
Silahlı Kuvvetler icinde İşte Türk Askeri konusu , İnsanın gerçek yüzü, mermi kafasının üzerinde uçtuğunda anlaşılıyor. Atıp tutan çok insan gördük; ona kalırsa en cesur, en kahraman odur. Madalya alacaktır ama hakkı yenmiştir. Ama bir bakarsın, acayip korkak ...
| |||||||
| Kayıt ol | Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 (permalink) |
| İnsanın gerçek yüzü, mermi kafasının üzerinde uçtuğunda anlaşılıyor. Atıp tutan çok insan gördük; ona kalırsa en cesur, en kahraman odur. Madalya alacaktır ama hakkı yenmiştir. Ama bir bakarsın, acayip korkak çıkar. Ya da karakolda iken çok pısırık gözükür, çatışmada cengaver kesilir. Anlayamazsın. O yüzden, "Ben şöyle yaptım, ben böyle yaptım" diye övünüp duranlara pek inanılmaz. Zaten cesur adam yaptığı ile övünmez ki! Ne askerler, ne subay astsubaylarla karşılaştık yıllarca. "Allah Allah" diye koşanını da gördüm, korkudan havaya mermi sıkanını da. Velhasılı her şey, ö kafanın üstünde uçan merminin sayesinde açığa çıkıyor. Bununla ilgili çok anı var ama, beni en çok İzmir'li bir çocuk etkilemişti. Benim birliğimin asıl yeri batıda. Ama biz de geçici olarak Güneydoğu'ya gidip geliyoruz. İki yıl kaldıktan sonra, dinlendirilmek için beni kışla komutanı olarak bıraktılar. İkinci yılın sonunda tekrar bölgeye gitme emrim geldi. Bu sırada da yeni tertip askerler gelmeye başladı birliğe. Daha önceki tecrübelerimden, İnce eleyip sık dokuyarak asker seçiyorum. Hastaları, problemlileri kışlada bırakacağım. Zor iş. Belki seçtiğim asker mayına basacak, belki şehit olacak. Bir de askerlik süresini kısalttılar. Bu yüzden tam bir kriz yaşıyoruz. Güneydoğu'daki birlikler operasyonlara yarı mevcutla çıkıyorlar. Ya da operasyona çıktıkları zaman, karakolda çok az kişi bırakmak zorunda kalıyorlar. Bu nedenle büyük sıkıntı yaşanıyor. Biz de bu kararı kim almışsa ona "minnet" duygularımızı sunuyoruz. Sabah saatleri. Yeni askerlerle odamda tek tek konuşuyorum. "Sıradaki gelsin." diye bağırdım. Kapı açıldı. Hemen ardından masmavi gözlü, sapsarı saçlı bir asker içeri girdi. Çocuk gülüp duruyordu. Ama bunun .gülme olmadığını, aslında yüz ifadesinin öyle olduğunu bir süre inceledikten sonra fark ettim. Sıradan sorulara başladım: - Evet. Otur bakalım. Nerelisin? Ne iş yapardın? Anlat bakalım. Üzerindeki üniforma iğreti duran asker, çekinerek gösterdiğim koltuğa oturduktan sonra anlatmaya başladı. İzmirliydi. Adı Murat'tı. Sivilde elektrikçiydi. Bunları söyledi ve sustu. Başını önüne eğdi. Bir şey söylemek istiyordu. Ben, bazılarının yaptığı gibi, "Ben hastayım, göreve çıkamam" gibi sözler beklerken, gücünü topladı ve ıkına sıkıla konuşmaya başladı - Komutanım. Sizi bugün biri arayacak. - Eee Güneydoğudan Öyküler? Ne olmuş arayacaksa? - Komutanım. Benim için arayacaklar. Benim Güneydoğu'ya gitmemem için size rica edecekler. - Sen istiyor musun? "Bir torpil koyma vakası daha" dedim içimden. Sakin sakin konuşan Murat birden değişiverdi: - Komutanım, hiçbir hastalığım yok. Tüm vücudum sağlam. Kendi isteğimle komando oldum. Her şeye dayanırım. Bu durumda beni göndermezseniz görevinizi yapmamış olursunuz. Hatta beni burada bırakır, benim yerime başkasını gönderirseniz ve onun da başına bir şey gelirse, bunun vebalinden kurtulamazsınız. Hiç nefes almadan ağzından dökülen bu sözler karşısında ne diyeceğimi önce şaşırdım. Sonra kendimi toplayıp, "Dur bakalım asker! Sen benimle nasıl konuşuyorsun?" diye çıkıştım. Bir şey söylemeye çalıştı ama doğru dürüst düşünebilmek için, ona hemen dışarı çıkmasını söyledim. Çocuk yavaşça ayağa kalktı. Başı önünde yavaş adımlarla dışarı çıktı. Kim bilir, bu anı ne kadar beklemişti? O'nu Güneydoğu'ya gönderecek asıl kişiyle konuşmasını, kim bilir kaç kere ezberlemişti? Eminim, böyle bir tepkiyle karşılaşacağını hiç tahmin etmemişti. Ben ise masamda öylece oturmuş, düşünmeye çalışıyordum. Daha önce başkalarının ağzından böyle olaylar duymuştum. Ama benim başıma ilk kez geliyordu. İçimden "Aslanım benim" deyip alnından öpmek geliyordu, ama bunu yapamadım o an. Bir süre sonra Murat'ın tekrar içeri gelmesini söyledim habercime. Asker tekrar içeri girdiğinde, başı hala öne eğikti. Bu kez otur dememe rağmen oturmadı. Gözlerini bir noktaya dikmiş, çatık kaşlarını oynatıp duruyordu. Ben de daha fazla üzerine gitmemek için, "otur" diye ısrar etmedim. Neredeyse ağlayacaktı. - Kim arayacak beni aslanım? - Bir havacı komutan arayacak komutanım... Komutanım onlara söylemeye çalıştım, beni dinlemediler. - Ne söyledin? Kime söyledin. Ben sordukça rahatlamaya başladı. Sesi titriyordu: - Güneydoğu'ya gitmek istiyorum. Babam beni duymadı bile. Gitmiş bizim aile dostu havacı komutanı aramış. O da sabah benimle konuştu. Ona da anlatamadım. Beni dinlemiyorlar. Siz de dinlemiyorsunuz. Resmen beni suçluyordu. Evet hatalıydım. Ama bizde, hele yeni katılmış biri, değil bir subayı, bir çavuşu bile eleştiremez, karşı çıkamaz. Ama bunu ona anlatmanın zamanı değildi. Önce çocuğu tam anlamıyla tanımak istiyordum: - Bana bak. Böyle konuşursan kimse seni dinlemez. Ama bu kez ben seni dinliyorum. Anlat bakalım... Biraz yumuşayınca o da iyice rahatladı. "Komutanım. Biz mahallede üç arkadaştık" dedi. "Salih'le Kemal Güneydoğu'da şehit oldular. O yüzden benim de gitmem lazım. Ya öcümü alacağım, ya da ben de onların yanına gideceğim." Etkilenmediğimi belli etmek için, önümdeki kağıtlara imzalar atıp duruyordum: - İyi de oğlum, belki hiç çatışmaya bile girmeden döneceksin oradan. Bu kader meselesi. - Olsun komutanım. En azımdan elimden geleni yapacağım. Devlet kuracaklarmış... Kim kimin toprağında devlet kuruyor? Fırsat bulursam, onun da hesabını soracağım. Çocuk kararlıydı, tüm cesaretini toplamış, nasıl olsa bu son şansım deyip konuşuyordu. Bu sözleri çok duymuştum, ama bu kez daha bir hoşuma gitmişti. Yine de belli etmemeliydim. Bölgeye gideceklerin sayısı sınırlıydı. Hem bu çocuk hastaysa, orada bize yük olmaktan başka bir işe yaramazdı. Daha sağlık raporuna bile bakmamıştım. "Tamam oğlum. Listeleri akşam açıklayacağım. Hakkında hayırlısı olsun." dedim. "Komutanım..." diye listelemeye başladı. Ama bir süre yalnız kalmak istiyordum. "Murat konuşma ve dışarı çık." diye sesimi yükseltince kapının eşiğinde durup, "Komutanım beni burada bırakırsanız olay çıkarırım, haberiniz olsun." deyip kaçtı gitti. Bölgede iki yıl boyunca birçok çatışmaya girmiş, yüzlerce kez pusuya yatmıştım. Böyle değişik rütbelerde bir sürü personelle çalışmıştım. İnsan baştan bilemiyor kimin ne olduğunu, sağlam adamla çalışmak zorundasın. Zırlayıp duran, sorunlu ya da hasta personel işi yokuşa sürüyor. Murat, o akşam açıklanan listede vardı. Güneydoğu'da, benimle birlikte oradan oraya dolaştı. Birçok kez çatışmaya girdi ve Allah'a şükür sağ salim döndü. En gözüpek askerlerimden biri oldu. Kuzey Irak'a yapılan operasyonlardan birinde, göğsünde taşıdığı bayrağı, büyük bir dal parçasından yaptığı göndere ilk dikenlerdendi. Sadece ve sadece bir heyecanın sonucu olarak bayraklar dikildi. Ama Irak bile topraklarının işgal edildiğini düşünmezken, birkaç saat sonra bir telsiz emri alındı. Günlerdir süren operasyonda saçı sakalı birbirine karışmış, üniformaları parçalanmış askerlerin arasına, Cumhuriyet balosuna gelir gibi salon kıyafeti ile gelen Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş tarafından, ele geçirilen tepeler boyunca asılmış olan bayrakların indirilmesi talimatı verildi. O da bayrağını ağlaya ağlaya topladı. Sonra da ilk gününden beri haberciliğini yaptığı, her an üzerine titrediği, kendisini azarlayan komutana, yani bana dönüp: - Doğan Paşa, bunun vebalinden kurtulamaz komutanım. dedi. O gün yine azarladım onu. Ama şimdi düşünüyorum da Murat artık asker değil, bir sivil. Bir vatandaş. Yani ben onun emrindeyim. "Vebal'in ne olduğunu, sanıyorum şu anda o benden daha iyi biliyor. Bir de ben bölgeden ayrıldıktan sonra, bir gazetenin manşetinde görmüştüm. Doğan Güreş, yine bayraklardan bahsediyordu. Ama ilginçtir, o haberde Doğan Güreş'in, "Cudi'ye Bayrak Diktik" dediği yazılıydı. Haber doğru mu bilemem, ama Cudi'nin Türkiye sınırları içinde olduğunu, birinin o paşaya hatırlatması lazımdı. Hakan EVRENSEL /GÜNEYDOĞU ÖYKÜLERİ kitabından alıntıdır... | |
| | |
| | #3 (permalink) |
| paylaşım için teşekkürler.güzel çalışma...
__________________ Karanlığa büründü çocuksu gülüşlerim Yağmurlar okşamaz oldu saçlarımı... Ve bir sonbahar akşamı, ayrılık çaldı kapımı Aslında ayrılmak bile denmez, zaten ne kadar berraberdik? Ama o akşamı hiç unutmayacağım Hain bir yağmurda ıslanırken ümitlerim Çınlamaya başladı kulaklarımda ayrılık kokan sözlerin Her sözün saplanırken yüreğime bir ok misali O gece yağmur değildi gözlerimdeki! Yavaş yavaş kaybolurken gözlerimden Seni utumuyacağım dedim sessiz bir çığlıkla Ve unutmadım. Belkide unutamadım. Mahvoldu günlerim hüzün düştü gecelerime Ani bir sıçrayışla bölündü bütün rüyalarım Sabahlara kadar ıslandı hayallerim gözlerimde Çok istedim herşeyi unutup tozpembe bakmayı hayata Ama tozlarında boğuldum pembe yolların O kadar çok istedim ki gülmeyi beceremedim Bir tebessümün bu kadar pahalı olduğunu bilmiyordum En büyük umudum oldu en küçük hayallerim Onlarda tükendi. Ve şimdi ağlıyorum anasını arayan bebek misali Dönüp bakmadın. Yağmur değil gözlerimdeki. | |
| | |
| | #4 (permalink) |
| teşekkürler
__________________ <div align="center">Ölümsüzdür fikirleri.. Neden bu veda ? Ömürdür bir öğüdü.. Neden bu hüzün ? Güç verir bir sözü.. Neden bu yüzündeki gözyaşları ? Melektir, Xızır gibi gelir sana.. Neden bu bitkin bakışlar ? İki damla gözyaşım var ise, bırak sana aksın Hevall... Ben Düzgin Babanın eteğindeyim.. Gelmeyi unutma Hevall.. Cemo'da orada olacak.. Seyit Rıza gibi.. Alişir gibi... </div> | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| askeri, turk, iste |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türk Askeri Geliyor..!! | VusLaT | Silahlı Kuvvetler | 0 | 12-11-2007 05:41 |
| ''Türk Askeri Bilinmeyene Doğru Gidiyor'' | Magiclover | Türkiyeden Haberler | 2 | 15-07-2007 16:22 |
| Türk Askeri Beyrut'ta | Boredlover | Türkiyeden Haberler | 0 | 22-10-2006 17:57 |
| Türk Askeri İranda | Enemy | Türkiyeden Haberler | 2 | 22-07-2006 10:47 |
| Türk ve Yunan askeri | bryant_94 | Fıkralar | 2 | 08-06-2006 12:40 |