Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu

 

Atatürk' ün Yazdiği Yurttaşlik Bilgileri

Mustafa Kemal Atatürk icinde Atatürk' ün Yazdiği Yurttaşlik Bilgileri konusu , ULUS Türkiye Cumhuriyeti�ni kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir.[351 (1)]* Ulus sözünden ne anlaşılır ; ne anlaşılması gerekir? Bunu anlatayım: Sözlerimin kolay anlaşılması için yine Türk ulusuna bakacağım ; çünkü ...


Geri Dön   Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu > Kültür & Sanat > Mustafa Kemal Atatürk

Kayıt ol Albümler Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 23-06-2008, 11:28   #1 (permalink)
Standart Atatürk' ün Yazdiği Yurttaşlik Bilgileri

ULUS


Türkiye Cumhuriyeti�ni kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir.[351 (1)]*
Ulus sözünden ne anlaşılır ; ne anlaşılması gerekir?
Bunu anlatayım: Sözlerimin kolay anlaşılması için yine Türk ulusuna bakacağım ; çünkü yeryüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir ulus yoktur ve bütün insanlık tarihinde de görülmemiştir. Bugünkü Türk ulusuna, bir resim tablosuna bakar gibi bakalım ve şimdiye değin edindiğimiz bilgilerin yardımıyla düşünelim; bu tabloda neler görüyorsak, bu tablo neler anımsatıyorsa, onları birer, birer söyleyelim:
1) Türk ulusu, bir halk yönetimi olan Cumhuriyet� le yönetilen bir devlet kurmuştur.( 352 (2)]
2)Türk devleti laiktir. Her yetişkin dinini seçmekte özgürdür.
3)Türk ulusunun dini, Türkçe�dir. Türk dili yeryüzünde en güzel en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir .Bu nedenle her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır .Birde Türk dili, Türk ulusu için kutsal bir hazinedir .Çünkü T ürk ulusu, geçirdiği sayısız sarsıntılar içinde ahlakının, erdemlerinin gelenek ve göreneklerinin, anılarının kendi yararlarının, kısaca bugün kendi ulusallığını oluşturan her şeyin diliyle korunduğunu görüyor .Türk dili, Türk ulusunun yüreğidir, belleğidir.
4)Türk ulusu Asya�nın batısında [353(2)] ve Avrupa�nın doğusunda olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayrılımı, dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar .Onun adına � Türk Eli �, Türk Yurdu derler. Türk yurdu çok daha büyüktü .Yakın ve uzak çağlar düşünülürse, Türk�e yurtluk etmemiş bir anakara (kıta ) yoktur .Bütün yeryüzünde Asya, Avrupa, Afrika Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekleri eski ve özellikle yeni tarih belgeleri göstermektedir .Fakat bugünkü Türk ulusu, varlığı için bugünkü yurdundan memnundur Çünkü Türk derin ve ünlü geçmişinin, büyük ve güçlü atalarının kutsal kalıtlarını bu yurtta da koruyabileceğini; o kalıtları, şimdiye değin olduğundan çok daha fazla zenginleştirebileceğine inanmaktadır.
5) Türk ulusunun her bir bireyi, bazı ayrılıklar dışında genellikle birbirine benzer .Kimi yaradılış ayrılıklarını ise doğal karşılamak gerekir .Çünkü Mezopotamya Mısır koyaklarından başlayan bilinen tarihten önce, Sibirya steplerinden başlayarak Orta Asya, Rusya, Kafkasya, Anadolu dünkü ve bugünkü Yunanistan, Girit ve Romalılardan önceki Orta İtalya kısacası Akdeniz kıyılarına değin yayılmış, yerleşmiş ve birbirinden farklı iklimlerin etkisi altında başka soylardan gelen insanlarla binlerce yıl yaşamış kaynaşmıştır. Bu denli eski bu denli büyük insan topluluğunun bugünkü çocuklarının tamamen birbirlerine tıpatıp benzemelerine olanak var mıdır? Hiçbir zaman ve hiçbir yerde küçük bir ailenin bile çocuklarının bütünüyle birbirlerine benzedikleri görülmemiştir Türkleri yalnız bir noktada, iklim farklılıkları olmayan dar bölgede ortaya çıkmış sanmak doğru değildir. Türkleri yukarıda söylediğimiz gibi, çok geniş bir yeryüzü alanında ortaya çıkmış; ailelerin birleşerek ve soyların birleşerek boy ve boyların birleşerek öz ve özlerinde birleşerek siyasal bir topluluk olan � el � en son olarak da �el � lebin bir özekte birleşmesiyle büyük bir toplum oluşturmuşlardır .Büyük Türk topluluğunu oluşturan budunların nitelikleri yönünden aralarında büyük bir ayrım bulunmamakla birlikte geniş bir soy kaynağından gelmeleri ve nüfus yoğunluğu açılarından düşünülecek olurlarsa Türk budunları arasındaki manevi bağın gevşek olması, çeşitli adlar altında, çeşitli roller oynamaları çok doğaldır. Bu nedenledir ki tarih, olaylarını yazdığı budunları nerede, nasıl ve hangi adla tanıdıysa o biçimde yazmıştır. Böyle olmakla birlikte, bugünkü Türk ulusunun aslı aynı kökenin, aynı uzun ve ortak geçmişin saptadığı belli tiptir, Türk tipi.
6)Bu son sözlerden anlaşılıyor ki Türk ulusunu oluşturan insanların tarihi birdir.
7)Türk ulusunun ortak niteliği olarak yansıyan başka bir yanı daha vardır. Gerçekten dikkat edilecek olursa, Türkler� in aşağı yukarı hep aynı ahlak anlayışına sahip oldukları görülür. Bu yüksek ahlak başka hiçbir ulusun ahlak anlayışına benzemez. Ahlakın ise ulusun oluşumundaki yeri çok büyüktür ve çok önemlidir. Bu önemi iyice anlamak için ahlak üzerine birkaç söz söylemek yerinde olur .Ahlak dediğim zaman, ahlak kitaplarında yazılı olan öğütleri demek istemiyorum; şundan dolayı ki ahlaklılıktır. Diye yaptığımız davranışlar ve yapmaktan çekindiğimiz davranışlar; kitaplarda yazılı olan yada birtakım ahlak öğreticilerin önerdikleri şeylerden daha önce gelir. Ve bu davranışlar , o sözlerden, öğütlerden ayrı olarak, onlara kesinlikle kulak vermeksizin insanların yaptığı davranışlardır. Davranış kuramların yönlendiricisi ve buyurucusudur. Ahlak kurallarının nasıl konulması gerektiği, ahlaklılık olduğu anlaşılan davranışlar yapıldıktan, denendikten sonra anlaşılır.
Bir iş her neye ilişkin olursa olsun insanın bir güç kullanmasını, yorulmasını gerektirir. İnsanlar zorunlu olmadıkça kendilerini yormak istemezler. Oysa kimi işler vardır ki ; kendiliğinden, o insana,, onu yapmak için içinden gelen bir istek bir eğilim esinler ve o iş istenen bir iş olur. İşte ahlaksal davranışlarda aynı zamanda hem zorunlu ve hem de istenen davranışlardır.
Bir işin davranışın ahlaksal bir değer taşıması onun, tek, tek, insanların ötesinde daha yüce daha üstün bir kaynaktan doğmasındandır.
Kaynak toplumdur, ulustur.
Gerçekte ahlaksal düzen tek, tek belli kişilerin ötesinde ve üstünde yalnız toplumsal ulusal olabilir .Ulusun toplumsal düzeni ve güvenliği bugünkü ve gelecekteki rahatlığı, mutluluğu, esenliliği ve korunmuşluğu uygarlıkta ilerleme ve yükselmesi için insanlardan her bakımdan ilgi çaba, özveri, gerektiğinde seve, seve, öz varlığını, gözden çıkarmayı isteyen ulusal bir ahlaktır. Her yönden gelişmiş ve eksiksiz bir düzeye ulaşmış bir ulusta ulusal ahlak gerekleri, o ulusun bireylerince öyle ki ulusa vurulmaksızın vicdan sesiyle ve3 duygusal bir güdü ile yapılır. En büyük ulusal duygu, ulusal coşku, işte budur.
Ulus analarının, ulus babalarının ulus öğretmenlerinin ve ulus büyüklerinin; evde, okulda, orduda, fabrikada her yerde ve her işte ulus çocuklarına, ulusun her bireyine bıkmaksızın ve sürekli olarak verecekleri ulusal eğitimin amacı, işte bu ulusal duyguyu sağlamlaştırmak olmalıdır.
8)Ahlakın ulusal toplum olduğunu söylemek ve o, ortak vicdanın dile gelmesidir demek, aynı zamanda ahlakın kutsal niteliğini de tanımaktır. Ahlak kutsaldır; çünkü aynı değerde eşi yoktur ve başka hiçbir tür değerle ölçülemez.
Ahlak kutsaldır, çünkü en büyük ahlaksal gerçeklik sahibi olan bir gerçekleştiriciye dayanmaktadır. O gerçekleştirici de yalnız ve yalnız toplumdur. Ondan başka gerçekleştirici yoktur. Tanrısallık; değiştirilmiş, simgesel olarak düşünülmüş olan toplum da içermektir. Çünkü vicdanlarımız üzerinde etkili olan ruhsal yaşam, toplum bireyleri arasındaki etki ve tepkilerden oluşur.
Gerçekte toplum yoğun bir düşünce ve ahlak etkinliklerinin odağıdır. 9) Din birliğinin de bir ulusun kuruluşunda etkili olduğu söyleyenler vardır. Ne var ki biz, bizim gözümüzün önündeki Türk ulusu tablosunda bunun tersini görmekteyiz.
Türkler, İslam dinini benimsemeden sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan İranlıların nede Mısırlıların ve başkalarının Türklerle birleşip bir ulus oluşturmaya yol açtı. Tersine Türk ulusunun ulusal bağlarını gevşetti; ulusal duygularını, ulusal coşkusunu uyuşturdu. Bu çok doğaldı. Çünkü Muhammed�in kurduğu din bütün ulusallıkların üstünde yaygın bir Arap ulusçuluğu politikasına dayanıyordu. Bu Arap düşüncesi, ümmet sözcüğü ile ifade olundu. Muhammed�in dinini kabul edenler kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah sözcüğünün yer yerde yükseltilmesine adamaya zorunlu idiler. Bununla birlikte Allah�a kendi ulusal dilinde değil, Allah�ın Arap budununa gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve duada bulunacaklardı. Arapça öğrenmedikçe Allah�a ne dediğini bilmeyecekti Bu durum karşısında Türk ulusu birçok yüzyıllar boyunca ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta bir sözcüğünün bile anlamını anlamadan Kuran�ı ezberleyip beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan hırslı hükümdarlar Türk ulusunca ne olduğunu, kim olduğu belirsiz cahil hocalar ağzıyla saçılan ateş ve azap ile korkunç bir karanlık ve karışıklık içinde kalan dini kendi tutkuları ve politikaları uğruna araç olarak kullandılar. Bir yandan Arapları zorla buyrukları altına aldılar, bir yandan Avrupa Allah sözcüğünün kutsal parolası altında Hıristiyan ulusları yönetimleri altına aldılar .Fakat onların dinlerine ve ulusallıklarına ilişmeyi düşünmediler. Ne omları ümmet yaptılar nede onlarla birleşerek güçlü bir ulus yarattılar. Mısır�da belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler; hırkasıdır diye, bir palas pareyi halifelik belgesi ve üstünlüğü olarak altın sandıklara koydular .Halife oldular. Kimi zaman doğuya, kimi zaman batıya kimi zaman da dört bir yana saldıra, saldıra Türk ulusunu Allah için Peygamber için topraklarını, çıkarlarını ve benliğini unutturacak, yalnız Allah yolunda olacak denli derin bir kendinden geçmişlik ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Ulusal duyguyu yok eden, bu dünyaya değer vermeyen; yoksulluklar ve kötülükler baş göstermeye başlayınca da, asıl gerçek mutluluğa öldükten sonra öbür dünyaya kavuşulacağı inancını aşılayan dinsel doğma ve dinsel duygu, ne var ki ulusun uyanıp aklı başına geldiği zaman şu acı gerçeği görmesine engel olamadı. Bu korkunç manzara karşısında kalanlara, kendilerinden önce ölenlerin ahiretteki mutluluklarını düşünerek yada biran önce ölmeye dua ederek ahiret e kavuşmayı öğütleyen bir din duygusu dünyanın en acı tokadıyla Türk ulusunun vicdanındaki çadırını yıktı; çağrılıları, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk�lerin ortak vicdanı, derhal yüzlerce yıllık güçle ve açılıp ilerleme tutkusuyla, büyük bir coşku ile çarpışıyordu. Ne oldu ? Türk!ün ulusal duygusu artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski ve gerçek büyük Türk atalarının kutsal kalıtlarının son Türk �el� erinin savunma ve korunmasını düşünüyordu. İşte dinin, ve din duygusuyla Türk ulusuna bıraktığı anı.
10)Türk ulusu, ulusal duyguyu din duygusuyla değil fakat insanlık duygusuyla yan yana düşünmekten zevk alır. Vicdanında ulusal duygunun yanında insanlık duygusunun onurlu yerini her zaman korumakla övünç duyar. Çünkü Türk ulusu bilir ki ; bugün tuttuğu dönülmez uygarlık yolunda bağımsız; fakat kendileriyle koşut düzeyde ilerlediği tüm uygar uluslarla karşılıklı insancıl ve uygar ilişki, elbette gelişmemizi sürdürmek için gereklidir. Ve yine bilinmektedir ki Türk ulusu, her uygar ulus gibi geçmişin tüm evrelerinde buluşlarıyla bulgularıyla uygarlık dünyasına katkıda bulunmuş insanların, ulusların değeri bilir ve onların insanlığa bıraktıkları kalıtsal anıları saygıyla korur. Türk ulusu, insanlık evrelerine gönülden bağlı bir üye ailedir.
Özetleme: Bütün bu söylediklerimizi kısa bir çerçeve içine sokmak istersem, şöyle diyebiliriz ;Türk ulusunun ortaya çıkışında etkisi görülen doğal ve tarihsel olgular şunlardır:
a) Siyasal varlıkta birlik
b) Dil birliği
c) Yurt birliği
d) Soy ve köken birliği
e) Tarihsel yakınlık
f) Ahlak yakınlığı
***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________
GRAMER DERSİ

"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira.
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi.
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime,
"Öleceğim,ölüyorum,öldüm."
Diyeceğim bir gün.
Cloud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2008, 11:28   #2 (permalink)
Standart

BAŞKA ULUSLARIN ORTAYA ÇIKIŞLARI
Türk ulusunun oluşumunda tümü bir arada var olan bu koşullar, başka ulusların oluşumunda hemen, hemen yok gibidir. Daha genel bir tanım yapabilmek için diyelim ki, bir topluma ulus diyebilmek için bu koşulların aynı zamanda tümünün yada bir bölümünün bir arada olması gerekir. Bütün uluslar tamamen aynı koşullar altında kurulmamış olduklarına göre Türk ulusu için yaptığımız gibi, başka her ulus için ayrı, ayrı irdelemeler yapılmadıkça ulus kavramını genel ve bilimsel olarak tanımlamak güçtür. Çünkü belirlediğimiz koşullar, insanların ulus olarak oluşumundan genellikle yardım etmiş koşullardır. Ne var ki, bu oluşum biçimden başka, hemen, hemen bu koşulların hiçbirinin etkisi söz konusu olmadan gerçekleşmiş ulus oluşumları da vardır: Alman, Fransız, İtalyan,.Bunlar İsviçreli adı altında tek bir ulus olarak sayılmaktadır.
Güney Amerika da beyazlılar yerliler dirsek dirseğe yaşayan Amerikalılardır. Bugün büyük çağdaş uluslardan olan Fransızların İngilizlerin, çeşitli soyların karışması sonucunda ortaya çıktığı bilinmektedir. [ Bir ulusun oluşumunda toprağın önemini büsbütün yok sayanlarda var. Bu düşüncede olanlar, toprak yalnızca çalışma ve uğraşma alanıdır, diyorlar.
Şimdi şu noktaya dikkat edelim: Fransızlarla İngilizler arasındaki savaşlar her iki ulusta ulusallaşma bağlarını güçlendirdi.] Alman uluslaşması, Napoleon 'a karşı yapılan savaşlardan; İspanya uluslaşması Faslılarla yapılan savaşlardan doğdu. Eski küçük yunan hükümetleri İranlılara karşı koymak için birleştikten sonra Yunan uluslaşması başlar. Türk'lerin her şeye karşın bütün çağlarda ulusal dayanışmasını ve bağlarını korumaları, hemen her zaman sürekli savaş durumunda bulunmalarındandır. Son devrim yıllarında birlik gücünün doğmasına, içinde bulunulan savaş durumunun etkisi büyük ve önemlidir.
Bu bilgilere göre savaş, türlü soylardan gelen insanların birleşmesinde en güçlü etkendir.
"Ulus neye nedir ? " sorusuna, bugünkü çağdaş anlatışlara uygun, bilimsel bir tanım verebilmek için yürüttüğümüz irdelemeyi yeterli sayalım. Onun üzerinde bir an durup düşünelim. Bugün Türk Cumhuriyet 'ini kurmuş olan Türk ulusunu irdelerken saptadığımız koşulları yeniden gözden geçirelim:
A) Siyasal varlığımızın dışında, başka ülkelerde, başka siyasal topluluklarla isteyerek yada istemeyerek yazgılarını birleştirmiş, bizimle dil, soy, köken birliği, olan ve üstelik yakın uzak tarih ve ahlak yakınlığı görülen Türk toplulukları vardır. Tarihin bin bir olayının akışı sonucunda ortaya çıkan bu durum, Türk ulusu için acı bir anıdır, ne var ki Türk ulusunun oluşumundaki soyluluğu ve dayanışmayı gerek tarih ve gerekse bilim açılarından kesinlikle sarmaz.
B) Bugünkü Türk ulusunun siyasal ve toplumsal birliği içinde kendilerine Kürtlük, Çerkezlik, Lazlık yada Boşnaklık düşüncesi aşılanmak istenmiş yurttaş ve ulus taşlarımız vardır. Ancak geçmişin zorbalık dönemlerinin bir sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olmuş birkaç gerici, beyinsiz, dışında ulus bireyleri üzerinde üzüntüden başka bir etki yaratmamıştır. Çünkü ulusun bu bireylerini de genel Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlak anlayışına ve hukuka sahip bulunuyorlar.
Ayrı ve büyük bir çoğunluğa sahip bir topluluk olduğunu ileri sürmüş ve bu yüzden Türk'lerle birleşip bir ulus kurmak istememiş olan Araplar hem de dinlerini kabul ettiğimiz halde acaba bugünkü bağımlılıklarından memnun mudurlar?
C) Bugün içimizde bulunan Hıristiyan Musevi yurttaşlar, yazgılarını ve geleceklerini Türk ulusallığına kendi vicdanlarından gelen istekleriyle bağlandıktan sonra kendilerine yan gözle yabancı diye bakılması, uygar Türk ulusunun soylu ahlakından beklenebilir mi?

***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________
GRAMER DERSİ

"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira.
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi.
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime,
"Öleceğim,ölüyorum,öldüm."
Diyeceğim bir gün.
Cloud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2008, 11:29   #3 (permalink)
Standart

ULUSUN GENEL TANIMI
Bundan sonra ortak ulusal düşüncenin, ahlakın, duygunun, coşkunun, anı ve geleneklerin ulus bireylerinde oluşmasını ve kökleşmesini sağlayan ortak geçmişin, birlikte yaratılmış ve yaşanmış tarihin vicdanları ve kafaları doğrudan doğruya birleştiren ortak dilin ulusların oluşumunda en önemli etkenler olduğunu bir kez daha vurguladıktan sonra ulus üzerine ikincil öğeleri göz önüne almadan, mümkün olduğu kadar her ulusun yapısına uyabilecek bir tanımı bizde verelim:
A) Zengin bir anı kalıtına sahip bulunan;
B) Birlikte yaşamak konusunda ortak istek ve uzlaşmada içtenlikli olan ;
C) Ve sahip olunan kalıtın korunmasını birlikte sürdürmek konusunda iradeli ortak olan insanların birleşmesinden ortaya çıkan topluluğa ulus adı verilir. Bu tanım iyice düşünülecek olursa, bir ulusu oluşturan insanlar arasında ki bağların değerine, gücüne ve vicdan özgürlüğüyle insanlık duygusuna verilen önem kendiliğinden anlaşılır.
Gerçekten geçmişten kalan ortak tutku ve acı kalıtı ;
Gelecekte gerçekleştirilecek ortak izlence ;
Birlikte sevinmiş olmak, birlikte aynı umutları beslemiş olmak.
Bunlar elbette bugünün uygarlık anlayışında bütün öteki koşulların üstünde bir anlam ve kapsam taşır.
[ Bir ulus kurulduktan sonra bireylerinin, devlet yaşamında, ekonomide düşünce ve yaşamında ortaklaşa çalışmasıyla ortaya çıkan ulusal kültürde, kuşkusuz ulusun her bireyinin çalışma payı, katkısı ve hakkı vardır. Buna göre bir kültürden olan insanlardan oluşan topluluğa ulus denir, dersek ulusun en kısa tanımını yapmış oluruz. ]
Öyleyse sorunu ilke olarak dile getirelim.
***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________
GRAMER DERSİ

"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira.
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi.
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime,
"Öleceğim,ölüyorum,öldüm."
Diyeceğim bir gün.
Cloud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2008, 11:30   #4 (permalink)
Standart

ULUSALLAŞMA İLKESİ


Bir ulusun, başka uluslara göre doğal yada sonradan kazanılmış, kendine özgü karakterlere sahip olması, başka uluslardan ayrılan bir organik yapı oluşturması, çoğu kez onlardan ayrı olarak, onlara koşut bir gelişmeye çaba göstermesi olgusuna uluslaşma ilkesi denir.
Bu ilkeye göre her birey ve her ulus kendisine karşı iyi niyetli olunmasını ve topraklarına tam olarak sahip olmayı istemek hakkına ve bu hakkın kullanılmasını yasaklayan ya da sınırlayan her türlü engeli yok etmek hak ve özgürlüğüne sahiptir.
Bu ilke bize hangi ulusların özgür, hangilerinin özgürlüğünden şu yada bu biçimde yoksun olduklarını yani ulus adını taşımaya yaraşır olmadıklarını kolaylıkla gösterir.
Şimdi kendi kendinize sorunuz !
1) Çinliler ulus mudur ?- Hayır! Niçin?
2) Afganlılar ulus mudur?-Hayır ! Niçin?
3) Hintliler, Trablusgarplılar, Tunuslular, Faslılar, Suriyeliler, başlarında kralları olan ıraklılar, Mısırlılar, Arnavutlar, bütün bu ümmeti Muhammed özgür müdürler, ulus mudurlar?*
_ Özgür değildirler, ulus değildirler. Ümmettirler bağımsız değildirler. Niçin?
4) Türkler özgür müdürler? Ulus mudurlar?- Evet Niçin
***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________
GRAMER DERSİ

"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira.
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi.
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime,
"Öleceğim,ölüyorum,öldüm."
Diyeceğim bir gün.
Cloud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2008, 11:30   #5 (permalink)
Standart

TÜRK ULUSÇULUĞU
( Türk ulusçuluğu, ilerleme ve gelişme yolunda ve uluslar arası ilgi ve ilişkilerde, bütün çağdaş uluslara koşut ve onlarla bir uyumda yürümekle birlikte Türk toplumunun kendine özgü niteliklerini ve başlı başına bağımsız öz benliğini saklı tutmaktır.]
(Bilmeli ki ulusal benliğini bilmeyen uluslar, başka ulusların avıdır. 1923 Gazi M. Kemal ]
***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________
GRAMER DERSİ

"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira.
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi.
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime,
"Öleceğim,ölüyorum,öldüm."
Diyeceğim bir gün.
Cloud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2008, 11:31   #6 (permalink)
Standart

DEVLET

5 Kasım 1920 Salı Akşamı
Ulusun ne olduğu açıklarken, demiştim ki, Türk ulusu, bir halk yönetimi olan cumhuriyetle yönetilir, bir Devlettir.
Şimdi, devlet ne demektir, bunu açıklayarak anlatayım:
Devlet dediğimiz zaman her şeyden önce bir insan topluluğu, bir ulus varlığı anlaşılır.Bunda sonra, bu insan topluluğunun coğrafya sınırlarıyla belirlenmiş bir toprakta yerleşmiş olduğu görülür. Yine ulus konusunda demiştim ki, Türk ulusu Asya'nın batısında ve Avrupa'nın doğusunda olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayrılmış, dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar, onun adına ' TÜRK ELİ ' derler. Ulus olma sorununun bireysel ortak ve özgürlük sorunu olduğunu biliyoruz. Yani bir ulusu oluşturan bireylerin, o ulus içinde her türlü özgürlüğü ; yaşama özgürlüğü, çalışma özgürlüğü, düşünce ve vicdan özgürlüğü güvence altına alınmalıdır.
Yine bir ulusun genel bütününün her türlü özgürlüğünün sağlanmış olması gerekir. Yani kendi topraklarında dışarıdan, hiçbir karışma ve sınırlandırma olmaksızın özgür ve bağımsız olarak yaşaması ve çalışması gerekir. İşte devlet gerek bireylerin, özgürlüğünü sağlamak için ulus üzerinde bir yetkeye ve gerek ulus ve ülke bağımsızlığını koruyabilmek için kendine özgü bir yetke ve güce sahip olmalıdır.
Öyleyse devlet : ' Belli bir toprakla yerleşmiş ve kendine özgü bir güce sahip olan bireylerin bütününden oluşan bir varlıktır.'
Devletin sahip olduğu gücü anlatırken bu gücü kendine özgü diye nitelendiriyoruz. Gerçekte devleti kuran ulusun bağrında işlev kazanan yetke gücü, kişi olarak hiç kimse tarafından verilmemiştir. O, bir siyasal yetkedir ki, devlet kavramının özünde vardır. Devlet bu gücü halk üzerinde kullanmak ve ulusu dışarıda temsil etmek ve başka uluslara karşı savunmak yetkisine sahiptir.
Bu siyasal yetke ve erke 'irade' ya da 'egemenlik' denir.
***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________
GRAMER DERSİ

"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira.
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi.
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime,
"Öleceğim,ölüyorum,öldüm."
Diyeceğim bir gün.
Cloud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2008, 11:32   #7 (permalink)
Standart

EGEMENLİK
Mademki devlet bir iradeye, bir egemenliğe sahiptir, onu göstermek ve yerine getirmek için bir takım araçlara gereksinimi vardır.
Bu araçları içeren devlet düzeninde 'MİLLET MECLİSİ' ve 'HÜKÜMET' örgütü temeldir. Çağımızda bu temel olan örgütün dayandığı gelenekleşmiş bir takım ana ilkeler vardır.
a) Demokrasi ilkesi 'halkçılık': .Bu ilkeye göre irade ve egemenlik, ulusun tümüne aittir ve ait olmalıdır. Demokrasi ilkesi, ulusal egemenlik ilkesi biçimine dönüşmüştür.
b) Temsili hükümet ilkesi :Bu ülke ulusal egemenliğin kullanımını ve yürütümünü düzenler.
c) Devletin anayasasını belirleyen yasanın, öteki yasaların üstünde olması ilkesi : Bu ilke çağdaş anayasa hukukunda yasalılığı ve adli dengeyi sağlayan ilkedir.
Bu saydığımız ilkeler ( a, b, c, ) demokrasi ilkesinin ana yapısı olarak görülür. Gerçekten demokrasi ilkesi uygulamadaki değerini ancak bu saydığımız ilkelerle kazanır.
A) Demokrasi ilkesi, devlette egemenliğin var olması iki temel sorun ortaya çıkarır:
1. Egemenlik neden ibarettir? Egemenliğin içeriğinde ne vardır? Sınırları nedir? Egemenliğe dayanarak meşru yollarla hangi eylemler yapılabilir?
Bu, devletin egemenliği sorunudur. Bu sorunda devlet iç dayanağından, ulustan ayrı olarak soyut bir biçimde düşünülüyor. Ve bu yolla siyasal gücünün niteliği ve sınırları belirlenmek isteniyor.
Devletin siyasal gücü, bağrında yaşayan bireylerin ve toplulukların varlığı dolayısıyla sınırlanmıştır ; hangi ölçüde sınırlanmıştır? Bunu kamu hukuku belirler. Devletin, başka devletlerin ve kendi kuruluşunda yer almayan başka insanların varlığı dolayısıyla egemenliğin ölçüsünü de devletler hukuku gösterir. Bu nedenle devletin egemenliği sorunu tam anlamıyla bir anayasa hukuku sorunu değildir.

2. Egemenlik konusunun ortaya koyduğu ikinci bir temel sorun da devlette, devlet içinde egemenlik sorunudur. Bu doğrudan doğruya anayasayla ilgilidir. Kamu hukukunun ve devletler hukukunun sınırlarının belirlediği egemenlik kime aittir?
Şunu söylemek gerekir ki, devlet tüzel bir kavramdır. Gerçekte, yönetenler, egemenliği, kullanırlar. Öyleyse devleti yönetenler kimler olmalıdır ? Siyasal gücün meşru olabilmesi için devletin soyut egemenliği, eylemli olarak kimin eline bırakılmalıdır? İşte bu sorunlara yanıt veren demokrasi ilkesidir.

***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________
GRAMER DERSİ

"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira.
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi.
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime,
"Öleceğim,ölüyorum,öldüm."
Diyeceğim bir gün.
Cloud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2008, 11:33   #8 (permalink)
Standart

DEVLET BİÇİMLERİ
Tarihin ve hukukun incelenmesi, bize, egemenliğin başlıca üç değişik biçimde kullanıldığını göstermektedir. 1) Saltanatçılık ( Hükümdarlık-Monarşi ): Egemenlik, 'kral, imparator, şah, padişah, prens, emir, 'gibi türlü şanlar alabilen hükümdarın, yani yalnız bir kişinin tekelindedir. Egemenliği kullanan devletin bütün memurları, yalnız bir kişi adına hareket ederler. Devlete son iradeyi yalnız hükümdar belirler. Hükümdar, yalnız başına devleti yönlendirir, yönetir ve her şeyi o buyurursa, böyle bir devletin hükümetine ' mutlak ' hükümet denir. Böyle bir devlette, hükümdar 'devlet benim' der :savaş açar, barış antlaşması yapar, yasalar koyar, vergiler koyar, ülkenin gelirlerini istediği gibi kullanır. Kısacası ülke sanki onun 'malikânesi' olur.
Eğer hükümdar yasaları hazırlayan millet vekillerinden oluşan bir meclisi kabul etmişse, o zaman ' meşrutiyet hükümeti ' olur. Bu tür hükümette de sonunda her şey hükümdarın son sözüne bağlıdır. Meşrutiyet hükümetinde hükümdar, bir yurttaşa bir hükümet kurdurur, ülkeyi onunla yönetir. İngiltere, İtalya, Belçika, meşrutiyet hükümetleriyle yönetilmektedir.
II) Sınıfçılık ( takımerki-oligarşi ) : Bu tür hükümette, egemenlik, birkaç kişinin, birkaç ailenin, yada halkın bir kesiminin elindedir.
III) Demokrasi ( Halkçılık ) : Demokrasi temeline dayanan hükümetlerde egemenlik , halka halkın çoğunluğuna aittir. Demokrasi ilkesi, egemenliğin ulusta olduğunu, başka bir yerde olmayacağını gerekli kılar. Bu yolla demokrasi ilkesi, siyasal gücün, egemenliğinin kaynağına ve meşruluğuna dayanmaktadır.[ Demokrasinin tam ve açık olarak uygulandığı hükümet biçimi ' Cumhuriyet' tir. ]
www.sensizlik sokagi.org
***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________
GRAMER DERSİ

"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira.
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi.
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime,
"Öleceğim,ölüyorum,öldüm."
Diyeceğim bir gün.
Cloud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2008, 11:34   #9 (permalink)
Standart

DEMOKRASİ İLKESİNİN İÇERİĞİ
Demokrasi temeli, bugün çağdaş anayasasının genel bir belgisi gibi görünmektedir.Saltanatçılık (monarşi) ve sınıfçılık ( oligarşi ) artık zamanı geçmiş eğreti biçimlerden başka bir nitelikte düşünülemezler, gerçi daha şimdi bile başlarında hükümdarlar bulunan devletler vardır. Fakat bunların hemen hepsi, demokrasi ilkesini kabul etmektedirler. Artık egemenliğin sahibi olduğu ileri sürme cesaretinde bulunabilecek bir hükümdar pek azdır.
Bir ulusun eylemli olarak demokrasi ilkesini ilan etmesi, o ulusun çoğunluğunun, toplumsal gücünün sonucudur. Ulus yeterince güçlü olursa, gücü ve erki eline alır. Bu olay kimi zaman ayaklanmayla, kimi zaman da hükümdarla barışçıl bir anlaşma yaparak gerçekleşir. Artık bugün, demokrasi düşüncesi sürekli yükselen bir denizi andırmaktadır. Yirminci yüzyıl, bir çok baskı hükümetlerinin bu denizde boğulduğunu görmüştür. Rus çarlığı, Osmanlı Padişahlığı ve hilafeti, Almanya, Avusturya, Macaristan İmparatorlukları bunların başlı hükümetlerdir. Bundan başka demokrasi ile yönetilen Portekiz gibi ılımlı hükümdarların, demokrasinin daha açık bir biçimde uygulanmasını zorunlu kılan cumhuriyet karşısında silindiği görülür.Üyeler içindir. üye olun...
Son olarak bugün İngiltere, Belçika gibi büyük, eski demokrasilerin yönetimlerinin de daha belirgin ve daha iyi düzenlenmiş bir demokrasinin gerçekleştirilmesi yolunda çalıştıkları görülmektedir. Demokrasi düşüncesi, çağdaş anayasanın bir belgisi olmakla birlikte bu düşünce çok eskidir.
Demokrasi düşüncesinin içeriği ve anlamı üzerinde gerektiğince aydınlayabilmek için, onun tarihini kısaca anımsatmak yararlı olur.
***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________
GRAMER DERSİ

"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira.
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi.
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime,
"Öleceğim,ölüyorum,öldüm."
Diyeceğim bir gün.
Cloud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2008, 11:35   #10 (permalink)
Standart

DEMOKRASİ İLKESİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Bundan 7000 yıl önce, Mezopotamya'da insanlığın ilk uygarlığını kuran Sümer, Elam, ve Akad budunlarında demokrasi ilkesi uygulanmıştır. Gerçekte, bu (Türk) budunlar birleşik bir Cumhuriyet kurmuşlardır. Bundan sonra Atina ve Isparta gibi Yunan kentleri, bir tür demokrasi ile yönetilirlerdi. Roma'da demokrasi hayatı yaşamıştı. Türk'ler en eski tarihlerde bile ünlü kurultaylarıyla ve bu kurultaylarda devlet başkanlarını seçmeleriyle demokrasi düşüncesine ne denli bağlı olduklarını göstermişlerdir. Son tarih dönemlerinde Türk'lerin kurdukları devletlerde başlarına geçen padişahlar, bu yoldan ayrılarak zorba olmuşlar.
Kralların ve padişahların baskı yönetimlere dinler dayanarak olmuştur. Krallar, halifeler, padişahlar çevrelerini saran papazların, hocaların etkisiyle Tanrısal haklara inanmış ve dayanmışlardır. Egemenliğin bu hükümdarlara, Allah tarafından verilmiş olduğu kuramı uydurulmuştur. Buna göre hükümdar ancak, Tanrıya karşı sorumludur. Erk ve egemenliğinin sınırı yalnız din kitaplarında aranabilir. Tanrısal haklara dayanan bir mutlakıyet temeli karşısında, demokrasi ilkesinin, gösterdiği ilk tutum oldukça alçak gönüllücedir. O, önce hükümdarı devirmeye değil, onun yalnız güçlerini sınırlamaya, mutlakıyeti kaldırmaya çalıştı. Bu çalışma 400-500 yıl öncesinden başlar. İlkin erkin, ulustan geldiği; erk, yeteneksiz ve yetersiz bir ele düşerse, onun geri alınabileceği ve bu erkin millet vekillerinden oluşan bir meclis tarafından kullanılması gerekeceği dile getirildi. 16. Yüzyılda demokrasi ilkesi, hükümdarların yetkesini ( nüfuz ) kırmak için siyasal savaşım aracı olarak kullanıldı. Bu savaşımlarda en son olarak ortaya atılan düşünceler şunlardır:
' Erk ulusa aittir. Onu yasa çerçevesinde bir hükümdara vermiştir. Kimi durumlarda geri alabilir.' 18 . yüzyılda ise, demokrasi düşüncesi, karşı konulmaz bir güç ve akım durumuna geldi. Demokrasi ilkesi, ulusal egemenlik ilkesi biçimine girdi ve anayasaya geçti. Artık ulusla hükümdar arasında sözleşme yapma düşüncesi ortadan kalktı. Ortaya egemenlik bölünüp, parçalanamaz ve başkalarına bırakılmaz düşüncesi çıktı. Bu düşünceyi şöyle açıkladılar : Üyeler içindir. üye olun... bireylerin, yani tek, tek kişilerin iradelerinin üstünde, yine bireylerin oluşturdukları ulusun ortak kişiliğine dayanan genel ve ortaklaşa bir iradedir. Bu nedenle egemenlik tektir, parçalara ayrılamaz ve egemenliğin ortaya koyduğu ortaklaşa irade, onun sahibi olan, ortak kişilik ulusça hiçbir zaman başkasına aktarılamaz ve bırakılamaz.
***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.
__________________
GRAMER DERSİ

"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira.
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi.
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime,
"Öleceğim,ölüyorum,öldüm."
Diyeceğim bir gün.
Cloud isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Etiketler
ataturk, yazdigi, yurttaslik, bilgileri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Türkiye +4. Şuan Saat: 19:36.

Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 knight online
site ekle Alexa Toolbar TOPlist Message Board Statistics