Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu

 

Karamanoğlu Mehmet Bey'in Fermanından 720 Yıl Sonra Türkçe

Türkçe icinde Karamanoğlu Mehmet Bey'in Fermanından 720 Yıl Sonra Türkçe konusu , (Karamanoğlu Mehmet Bey) Türkçemize son yıllarda Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden, bir kelime akını olduğu gerçektir. Başlangıçta birkaç kelime ile sınırlı olan kelime girişi, zamanla Türkçemizi istila şekline dönüştü. Kelimelerin ...


Geri Dön   Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu > Eğitim - Öğretim > Üniversiteler - Kampüsler > Lise Ve Üniversite Bilgileri > Türkçe

Kayıt ol Albümler Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 19-06-2008, 16:07   #1 (permalink)
Standart Karamanoğlu Mehmet Bey'in Fermanından 720 Yıl Sonra Türkçe

(Karamanoğlu Mehmet Bey)

Türkçemize son yıllarda Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden, bir kelime akını olduğu gerçektir. Başlangıçta birkaç kelime ile sınırlı olan kelime girişi, zamanla Türkçemizi istila şekline dönüştü.

Kelimelerin bir bölümü teknolojiyle birlikte geldi. Yeni bulu*nan ve yeni üretilen aletler, ülkemize gelirken adını da birlikte getiriyordu: air-conditioner, disket, faks, kamera, kompakt disk, monitör, printer, radyo, televizyon, tubeless, video, walkman… Dilimizin tabii gelişmesi içerisinde bu aletlerin çok az bir kısmına karşılık bulunabilmişti: buzdolabı, bilgisayar, derin dondurucu. Buna karşılık yabancı kaynaklı kelimelerin dilimize girişi her geçen gün biraz daha artıyordu. Yeni bulunan ve üretilen aletlerin adları girmekle kalmadı, bu aletlerin çeşitli özellikleri, parçaları, kullanıcıları ile ilgili kelimeler de dilimize girmeye başladı, hatta bu kelimelerden fiiller türetildi: air-conditoned araba, kaset, diskjokey (kısaltılmış şekli dj İngilizce söylendi dicey), videojokey (vj, vicey), fakslamak, hardware, software, zapping, zaplamak, zoomlamak...

Bilimdeki gelişme ile birlikte yabancı kaynaklı terimler de dilimize akın etmeğe başladı. Bilim adamı olarak terimlere Türkçe karşılıklar bulmak yerine işin kolayına kaçarak yabancı kaynaklı terimleri olduğu gibi veya Türkçenin ses özellik*le*ri*ne uydurarak kullanmağa başladık. Bazı bilim adamlarımız bu terimlere karşılıklar bulma çabasındaydı. Buldukları terimlerde anlaşma sağlanamadığından bir terim için birkaç karşılık teklif edildiği de oldu. Bu durum terimlerde karmaşaya yol açtı. Bunun üzerine pek çok bilim adamımız terimlerin yabancı kaynaklı olanlarını tercih etti.

Kısa bir süre içerisinde yabancı kaynaklı kelime kullanmak bir özenti halini aldı. Günlük hayatta, çarşıda, pazarda, radyoda, televizyonda, basında, okulda, sporda kısacası her yerde yabancı kaynaklı kelimeler artık bilinçsizce kullanılıyordu. Yabancı kaynaklı kelimelerin bir kısmının dilimizde karşılığı yoktu, bunlara karşılık aranmadan bu kelimeler olduğu gibi kullanılmağa başlandı: klip, promosyon, jakobenizm, kampus, karizma, efekt, ekstre, ergonomi, hit, talk şovcu...

Bunları dilimizde karşılığı olan kelimeler yerine yabancı kaynaklı kelimeleri kullanma alışkanlığı takip etti: Türkçemizde dönüşüm, değişim, kabuk değiştirme gibi güzel kelimeler dururken transformasyon; uzlaşma varken konsensus; üçleme varken hat-trick; engel varken handikap; gerginlik dururken stres; düzeltme, yenileme gibi ince anlam özelliklerine sahip kelimelerimiz varken revizyon; teşhir salonu gibi artık Türkçeleşmiş, sergi, sergi evi gibi tamamen Türkçe kelimeler dururken show room; gösteri dururken show…

Elbette küreselleşen Türki*ye’nin başka kültürlerle ilişkiye geçmesi, dilimizin başka dillerden etkilenmesi ve kelime alış verişinde bulunması tabiidir. Üstelik bu, dilimizin tarihî gelişmesi içerisinde ilk defa da olmamaktadır. Bildiğimiz kadarıyla dilimize yabancı kaynaklı kelimeler, Eski Türkçenin ikinci dönemi olan Uygur yazı dili döneminde girmeğe başla*mıştır. Uygurcaya Sanskritçeden, Soğdcadan, Toharca*dan, Çinceden kelimeler girmiştir. İslâmiyeti kabulümüzden sonra da Arapçadan, Farsçadan kelimeler almışız. Bu dönemde dilimize sadece yabancı kaynaklı kelimeler girmekle kalmamış tamla*ma**lar*da, cümle yapısında da değişiklikler olmuştur. Türkçemizin şu andaki durumu daha önce yaşadığımız dönemlerden farksızdır. Atatürk’ün dediği gibi «Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyundu*ru*ğun*dan kurtarmalıdır.» Atatürk’ün bu sözü söylediği sıradaki şartlarla şu andaki şartlar aynıdır. Bugün de Türkçemiz Batı dillerinin boyunduruğu altına girmiş*tir. Yapılması gereken de dilimizi bu dillerin boyunduruğundan kurtar*mak*tır.

Yabancı Kaynaklı Kelimelerin Getirdiği Olumsuzluklar

Yabancı kaynaklı kelimelerin dilimize girişiyle birlikte bu kelimelere karşılık olan Türkçe kelimelerin kullanımı azalmağa başlamıştır. Bu durum zamanla Türkçe kökenli bir kelimenin unutulmasına yol açabilir. Kullanımdan düşen her Türkçe kelime, kültürümüzden bir parçayı koparıp götürmektedir. Çünkü kelimelerimiz deyimlerimizde, atasözlerimizde, manilerimizde, bilmecelerimizde, türkülerimizde, şarkılarımızda, şiirlerimizde, destanlarımızda yaşamaktadır. Bir kelimeyi kaybetme*miz demek, bu kelimenin geçtiği bir deyimimizi, bir atasözümüzü, bir bilmecemizi kaybetmek demektir.

Dilimize giren bir yabancı kaynaklı kelime bazen aralarında ayrıntı bulunan birkaç kelimeye karşılık kullanılmakta, böylece dilimiz fakirleşmektedir. Bir örnek vereyim; dilimize Fransızcadan giren efor (effort) kelimesi güç, gayret, çaba kelime*le*rinin yerine kullanılmağa başlandı. Bir kelimeye karşılık dilimizdeki üç kelimeyi feda ediyoruz. Oysa efor yerine kullanabileceğimiz üç ayrı kelimemiz var.

Yabancı kaynaklı kelimeler bilen bilmeyen tarafından kullanılırken bazen keli*me*ye yanlış anlamlar da yüklenmektedir. Fransızcadan geçen promosyon (promotion), ilerleme, yükselme, artırma, çoğaltma anlamlarındayken dilimize adeta armağan kampanyası anlamıyla yerleşmiştir. Öte yandan, sırf yabancı kaynaklı kelime kullanacağım diye okur yazar kişilerimiz bile yanlış kelime kullanmaktadır. Fransızca porte (portée) kelimesi, «bir iş için gereken para tutarı» anlamındadır. Dilimizde bu kelimenin karşılığı olarak değer kelimesi bulunmaktadır. Pek çok kişi «Bu işin mali portresi çok yüksek.» diyerek porte kelimesi yerine yanlışlıkla portre kelimesini kullanır. Oysa portre «bir kişinin yağlı boya resmi veya fotoğrafı» anlamındadır. Bu yanlış kullanışta anlatım bozuk*luğu vardır. Halbuki bu anlatım bozukluğuna düşmemek son derece kolaydır. Anlamını tam olarak bilmediğiniz yabancı kaynaklı kelime yerine, Türkçesini kullanırsanız anlatım bozukluğuna düşmekten kurtulursunuz.

Her dile başka dillerden kelimeler geçtiğini biliyoruz. Bunun bir ölçüsü vardır, ancak daha vahimi, dilin söz diziminin yabancı dillerden etkilenmesi ve giderek bozulmasıdır. Bu durumu Türkçede isim tamlamalarının kullanılışında görmekteyiz. Türkçenin özelliği, tamlayan kelimenin daima tamlanan kelimeden önce gelmesidir. A Eczanesi yerine Eczane A, B Oteli yerine Otel B gibi kullanışlar Türkçenin yapısına aykırıdır. Yine bu tamlamalarda tamlanan kelimenin iyelik eki alması gereklidir. Buna rağmen dana kıyması yerine dana kıyma, halk ekmeği yerine halk ekmek şeklindeki tamlamalar da birer yanlış kullanıştır.

Yabancı kaynaklı kelimelerin imlâsında ve söyleyişinde birlik bulunmamakta*dır. Kimileri simpozyum, transformeyşın, leyzır, maykro derken, kimileri de sempoz*yum, transformasyon, lazer, mikro demektedir. Bu durum da dilde bir karmaşa meydana getirmektedir.

Yabancı dillerin etkisi Türkçe kelimelerin söyleyişini, seslerin çıkarılışını da bozmuştur. Geçenlerde bir özel radyodaki müzik programını dinliyordum. Programı sunan kişi Türkçe konuşuyordu, ama kelimeleri bir yabancı aksanıyla söylüyordu. Vurgu kaybolmuştu. Kelimelerdeki sesleri ağzında yuvarlayarak çıkarıyordu. Yıllar önce dilimize giren ve radyo şeklinde kullanılan kelimeyi reydyo, müzik kelimesini de müyzik diye söylüyordu. Bu söyleyiş garabetinden Türkçe kelimeler de nasibini alıyordu: değil kelimesi diyl, arayın kelimesi arayn, yarın kelimesi yırın gibi tuhaf şekillerde söyleniyordu.

Yabancı dillerdeki kelimeleri olduğu gibi çeviri yoluyla Türkçeye aktarmak ve kullanmak da bir başka anlam bozukluğu. Üzgünüm, korkarım, banyo almak, duş almak, çay almak, yemeğe almak, artı (ayrıca, ilave olarak, üstelik anlamlarında), bekleme yapmak gibi kelimeler Türkçe olsa da kullanılış yerleri ve şekilleri Türkçe*nin mantığına aykırı olduğu için birer anlatım bozukluğudur. Güle güle - Allaha ısmarladık yerine, baybay, çaav, çüüs, görüşürüz gibi kelimeler de birer Türkçe ifade değildir. Üstelik dilimizdeki görüşürüz şeklindeki bir ifade tehdit, göz dağı bildirmektedir.

İş bunlarla da kalmadı. Ünlemle*ri*miz değişti. Artık hayret verici bir durum karşı*sında vaouv diye sesleni*liyor. Kelimelerimizden bazıları da İngilizce kelimelere benzetilerek söylenilir oldu; herıld (her hâlde).

Bütün bunların sonunda, yakın bir gelecekte ana diline yabancı kuşakların ortaya çıkması ihtimali de vardır. Ana dilini iyi bir şekilde bilmeyen, öğrenemeyen kuşakların edebiyatımıza, kültürümüze yabancı kalması da söz konusudur. Zaten şu anda yaşadığımız durum da, Türkçemizin kullanımında bir kayıtsızlık ve umursa*maz*lık olduğunu göstermektedir. Yüksek öğrenim yapan kuşaklarımız bile dilimizin ve edebiyatımızın klâsikleri sayılan eserleri okumadan, Türkçemizi doğru ve güzel kullanma yeteneğini kazanmadan günlerini geçirmektedir. Okumayan kişinin düşün*mesi, dilini geliştirmesi, hele yazması mümkün değildir.

Çözüm Ne ?

Karşılaştığımız bu durum başka ülkelerde de yaşandı ve yaşanıyor. Amerika*lı*lar, dillerine giren İspanyolca kelimelerin son zamanlarda artmış olmasın*dan rahat*sız*lar. Almanlar, öteden beri yabancı kaynaklı kelimelere karşı tavır almış durumda. Fran*sızlar da Fransızcanın İngilizcenin etkisine girmesine ve dilleri*nin İngilizceleş*me*ğe başlamasından çok rahatsız oldular. Hazırladıkları bir kanunla dillerini koruma altına almanın mücadelesini veriyorlar. Bizde de Fransa gibi bir kanun çıkarma hazırlığı var. Önce bir kanun taslağı hazırlandı ve kamuoyunda tartışmaya açıldı. Olumlu olumsuz yankılar uyandırdı. Aslında herkes Türkçenin bugün içinde bulunduğu durumdan rahatsız. Kanun taslağına tepkiler ise daha çok, dilin kanunla korunamaya*ca*ğı düşünce*sin*den kaynaklanıyordu. Kanunlar günlük hayatımızdaki, ekonomimiz*de*ki, toplum hayatımızdaki pek çok konuya düzenleme getiriyor. Kanunlar olmasa, büyük bir karmaşanın yaşanacağını hepimiz biliyoruz. Dil alanında da bir karmaşa yaşanmıyor mu ? O halde, Türkçenin kullanılmasına ilişkin bir kanun çıkarılmasında da bence bir sakınca yoktur. İçinde bulunduğumuz durum ne yazık ki böyle bir kanunun çıkarılmasını gerekli kılıyor.

Bu kanun taslağında bazı değişiklikler yapıldı ve bu defa bir kanun tasarısı hazırlandı. Şimdi bu tasarı meclise ulaşmıştır. Tasarının en kısa zamanda kanunlaş*ma*sını bekliyoruz. Böylece dilimizin içinde bulunduğu durumdan kurtulması için önemli bir adım atılmış olacaktır.

Elbette her şey bu kanun tasarısına bırakılmış değil. Türk Dil Kurumu, Atatürk’ün sözünü kendisine şiar edinerek, dilimizi yabancı dillerin boyunduruğun*dan kurtarma mücadelesini veriyor. Türk Dil Kurumu, yaklaşık üç yıldır yabancı kaynaklı kelimelere karşılıklar buluyor, bu karşılıkları Türk Dili der*gi*sin*de yayımlıyor. Bu karşılıklara birkaç örnek vermek istiyorum: Fac-similé için belgegeçer, onun kısaltılmış şekli olan faks için ise belgeç; promosyon için özendirme; zaping için geçgeç; viyadük için köprü yol; reyting için değerlen*dir*me; rantiye için getirimci vb…

Teklif edilen karşılıkların bir bölümü 1995 yılında Yabancı Kelimelere Karşılıklar adıyla kitap olarak yayımlandı. Bu kelimelerden tutulup kullanılanlar da oldu, tutulmayanlar da. Bu kelimelerin çoğu, zamanla tutulacak ve toplumun her kesimi tarafından kullanılacak. Bu konuda basınımıza, radyo ve tele*viz**yon kuruluşlarımıza da önemli bir görev düşmektedir. Bu kelimelerin tutulması, yaygınlık kazanması, topluma mal olması, basında, radyo ve televizyonda kullanıl*ma**sıyla daha çabuk olacaktır. Gazetecilerimiz, yazarlarımız, sunucularımız, teklif edilen karşılık*ları kullanırlarsa, söz varlığımızın zenginleşmesine katkıda bulunmuş olacaklardır.

İş Yeri Adlarında Kullanılan Yabancı Adlar Sorunu

Ticarî kuruluşların unvanlarında, isimlerinde, tabelâlarında, reklâmlarında yabancı kökenli kelime kullanması da son yıllarda hız kazandı. Türkçeye karşı kayıt*sız*lı*ğımız iş adamlarımızı ve esnafımızı da etkiledi. Çarşılarımızda yabancı kaynaklı ad kullanan mağazaların sayısı giderek artmakta. Caddede yürürken mağaza adlarına bakan kişi, Türkiye'de mi yabancı bir ülkede mi olduğunu anlayamıyor. Yurt dışındaki kuruluşlarla ilişkide olan, onların ülkemizde temsilciliğini yapan firmaların yabancı marka adlarını kuruluşlarında kullanmaları bir mecburiyet olabilir. Bu bir ölçüde hoş karşılanabilir. Ama, marka adını taşımayan, dolayısıyla yurt dışındaki bir kuruluşla ilgisi olmayan mağazalarımız da modaya uyarak yabancı adları kullanıyorlar. İşte bunu anlamak zor. Türk milletine hitap etmesine rağmen mağazasına yabancı ad verenlere yaptıkları işin mantıksız olduğunu anlatmak gerekir. Ülkemizin mağazalarının, kuruluşlarının adlarının Türkçe olması ve Türk alfabesiyle yazılması esas olmalıdır. Adlarında Q, W, X gibi harfleri kullanan mağaza ve kuruluşlar, Atatürk'ün harf inkılâbına ve 1 Kasım 1928 gün ve 1353 sayılı alfabe kanununa aykırı hareket etmektedirler. Bilindiği gibi yirmi dokuz harfimiz içerisinde bu harfler yer almamaktadır. Bizzat Atatürk’ün hazırladığı bu kanunda harflerin adları be, ce, fe, ge, he, me, ne, te, ve… şekillerinde belirtilmiştir. Dolayısıyla, bu harfleri bi, si, di, ef, ci, eyç, em, en, ti, vi şekillerinde kullanmak da Atatürk’ün harf inkılâbına saygısızlıktır.

Ürünlerin tanıtımında, kullanma kılavuzlarında kullanılan yabancı dil de ayrı bir sorundur. Bir ürünü beğeniyor*su*nuz, satın alıyorsunuz. Eve gelip bakıyorsunuz, kullanma kılavuzunda ürünün nasıl kul*la*nılacağı İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça, Japonca, İspanyolca, Yunanca, Rusça anlatılmış, Türkçesi yok. Bu, sadece ithal ürünlerde değil, Türkiye'de üretilip de ihraç edilecek ürünlerde de görülüyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde ithal edilen ürünün kullanma kılavuzunda o ülkenin dilinin olmaması düşü*nü*lemez. Avrupa ülkeleri bu konuda son derece hassastır. Kendi dilinde kullanma kılavuzu olmaması hâlinde o ürünün ülkeye sokulmasına izin verilmez. Tüketicinin aldığı ürünü doğru bir şekilde kullanabilmesi için kullanma kılavuzunun anlaşılır bir dilde yazılması gerekir. Aksi takdirde tüketici satın aldığı mala istemeden zarar verebilir ve kullanma kılavuzuna uygun kullanmadığı için de ürün garanti kapsamı dışında kalabilir. Bu sebeple ürünlerin kullanma kılavuzlarında Türkçe açıklamaların mutlaka yer alması gerekir.

Az önce sözünü ettiğimiz kanun tasarısında bu konulara da çözüm getirilmek*te**dir. Tasarının üçüncü maddesinde; «Ticarî kuruluşların ad ve unvanları ile mal, ürün ve hizmet adlarının Türkçe olması ve yeni Türk alfabesiyle yazılıp okunması zorunludur... Mal, ürün ve hizmetlerin sunuluş ve tanıtılmasında, kullanma tarifesi veya kitapçığında, bunlarla ilgili fatura, makbuz ve diğer belgelerde de Türk dilinin ve yeni Türk alfabesinin kullanılması zorunludur. Sunuluş ve tanıtımda, kullanma tarifesi veya kitapçığında, fatura, makbuz ve diğer belgelerde başka diller kullanılacaksa bunlar ilgili kitapçık ve belgelerde Türkçeden sonra yer alır.» hükmü bulunmaktadır.

Aslında bütün bunların bir kanuna gerek kalmadan olması gerekirdi. Millet olarak hep birlikte ana dilimize sahip çıksaydık, ana dilimize özen gösterseydik, ana dili öğretimini en az yabancı dil öğretimi kadar önemseseydik, bugün herkesin şikâyetçi olduğu durumla karşılaşmaz, dilimizi korumak için kanun çıkarma mecburiyetinde kalmazdık.

Kanunun yanı sıra başka tedbirler de alınabilir. Meselâ belediyeler iş yeri açma izninin verilmesi sırasında Türkçe ad kullanmayan mağaza ve kuruluşlara izin vermeyebilir. Nitekim Karaman, Afyon, Kastamonu, Kırşehir, Boyabat, Salihli, Turgutlu bele*di*ye*leri, iş yerlerinin tabelâlarında ve reklâm amaçlı ilânlarında Türkçe kökenli kelimeler kullanılması, yeni açılacak iş yerlerine Türkçe adlar konulması konusunda kararlar almışlardır. Türk Dil Kurumu, bu belediyelere onur belgesi vermiştir. Uygulamanın yurt sathına yayılması yararlı olacaktır.

Bütün bunlar, yürütülen çalışmaları, toplumumuzun benimsediğini, sağduyulu her insanın dilimize sahip çıktığını göstermektedir. Türk milleti diline sahip çıktıktan sonra, karamsar olmak gereksizdir. Bu sebeple, Türkçemizin geleceği konusunda hiçbir endişe taşımıyorum. Türkçemizi aydınlık günler beklemektedir.
__________________
Gökyüzünde değilsin yalnız
Bir yanın ay bir yanın yıldız
Efsaneler yerde sürünsün
Kartalım göklerde süzülsün

Beşiktaşlıyız Beşiktaşlı
Anlayamaz kimse bu aşkı
Bekçisiyiz Kopsa Kıyamet
Siyah beyaz bize emanet !

Sen neredeysen oradayız biz
Ne dağlar engel ne de deniz
Sonunda ölüm bile olsa
Son nefeste bilki senleyiz
AnKaRaLiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19-06-2008, 16:14   #2 (permalink)
Standart

Arıyorum
Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı;

'Bu günden sonra, divanda, dergahta, bargahta, mecliste,
meydanda Türkçe'den başka dil konuşulmaya' diye,

Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehiri,
Fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey,
Hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?

Dükkanın store, bakkalın market, torbasının poşet,
Mağazanın süper, hiper, gros market,
Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?

İlan tahtasının bilboard, sayı tabelasının skorboard,
Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde welcome,
Çıkışında goodbye okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın body guard,
Sanat ve meslek pirlerinin duayen,
İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?

Sekinin, alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?

İş hanımızı plaza, bedestenimizi galeria,
Sergi yerlerimizi center room, show room,
Büyük şehirlerimizi mega kent diye gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fast food,
Yemek çeşitlerimizin menü,
Hesabını adisyon diye ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmaya sponsorluk diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air bag,
Eh pek olasıcalar, oluru, pekalayı okey diye konuşanınız var mı?

Çarpıcı, önemli haberler flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri oley oley,
Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?

Vırvırık dağının tepesindeki köyde,
Cafe shop levhasının altında,
Acının da acısı kahve içeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün el diline özendiğine içiniz yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,
Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı...
Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?
__________________
Gökyüzünde değilsin yalnız
Bir yanın ay bir yanın yıldız
Efsaneler yerde sürünsün
Kartalım göklerde süzülsün

Beşiktaşlıyız Beşiktaşlı
Anlayamaz kimse bu aşkı
Bekçisiyiz Kopsa Kıyamet
Siyah beyaz bize emanet !

Sen neredeysen oradayız biz
Ne dağlar engel ne de deniz
Sonunda ölüm bile olsa
Son nefeste bilki senleyiz
AnKaRaLiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19-06-2008, 22:03   #3 (permalink)
Standart

Her şeyden önce gençlerin kendi diline sahip çıkması lazım, kendi Türkçe kelimelerini bile yabancılaştırıp kullandıkça gençler, kanun dahi çıkarsalar önüne geçilmez. En basit örnekleri: Teşekkür etmek yerine thanks diyor, K yerine özellikle Q yazıyor.

Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli duygusunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. 1930

Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. 1931
K.ATATÜRK
__________________
Neydi Ki İstediğim?
Bir Tutam Yüreğe çalınacak Aşk Mı?
Sevdi İşte Yüreğim
Bir Tutam Pamuk Kadar Saf Ve Temiz

Ara Sıra Yüreğim Sıkışsa da
Basanlar Kâbusum Olsa da
Bıkar Mı Gözüm Bakmaktan,
Geçer Mi Gönlüm Sevdadan!





Üyeler içindir. üye olun...
*Freya* isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20-06-2008, 22:26   #4 (permalink)
Standart

Alıntı:
*Freya* Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Her şeyden önce gençlerin kendi diline sahip çıkması lazım, kendi Türkçe kelimelerini bile yabancılaştırıp kullandıkça gençler, kanun dahi çıkarsalar önüne geçilmez. En basit örnekleri: Teşekkür etmek yerine thanks diyor, K yerine özellikle Q yazıyor.

Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli duygusunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. 1930

Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. 1931
K.ATATÜRK
fazla söze gerek yok
__________________
Gökyüzünde değilsin yalnız
Bir yanın ay bir yanın yıldız
Efsaneler yerde sürünsün
Kartalım göklerde süzülsün

Beşiktaşlıyız Beşiktaşlı
Anlayamaz kimse bu aşkı
Bekçisiyiz Kopsa Kıyamet
Siyah beyaz bize emanet !

Sen neredeysen oradayız biz
Ne dağlar engel ne de deniz
Sonunda ölüm bile olsa
Son nefeste bilki senleyiz
AnKaRaLiM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Etiketler
karamanoglu, mehmet, bey in, fermanindan, 720, yil, sonra, turkce


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Türkiye +4. Şuan Saat: 08:56.

Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 knight online
site ekle Alexa Toolbar TOPlist Message Board Statistics