarak her ulusun bağımsızlığını güven altına almak ve korunmuşluğunu sağlamak ve 've bu uğurda başka çıkar yol kalmazsa ulusun haklarını silahla savunmak'. Bu iki tür görev, devletin en başta gelen görevlerindendir. Denilebilir ki, devlet kurmaktan amaç, bu iki görevin yerine getirilmesini sağlamaktır. Çünkü, bu görevler, yurttaşların tek, tek kişiler olarak yapmaya güçlerinin yetmeyeceği işlerdir. Dahası yurttaşların, bu görevlerin bir bölümünü bile yapmaya kalkışmaları doğru değildir. Çünkü o zaman, anarşi olur, devlet kalmaz. Örneğin, bir yurttaş, kendi kendine bir yabancı devletle siyasal bir görüşme ve ilişkide bulunamaz. Bir yurttaşın, ülke savunmasında başına hareket etmesine izin verilmez. Bir yurttaş, kendi özgürlüğünü ve hakkını kendi maddi gücüne dayanarak sağlamaya kalkışamaz. Bu konular kişilerin güçleri ve girişimleriyle değil, ulusun iradesini elinde bulunduran devletin gücü ve nüfusu ile sağlanabilir. Bu iki tür görevden başka, devletin üstlendiğini belirttiğimiz görevleri de başladığımız sıra ile içinde söyleyelim: c) Yollar demir yolları vb. gibi bayındırlık işleri, d) Eğitim ve öğretim işleri, e) Sağlık işleri, f) Sosyal yardım işleri, g) Tarım, ticaret ve zanaata ilişkin ekonomik işler. Bu son söylediğimiz işleri, devletin yapmaması kişilere bırakması gerektiğini ileri sürenler vardır. Bu görüşü uygun bulup izleyenlere 'bireyci' derler. Ulusun genel ve ortak çıkarlarına ilişkin siyasal ve düşünsel ilişkilerde olduğu gibi, her türlü ekonomik işlerinde kişilere bırakılmayıp devletçe yapılmasının daha uygun olacağı kuramını savunan 'devletçiler' de vardır. Biz, devletimizce uygulanması uygun olan ilkeyi belirlemek için bireyci ve devletçilerin dayandıkları noktaları ve birde demokrasinin en belirgin niteliklerini göz önünde bulundurarak bir irdeleme yapalım: Bildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti demokrasi temeline dayanan bir devlettir. Demokrasi temelde siyasal içeriklidir; düşünseldir, düşünceye dayanır, bireycidir, eşitlikçidir. Demokrasinin bu ana noktalarına göre, yurttaşın siyasal özgürlüğünü ve çalışmasını sağlamak yurttaşın bilimsel, toplumsal, sanat ve ahlak gibi düşünsel alanlarda gelişmesini sağlamakla ilgilenmek ve yurttaşın ulusal egemenliğe, usulü çerçevesinde katılma hakkını ve bütün yurttaşların eşit siyasal haklara sahip olmalarını sağlamaktan ibaret olan noktalar, devletin yurttaşa karşı başlıca görevlerinin sınırını gösteren işaretlerdir. Öyleyse demokrasi temeline dayanan bir devlet, sosyal yardım sistemi yada bir ekonomik kuruluş sistemi değildir. Bunun için bu alanlara ilişkin işlere, devletin karışmaması, bütün bu nitelikteki işleri bireylere yada bireylerden oluşan ortaklıklara bırakılması mümkündür. Bu olanağın ölçüsünü anlamak için, devletin ulusa ve ülkeye karşı yerine getirmek zorunda olduğu temel görevlerinin, ikinci derecede olan görevlerle ilgi ve bağlantılarını düşünmek gerekir. Devlet güvenlik ve huzuru sağlamak için, ülkeyi savunmak için, sağlıklı, iyi gelişmiş, anlayışları, ulusal duyguları, yurt sevgileri yüksek vatandaşlar ister. Devletin, içte ve dışta ulus işlerini yaptıracağı yüksek yetenekli yurttaşlara gereksinimi vardır. Devlet, bütün yurttaşların, devletin yasalarını anlayıp onlara uyma gereğini kavramalarını, ülkenin güvenliği ve savunması için önemli görür. Devlet, bütün yurttaşların hangi işleyicilik ve meslek dalında olursa olsun çağımızdaki gelişme ve ilerlemenin gerektirdiği ölçüde başarılı olmalarıyla yakından ilgilidir. Bu nedenlerdir ki, yurttaşların eğitim ve öğretimiyle, sağlığıyla yakından ilgilenmek zorundadır. Devlet ülkenin güvenlik ve savunması için karayollarıyla demir yollarıyla, limanlarla, deniz taşıtlarıyla, telgrafla ve telefonla, ülkenin hayvan gücüyle ve her türlü taşıma araçları ile ulusun genel maddi varlığıyla yakından ilgilenir. Ülke yönetiminde ve savunmasında bu saydıklarımız toptan, tüfekten, her türlü silahtan daha önemlidir. Özellikle para, her türlü aracın üstünde bir var olma silahtır. Bu saydığımız alanlardaki işlerden ekonomi ile ilgili olanlar, doğrudan doğruya devletin zorunlu görevlerinden görünmemekle birlikte o görevlerin yerine getirilmesinde etkilidirler. Bu alanlardaki işleri, kişilere yada ortaklıklara bütünüyle bırakılması için, bu işlerin devletin karışması yada yardımı söz konusu olmadan, devleti temel görevlerini yerine getirmede zor durumlarda bırakmayacağına emin olmak gerekir. Görülüyor ki ekonomik işler ve kimi toplumsal işler, bir bakıma bireylerin çıkarlarıyla ilişkilidir. Bunun içindir ki, bireyciler bu işlere devletin karışmasını kişi özgürlüğüne karışma gibi görürler. Ne var ki bu işler içinde dolaylı olarak bütün ulusun ortak çıkarına dokunan ve dayanan noktalar da vardır. Bu nedenle devletçilerin haklı oldukları noktaları kabul etmek yerinde olur. Özel çıkar çoğu kez genelin çıkarıyla çelişir bir durumda alabilir. Bir de özel çıkarlar sonunda rekabete dayanır. Oysa ki, yalnız bununla ekonomik düzen kurulamaz. Bu sanıda olanlar ' Kendilerini serap karşısında aldatılmaya bırakanlardır. ' Kişiler ortaklıklar, devlet örgütüne göre zayıftırlar. Serbest rekabetin toplumsal sakıncaları da vardır; zayıflarla güçlüleri yarışmada karşı karşıya bırakmak gibi .. ve dahası kişilerin, kimi büyük ortak çıkarları doyurucu nitelikte karşılamaya güçleri yetmez. Bu gibi işlerde, kişilerin kurma olanağı bulamayacakları geniş ve güçlü bir kuruluş gerekir, ya da bu gibi işlerde kişiler yeterli ölçüde çıkar sağlayamayacakları için o kişilerden vazgeçebilirler. Oysa o işler ulusça yaşamsal bir önem taşır ve devlet onu yapmak zorundadır. Herhalde, uluslarda özgürlük ve uygarlık geliştiği ölçüde devletin görevleri ve sorumlulukları artar. Yaşam geliştiği oranda araçlarda artar. Çok araç, çok ve büyük bir güçle yönetilmeyi gerektirir. Güç arttıkça kurallarda artar. Bir toplumun aracı ve kuralı ise devlettir. Bundan başka devletin bireye göre olan hırsı da başka niteliktedir. O, kamunun ortak çıkarlarını ve ilerlenmesini düşünür. Kişiler, özel çıkar hırsından, ne ölçüde uzaklaştırılabilir; bu gerçekten düşünülmeye değer. Herhalde devletin, siyasal ve düşünsel konularda olduğu gibi, kimi ekonomik işlerde de düzenleyiciliğini, ilke olarak kabul etmek uygun görülmelidir. Bu durumda karşı karşıya kalınacak zorluk şudur: Devlet ile bireyin karşılıklı etkinlik alanları ayırmak. Devletin bu alandaki etkinlik sınırını çizmek ve dayanacağı kuralları belirlemek, öte yandan yurttaşın kişisel girişim ve etkinlik özgürlüğünü kısıtlamamış olmak devleti yönetme yetkisi verilmiş olanların belirlemesi gereken sorunlardır. İlke olarak devlet, bireyin yerine geçmemelidir. Fakat kişinin gelişmesi için genel koşulları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de bireyin kişisel etkinliği, ekonomik ilerlemenin temel kaynağı olarak kalmalıdır. Kişilerin gelişmesine engel olunmaması, onların her açıdan olduğu gibi, özellikle ekonomik alandaki özgürlüğü ve girişimleri önünde, devletin kendi etkinliği ile bir engel oluşturması, demokrasi ilkesinin en önemli temelidir. Öyleyse, diyebiliriz ki, bireylerin gelişmesinin, engel karşısında kalmaya [443 (15)] başladığı nokta, devlet etkinliğinin sınırını oluşturur. Buna göre, "genellikle zaman ve ortam içinde sürekli özel bir nitelik gösteren, ekonomik bir işi, devlet üzerine alabilir". Örneğin, büyük ve düzenli bir yönetimi gerektiren ve özel kişiler elinde tekelleşmek tehlikesi gösteren ya da genel bir gereksinmeyi karşılayan bir işi, devlet üzerine alabilir. Madenlerin, ormanların, kanalların, demiryollarının, deniz ulaşımı ortaklıklarının devletçe yönetimi ve para ihraç eden bankaların ulaştırılması; aynı şekilde su, gaz, elektrik ve benzeri işlerin yerel [444 (16)] yönetimlerce yapılması yukarıda açıkladığımız türden işlerdir. Bu açıkladığımız anlamda anlayışta "devletçilik", özellikle toplumsal, ahlaksal ve ulusaldır. Ulusal servetin dağılımında daha üstün bir doğrulukla çalışıp emek verenlerin daha yüksek refahı, ulusal birliğin korunması için kaçınılmaz bir koşuldur. Bu koşulu, her zaman göz önünde bulundurmak, ulusal birliğin temsilcisi olan devletin en önemli görevidir. Kamu yararına çalışan genel kuruluşların çoğaltılması, devletin önemle göz önünde tutması gereken bir sorundur. Ancak [445 (17)] bu yolla salt çıkarcılığa dayanan etkinlikler sınırlanabilir. Bu durum yurttaşlar arasında ahlaksal dayanışmanın gelişmesine yardım eden en önemli etkendir. Ülkede, her türlü üretimin artması için, devlet açısından özel girişimin çok gerekli olduğunu önemle belirttikten sonra, belirtmeliyiz ki, "devlet ve birey birbirine karşıt değil; birbirinin bütünleyicisidir". Devlet ve birey dediğimiz zaman, bu sözcüklerin soyut anlamını değil; tek gerçek olan "toplumsal insan" ı, yani toplum içinde [446 (18)] yaşayan bireyleri demek istiyoruz. İşte bu insanın, iki türlü çıkarı vardır. Bu çıkarlardan bir bölümü kişiseldir, öteki bölümü ise ortaktır. Toplum yaşamını koruyup sürdüren bu ortak çıkarlardır. İyice düşünülecek olursa, bu iki tür çıkarın birbirine denk olduğu anlaşılır. Çünkü toplumsal bir varlık olan insanın yaşamı için her iki çıkar aynı ölçüde gereklidir. Buna göre, bizce devlet ve birey sözcükleri ister genel, ister özel çıkarlardan biri düşünülmüş olsun, her iki durumda da toplumsal insanı [447 (19)] dile getiren ve açıklayan iki deyiştir. Yani şunu demek istiyoruz ki, ne yalnız başına bir birey ne de bireylerden soyutlanmış bir devlet düşünüyoruz. Devlet bireylerin oluşturduğu ulusal toplumun göze görünen biçimidir. Ancak birey, emeğinin geliri,almak zorundadır. Bu görüşlerin bizim durumumuzla daha yakından olan ilişkisini irdeleyelim: Cumhuriyetimiz daha çok gençtir; geçmişten kendisine kalıt olarak geçen, bütün büyük önem taşıyan işler, çağın gereklerini karşılayacak, onlarla başa çıkabilecek ölçüde değildir. Siyasal ve düşünsel yaşamda olduğu gibi, ekonomik işlerde de, [448 (20)] kişisel girişimlerin sonucunu beklemek doğru olmaz. Önemli ve büyük işleri ancak ulusun genel servetine ve devletin bütün kuruluşlarına ve gücüne dayanarak ulusal egemenliğin kullanılmasını ve yürütülmesini düzenlemekle görevli olan hükümetin, olabildiğince üzerine alıp başarması yolu seçilmelidir. Başka kimi devletlerin ikinci derecede görebileceği ve kişisel girişimlere bırakılmasında sakıncası olmayan işlerden bir çoğu, bizim için yaşamsal önemi olan birinci derecede devlet görevleri arasında sayılmalıdır. Özetle, Türkiye Cumhuriyeti 'ni [449 (21)] yönetenlerin, demokrasi ana ilkesinden ayrılmamakla birlikte "ılımlı devletçilik " ilkesine uygun yürümeleri bugün içinde bulunduğumuz durumlara, koşullara ve zorluklara uygun olur. Bizim izlenmesini uygun gördüğümüz "ılımlı devletçilik" ilkesi, bütün üretim ve dağıtım araçlarını kişilerden alarak, ulusu, büsbütün başka temellere dayalı bir biçimde düzenlemek amacını güden sosyalizm ilkesine dayanan kolektivizm ya da komünizm gibi özel ve bireysel ekonomik girişim ve etkinliğe olanak vermeyen bir sistem değildir. Özet olarak bizim izlediğimiz devletçilik, bireysel çalışma ve etkinliği temel ilke saymakla birlikte, olabildiğince az zaman içinde ulusu refaha ve ülkeyi bayındırlığa eriştirmek için ulusun genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomik alanda devleti doğrudan doğruya ilgilendirmektedir.www.sensizliksokagi.org ***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________ GRAMER DERSİ "Sevmek" bir kelimedir. "Sarı saçlı" dersem bir kız için Sıfat söylemiş olurum. "Ben sarı saçlı bir kız sevdim" Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle Nokta koymalı, durmalı zira. Zira "açlık" da bir kelime Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi. Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime, "Öleceğim,ölüyorum,öldüm." Diyeceğim bir gün. | |
| | |
| | #16 (permalink) |
| ÖZGÜRLÜK[/center] "[demiştik ki devlet yurttaşların her türlü özgürlüğünün korunmuşluğunu sağlar. Şimdi özgürlüğün ne olduğunu kavramaya çalışalım:] Özgürlük, insanın, düşündüğünü ve dilediğini salt (mutlak) olarak yapabilmesidir."[450 (1)]www.sensizliksokagi.org Bu tanım, özgürlük sözcüğünün en geniş anlamıdır. İnsanlar, bu anlamda özgürlüğe hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü bilinmektedir ki, insan, doğanın yaratığıdır. Doğanın kendisi bile salt özgür değildir; evrenin yasalarına bağımlıdır. Bu nedenle insan ilk önce, doğa içinde doğanın yasalarına ,koşullarına, nedenlerine etkilerine bağlıdır. Örneğin, Dünya' ya Gelmek yada gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. İnsan geldikten sonra da, ilk anda doğaya ve başka birçok yaratığa karşı güçsüz durumdadır. Korunmaya, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye gereksinimi vardır. ***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________ GRAMER DERSİ "Sevmek" bir kelimedir. "Sarı saçlı" dersem bir kız için Sıfat söylemiş olurum. "Ben sarı saçlı bir kız sevdim" Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle Nokta koymalı, durmalı zira. Zira "açlık" da bir kelime Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi. Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime, "Öleceğim,ölüyorum,öldüm." Diyeceğim bir gün. | |
| | |
| | #17 (permalink) |
| ÖZGÜRLÜĞÜN TARİHSEL GELİŞİMİ [451 (2)] İlkel insanların, doğanın her şeyinden; gök gürültüsünden, geceden taşan bir ırmaktan ve yırtıcı hayvanlardan dahası birbirlerinden korktuklarınızı biliyoruz. İlk duygusu ve düşüncesi korku olan insanın her düşündüğünü dilediğini kesin olarak yapmaya kalkışmış olması düşünülemez.İlkel insan topluluklarında, ata korkusu ve bunun ötesinde de büyük boy ve budunlarda, ata korkusunun yerine geçen tanrı korkusu, insanlarında kafalarında ve davranışlarında sayısız yasak yaratmıştır. Yasaklar ve boş inançlar üzerine kurulan bir çok gelenek ve görenekler, insanları düşüncelerinde ve davranışlarında kısıtlamıştır. O denli ki, kişisel düşünce ve davranış özgürlüğü gibi bir hak kavramı bilinmemiştir. Toplulukların başına geçebilen kişiler, topluluğu Tanrı adına yönetirlerdi. Her türlü hak ve yetki onlar da idi. Kişinin hakkı, özgürlüğü söz konusu değildi. Buraya değin olan düşüncelerimizi, şöyle bir sonuca bağlayabiliriz: İnsan önce doğanın tutsağı idi; sonra, buna gökten güç ve yetki alan bir takım insanlara tutsak olmak eklendi. İnsan toplulukları büyüyüp devlet durumuna geldikçe, insanlar üzerindeki baskıda o ölçüde arttı. Devletin başında bulunan adamın hakkı sınırsız ve koşulsuz salt bir güç olarak kabul ediliyordu. Devlet biçimi imparatorluk ya da cumhuriyet olsun, bunun fazla bir önemi yoktu; bireyin kişisel bir hakkı da söz konusu değildi. Eski zamanlarda, insanların ortaya koyduğu uygarlıkların en yüksek dönemlerinde bile durum böyle idi. Bireyin hakkı, hükümdarın çıkarına olarak Tanrısal hak içindeydi. Bu hakka dayanarak hükümdar, uyruğundaki insanların özgürlüğüne istediği gibi sahip olabilirdi; bu, bireyin hakkına saldırganlık sayılmazdı. Hükümdarın gücü için, dinlerin koyduğu sınırdan başka bir sınır tanınmıyordu. Hükümdarın yapmaması gereken şey, ancak Tanrının yasakladığı şey olabilirdi İnsanlar düşünsel gelişmede ilerledikçe, '' nereden geldiklerini '' ve '' ne olduklarını '' yani kendi kökenlerini daha açık bir biçimde düşünmeye başladılar; yavaş, yavaş onun büyüklüğünü daha iyi anlayabildiler ve değerlendirebildiler. Doğanın her şeyden üstün ve her şey olduğu anlaşıldıkça, doğanın çocuğu olan insan, kendinin büyüklüğünü ve onurunu anlamaya başladı. İşte insanlar bu kavrayış aşamasına ulaştıktan sonra dır ki, ' doğanın insana verdiği bütün yeteneklerin, özgürce etkinlik göstermesi ve gelişmesi gerekir; bu gereklilik doğaldır; doğanın verdiği haktır' düşüncesine vardılar. Artık bundan birey ile hükümdar ve devlet arasında, hak davası ve hak savaşımı başlar. Bu savaşım devletlerin iç gelişmelerinin tarihidir. XVI. yüzyılda ileri sürülen düşünceler şöyle idi; Hükümdar buyruklarıyla, yasalarıyla, Tanrısal hakkı olduğu gibi, doğal hakkı da bozamaz. Doğal hakkın da Tanrı tarafından verildiğini kabul etmek gerekir. Çıkış noktası bu düşünce oldukça, hükümdarın erk sınırının temelini, Tanrısallık düşüncesi ve Tanrısal iradesi oluşturdu. Çünkü doğal haklarda aynı temele bağlanmıştı. Hükümdar bu sınıra ve ölçüye bağlı kalıyor idiyse, bu bağlılığı dinsel bir görev saydığı içindi, yoksa kişinin hükümdara karşı istemde bulunabildiği hiçbir hak tanınmış değildi. Bireysel haklar kuramı, doğal hak düşüncesi, Tanrısallık düşüncesi temelinden gökten koparılarak yer yüzüne indirilmiş ondan sonra ortaya çıkabilmişti. ***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________ GRAMER DERSİ "Sevmek" bir kelimedir. "Sarı saçlı" dersem bir kız için Sıfat söylemiş olurum. "Ben sarı saçlı bir kız sevdim" Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle Nokta koymalı, durmalı zira. Zira "açlık" da bir kelime Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi. Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime, "Öleceğim,ölüyorum,öldüm." Diyeceğim bir gün. | |
| | |
| | #18 (permalink) |
| BİREYSEL ÖZGÜRLÜK Bireysel haklar kuramının temeli şöyle kuruldu: Her türlü hakkın kökeni bireydir. Çünkü gerçek özgür ve sorumlu olan yaratık yalnız insandır.Buna göre, bireyin yalnızca doğal hak ve ahlaksal sorumluluğu ile bağımlı kılınmış olan salt bağımsızlığı bütün uygarlık kurumlarından önce gelen ilk durum olarak, ilk başlangıç noktası olarak kabul olunuyor. Fakat öte yandan insanların toplumsal ve siyasal kurumların bir bölümü ise zorunlu ve yazgısal yasaların hükümlerine göre evrimleşir. Bu yazgının var olduğu oranda ve zekanın bu yazgının gidişini ve yönüne uydurmak zorundadırlar. Bu zorunluluk durumu gerçekte, kaçınılması mümkün olmayan bir sonucu, daha mükemmel ve daha uyumlu yapmaktır. Doğanın ve tarihin bir ürünü olan ulusun bireyleri sürekli bu gerçekle karşı karşıya dırlar ve ona saygı duyarlar. Böyle bir ulusun kurduğu devletin de temeli ereği bireysel hak olur. Bireyin birinci hakkı, doğuştan getirdiği yeteneklerini özgürce geliştirebilmesidir. Bu gelişmeyi sağlamak için, en iyi yol ise bireye başkasının aynı değerdeki hakkını zarara uğratmaksızın tehlike ve zarar kendisine ait olmak üzere, ona kendi kendini, istediği gibi yönlendirmeye ve yönetmeye izin vermektir. Bireysel hakların oluşturduğu çeşitli özgürlüklerin tüm amacı, işte bu özgürce gelişmeyi sağlamaktır. Bu haklara saygı duymayan, göstermeyen siyasal toplum temel görevini de yerine getirmemiş olur ve devlet varlılığının amaç ve anlamını yitirmiş olur. ***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________ GRAMER DERSİ "Sevmek" bir kelimedir. "Sarı saçlı" dersem bir kız için Sıfat söylemiş olurum. "Ben sarı saçlı bir kız sevdim" Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle Nokta koymalı, durmalı zira. Zira "açlık" da bir kelime Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi. Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime, "Öleceğim,ölüyorum,öldüm." Diyeceğim bir gün. | |
| | |
| | #19 (permalink) |
| TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜK Çağdaş demokraside bireysel özgürlükler bir değer ve önem kazanmıştır; artık bireysel özgürlüklere devletin ve hiç kimsenin karışması söz konusu değildir. Ancak bu denli yüksek ve değerli olan bireysel özgürlüğün demokrat ulusta neyi, anlattığı özgürlük sözcüğünün salt olarak düşünebilen anlamıyla anlaşılamaz. Söz konusu olan özgürlük, toplumsal ve uygar insan özgürlüğüdür. Bu nedenle bireysel özgürlüğü düşünülürken, her bir bireyin ve sonuçta ulusun ortak çıkarını bireysel özgürlüğü sınırlandırır. Bireysel özgürlüğü sınırlandırma, devletin de görevi ve temelidir. Çünkü devlet, bireysel özgürlüğü sağlayan bir örgüt olmakla birlikte, aynı zamanda bütün özel etkilikleri, genel ve ulusal amaçlar için birleştirmekle yükümlüdür. ' Özgürlük başkasına zarar vermeyecek her türlü kullanım yetkisinde bulunmaktır.' Denildiği zaman yurttaş özgürlüğünün, yalnız bunun amaç edinildiği, devletin bu amacı gerçekleştirmek için bir araç olduğu anlatılmış olur. Ne var ki, bu araç ulusun genel çıkar amacını koruyacaktır. Öyleyse bireysel özgürlüğe sınır olarak ' başkalarının özgürlüğünün sınırını ' gösterirken bireysel özgürlüğün, ulusun genel çıkarının gerektirdiği ölçüden daha fazla kısıtlanamayacağı kabul edilmiş oluyor. Bu düşünce basittir, fakat uygulanması çok güçtür. Çünkü bireysel özgürlüğün ölçüsünün, devlet etkinliğini zayıflatmaması gerekir. Devletsiz bir toplum ya da zayıf bir devlet hayatının sonucu, herkesin herkese karşı savaşımıdır. Bu savaşımın, çoğunluğun özgürlüğünü boğmayacak biçimde doğrultularak gerçekleştirilmesi gerekir.Bu doğrultma işi bireyin sorumluluğuna, girişimlerine ve gelişmesine engel olacak ölçüye vardırılmamalıdır. Yurttaşların girişim ve sorumluluk duyguları ne ölçüde gelişirse, devlet için de o denli iyidir. Bireysel özgürlükten, ne ölçüde özveride bulunulması gerekeceği, içinde bulunulan zamana ve ülkeye göre değişir. Olağan üstü dönemler, olağan üstü önlemler gerektirebilir. Bütün bu önlemleri ve kısıtlamaları tanımak gerekliliği devlet düşüncesini ve kavramını gösterir. Bu noktalardaki önlemlerin etkisini ve sınırlarının genişliğini ölçmek, büyük bir sanattır. Devlet sanatı işte budur, *[ Bu sanatta başarılı olma derecesi, özgürlüklerin sınırlarını çizen yasada görebilir. ] Çünkü, ' bu sınır ancak yasayla çizilir ve belirlenir ' Şurası kesindir ki yurttaşların genel özgürlüğü ve esenliği için bireylerden, ancak devlet için gerekli olan bir bölüm özgürlüklerinin bırakılması istenebilir. Türk ulusunun tarihini göz önüne getirelim, daha düne değin altında ezildiği baskı, tutsaklık ve zorbalığın kara, kanlı pençesini duymamak mümkün değildir. Türk, zorbalık ve tutsaklık zincirlerini koparabilmek için iç ve dış düşmanlar karşısında kendi yaşamını ortaya attı; çok kanlı ve tehlikeli savaşımlara girdi, sayısız özverilere katlandı, başarılı oldu ancak, ondan sonra özgürlüğünü kazandı. Bu nedenle özgürlük, Türkün yaşamının ta kendisidir. Artık, Türkiye' de ' her Türk özgür doğar, özgür yaşar'* Türkün bu günkü ulusal ve siyasal terbiyesi ve yüksek değerliliği, onun amacını ve bulunduğu durumu belirlemiştir. Türkler demokrat, özgür ve sorumluluk taşıyan yurttaşlardır. Türk Cumhuriyet' inin kurucuları ve sahipleri doğrudan doğruya kendileridir. Türk kişisel özgürlüğünden ve çıkarlarından bir bölümünü ' anayasada belirlenmiş olan ölçüde' Cumhuriyet 'e bırakmıştır. Cumhuriyet bireyin bıraktığı bu özgürlükleri, bireyin ve Türk ulusun içeride özgürlüğünü, dışarıda da bağımsızlığını sağlamak için kullanır. ***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________ GRAMER DERSİ "Sevmek" bir kelimedir. "Sarı saçlı" dersem bir kız için Sıfat söylemiş olurum. "Ben sarı saçlı bir kız sevdim" Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle Nokta koymalı, durmalı zira. Zira "açlık" da bir kelime Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi. Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime, "Öleceğim,ölüyorum,öldüm." Diyeceğim bir gün. | |
| | |
| | #20 (permalink) |
| ÖZGÜRLÜĞÜN ÇEŞİTLERİ [ 466 (1) ] Bir ulusun, kültürü yükseldikçe bireysel özgürlüğün alanları da genişler ve çoğalır. [ Örneğin, ilkel bir insanla, uygar bir insanın özgürlük gereksinimleri aynı değildir. ] İnsan toplumları uygarlaştıkça, türlü biçimlerde, birbirinden ayrı ve bağımsız özgürlükler ortaya çıkar. Bu özgürlükler, kapsam ve niteliklerine göre iki bölüme ayrılırlar:I) Bireyin maddi çıkarlarına dayanan özgürlükler. II) Bireyin düşünce hayatındaki özgürlük hakları. I.Bölüm içinde sayabileceğimiz özgürlüklerin başlıcalar ı şunlardır: 1) Kişisel özgürlük 2) Konut dokunulmazlığı, 3) Bireysel iyelik (mülkiyet), 4) Ticaret, çalışma ve işletimcilik özgürlükleridir. 1) Sözcüğün dar anlamıyla, kişisel özgürlüktür. Yani serbestçe gitmek, gelmek, ulusal topraklarda kalmak ya da oradan çıkmak hakkına sahip olmaktır ( yolculuk yapma ve yerleşim hak ve özgürlüğü) bununla birlikte yasa dışı tutuklamalardan, hapis ya da her hangi bir cezadan korunmuş olmak güvencesidir. [ Kişinin özgürlüğü insanlığın zorunlu bir gereğidir. ] 2) Konut dokunulmazlığı: Bu hak, kişi güvenliğinin devamı ve devam edip gitmesidir. İnsan evinin sahibidir ve oraya ancak istediğini sokar. Bir insanın evine hükümetin karışması, yalnız yasanın belirlediği durumlarda ve yasal yolla olabilir. 3) Bireysel iyelik hakkı: Bir insanın kendi emeğinin ürünü olan her şeye sahip olması, bireyin, devletin karışamayacağı, yüksek haklarındandır. İnsan namusluca sahip olduğu mal ve mülkünü istediği gibi kullanabilir, satabilir, satmayabilir, istediğine verebilir, onları yakıp yok edebilir, yani istediği gibi kullanabilir. Eski çağlarda böyle değildi; bunun tam tersi idi, insanlar kendi istekleri dışında aileleriyle oturdukları yerle satılabilirlerdi. Bireysel iyelik hakkını sınırlayan tek şey, kamu yararı için kamulaştırılmalıdır. Bununla birlikte hükümetin, belediyelerin, genel yönetimlerin hangi, zorunlu durumlarda, hangi usul ve biçimde kamulaştırabileceklerini, kamulaştırma yasalarıyla belirlenmiştir. Düşünce ve kalem ürünü olan her yapıtta sahibinin hakkıdır. Bu hak ' Telif hakkı yasası' ile güvence altına alınmıştır. 4) Ticaret, çalışma ve işleyimcilik özgürlüğü: insan yaşamını kazanmak için istediği işte, meslekte ve sanatta çalışabilir, bu yönden serbesttir. Ancak bu özgürlüğü kamu yararı için ulusa yatkın olan, bir takım yasal sınırlamalara ve koşullara bağlıdır. Örneğin, bir sütçü, bir ekmekçi bir takım sağlık kurallarına uymak zorundadır. Bir tüccar yabancı ülkeden getirdiği malları , gümrük vermeden yurda sokamaz. Herkes ülkede, istediği gibi, öğretmenlik, avukatlık, doktorluk yapamaz. bunun için yasalara uygun olarak bir takım niteliklere sahip olması gerekir. Bunlardan başka devletin siyasal ya da kamu yararı ve güvenliği amacıyla tekeli altında bulundurduğu işleri başkaları yapamaz. [ içki ve tütün gibi.] Bütün bu engellerin yanı sıra insan için her zaman yeterli ölçüde bir çalışma ve para kazanma özgürlüğü vardır. I. bölüme giren özgürlükler daha çok doğrudan doğruya bireyin düşünsel yaşamına ilişkin özgürlük haklarıdır. Bunlardan başlıcaları : 1) Vicdan özgürlüğü 2) Toplantı özgürlüğü 3) Basın özgürlüğü 4) Dernek kurma özgürlüğü 5) Eğitim-öğretim özgürlüğü 1) Vicdan özgürlüğü: Her birey istediğini düşünme, istediğine inanma, kendine göre bir siyasal düşünceye sahip olma, inandığı dinin gereklerini yerine getirme ya da getirmeme hak ve özgürlüğüne sahiptir. Hiç kimsenin düşünce ve vicdanına baskı yapılamaz. Vicdan özgürlüğü, kişinin salt ve karışılamaz olan haklarının en önemlilerinden biri olarak tanınmalıdır. Uygarlığın geri olduğu, bilginin henüz gelişmediği çağlarda, düşünce ve vicdan özgürlüğü, baskı altında idi. İnsanlık bundan çok zarar görmüştür. Özellikle din koruyucusu görünüşüne bürünmüş olanların, gerçeği görebilen ve düşünebilenlere, söyleyebilenlere karşı yaptıkları zulüm ve işkenceler insanlık tarihinde her zaman kirli korkunç olaylar olarak kalacaktır. Türkiye Cumhuriyet' inde, her yetişkin dinini seçmede özgür olduğu gibi, belli bir dinin törenlerini yapmada serbesttir; yani dinsel tören yapma özgürlüğü de dokunulmazdır. Doğal olarak dinsel törenler toplumun güvenliğini bozamaz ve halkın göreneğine aykırı olamaz, siyasal gösteri biçimine de dönüştürülemez. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara, artık Türkiye Cumhuriyeti hiçbir biçimde katlanamaz. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bütün tekkeler, zaviye ve türbeler yasayla kapatılmıştır. Tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vb. yasaktır. Çünkü bunlar gericilik yuvaları ve bilgisizlik damgalarıdır. Türk ulusu böyle kurumlara ve onlara katılmış olanlara katlanamazdı ve katlanmadı da. [Laiklik--- Türkiye Cumhuriyeti 'nin resmi dini yoktur. Devlet yönetiminde bütün yasalar, kurallar ve düzenlemeler bilimin çağdaş uygarlığa getirdiği ilke ve biçimler doğrultusunda, dünya gereksinimlerine göre yapılır ve uygulanır. Din anlayışı vicdana bağlı olduğundan, Cumhuriyet dinle ilgili düşünceleri , devlet ve dünya işlerinden, politikadan ayrı tutmayı, ulusumuzun çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni olarak görür. ] 2. Toplantı yapma özgürlüğü ve 3. Basın özgürlüğüdür. Bu iki özgürlük aynı ilkeye dayanır. O ilkede insanların, düşüncelerini özgürce söyleyebilmek ve yayımlamak hakkıdır. Yurttaşlar kendi eğitim ve öğretimleri için ve halkın yararı açısından düşünce alışverişinde bulunmalıdırlar. Düşündüklerini istedikleri gibi söyleyebilmelidirler. En büyük gerçekler, kavrayış ve anlayışlar düşüncelerin, özgürce ortaya konması ve tartışılması ile ortaya çıkar ve yükselir. ' Toplantı, insanların birlikte düşünüp konuşmak ya da başka birinin sözlerini dinlemek amacıyla, geçici olarak bir araya gelmeleridir.' ' Toplantı' insanların, bir şeyi birlikte izlemek için toplanmalarından ya da insanların, birlikte yapmak için sürekli olarak bir araya gelmeleri durumundan ayırt edilmelidir. Toplantı, ada yapılan kişisel bir çağrı üzerine, çağrıların toplanmasıyla yapılan özel toplanmada değildir. Ülkenin dirlik ve düzenini bozacak biçimde ve yerlerde toplanmak doğal olarak yasaktır. Toplantı özgürlüğü, basın özgürlüğünden daha eskidir. Ne var ki basın özgürlüğü, basımcılık tekniğinin ve gazeteciliğin ilerlemesiyle daha büyük bir önem kazanmıştır. Toplantı yapma özgürlüğü, anayasamız gereğince bireylerin doğal haklarındandır. Bu özgürlük ancak, ' Genel toplantılar yasası' çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Çünkü güvenlik ve toplumsal ve siyasal düzeni koruma ile yükümlü olan hükümetin, gereken önlemleri alabilmesi için toplantı günü ve yerinin, zamanında usulü ve çerçevesinde bildirilmesi gerekir. Basın özgürlüğü, yurttaşların günlük ya da belirli sürelerle çıkan gazetelere, dergilere yazacağı yazılar ya da yapacağı resimler aracılığıyla, ve yayımlayacağı kitaplarla düşüncelerini serbestçe ve açıkça bildirmelidir. Tiyatro, sinema ve gramofon, radyo telgraf da düşüncelerin yayımlanması ve duyulması için en önemli ve etkin araçlardır. Bir insanın her hangi bir yerde söylediği sözler orada bulunanlar arasında kalır; etkisi ancak bir an içindir ve sınırlıdır. Ne var ki, bu sözler radyo, ile söylenebilirse bütün dünya işitebilir. Telgrafta düşüncelerin yayılması da en hızlı araçtır. Ancak söz bir plağa geçerse, özellikle bir gazeteye, bir kitaba geçerse, düşünce saptanmış olur ve bütün dünyada okunur, doğal olarak gelecek kuşaklara ulaşır. Her hangi bir yüzeye yapılan resim ve yazılan yazılar ve aynı şekilde yapılan heykeller de düşünceleri yaşatan yapıtlardır. Türlü araçlarla saptanan ve hızla yayımlanan düşünceler, bütün insanlığın ilerlemesine ve tarihe büyük katkıda bulunur. ***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________ GRAMER DERSİ "Sevmek" bir kelimedir. "Sarı saçlı" dersem bir kız için Sıfat söylemiş olurum. "Ben sarı saçlı bir kız sevdim" Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle Nokta koymalı, durmalı zira. Zira "açlık" da bir kelime Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi. Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime, "Öleceğim,ölüyorum,öldüm." Diyeceğim bir gün. | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| ataturk, yazdigi, yurttaslik, bilgileri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |