
Diğer Genel Kültür Konuları icinde Türk Bilimadamları konusu , 1900 Sonrası Türk Bilimadamları Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. ...
| |||||||
| Kayıt ol | Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 (permalink) |
| 1900 Sonrası Türk Bilimadamları Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun...Üyeler içindir. üye olun...Üyeler içindir. üye olun...
__________________ Sensizlikten olsa gerek, sana açamadığım duyguları Ellerimle ,yüreğimle beslediğim aşkı sokaklarda arıyorum şimdi Narin bir gece serinliğinde bana dönmeni Sessizce yanıma sokulmanı ümit ediyorum... İlk baharda açan nergizler senin ıssızlığında soldu Zor olsa gerek senle bir sokakta buluşmak Loş yanmıyor sokağın ışığı sen yokken İlk buluştuğumuz yerde sönük duruyor fotoğrafların Kar tanesi lapa lapa yağmaz dağın yamaçlarına sensizlikten Sürgün damgası yerim bu aşk cinayeti yüzünden O köşe bucak sensizliğinden saklandığım sokakların Katili olurum sensiz bu limanların,koyların Aldırmıyorum fermanımın senin ellerinde verildiği için Gerçekten bir ses seda ver ey sevgili Islanmak vardı şimdi senin ay ışığı gözlerinde..... Çalışmadan, Yorulmadan, öğrenmeden Daha kolay yaşama yollarını alışkanlık Hâline getiren insanlar, önce haysiyetlerini Sonra da hürriyetlerini ve daha sonra da İstikballerini kaybetmeye mahkûmdur. M. Kemal ATATÜRK | |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Alain Badiou (doğ. 1937, Rabat, Fas) önde gelen Fransız sol kanat düşünür,Ecole Normale Superieure ENS'nin eski Felsefe bölüm başkanı. Biyografi Badiou aynı zamanda Sorbonne 'da kurs aldığı bir süre olan 1956 ile 1961 arasında öğrencisi olduğu ENS'de bir felsefeci olmak üzere resmi eğitim aldı. Matematiğe yönelik her zaman canlı ve sürekli bir ilgisi vardı. Çok genç yaşlarda siyasal alanda etkin oldu, SFIO Sosyalist Partinin bir uzantısı olan Birleşik Sosyalist Partinin(PSU) kurucularındandı. PSU özellikle Cezayir'in sömürge olmaktan kurtulması için etkin bir mücadele içindeydi. İlk romanı Almagestes'i 1964'te yazdı. 1967'de Louis Althusser tarafından oluşturulan ve Jacques Lacan 'ın etkisinde hızla büyüyen bir çalışma grubuna katıldı. Mayıs 1968'de öğrenci ayaklanmaları Badiou'nun aşırı sola geçmesine neden oldu ve UCFML gibi aşırı radikal komünist ve Maoist gruplara katıldı. 1969'da karşı-kültür düşüncesinin kalesi olan 8. Paris Üniversitesi fakültesine (Vincennes-Saint Denis), girdi. Burada, felsefe çalışmalarını Althusserci "bilimsel" Marksizm programından sağlıksız sapmalar olarak gördüğü profesör Gilles Deleuze ve Jean-François Lyotard ile ateşli entellektüel tartışmalar yaptı. 1980'lerde hem Althusserci Marksizm hem de Lacan'cı psikanaliz bir düşüşe geçince (Lacan'ın ölümü ve Althusser'in akıl hastanesine yatırlması ile), Badiou, Theorie du sujet (1982) ve en büyük eseri, Being and Event (1988) gibi daha teknik ve soyut felsefe çalışmalarını yayınladı. Bununla birlikte, Badiou, son çalışmalarında da kullandığı, Althusser veya Lacan'ı ve Marksizm'e ve psikanalize dönük sempatik başvurularını, hiç bir zaman elden bırakmadı. ENS'deki şimdiki pozisyonunu 1999'da aldı. Aynı zamanda başka bir çok kurumda da çalışmaktadır; College International de Philosophie (Uluslararası Felsefe Okulu) gibi. Kendisi şimdi, 1985'te Maoist UCFML'den bazı yoldaşlarıyla kurduğu "L'Organisation Politique"'in bir üyesidir. Badiou aynı zamanda bir tiyatro yazarı olarak Ahmed le Subtil gibi yazdığı oyunlarla büyük başarılar kazanmıştır. Son on yılda , artan sayıda eseri Deleuze, Manifesto for Philosophy(Felsefe için Manifesto), Metapolitics(Meta Politikalar), ve Being and Event gibi İngilizce'ye çevrilmiştir. İngilizce yayınlanan New Left Review ve Cabinet Magazine gibi dergilerde Badiou'dan kısa metinler yayınlanmaktadır. Anahtar Düşünceler Badiou felsefesinde bir çok düşüncenin tekrar kullanımını gerçekleştirir. Onun amaçlarından biri gerçeğin bu kategorilerinin her türlü felsefe eleştirisi için kullanışlı olduğunu göstermektir. Bu nedenle, bunları sanat ve tarih kadar ontoloji ve bilimsel keşifler için de kullanır. Dört Diskur Badiou'ya göre, felsefe, felsefi gerçekleri üretmesi açısından kendisinin gerçek prosedürler olarak kabul ettiği dört durum (Sanat, Aşk, Politika ve Bilim) içinde yapılabilir. Badiou çalışmalarında sürekli olarak, kendisinin felsefik bir �hastalık" olarak nitelendirdiği, bu diskurlardan her hangi birine kendi gerçeğini dayatmaktan felsefenin sakınması gerektiğini dile getirir. Badiou sıklıkla "birleşme noktalarını" veya farklı diskurlar tarafından üretilen gerçekler arasındaki istisnai bağlantı sahalarını bulmaya çalışmıştır. Badiou'nun gerçeklik prosedür içeriğinin dış gerçekliğin inkarı imasını içermediği akılda tutulmalıdır. Badiou, Lacan'ı takip ederek, 'gerçeği', gerçeklik prosedürleri çerçevesinde etkide bulunacaklar üzerinde tekrar etkide bulunacak şekilde öğretilebilecek varolanın hacmini ancak sembolize edilemeyecek gerçekliği tasarlamak için kullanmaktadır. Böylece, bir gerçeklik prosedürüne gerçeğe ulaşmak için ihtiyaç duyulduğunda , 'gerçek' aynı zamanda onların gerçeği üretimi olasılığında bir dış sınır olarak iş görür. Estetik Dışı "the Handbook of Inaesthetics"(Estetik Dışının El Kitabı) kitabında Badiou, 'inestetik' ifadesini "yansıma/nesne ilişkisi"ni inkar eden artistik yaratıcılık içeriğine gönderme yapmak için uydurmuştur. Mimesis düşüncesine veya 'tabiatın' şiirsel yansımasına karşı bir tepki göstermek adına, Badiou sanatın 'içkin' ve 'biricik" olduğunu iddia eder. Bir sanat eserindeki aracısızlıkta sunulan gerçeklik duygusuyla, içkin ve sanat ve sadece sanatta bulunan gerçeklik duygusuyla, biricik. Felsefe ve sanat arasındaki bağ hakkındaki görüşü, kendisinin işlevlerini "bilginin biçimlerini onların içinde bazı gerçeğin bir delik açabilecek şekilde düzenlendiği" biçiminde iddia ettiği pedogoji motifine bağlıdır. Bu fikirlerini Samuel Beckett'in düz yazıları, Stephane Mallarme'in ve Fernando Pessoa'nun (bunlar O'na göre felsefenin şimdilik nüfuz edemediği eserler meydana getirdiklerini iddia ettiği sanatçılardır) şiirleri ve diğerlerinin eserlerinden oluşan örneklerle geliştirmektedir. Türkçe Yayınlanan Eserleri 1. Sonsuz Düşünce Metis Yayınları, Nisan 2006, 2. Hamur 2. Etik: Kötülük Kavrayışı Üzerine Bir Deneme Metis Yayınları, Mart 2004, 2. Hamur 3. Felsefe İçin Manifesto Ara-lık Yayınları, Kasım 2005, 2. Hamur
__________________ Sensizlikten olsa gerek, sana açamadığım duyguları Ellerimle ,yüreğimle beslediğim aşkı sokaklarda arıyorum şimdi Narin bir gece serinliğinde bana dönmeni Sessizce yanıma sokulmanı ümit ediyorum... İlk baharda açan nergizler senin ıssızlığında soldu Zor olsa gerek senle bir sokakta buluşmak Loş yanmıyor sokağın ışığı sen yokken İlk buluştuğumuz yerde sönük duruyor fotoğrafların Kar tanesi lapa lapa yağmaz dağın yamaçlarına sensizlikten Sürgün damgası yerim bu aşk cinayeti yüzünden O köşe bucak sensizliğinden saklandığım sokakların Katili olurum sensiz bu limanların,koyların Aldırmıyorum fermanımın senin ellerinde verildiği için Gerçekten bir ses seda ver ey sevgili Islanmak vardı şimdi senin ay ışığı gözlerinde..... Çalışmadan, Yorulmadan, öğrenmeden Daha kolay yaşama yollarını alışkanlık Hâline getiren insanlar, önce haysiyetlerini Sonra da hürriyetlerini ve daha sonra da İstikballerini kaybetmeye mahkûmdur. M. Kemal ATATÜRK | |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Alexander Graham Bell - İngiliz asıllı ABD'li biliminsanı, mucit, sanayici Telefonu icat eden kişi - Doğumu - 3 Mart 1847 Edinburgh / İskoçya - Ölümü - 2 Ağustos 1922 Baddeck / Kanada Alexander Graham Bell (3 Mart 1847, Edinburgh - 2 Ağustos 1922, Baddeck) , İngiliz asıllı ABD'li biliminsanı, mucit ve sanayici. Telefonu icat eden kişi olarak tanınır. Hayat Hikayesi Telefonun patentini 7 Mart 1876'da aldı. İlk telefon şirketi olan Bell Telefon Şirketi'ni 1877'de kurdu. Bell Telefon Şirketi bugün ABD'nin en büyük şirketlerinden biridir. Ayrıca kendi geliştirdiği fonograf için bir, hava araçları için beş, hidrouçaklar için dört ve selenyum piller için de iki patenti vardır. Babası kendini sağır ve dilsiz insanların sorunlarıyla uğraşmaya adamıştı. Bu nedenle Bell, küçük yaştan itibaren, daha sonradan çok işine yarayacak olan ses bilgisi konusunda epey bilgiye sahip oldu. Bell de kendini, sağır öğrencilerin, dolaylı olarak da olsa, seslerin dünyasını kavramaları ve yaşamalarına adadı ve ilk olarak Boston'daki Sağır ve Dilsizler Okulunda çalışmaya başladı. Bell, telgraf şirketlerinin çıkmazı olan, bir hat üzerinde aynı anda yalnızca tek bir mesajın iletilmesi sorununa çözüm arayacak çalışmaya başlamıştı. Başlangıçta çoklu bir telgraf geliştirmeyi istiyordu. Bell, ses tellerinin ve kulak zarının titreşimlerinden yola çıkarak, insan sesindeki frekansı elde ederek, bunları elektrik sinyali biçiminde bir telden iletmenin olanaklı olup olmadığını araştırıyordu. Bunun için de diyafram adı verilen bir aletle, yapay bir kulak zarı yaratmanın gerekli olduğu sonucuna vardı. Diyafram, hem konuşma sesiyle titreşim oluşturabilecek, hem de elektrik akımı yaratan küçük değişikliklere tepki verebilecek kadar ince bir tabakaydı. Tam ortasına da diyaframla birlikte hareket eden bir manyetik zar yerleştirdi. Ses titreşimleriyle oluşan değişiklikler, alıcı merkeze ulaştığında, alıcının diyaframında titreşime neden olarak, sinyalleri yeniden sese çeviriyordu. En değerli patentlerden biri olan telefonun patentini Bell, 7 Mart 1876'da, 29. yaş gününden dört gün sonra aldı ve ilk telefon konuşmasını New York-Chicago hattında yaptı. İlk telefon şirketi olan Bell Telefon Şirketi de 1877'de kuruldu. Bell yalnızca telefonun patentini almadı, o çok yönlü bir araştırmacı ve mucitti. Kendi geliştirdiği fonograf için bir, hava araçları için beş, hidrouçaklar için dört ve selenyum piller için de iki patenti vardır. Alexander Graham Bell aşırı büyük üç boyutlu kutu uçurtmaları kullanarak insan taşımayı başarmış ve bu çalışmaları sadece denemelerini yaptığı istasyonun yanındaki nehri karşıdan karşıya geçmek amacıyla kullanmıştır. Graham Bell, kutu uçurtmadan esinlenerek ilk hidrofil botu yaratırken Wright Kardeşlerin uçak tasarımı çalışmaları I. Dünya Savaşı sonuna kadar devam etmiştir.
__________________ Sensizlikten olsa gerek, sana açamadığım duyguları Ellerimle ,yüreğimle beslediğim aşkı sokaklarda arıyorum şimdi Narin bir gece serinliğinde bana dönmeni Sessizce yanıma sokulmanı ümit ediyorum... İlk baharda açan nergizler senin ıssızlığında soldu Zor olsa gerek senle bir sokakta buluşmak Loş yanmıyor sokağın ışığı sen yokken İlk buluştuğumuz yerde sönük duruyor fotoğrafların Kar tanesi lapa lapa yağmaz dağın yamaçlarına sensizlikten Sürgün damgası yerim bu aşk cinayeti yüzünden O köşe bucak sensizliğinden saklandığım sokakların Katili olurum sensiz bu limanların,koyların Aldırmıyorum fermanımın senin ellerinde verildiği için Gerçekten bir ses seda ver ey sevgili Islanmak vardı şimdi senin ay ışığı gözlerinde..... Çalışmadan, Yorulmadan, öğrenmeden Daha kolay yaşama yollarını alışkanlık Hâline getiren insanlar, önce haysiyetlerini Sonra da hürriyetlerini ve daha sonra da İstikballerini kaybetmeye mahkûmdur. M. Kemal ATATÜRK | |
| | |
| | #4 (permalink) |
| Augustine Sackett Augustine Sackett (doğum. 1862 - ö. 1914) , kartonlu alçı levhaların mucidi , ABD'li mühendis. Özgeçmiş Hayatı ile ilgili pek fazla bilgi olmayan Augustine Sackett 1862 yılında doğmuştur. Sackett ve arkadaşı Fred L. Kane, 1880 yılında duvar kaplama levhaları üretmeyi ve bunları üretecek bir bir makine yapmayı düşünmüşlerdir. İlk denemeleri olan saman kağıdı ve kömür katranı kullanarak yaptıkları levha, kolay tutuşabilirliği ve yanıcılığı nedeni ile başarısız olmuştur. 1888 yılında , kağıt tabakaları arasına alçı döküp dondurmak sureti ile yapmayı başardıkları "Sackett Board" adını verdikleri ürünün 1894 yılında patentini almışlar ve üretimine başlamışlardır. 0,6-0,7 mm kalınlıkta olan ilk ürün yaklaşık 230 cm² alana sahipti ve açık kenarlıydı. Ülkemizde Alçıpan olarak anılan ve günümüzde yaygın olarak kullanılan malzemenin atası olan bu ürün kısa sürede yaygın olarak kullanılmaya başlanmış ve o zamanki klasik duvar kaplamalarının yerini almıştır. Sacket 1914 yılında ölmüştür.
__________________ Sensizlikten olsa gerek, sana açamadığım duyguları Ellerimle ,yüreğimle beslediğim aşkı sokaklarda arıyorum şimdi Narin bir gece serinliğinde bana dönmeni Sessizce yanıma sokulmanı ümit ediyorum... İlk baharda açan nergizler senin ıssızlığında soldu Zor olsa gerek senle bir sokakta buluşmak Loş yanmıyor sokağın ışığı sen yokken İlk buluştuğumuz yerde sönük duruyor fotoğrafların Kar tanesi lapa lapa yağmaz dağın yamaçlarına sensizlikten Sürgün damgası yerim bu aşk cinayeti yüzünden O köşe bucak sensizliğinden saklandığım sokakların Katili olurum sensiz bu limanların,koyların Aldırmıyorum fermanımın senin ellerinde verildiği için Gerçekten bir ses seda ver ey sevgili Islanmak vardı şimdi senin ay ışığı gözlerinde..... Çalışmadan, Yorulmadan, öğrenmeden Daha kolay yaşama yollarını alışkanlık Hâline getiren insanlar, önce haysiyetlerini Sonra da hürriyetlerini ve daha sonra da İstikballerini kaybetmeye mahkûmdur. M. Kemal ATATÜRK | |
| | |
| | #5 (permalink) | ||
| İbn-i Sina bn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi, Farsça: ابوعلى سينا/پورسينا) (d. 980, Buhara yakınları - ö. 1037, Hemedan), filozof, hekim ve çok yönlü Fars bilim adamıdır. Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle Eukleides geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahif, tıp, doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's\ aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu Muhammed'ten destek gördü, (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir. İbn-i Sina felsefesi, düşüncesi, varlık anlayışı bakımından örnek bir Ortaçağdeney ve akla dayanan duyularla edinilen akıl verilerini akıl ilkelerine göre değerlendiren, açıklayan bir anlayış görülür. Aristoteles'in görüşlerini benimsemiş, felsefeyi iki bölüme ayırmıştır: (kuramsal) hikmet, doğa felsefesi, matematik ve metafiziğe dayanan felsefeyi içerir. Bu alandaki felsefe dallarının temel konusu bilgidir. (uygulamaya ilişkin) hikmet, üçe ayrılır: Siyaset ya da medeni hikmet; iktisat filozofudur. Felsefesinde, ya da ev hikmeti (el-hikmet ül-menzili-ye); ahlâksal hikmet (el-hikmet ül-hulkiye). Daha çok eyleme dayanan bu üç bölümün konuları ve inceleme alanları ayrıdır. İbn-i Sina, dini bağımsız bir bilgi alanı olarak ele almış, dinle felsefeyi bağdaştırmaya çabalamış, din felsefesini dört temel konuda toplamıştır: Yaratılış; ahiret; peygamberlik; Allah bilgisi. Yeni eflatuncu Plotinos'un etkisinde kalan İbn-i Sina, İslâm ile yeni eflatunculuğu bağdaştırmaya çalışmıştır. Ona göre tasavvufun temeli "aşk"tır. İnsan aşk aracılığıyla sınırlı varlığından kurtularak sonsuzluğa yükselir. İnsan gerçek kaynağı olan Allah'a feyz ve sudur basamaklarını tırmanarak ulaşabilir; öz kaynağına döner. Her şeyin kaynağı, insan varlığının özünde sürekli bir eylem biçiminde varolan "aşk"tır. Tasavvuf, "aşk"ın dışa vuruluşu, belirli bir düzene göre ortaya konuşudur. İbn-i Sina bu alanda kendisinden önceki filozofların görüşleri ile kelam-cılarınkini uzlaştırmaya çalışmış, Aristoteles'in metafiziği ile kelamcıların ve yeni eflatuncuların düşüncelerini birleştirerek yeni bir bireşim ortaya koymuştur. İbn-i Sina'ya göre metafiziğin temel konusu, "vücudu mutlak" olan Allah ile yüce varlıklardır.|Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah'ı "Vahdet-i Vücud" yani 'varlığı zorunlu olan' olarak belirtir ve bu fikir ona hastır. Varlık'ı temel konu alan metafizik, gerekli bir bilim dalıdır. İbn-i Sina'ya göre mantık, araç (alet) bilimidir Ruhbilimden doğar ve onun kurallarını alır. Temel konusu, düşüncenin kararlarını bulmak, bunlar arasında bağlantı kurmak ve doğru düşünmeyi insanlara göstermektir. İbn-i Sina, önce kavramları inceler ve onları ikiye ayırır; Açık belirleme (el-mantık biddelale); kapalı belirleme (el-menfhum biddelale). Mantığın en önemli bölümü tanımdır. Tanımda iki temel ilkenin ("cins", "fark") varlığına inanan, İbn-i Sina, kesin ve eksiksiz tanımın, yakın cins ile öz farkların birleştirilmesi sonucu yapılabileceğini öne sürmüştür. İbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimi üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim. Bu konudaki görüşleri Aristoteles ve Farabi'den farklı olan İbn-i Sina'ya göre, akıl 5 çeşittir; bilmeleke (ya da 'olası akıl' açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz); muste-fat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen "makûllerin " suret'lerini algılar); bilfiil akılEflatun'un idealizmi ile Aristoteles'in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır. ("makûl"leri yani kazanılmış verileri kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Ana kaynağı sezgi olan bilgi, genel kesin ilkelere dayanmalıdır. Sezgi aracılığıyla algılanan veriler, sonuçlama yoluyla ("el-istintac") bilgiye dönüşür. İbn-i Sina'nın bilgiye ilişkin görüşleri idealisttir ama bilginin doğuşunda deneyin oynadığı rolü de gözden uzak tutmamıştır. İbn-i Sina'ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: El-ilm ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir; mabad-üt-tabia (metafizik), el-ilm'üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir; el-ilm ül-evsat (matematik ya da orta bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir. Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250'yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.
İbn-i Sina portresi Doğumu Ağustos 980 Horasan, Belh, Hermisan yakınındaki Afşana Ölümü 21 Haziran 1037 Hemedan
__________________ asiwebmasteR Müziğe tutku olarak bağlananların tutkusunu yaşatabilmek için... Alıntı:
Alıntı:
![]() | |||
| | |
| | #6 (permalink) |
| Sir Charles Algernon Parsons d. 13 Haziran 1854 Londra, İngiltere ö. 11 Şubat 1931 Buhar türbinini bulan İngiliz mühendis,buluşçu. Ünlü astronomer Lord Rosse un oğludur. Eğitimini, Dublin'de Trinity Kolej, ve Cambridge'de St. John's Kolej de tamamladı. Dinamo, türbin dizaynı ve güç generatörleri üzerine çalışan bir mühendistir. Elektrik mühendisliği alanında ve denizcilik üzerinde etkisi vardı. Teleskop ve projektör için optik aygıtlar geliştirdi. 1897 yılında Newcastle Upon Tyne'da Parsons Marine Steam Turbine Company yi kurduktan sonra türbinleri yatlarda kullanıldığında ünü arttı. 1911 yılında Sir unvanını aldı, 1902 yılında Rumford Madalyası'nı aldı 1927 de İngiltere Kraliyet üyesi yapıldı.
__________________ Sensizlikten olsa gerek, sana açamadığım duyguları Ellerimle ,yüreğimle beslediğim aşkı sokaklarda arıyorum şimdi Narin bir gece serinliğinde bana dönmeni Sessizce yanıma sokulmanı ümit ediyorum... İlk baharda açan nergizler senin ıssızlığında soldu Zor olsa gerek senle bir sokakta buluşmak Loş yanmıyor sokağın ışığı sen yokken İlk buluştuğumuz yerde sönük duruyor fotoğrafların Kar tanesi lapa lapa yağmaz dağın yamaçlarına sensizlikten Sürgün damgası yerim bu aşk cinayeti yüzünden O köşe bucak sensizliğinden saklandığım sokakların Katili olurum sensiz bu limanların,koyların Aldırmıyorum fermanımın senin ellerinde verildiği için Gerçekten bir ses seda ver ey sevgili Islanmak vardı şimdi senin ay ışığı gözlerinde..... Çalışmadan, Yorulmadan, öğrenmeden Daha kolay yaşama yollarını alışkanlık Hâline getiren insanlar, önce haysiyetlerini Sonra da hürriyetlerini ve daha sonra da İstikballerini kaybetmeye mahkûmdur. M. Kemal ATATÜRK | |
| | |
| | #7 (permalink) |
| Charles Babbage (26 Aralık 1791 - 18 Ekim, 1871) tarihleri arasında yaşamış önemli bir İngiliz matematikçi, analitik filozof, makine mühendisi ve programlanabilir bilgisayar fikrini ortaya atan (proto) -bilgisayar bilimcisi mucit. Çalışmalarının bir kısmı Londra Bilim Müzesi'nde sergilenmektedir. Mekanik olarak çalışabildiği sonradan kanıtlanmış bir hesap makinesi geliştirmiştir. Yaptığı hesap makinesini günümüz bilgisayarlarının geliştirilmesinde en önemli katkılarda bulunduğu kabul edilir. 1991 Yılında, Babbage'ın özgün çalışmalarına sadık kalarak onun Fark makinesi diye adlandırdığı cihaz tamamlanmış ve mükemmel bir şekilde çalıştığı görülmüştür. Babbage'ın zamanında, matematiksel tablolar çok yüksek oranda işlem hataları içeriyorlardı. Cambridge'te iken insanlar tarafından hesaplanarak hazırlanan bu tabloların ne kadar hatalı yapıldığını görerek, kendini insandan kaynaklı hatalara engel olabileceği bir hesap makinesinin tasarımına adamıştır. 1822 yılında, polinom işlevlerin (fonksiyonların) değerlerinin hesaplanmasını olanaklı kılacak, Fark makinesi adını verdiği aygıtın yapımına başlamıştır. Çözümleyici makine Babbage Charles 1830'ların ortalarında çözümleyici makine diye adlandırılan ve çağdaş sayısal (dijital) bilgisayarın öncüsü olan aygıtın tasarımını gerçekleştirdi. Bu aygıtta delikli kartlardan gelen komutlar uyarınca herhangi bir aritmetik işlemin yapılabilmesi öngörülüyordu. Ayrıca sayıların saklanabileceği bir bellek birimi, işlemlerin art arda ve sırasıyla yapılmasını sağlayacak ardışık kontrol ve bugünkü bilgisayarın daha birçok temel öğesi makinede yer alacaktı. Ama çözümleyici makine hiçbir zaman tamamlanamadı. Babbage'ın tasarımı 1937'de not defteri bulununcaya değin unutuldu. Fark makinesi Esas madde: Fark makinesi Fark makinesi, bir değerler serisini otomatik olarak hesaplayabilmeyi öngörüyordu. Sonlu farklar yönteminden yararlanarak, çarpma ve bölme işlemlerinden yararlanmaksızın hesaplama yapmak mümkündü. Fark makinesi, projenin ilk haliyle, 2. 5 mt yüksekliğinde, 15 ton ağırlığında olacak ve 25,000 parçadan oluşacaktı. Projesine mali kaynak bulabilmesine rağmen tamamlayamamıştır. Daha sonra Fark makinesinin geliştirilmiş bir modelini tasarlamasına rağmen bunun yapımına hiç başlayamamıştır. 19. Yüzyılın olanak tanıdığı ölçüsel toleranslarla 1989-1991 yılları arasında tamamlanan bu makine, Londra Bilim Müzesi'nde çalıştırıldığı zaman ortalama bir elektronik hesap makinesinden çok daha öteye giderek 31 basamağa kadar doğru hesap yapabildiği görülmüştür. Yazıcı Babbage geliştirdiği ikinci Fark makinesi ile birlikte çalışabilecek, değişken sütun ve satır özelliklerine sahip, çıktı formatı programlanabilmesi gibi şaşırtıcı özelliklere sahip bir yazıcı tasarlamıştır. Fark makinesinin tamamlanmasından dokuz yıl sonra, Bilim Müzesi, 19. yüzyıl cihazları için oldukça karmaşık sayılabilecek bu yazıcıyı da tamamlamıştır. Analitik makine Fark makinesinin tasarımından sonra Babbage, bundan çok daha karmaşık olan Analitik makine'nin tasarımına başlamıştır. Öldüğü 1871 yılına kadar bu makinenin üzerinde çalışmıştır. İki makine arasındaki önemli farklardan birisi, Analitik makinenin, o zamana kadar henüz duyulmamış bir şey olan delikli kartları (punch card) kullanabilmesidir. Kullanıcıların programları önceden yapabilmesinin bir ihtiyaç olduğunu ve programları makineye iletebilmek için de uygun ortamın delikli kartlar olduğu düşüncesine varmıştır. Babbage, makineyi birden fazla işlevi ardışık olarak yapabilecek şekilde tasarlanmaya çalışmıştır.
__________________ Sensizlikten olsa gerek, sana açamadığım duyguları Ellerimle ,yüreğimle beslediğim aşkı sokaklarda arıyorum şimdi Narin bir gece serinliğinde bana dönmeni Sessizce yanıma sokulmanı ümit ediyorum... İlk baharda açan nergizler senin ıssızlığında soldu Zor olsa gerek senle bir sokakta buluşmak Loş yanmıyor sokağın ışığı sen yokken İlk buluştuğumuz yerde sönük duruyor fotoğrafların Kar tanesi lapa lapa yağmaz dağın yamaçlarına sensizlikten Sürgün damgası yerim bu aşk cinayeti yüzünden O köşe bucak sensizliğinden saklandığım sokakların Katili olurum sensiz bu limanların,koyların Aldırmıyorum fermanımın senin ellerinde verildiği için Gerçekten bir ses seda ver ey sevgili Islanmak vardı şimdi senin ay ışığı gözlerinde..... Çalışmadan, Yorulmadan, öğrenmeden Daha kolay yaşama yollarını alışkanlık Hâline getiren insanlar, önce haysiyetlerini Sonra da hürriyetlerini ve daha sonra da İstikballerini kaybetmeye mahkûmdur. M. Kemal ATATÜRK | |
| | |
| | #8 (permalink) |
| Charles Francis Brush (doğum. 17 Mart 1849 - ö. 15 Haziran 1929) ABD'li buluşçu, girişimci, iş adamı. İyilik sever olarak bilinir. Gençliğinden itibaren, özellikle elektrikle aydınlanma konularında bilime ilgi duyarak babasının dükkanında deneyler yaptı. Michigan Üniversitesinde mühendislik üzerine çalıştı. 1876 yılında Pavel Yablochkov'un geliştirdiği Yablochkov Kandili'nden daha üstün özellikli "Ark lambası"nı buldu. Bu lambalar 1879 yılında Cleveland kentinin aydınlanmasında kullanıldı. Değişik ortaklarla; kimya, demir filizi vb. değişik alanlarda çalıştıktan sonra Ark ışıkları için gerekli merkezi güç sistemi yani elektrik jeneratör olan kendi dinamosunu (açık bobin dinamoyu) geliştirdi. 1880 yılında Brush Electrical Machines şirketini kurdu. Şirketi 1891 yılında General Electric şirketiyle birleşerek onun bir parçası olmuştur. 1910 - 1929 yılları arasında, bazı elektromanyetik dalga çeşitleri üzerine temellenmiş yerçekiminin kinetik teorisi üzerine çeşitli yazılar kaleme aldı. Lyndhurst, Ohio'da adını taşıyan Charles F. Brush Lisesi'nin spor takımları ve diğer grupları, Brush'un lambasına hitafen "arklar" takma adı ile çağrılır.
__________________ Sensizlikten olsa gerek, sana açamadığım duyguları Ellerimle ,yüreğimle beslediğim aşkı sokaklarda arıyorum şimdi Narin bir gece serinliğinde bana dönmeni Sessizce yanıma sokulmanı ümit ediyorum... İlk baharda açan nergizler senin ıssızlığında soldu Zor olsa gerek senle bir sokakta buluşmak Loş yanmıyor sokağın ışığı sen yokken İlk buluştuğumuz yerde sönük duruyor fotoğrafların Kar tanesi lapa lapa yağmaz dağın yamaçlarına sensizlikten Sürgün damgası yerim bu aşk cinayeti yüzünden O köşe bucak sensizliğinden saklandığım sokakların Katili olurum sensiz bu limanların,koyların Aldırmıyorum fermanımın senin ellerinde verildiği için Gerçekten bir ses seda ver ey sevgili Islanmak vardı şimdi senin ay ışığı gözlerinde..... Çalışmadan, Yorulmadan, öğrenmeden Daha kolay yaşama yollarını alışkanlık Hâline getiren insanlar, önce haysiyetlerini Sonra da hürriyetlerini ve daha sonra da İstikballerini kaybetmeye mahkûmdur. M. Kemal ATATÜRK | |
| | |
| | #9 (permalink) |
| Charles Proteus Steinmetz ( 9 Nisan, 1865- 26 Ekim, 1923) , Amerikalı Matematikçi ve Elektrik Mühendisi. (asıl adı Karl August Rudolf Steinmetz dir) Mühendisler için matematiksel teoriler üreterek, Amerikadaki elektrik güç endüstrisinin gelişmesini mümkün kılan alternatif akımın gelişmesine yaptığı katkılarla adını duyurdu. Elektrik motorlarının endüstride en iyi biçimde kullanımı amacıyla ortaya attığı histeriziz (ardıl işlem) in anlaşılması çığır açan bir olaydır. Prusya'da dünyaya geldi. Dedesi ve babası gibi cücelik, kamburluk ve displazi rahatsızlığı vardı. Lise çağlarında fizik ve matematik üzerine maharetleri öğretmenlerini şaşırtmıştı. Wroclaw Üniversitesine gitti. 1888 yılında doktorasını vermek üzere iken Alman polisi tarafından soruşturulmaya başlandı. Zürih'e kaçarak muhtemel bir tutuklanmadan kurtuldu. Oradan da 1889'da göçmen olarak ABD'ye gitti. Rudolf Eickemeyer'in yanında çalıştı ve kısa bir süre içinde "Manyetik Histerizizin Alanı"nı yayınladı. Eickemeyer'in şirketi, 1893 yılında General Electric şirketi tarafından satın alınana kadar elektrik enerjisinin mekanik ve elektrik cihazlarda kullanımını kolaylaştırmak için transformatörleri geliştirerek birçok tasarım yaptı ve patent aldı. Aynı yıl, alternetif akımın matematiğini açıklayan en önemli makalesini yayınladı. 1894 yılında General Electric şirketinin Hesaplama Departmanı Başkanlığına getirildi.
__________________ Sensizlikten olsa gerek, sana açamadığım duyguları Ellerimle ,yüreğimle beslediğim aşkı sokaklarda arıyorum şimdi Narin bir gece serinliğinde bana dönmeni Sessizce yanıma sokulmanı ümit ediyorum... İlk baharda açan nergizler senin ıssızlığında soldu Zor olsa gerek senle bir sokakta buluşmak Loş yanmıyor sokağın ışığı sen yokken İlk buluştuğumuz yerde sönük duruyor fotoğrafların Kar tanesi lapa lapa yağmaz dağın yamaçlarına sensizlikten Sürgün damgası yerim bu aşk cinayeti yüzünden O köşe bucak sensizliğinden saklandığım sokakların Katili olurum sensiz bu limanların,koyların Aldırmıyorum fermanımın senin ellerinde verildiği için Gerçekten bir ses seda ver ey sevgili Islanmak vardı şimdi senin ay ışığı gözlerinde..... Çalışmadan, Yorulmadan, öğrenmeden Daha kolay yaşama yollarını alışkanlık Hâline getiren insanlar, önce haysiyetlerini Sonra da hürriyetlerini ve daha sonra da İstikballerini kaybetmeye mahkûmdur. M. Kemal ATATÜRK | |
| | |
| | #10 (permalink) |
| Enrico Fermi 29 Eylül 1901 Roma'da doğdu, 28 Kasım 1954 Chicago'da öldü, İtalyan fizikçi. 1938 Nobel Fizik Ödülü sahibi. Babası polis şefi Alberto Fermidir. İlk olarak dilbilgisi okuluna kaydoldu. Onun ilk matematik ve fiziğe olan yeteneğini keşfeden ve destekleyen babasının arkadaşlarından A. Amidei olmuştur. 1918'de Pisa Üniversitesinin bursunu kazandı. Pisa Üniversite'sinde 4 yıl kaldıktan sonra 1922'de professör Puccianti'den doktorasını aldı. Bir yıl sonra 1923'de İtalyan hükümetinden burs kazandı ve Göttingen'de professör Max Born'la birkaç ay birlikte çalıştı. Rockefeller bursuyla 1924'de Leyden'e Paul Ehrenfest'le birlikte çalışmaya gitti. Aynı yıl Floransa Üniversitesi'nde matematiksel fizik dersleri vermek için İtalya'ya gitti. 1926'da Fermi günümüzde Fermi istatistiği olarak bilinen Pauli parçaçıklarının istatistiğini keşfetti. Bose-Einstein istatistiğine göre hareket eden bozomların tersine, bu parçacıklar fermion olarak bilinir. 1927'de Fermi, Roma Üniversitesi'nde teorik fizik profesörü oldu. Bu görevini, Nobel ödülünü aldıktan hemen sonra, 1938'de Mussolini'nin faşist diktatörlüğünden kaçıp Amerika'ya göç edinceye kadar sürdürdü. Roma'daki ilk yıllarında kendini elektromanyetik problemlerin çözümüne ve bazı spektroskopik olayların teorik olarak açıklamasına verdi. Fakat asıl ilerlemesini çalışmalarını elektron ve atom çekirdeği üzerine yaptığı zaman gerçekleştirdi. 1934'de Beta Bozonu Teorisini geliştirerek Pauli'nin radyasyon teorisi ile birleştirdi. Curie ve Joliot'un yapay radyasyonu keşfinden sonra nötron bombardımanına tutulan aşağı yukarı her elementin nükleer dönüşüme tabi olduğunu keşfetti. Bu araştırma, yavaş nötronların ve nükleer füzyonun keşfine, ayrıca o zamana kadar periyodik tabloda bilinen elementlerden farklı elementlerin bulunmasına yol açtı. 1938'de Fermi tartışmasız nötronlar konusunda en iyiydi. Bu çalışmalarına Amerika'da da devam etti. Amerika'ya varışından hemen sonra Columbia Üniversitesi'ne fizik profesörü olarak atandı. Hahn ve Strassmann'ın 1939'un başlarında füzyon'u keşfinden sonra ikincil nötronların yayılma ve zincirleme reaksiyon olasılığını hesapladı. Bu çalışmalarına büyük bir istekle devam etti ve birçok deneyden sonra kontrol altındaki ilk zincirleme reaksiyonu gerçekleştirdi. Bundan sonra atom bombası yapımındaki sorunların aşılmasında önemli rol oynadı, Manhattan Projesi liderlerinden biriydi. 1944'de Fermi Amerikan vatandaşı oldu. II. Dünya Savaşı'ndan sonra 1954'de ölümüne kadar sürecek olan nükleer çalışmaları için Chicago Üniversitesi'nden profesörlük teklifini kabul etti. Burada yoğunluğunu yüksek enerji fiziğine verdi ve pion-nucleon etkileşimi çalışmalarına öncülük etti. Yaşamının son yıllarında Fermi kozmik ışınların kaynağını araştırmakla geçirdi. Sonunda kozmik ışınların çok büyük enerji kaynakları olduğunu gösteren bir teori geliştirdi. Söz konusu tertip nötronları, termik hızlarla yavaşlatan grafit blokları ile bir araya getirilmiş uranyum içerecek şekilde Chicago Üniversitesi'nin bahçesinde kurulmuştur. Nötronları soğurmak ve böylece reaksiyonun hızını kontrol etmek amacıyla, atom piline kadmiyum çubuklar yerleştirildi. Kadmiyum çubuklar yavaş yavaş çekildi ve kendi kendine devam eden zincir reaksiyon gözlendi. Ferminin bu başarısı, dünyada ilk nükleer reaktörün imali ve atom çağının başlangıcı olmuştur. Fermi 53 yaşında iken kanserden öldü. Bir yıl sonra yüzüncü element keşfedildi ve kendisinin onuruna bu element fermiyum olarak adlandırıldı. Ona Nobel ödülü yavaş nötronların yarattığı radyasyon ve nükleer enerji alanındaki çalışmalarından dolayı verildi. Fermi Laura Capon ile 1928'de evlendi. Giulio adında bir oğlu Nella adında bir kızı vardır. Boş zamanlarında yürümeyi, tırmanmayı ve kış sporlarını severdi. 29 kasım 1954'de Chicago'da öldü. Yayımları Fermi'nin teorik ve deneysel fiziği konu alan birçok yayımı vardır. Bunlardan bazıları, elektronik gazların istatistiğinin hesabı ve Pauli parçacıklarından oluşan gazları konu alan "Sulla quantizzazione del gas perfetto monoatomico", Rend. Accad. Naz. Lincei, 1935, Atomun istatistiksel modelini (Thomas-Fermi atom modeli) ve atomik özelliklerin hesaplanmasında yeni bir yaklaşımı (semiquantitative method) inceleyen Quantentheorie und Chemie, Leipzig, 1928, Über die magnetischen Momente der Atomkerne, Z. Phys. , 1930, Tentativo di una teoria dei raggi ss, Ricerca Scientifica, 1933 sayılabilir.
__________________ Sensizlikten olsa gerek, sana açamadığım duyguları Ellerimle ,yüreğimle beslediğim aşkı sokaklarda arıyorum şimdi Narin bir gece serinliğinde bana dönmeni Sessizce yanıma sokulmanı ümit ediyorum... İlk baharda açan nergizler senin ıssızlığında soldu Zor olsa gerek senle bir sokakta buluşmak Loş yanmıyor sokağın ışığı sen yokken İlk buluştuğumuz yerde sönük duruyor fotoğrafların Kar tanesi lapa lapa yağmaz dağın yamaçlarına sensizlikten Sürgün damgası yerim bu aşk cinayeti yüzünden O köşe bucak sensizliğinden saklandığım sokakların Katili olurum sensiz bu limanların,koyların Aldırmıyorum fermanımın senin ellerinde verildiği için Gerçekten bir ses seda ver ey sevgili Islanmak vardı şimdi senin ay ışığı gözlerinde..... Çalışmadan, Yorulmadan, öğrenmeden Daha kolay yaşama yollarını alışkanlık Hâline getiren insanlar, önce haysiyetlerini Sonra da hürriyetlerini ve daha sonra da İstikballerini kaybetmeye mahkûmdur. M. Kemal ATATÜRK | |
| | |