
Türkçe icinde Osmanlı Türkçesi Sözlüğü konusu , <span style=\'font-family: "Verdana"\'> iâde: geri verme. iâdeten: geri vererek. iânât: yardımlar. iâne: yardım. iâşe: geçindirme, besleme. ibâ: çekinme. ibâd: kullar. ibâdât: ibadetler. ibâdet: Allahın emirlerini yerine getirmek. ibâdetgâh: ibadet yeri. ...
| |||||||
| Kayıt ol | Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #11 (permalink) |
| <span style=\'font-family: "Verdana"\'>iâde: geri verme. iâdeten: geri vererek. iânât: yardımlar. iâne: yardım. iâşe: geçindirme, besleme. ibâ: çekinme. ibâd: kullar. ibâdât: ibadetler. ibâdet: Allahın emirlerini yerine getirmek. ibâdetgâh: ibadet yeri. ibâdethâne: ibadet evi. ibâdetkâr: ibadetli, ibadet eden. ibâdullah: Allahın kulları. ibâhât: haram olmayanlar. ibâhe: helâl kılma. ibâhiyye: haramı helâl sayan sapkınlar. ibârât: ibareler, metinler, yazılar. ibâre: metin, yazı. ibâret: meydana gelmiş, kadar. ibdâ: yoktan örneksiz yaratma. ibhâm: kapalı bırakma, açıklamama. ibkâ: sürekli kılma, bakileştirme. iblâğ: ulaştırma. iblis: şeytan. iblisâne: şeytanca. ibn: oğul, oğlu. ibnullah: "Allahın oğlu" mânâsında sapkınlık ifade eden bir tabir. ibnüzzaman: zamanın oğlu, devrin adamı. ibrâ: temize çıkarma. ibrâhimvârî: ibrahim aleyhisselâm gibi. ibrânî: Yahudi sülalesi, o sülaleden olan kimse. ibrâz: gösterme. ibre: ölçü aletlerindeki iğne. ibret: bir hâdiseden alınan ders. ibretâmiz: ibret öğreten. ibretfeşân: ibret saçan. ibretnümâ: ibret gösteren. ibrik: bir su kabı. ibrişim: ipekten yapılmış iplik. ibtâl: bozma, boşa çıkarma, uyuşturma. ibtâlihis: duyguları uyuşturma, anestezi. ibtidâ: başlangıç. ibtidâî: ilkel. ibtilâ: tiryakilik, düşkünlük. ibtizâl: çokluktan dolayı değer kaybı. îcâb: lüzum, gerek. îcâbât: gerekler, cevap vermeler. icâbet: cevap verme. icâbî: icapla ilgili, gerekli. îcad: yoktan yaratma. îcadî: yaratmayla ilgili. îcâr: kiralama. îcâre: kira, gelir. icâz: az sözle çok mânâ anlatma. îcâz: benzerini yapmakta insanı âciz bırakan. icâzât: izinler, diplomalar. icâzdârâne: az sözle çok mânâ anlatırcasına. icâzet: izin. icâzetnâme: diploma. îcâzî: icazla ilgili, mûcize olan. icâzkâr: icazlı, sözü az mânâsı çok. îcâzkârâne: benzerini yapmakta insanı âciz bırakırcasına. îcâzvârî: mûcize gibi. icbâr: zorlama. icl: dana. iclâ: cilalama. iclâl: saygı göstermek, büyüklük. iclâs: oturtma, tahta çıkarma. icmâ: toplama, büyük âlimlerin bir mesele üzerinde birleşmeleri. icmâen: topluca, birleşerek. icmâkârâne: topluca. icmâl: özetleme. icmâlen: kısaca, özetle. icmâlî: kısa, özlü. icrâ: uygulama, yapma. icrâât: uygulamalar, yapmalar. ictihâd: âyet ve hadîslerden hüküm çıkarma, içtihat. ictihâdât: hüküm çıkarmalar. ictihâdî: içtihatla ilgili. ictihâdîye: içtihatla ilgili olan. ictimâ: toplanma, içtima. ictimâât: toplanmalar. ictimâî: toplumla ilgili. ictimâiyyât: sosyoloji, toplumbilim. ictimâiyyûn: toplumbilimciler. ictinâ: meyve toplama. ictinâb: içtinap, sakınma, kaçınma. îd: bayram. îdâd: hazırlama. îdâdî: hazırlıklık devresi. îdâdiye: hazırlamayla ilgili, eskiden lise seviyesindeki okul. îdam: yok etme, öldürme. idâme: devam ettirme. idâre: yönetme, yönetim. idbâr: düşkünlük. iddet: kocası ölen kadının bekleme süresi. iddia: tez, direnme. iddiaen: iddia ederek. iddianâme: iddiaların toplandığı yazı, metin. iddihâr: biriktirme. iddihârât: biriktirmeler. ideâl: gaye, ülkü. ideoloji: fikir sistemi. idgam: gizleme. idhâl: içeri alma, ithal. idhâlât: dışarıdan alımlar, ithalat. idlal: saptırma, sapma. idman: alıştırma. idrâk: kavrayış. idrâr: sidik. idris: ilk elbiseyi diken peygamber. îfâ: ödeme, yerine getirme. ifâdât: anlatımlar. ifâde: anlatım. ifâkat: iyileşme. ifâza: feyizlendirme. iffet: namusluluk. ifhâm: anlatma. ifhâm: susturma. ifk: iftira. iflâh: kurtulma. iflâs: fakirleşme. ifnâ: yok etme. ifrağ: dönüştürme. ifrat: aşırılık. ifratâlûd: aşırılıkla karışık. ifratkâr: aşırı giden. ifratkârane: aşırı gidercesine. ifratperver: aşırılığı seven. ifratperverâne: aşırılığı severcesine. ifrâz: ayrılma, akma, salgı. ifrâzât: akıntılar, salgılar. ifrit: tehlikeli cin. ifsâd: bozma. ifsâdât: bozmalar. ifşâ: gizli olanı açıklama. ifşâât: ifşalar. iftihar: övünme, kıvanma. iftiharkârane: övünürcesine. iftikar: fakirliğini bilip gösterme. iftikarat: fakirliğini bilip göstermeler. iftira: birine aslı olmayan bir suç yükleme. iftirak: ayrılma. iftiraname: iftira yazısı. iftiras: parçalama. iftitah: namaza başlarken alınan tekbir. iğbirar: kırılma, gücenme. iğdab: öfkelendirme. iğdiş: burulmuş. iğfal: aldatma, ayartma. iğfalât: iğfaller, aldatmalar. iğlak: kapalılık, anlaşılmazlık. iğtinam: yağmalama. iğtişaş: karışıklık. iğva: azdırma, baştan çıkarma. ihafe: korkutma. ihâle: işi uygun olana verme. îhâm: vehme düşürme. ihânet: hainlik. ihânetkâr: ihanetçi, hain. ihânetkârâne: ihanet edercesine. ihâta: çevirme, kuşatma, kavrayış. ihâtât: ihatalar, kuşatmalar, kavrayışlar. ihbar: haber verme. ihbarât: haber vermeler. ihdâ: îman yolunu gösterme, hediye etme. ihdâs: yeni bir şey ortaya çıkarma. ihfa: gizleme. ihkak: hakkı yerine getirme. ihkakıhak: hakkı sahibine vermek. ihkâm: sağlamlaştırma. ihlâf: yemin ettirme. ihlâk: helâk etme, yok etme. ihlâl: bozma, sakatlama. ihlâs: her işi Allah için yapmak. ihmâl: boşlama, savsaklama. ihrâc: ihraç, çıkarma, dışarı atma. ihrâcât: dışarıya mal satma. ihrak: yakma. ihram: hacıların elbisesi. ihrâz: kazanma, erişme. ihsâ: sayma. ihsan: güzelce verme, iyilik. ihsanât: ihsanlar. ihsanperver: ihsan etmeyi seven. ihsâs: hissetme, hissettirme. ihtar: hatırlatma. ihtarât: hatırlatmalar. ihticâc: delil gösterme. ihtidâ: îman yoluna girme. ihtifâ: gizlenme. ihtifâl: tören. ihtifâlât: törenler. ihtikâr: malı kıymetlensin diye saklama. ihtilâc: çırpınma, seğirme. ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık, ayrılık. ihtilâfat: anlaşmazlıklar, ayrılıklar. ihtilâfî: anlaşmazlık konusu. ihtilâl: ayaklanma, kargaşalık. ihtilâlât: ihtilâller, ayaklanmalar. ihtilâlkârâne: ihtilâl yaparcasına. ihtilâm: uyurken cenabet olma. ihtilât: karışma, görüşme. ihtilâtat: karışmalar, görüşmeler. ihtimal: olabilirlik. ihtimalat: ihtimaller. ihtimam: özen, özenme. ihtimamât: ihtimamlar, özenmeler. ihtimamkâr: ihtimamcı, özen gösteren. ihtimamkârâne: ihtimam gösterircesine, özenerek. ihtirâ: yepyeni bir şey ortaya çıkarma. ihtiram: hürmet etme. ihtiras: aşırı istek. ihtirasât: ihtiraslar, aşırı istekler. ihtiraz: çekinme. ihtisar: kısaltma. ihtisaren: kısaltarak. ihtisas: hissetme, duyumsama. ihtisas: uzmanlık. ihtisasat: hislenmeler, duygulanmalar. ihtisasat: uzmanlıklar. ihtişam: görkem, etkileyici görünüş. ihtiva: içine alma, kapsama. ihtiyacât: ihtiyaçlar. ihtiyac: gerek duyma, gerek duyulan şey. ihtiyar: seçme, isteme, yaşlı kimse. ihtiyare: ihtiyar hanım. ihtiyarem: ihtiyarım, yaşlıyım. ihtiyaren: seçerek, isteyerek. ihtiyarî: isteğe bağlı, istemekle. ihtiyarsız: istek dışı, istemeden. ihtiyat: ilerisini düşünerek davranma. ihtiyaten: ilerisini düşünerek. ihtiyatî: ihtiyatla ilgili. ihtiyatkâr: ihtiyatlı. ihtiyatkârane: ihtiyatlı bir biçimde. ihtizâr: çekinme, sakınma. ihtizaz: titreme, hoşlanma. ihtizazât: titremeler, hoşlanmalar. ihvân: kardeşler. ihvânî: kardeşlikle ilgili. ihvetî: kardeşim. ihyâ: canlandırma. ihzâr: hazırlama. ihzârât: hazırlamalar. ihzâriye: hazırlama. îka: yapma, etme. îkaât: yapıp etmeler. ikab: azap, eziyet, ceza. ikame: yerine koyma. ikamet: oturma, yerleşme. ikametgâh: oturulan yer, adres. îkan: kesin biliş. îkaz: uyarı. îkazât: uyarılar. îkazkâr: uyarıcı. îkaznâme: uyarma yazısı. ikbâl: yönelme, talihlilik, saadet. iklim: bir yerin hava durumu. ikmâl: tamamlama. iknâ: inandırma. ikra: oku! ikrâh: zorlama, tiksinme. ikrâm: ağırlama. ikrâmât: ikramlar. ikrâmiye: armağan olarak verilen para. ikrâr: söyleme, dile getirme. ikrâz: borç verme. iksir: çok tesirli ilaç. iktibas: alıntı, söz nakletme. iktibasen: alıntı yaparak. iktidâ: uyma. iktidâen: uyarak. iktidar: güçlülük. iktifa: yetinme. iktifaen: yetinerek. iktiham: dayanma, katlanma. iktiran: iki şeyin bir arada gelmesi, yakınlık. iktisa: giyinme. iktisâb: kazanma, edinme. iktisâd: tutum, harcamada aşırıya kaçmama, ekonomi. iktisar: kısaltma. iktiza: gerekme, gereklik. ilâ: "kadar" mânâsında ön ek. îlâ: yüceltme, yayma. ilââhir: sonuna kadar. ilââhirilâyet: âyetin sonuna kadar. ilâh: tanrı. ilâhe: tanrıça. ilâhî: Allaha dair. ilâhiyat: Allahtan bahseden ilim. îlâm: bildirme. îlâmnâme: bildirme yazısı. ilân: duyurma, duyuru. ilânât: ilanlar, duyurular. ilânihaye: sona kadar. ilânnâme: duyurma yazısı. ilâve: ek. ilâveten: ek olarak. îlâyıkelimetullah: Allah kelâmını yayma. ilbâs: giydirme. ilca: gereklilik, zorlama. ilcaât: gereklilikler, zorlamalar. ilel: sebepler, hastalıklar. ilelebed: sonsuza kadar. îlem: bil! îlemeyyühelazîz: bil ey azîz! ileyh: ona. ilga: kaldırma. ilhâd: dinsizlik. ilhâh: zorlama. ilhak: katma, ekleme. ilhâm: Allah tarafından kalbe gelen mânâ. ilhâmât: ilhamlar, kalbe gelen mânâlar. ilhâmen: ilham olarak. ilhâmî: ilhamla ilgili. ilka: ekme, bırakma. ilkaât: ilkalar, ekmeler. ilkah: dölleme, aşılama. illâ: ille, ne olursa olsun, özellikle. illallah: Allahdan başka. ille: sebep, illa. illet: hastalık. illet: asıl sebep. illiyet: sebeplik. illiyyîn: cennetin en yüksek yeri. illüzyon: cisimleri yanlış idrak etmek. ilm: ilim. ilmelyakîn: ilim yoluyla kesin biliş. ilmî: ilimle ilgili, ilme uygun. ilmihâl: "hâl ilmi" mânâsında herkese gerekli olan dinî hükümleri bildirmek maksadıyla yazılan kitaplara verilen isim. ilmiye: âlimler yolu. ilsâk: yapışma, bitişme. iltibas: karıştırma, ayıramama. ilticâ: sığınma. ilticâgâh: sığınak. ilticâkârâne: sığınırcasına. iltifât: lütfetme, gönül alma, güzel sözle okşama. iltifâtât: iltifatlar, gönül almalar, lütfetmeler. iltifâtkârâne: iltifat edercesine. iltihâb: yanma, kızışma. iltihak: katılma. iltihâm: kaynaşma. iltika: kavuşma. iltimas: kayırma. iltisak: kavuşma. iltiyâm: kaynaşma. iltizam: kayırma, taraf tutma, gerekli bulma. iltizamkârâne: taraf tutarcasına. iltizamperverâne: taraf tutmayı severcesine. ilyâs: Kuranda adı geçen bir peygamber. ilzâm: susturma, sözle üstün gelme, yenme. îmâ: dolayısıyle anlatma. imâd: direk. îmâen: ima ederek. îmâî: ima şeklinde. îmâl: yapma, yapım. îmâlât: yapmalar, yapımlar. imâle: meylettirme, uzun okuma. imam: namaz kıldıran kimse, büyük âlim, önder. imame: sarık, tesbih başı. imamet: imamlık, önderlik. imamımübîn: bir nevi kader defteri. imân: çok dikkatli olma. îmân: inanma. îmânî: îmanla ilgili. îmânperver: îmanı seven. îmar: yapma, onarma, şenlendirme. îmarât: imarlar, yapmalar, onarmalar. imâret: bayındırlık, fakirlere yemek verilen yer. îmarkârâne: imar edercesine. imâte: öldürme. imbik: süzme aleti. imdâd: imdat, yardım. imdâdât: yardımlar. imdi: şimdi. imha: bozma, yıkma, yok etme. imhâl: erteleme. imkân: olabilirlik. imkânât: imkânlar, olabilmeler. imkânî: olabilen. imlâ: doldurma, yazma bilgisi. imrân: Hazreti Meryemin babası. imrâr: geçirme. imsâk: el çekme, oruca başlama zamanı. imtidâd: uzama. imtihan: sınama. imtihanât: sınamalar. imtinâ: çekinme, yanaşmama, imkânsız olma. imtinân: minnet etme. imtisâl: misal edinme, benzemeye çalışma. imtisâlen: misal edinerek, uyarak. imtiyaz: ayrıcalık. imtiyazât: ayrıcalıklar. imtizâc: uyuşma, kaynaşma. imtizâcât: kaynaşmalar, uyuşmalar. imtizâckâr: uyuşan, kaynaşan. imtizâckârâne: kaynaşarak, uyuşarak. inâbe: günahı terkedip hakka yönelme. inâd: ayak direme, inat. inâdî: inada dayanan. inâm: nimetlendirme. inâmât: nimetlendirmeler. inâmperver: nimetlendirmeyi seven. inâs: kadınlar. inaş: hareketlendirme. inâyât: yardımlar. inâyet: yardım. inâyethâh: yardım isteyen. inâyetkâr: yardım eden. inâyetkârâne: yardım edercesine. inâyetnâme: yardım yazısı. inâyetperver: yardımsever. inbât: otun bitmesini sağlama. inbik: imbik, süzme âleti. inbisât: genişleme. incil: dört büyük ilâhî kitaptan biri. incilâ: cilâlanma, parlama. incilâb: celbedilme, çekilme. incimad: donma, katılaşma. incirar: çekilme, sona erme. incizâb: cezbedilme, çekilme. incizâbât: cezbedilmeler, çekilmeler. incizâr: çekilme. ind: yan, kat. indallah: Allah katında. indelbüleğa: adamına göre güzel söz söyleyenler yanında. indelhâce: gerek duyulduğunda. indî: kendince, keyfî. indifâ: def olma, püskürme. indimaç: kenetlenme. indiras: bozulma, silinme. ineb: üzüm. infâk: nafaka verme. infâz: yerine getirme. infiâl: hareketlenme, kızma. infiâlât: infialler. inficâr: tan yerinin ağarması, tohumun çatlaması. infikâk: ayrılma, ayrışma. infilâk: patlama. infirad: teklik, benzersizlik. infisah: bozulma, dağılma. infisal: ayrılma. rgin-top:0cm;margin-right:1.0cm;margin-bottom:0cm; margin-left:1.0cm;margin-bottom:.0001pt;mso-pagination:none'>infitar: yarılma. inhidam: yıkılma. inhilâl: ayrışma, dağılma. inhimak: kapılma, düşkünlük. inhinâ: bükülme, eğrilme. inhirâf: sapma. inhisaf: tutulma. inhisar: bir şeyin sadece bir kişiye verilmesi, tekel. inhitat: düşme, çökme. inhizam: bozulma, dağılma, yenilme. inîdam: yok olma. inîkad: kurulma, gerçekleşme, bağlanma. inîkas: yansıma. inkâr: inanmama. inkârî: inkârla ilgili. inkıbâz: tutukluk. inkılâb: inkılâp, değişme, dönüşme. inkılâbât: değişmeler. inkılâbvârî: inkılâp gibi. inkıraz: sönme, tükenme. inkısam: bölünme. inkısar: kısalma. inkısarât: inkısarlar. inkıtâ: kesilme, tükenme, tıkanma. inkıyâd: boyun eğme, bağlanma. inkıza: olup bitme. inkisar: kırılma. inkisarat: kırılmalar. inkişâ: açılma. inkişaf: açılma, gelişme. inkişafat: açılmalar, gelişmeler. innî: eserlerden eser sahibine götüren delil. ins: insan. insâ: unutma. insâf: merhamete dayalı adalet. insâfkârâne: insaflıca. insaniyet: insanlık. insaniyeten: insanlık bakımından. insaniyetkârâne: insanlığa yakışırcasına, insanca. insaniyetperver: insanlıksever. insî: insanla ilgili, insan cinsinden. insibab: dökülme, katılma. insibağ: boyanma. insicâm: düzgünlük. insilâh: soyulma, sıyırılma. insiyak: sevkedilme. inşâ: yapma, kurma. inşâallah: Allah dilerse. inşâd: şiir okuma. inşât: ferahlandırma. inşiâb: bölümlenme. inşikak: yarılma. inşirâh: ferahlanma, açılma. intâc: netice verme. intâk: konuşturma. intâkıbilhak: Allahın konuşturması. intâniye: mikrobik. intiaş: dinlenip canlanma. intibâ: izlenim. intibâh: uyanma. intibâhkârâne: uyanmışçasına. intibak: uyma. intifâ: faydalanma. intifâ: sönme. intihâ: son, sona erme. intihâb: seçme. intihal: çalma. intikal: geçme, anlama. intikam: öç. intikamkârâne: intikam alırcasına. intisab: bağlanma, kapılanma. intişâr: yayılma. intişârât: yayılmalar. intizam: düzgünlük, düzen, yerli yerindelik. intizamât: intizamlar. intizamkârâne: düzgünce. intizamperver: düzensever. intizamperverâne: düzensevercesine. intizar: bekleme, gözleme. intizaren: bekleyerek. inzâl: indirme, inme. inzâr: korkutma. inzibât: sıkı düzen. inzimâm: eklenme. inzivâ: bir köşeye çekilme. inzivâgâh: inziva yeri ipnotizma: telkinle uyutma. îrâb: düzgün söz söyleme. irâd: gelir, kazanç. îrâd: söyleme, dile getirme. irâde: seçme ve isteme kabiliyeti. irâdet: irade. irâdî: iradeyle ilgili, istemekle. irâe: gösterme. irâs: verme, miras bırakma. îrâz: yüz çevirme. ircâ: indirme, döndürme. irfân: bilme, anlama, zihni olgunluk. irhâsât: Efendimizin peygamberlikten önceki harika hâlleri. irs: miras, kalıtım. irsâ: sağlamlaştırma. irsâl: gönderilme. irsâlât: göndermeler. irsiyet: kalıtım. irşâd: hak yolu gösterme. irşâdât: irşatlar. irşâdgâh: irşat yeri. irşâdî: irşatla ilgili. irşâdkâr: irşatçı. irşâdkârâne: irşat edercesine. irtibât: bağlılık, ilgi. irticâ: geri dönücülük. irticâc: çalkalanma. irticâkârâne: geri dönercesine. irticâlen: hazırlıksız söyleme. irticâlî: hazırlıksız konuşma. irtidâd: dinden dönme. irtidâdkâr: dininden dönen. irtifâ: yükseklik. irtihâl: göçme, ölme. irtikâb: işleme. irtisam: resmedilme. irtişâ: rüşvetçilik. irzâ: razı etme. irzâk: rızık verme. isa: dört büyük peygamberden biri. isâbet: yerini bulma, rast gelme. isâbetiayn: göz değmesi. isâd: yükseltme, mesut etme. isâet: kötü iş işleme. îsâf: yardıma koşma. âsal: ulaştırma. isâle: akıtma. îsâr: kendisi muhtaç olduğu hâlde başkasına verme ahlâkı. isbât: delil göstererek hakikatı ortaya koyma. isevî: isa aleyhisselâmın dininden olan kimse. isevîlik: isa aleyhisselâmın dini. iska: sulama. iskân: yerleştirme. iskât: susturma. iskender: sayısız beldeler fethetmiş bir hükümdar. islâm: Hazreti Muhammed aleyhisalâtü vesselâmın getirdiği din. islâmiyet: islâmlık. ism: günah, suç. ismar: meyve verme. ismet: masumluk, temizlik. ismiâzam: en büyük ilâhî isim. ismifâil: kimin iş yaptığını bildiren isim, özne. ismullah: Allah adı. isnâaşer: on iki. isnâd: dayandırma. isnâdât: dayandırmalar. ispirtizma: cinlerle konuşup da ruhlarla konuştuklarını sananların fikri. isrâ: geceleyin götürme. isrâf: gereksiz yere harcama. isrâfât: gereksiz harcamalar. isrâfil: sur borusunu üflemekle görevli büyük bir melek. isrâfilmisâl: israfil gibi. isrâfilvârî: israfil aleyhisselâm gibi. isrâil: Hazreti Yakubun lâkabı. isrâiliyyat: Yahudilikten kalma bilgiler. istahrabat: ateşe tapanların ünlü ateşlerinin bulunduğu yer. istasyon: demiryollarında durak. istatistik: hüküm çıkarmak için bilgi toplama ve sınıflandırma ilmi. istiâb: içine alma, kaplama. istiânât: yardım istemeler. istiâne: yardım isteme. istiâre: bir kelimeyi başka anlamda kullanma. istiâze: sığınma. istibâd: akıldan uzak görme. istibdad: baskıcı yönetim. istibdadât: baskılar. istibka: kalıcı kılma. istibrâ: küçük abdestten sonra idrarın iyice kesilmesini beklemek. istibşâr: müjdeleme. istibşârkârâne: müjdelercesine. istîcâl: acele etme. isticvâb: sorup cevap isteme. istîdâ: dilekçe. istidad: istidat, yetenek. istidadat: yetenekler. istidadî: yetenekle ilgili. istidlâl: delil getirme, delile dayanarak hüküm çıkarma. istidrâc: derece derece yükselme, hayırsız başarı. istidrâcî: istidracla ilgili. istidrâdî: başka konu anlatılırken arada söylenen söz. istif: yığma. istifâ: işten ayrılma. istifâde: faydalanma. istifâdeten: faydalanma bakımında. istifâza: feyizlenme, manen gıdalanma. istifâzaten: feyizlenme bakımından. istifhâm: soru, sorma. istifra: kusma. istifsâr: anlamak için soru sorma. istifta: bir meselede dinin hükmünü sorma. istigase: yardım isteme. istiğfar: Allahtan af dileme. istiğna: gönül tokluğu, nazlanma, uzak durma. istiğrâb: yadırgama, garipseme. istiğrâbkârâne: yadırgarcasına. istiğrâk: ilâhî aşka dalıp coşarak kendinden geçme, esrime. istiğrâkî: istiğrakla ilgili. istiğrâkkârâne: kendinden geçercesine. istihâl: temizleme. istihâle: başkalaşma. istihâre: bir işin iyi olup olmadığını anlamak için rüya görmek niyetiyle uykuya yatma. istihâza: âdet kanı. istihbâb: güzel sayma. istihbâr: haber alma. istihbârât: haber almalar. istihdâf: hedef edinme. istihdâm: hizmet ettirme. istihfâf: hafife alma. istihkak: hak etme. istihkâm: sağlamlık, siper. istihkâr: hor görme. istihlâk: tüketim. istihrâc: çıkarma, çıkarım. istihrâcât: çıkarmalar, çıkarımlar. istihsâl: üretim. istihsân: güzel sayma. istihsan: korunma. istihsânât: güzel saymalar. istihsânkârane: beğenircesine. istihyâ: haya etme, utanma. istihzâ: ince alay. istihzâkârâne: alay edercesine. istihzar: hazırlama. istihzarât: hazırlamalar. istikamet: doğrultu, yön. istikbâl: gelecek zaman, yönelme. istikbâlbîn: geleceği gören. istikbâlî: gelecekle ilgili. istikbâliyât: gelecek zamanda olacaklar. istiklâl: bağımsızlık. istiklâldârâne: bağımsızca. istiklâliyet: bağımsızlık. istikmâl: tamamlama. istikrâ: ayrı ayrı olaylardan genel bir hüküm çıkarma. istikrâen: istikra bakımından. istikrah: tiksinme. istikrâr: karar kılma, yerleşme. istikrâz: borçlanma. istikzâr: pis görme. istilâ: kaplama. istilâkârâne: kaplarcasına. istilhak: kendine alma. istilzâm: gerektirme. istilzâz: lezzet alma. istimâ: dinleme. istimâl: kullanma istikrâ: ayrı ayrı olaylardan genel bir hüküm çıkarma. istikrâen: istikra bakımından. istikrah: tiksinme. istikrâr: karar kılma, yerleşme. istikrâz: borçlanma. istikzâr: pis görme. istilâ: kaplama. istilâkârâne: kaplarcasına. istilhak: kendine alma. istilzâm: gerektirme. istilzâz: lezzet alma. istimâ: dinleme. istimâl: kullanma. istimdâd: yardım isteme. istimdâdgâh: yardım isteme yeri. istimdâdkârâne: yardım istercesine. istimlâk: kamulaştırma. istimrâr: devamlılık. istimsâl: örnek alma. istimzâc: kaynaşma, karışma. istinâbe: başka yerde bulunan şahidin ifadesinin alınması. istinad: dayanma. istinaden: dayanarak. istinadgâh: dayanak. istinaf: başlangıç, mahkeme. istinâs: alışma, ısınma. istinbât: bir sözden gizli bir mânâ çıkarma. istincâ: helada temizlenme. istinkâf: çekinme, katılmama. istinkâr: inkâr etme. istinsâh: sayfaları yazarak çoğaltma. istintak: konuşturma. istirâhât: dinlenme. istirâhâtgâh: dinlenme yeri. istirâhâthâne: dinlenme evi. istirâk: hırsızlık. istirdâd: geri alma. istirhâm: merhamet dilenme. istirhâmnâme: merhamet dilenme yazısı. istîsâb: güç sayma. istîsal: kökünü kazıma. istiskal: yüz vermeyerek kovma. istismâr: menfaatine alet etme. istisnâ: ayrılık, kural dışı. istişâre: danışma, konuşma. istişfâ: şifa isteme. istişhâd: şahit gösterme. istişmâm: koklama. istitafkârane: merhamet isteyen gibi. istitar: örtünme. istitrad: ara söz. istivâ: düzelme, güneşin tepeye gelmesi. istizâh: açıklama istemek. istizâm: büyütme. istizân: izin isteme. istizhâr: birinden yardımcı olmasını isteme. isyân: ayaklanma, başkaldırma. isyânkârâne: başkaldırırcasına. îşâ: yatsı. işâa: haber yayma. işâl: alevlendirme. işâr: sezdirme. işârât: işaretler. işârâtülîcâz: mûcizelik işaretleri. işâret: anlamlı davranış, belirti. işâreten: işaret ederek. işârî: işaretle ilgili. işbâ: doyurma. işgal: oyalama, alma. işgüzar: çalışkan. işhâd: şahit gösterme. işkâl: güçleştirme, çetinleştirme. işkembe: hayvan midesi. işkil: vesvese, kuşku. işmâm: koklatma. işmar: anlamlı işaret. işrak: Allaha ortak koşma. işrâk: ışıklandırma, parlatma. işrâkiyye: batıl bir felsefe. işrâkiyyûn: işrâkiyyeciler. işret: içkili toplantı. iştiâl: alevlenme. iştibâh: şüphelenme, benzerlik. iştibâk: şebekelenme, örgülenme. iştigal: uğraşma. iştihâ: iştah. iştihar: ünlenme. iştikak: türeme. iştira: satın alma. iştirak: ortaklık, katılma. iştiyak: şiddetli istek. iştiyakât: şiddetli istekler. iştiyakâver: pek istekli. iştiyakengiz: istek veren. îta: verme. itâat: söz dinleme. itâatkârâne: söz dinleyerek. itâb: azarlama. itâm: yemek yedirme. itfa: söndürme. ithaf: yazılan kitapta birinin adını anma. ithâm: suçlama. ithâmnâme: suçlama yazısı. îtibar: saygınlık. îtibarî: var sayılan. îtidâl: orta hâllilik. îtidâlidem: soğukkanlılık. îtikâd: gönülden inanma. îtikâdât: inanmalar. îtikâden: inanma bakımından. îtikâdî: inanmakla ilgili. îtikaf: bir yere çekilip ibadet etmek. îtilâ: yükselme. îtilâf: anlaşma. îtimâd: güvenme. îtimâden: güvenerek. îtinâ: özen. îtiraf: saklamayıp söyleme. îtiraz: karşı çıkma, karşı söz. îtirazât: itirazlar. îtiraziye: cümlede ara söz îtirazkârâne: itiraz edercesine. îtiraznâme: itiraz yazısı. îtisaf: haksızlık. îtiyad: alışkanlık. îtizâl: ayrılma, sapma. îtizâr: özür bildirme. itkan: sağlam yapma. itlâf: öldürme. itlak: bağlama, asma. itmâm: tamamlama. itminân: tatmin olma. itminânbahş: tatmin eden. itminânkârâne: tatmin olurcasına. ittibâ: tabi olma, uyma. ittibâen: tabi olarak, uyarak. ittifâk: birleşme. ittifâken: birleşerek. ittifâkî: birleşmeye dair, üstünde birleşilen. ittifâkkârâne: birleşircesine. ittihâd: birlik. ittihâdıislâm: Müslümanların birlik olması. ittihâm: suçlanma. ittihâmkârâne: suçlanarak. ittihâmnâme: suçlanma yazısı. ittihâz: alma, sayma. ittika: sakınma. ittikan: sağlamlık. ittisâf: sıfatlanma. ittisâfkârâne: sıfatlanırcasına. ittisâk: düzenli diziliş. ittisâl: bitişme. ittizâh: açıklık. ittizân: ölçülülük. ityân: belirleme. ivaz: karşılık. îvicâc: eğrilik. îvicâcât: eğrilikler. îyanî: görünen. îyd: bayram. izâ: birdenbire. izâbe: eritmek. izâc: taciz etme, rahatsız etme. izâcât: taciz etmeler. izâe: aydınlatma. izâfe: bağlama, yükleme. izâfî: göreli, göreceli. îzâh: açıklama. îzâhât: açıklamalar. îzâhen: açıklama ile. izâle: giderme. izâm: büyükler. îzâm: büyütme. izân: anlayış. izânî: anlayışla ilgili. izâr: elbise. îzâz: ağırlama. izbe: kuytu. izdihâm: yığışma. izdivâc: evlenme. izdiyad: artma. izhâr: gösterme. izinnâme: izin belgesi. izmihlâl: bozulma. izn: izin. izzet: üstünlük, galibiyet. izzetâlûd: izzetle karışık. izzetinefis: insanın kendine saygısı.
__________________ Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... | |
| | |
| | #12 (permalink) |
| J jâle: çiy, şebnem, kırağı. jandarma: asayişle görevli asker. jelatin: kokusuz bir madde, bir cins kağıt. jeolog: yeryüzü ilmi ile uğraşan kimse. jeoloji: yeryüzünün yapısını inceleyen ilim. jest: anlamlı beden hareketleri. jiyân: kükremiş. Jöntürk: Osmanlıların son döneminde yaşayan yenilik sevdalısı gençler. jurnal: günlük, ispiyon. jülîde: perişan, dağınık. jüri: bir mesele hakkında hüküm vermek için toplanan heyet. </span>
__________________ Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... | |
| | |
| | #13 (permalink) |
| K kabahat: kusur, suç. kabaih: kabahatlar. kabâil: kabileler. Kâbe: namaz için yöneldiğimiz mukaddes mabet. Kabıkavseyn: Peygamberimizin mîraçta ulaştığı son nokta. kâbız: tutan, sıkan, kavrayan. kabîh: çirkin. kabil: olabilir, gibi, türlü. kabîle: aynı soydan olup beraber yaşayan insanlar. kabilîyet: yetenek, etkilenebilirlik. kabine: bakanlar kurulu. kabir: mezar. kabl: önce. kablelbülûğ: ergenlikten önce. kablelvukû: olmadan önce. kablelvücûd: var olmadan önce. kabr: kabir, mezar. kabristân: mezarlık. kabûlüadem: yokluk kabulü. kâbus: korkulu rüya. kabz: tutma, alma, tutukluk. kabza: sap, el, avuç. kabzıervah: ruhların alınması. kabzıruh: ruhun alınması. kaddesallahüesrarehüm: Allah onların sırlarını mukaddes kılsın. kade: namazda oturuş. kadem: ayak, adım. kademe: derece, sıra. kader: Allahın herşeyi ezelden bilip takdir etmesi. Kaderiye: "kul fiilin yaratıcısıdır" diyen sapık mezhep. kadî: kadı, hâkim. kadîb: kılıç. Kadîm: öncesiz olan Allah. kadîm: eski zaman. Kadîr: güçlü. kadîrâne: güçlü olarak. kadirdanlık: değerbilirlik. Kadirî: Abdülkadir Geylanî tarikatından olan. kadîriyet: güçlülük. kadirşinâs: değerbilir. Kadîülhâcât: ihtiyaçları veren, Allah. kadr: kadir, kıymet, değer. Kaf: hayâlî bir dağ. kâffe: bütün. kâfi: yeter. kâfil: kefil olan. kafile: yolculuk eden topluluk. kâfir: îmansız. kâfirâne: kâfirce. kafiye: mısra sonralarında ses bezerlikleri. kafiyeperest: aşırı kafiye düşkünü. kâfûr: bir madde ismi, cennette bir kaynak. kağnı: öküz arabası. kâh: bazen. Kahhâr: kahreden. kahhârâne: kahredercesine. kahır: derin üzüntü. kâhil: erişkin. kâhin: falcı. kahir: üstün gelen. kahr: zorlama, mahvetme, ezme. kahraman: büyük işler başarmış kişi. kahramanâne: kahramanca. kaht: kıtlık. kahtıricâl: adam kıtlığı. kahtügalâ: yokluk ve kıtlık. kaid: lider, kumandan. kaide: kural. kaideten: kural olarak. kail: inanmış. kaim: ayakta duran. kaime: para. kâin: olan. kâinat: evren. kal: konuşma. kal': koparma. kalâ: kale. kalade: gerdanlık. kalâk: gönül sıkıntısı. kalb: duyguların sultanı, gönül. kalben: gönülle. kalbetme: dönüştürme. kalbî: gönülden. kalbolma: dönüşme. kale: dedi. kale kîle: dedi denildi. kalen: konuşarak. kalî: konuşmakla. kalîl: az. kalkale: okurken harfi iki kere seslendirme. kalori: gıdaların vücuda ısı vermesi bakımından değeri. kalp: sahte. Kalûbelâ: Allahın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorması ve ruhların "evet" demeleri olayı. kâm: dilek, arzu. kamer: ay. kamervârî: ay gibi. kamet: boy. kamet: namazın farzından önce okunan ezan. kâmil: yetkin, erişkin, olgun, tam. kâmilâne: kâmilce. kâmilen: tamamen. kâmilîn: kâmiller. kamtarir: çatık kaşlı. kamu: halkın hepsi. kamûs: büyük sözlük. kanaât: kısmetine razı olma, kabullenme. kanaâtbahş: kanaat veren. kanaâtkârâne: kanaat edercesine. kanâdil: kandiller. kandil: idare lâmbası. kâne: oldu. kangren: hücrelerin ölmesiyle oluşan bir hastalık. kanî: kanaat eden, inanmış. kantar: tartı aleti. kantara: köprü. kanun: uyulması gereken kesin kural. kanunen: kanunca. kanunî: kanuna göre, uygun. kanuniyet: kanunluk. kanunnâme: kanun yazısı. kanunperest: kanun düşkünü. kâr: "yapan, eden" mânâsında son ek. kâr: para kazancı. karâbet: yakınlık. karakter: temel özellik. karar: hüküm, çare, düzenlilik, ölçülülük, tahmin. karardâde: düzelmiş. karargâh: karar yeri, askeriyede kurmayların yeri. kararnâme: kararların yazısı. karaşina: iş bilir. karavana: büyük yemek kabı. karbon: bir element, kömür. kardeşane: kardeşce. kârgir: taş yapı. kârıakıl: akla uygun. karındaş: kardeş. karî: okuyucu. karîb: yakın. karîben: yakında. karîha: düşünme melekesi. karîn: yan yana, yakın. karîne: belirti. Karlayl: ünlü bir tarihçi. karn: devre, asır. karulâsâ: doktorun bedene vurarak muayene etmesi. Karûn: azaba uğramış ünlü bir zengin. karye: belde. karz: ödünç. karzen: ödünç olarak. karzıhasen: Allah için verilen borç. kasâid: kasideler, övgü için yazılan şiirler. kasas: kıssalar, hikâyeler. kasâvet: katılık. kasd: niyet, istek. kasden: niyet ederek. kasdî: kasıtlı olarak, kasıtla ilgili. kâse: tas, çanak. kâselîs: çanak yalayıcı. kasem: yemin. kasemât: yeminler. kasıd: kasteden, niyetli. kasır: kusurlu. kasır: kısa. kasır: saray. kasî: katı. kâsib: kazanmaya çalışan. kasid: kesat olan, sürümü olmayan. kasîde: övgü şiiri. kasîdehân: kaside okuyan. kasir: kısa. kasirünnazar: nazarı kısa. kasîyye: katılık. kasr: kısalık, saray. kasvet: sıkıntı, katılık. kâşâne: gösterişli ev. kâşif: keşfeden. kat: kesme, geçme. katâ: asla. katarât: damlalar. katıa: kesin olan. katıüttarîk: yol kesen. katî: kesin. kâtib: yazıcı. kâtibâne: yazıcı gibi. kâtibe: yazıcı kadın. kâtibîn: insanın amelini yazan melekler. katil: öldüren. katîye: kesin. katîyyen: kesinlikle. katîyet: kesinlik. katl: öldürme. katliâm: herkesi öldürme. katmer: kat kat oluş. Katolik: Hıristiyanlıkta bir mezhep. katran: siyah bir madde. katre: damla. katuf: tembel hayvan. kavâid: kurallar. kavânin: kanunlar. kavî: kuvvetli. kavil: söz, sözleşme. kavim: aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk. kavis: yay, eğri. kaviyyen: kuvvetle. kavl: söz. kavlen: sözle. kavlirâcih: üstün bulunan söz. kavm: kavim, aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk. kavmiyet: kavimlik. kavmiyetçilik: ırkçılık, olumsuz milliyetçilik. kavmiyeten: kavim olma bakımından. kavs: yay, eğri. kavseyn: iki yay. kavsıkuzeh: gökkuşağı. kavvâd: günaha vasıta olan. kay: kusuntu. kayd: yazma, bağ. kayıt: yazma, bağ. kaylûle: öğle uykusu. kayser: Bizans imparatorunun lâkabı. kayyum: toplayıp ihsan eden. Kayyûm: yarattıklarını varlık âleminde tutan Allah. Kayyûmiyet: Kayyumluk. kazâ: kaderde yazılanın gerçekleşmesi. kazâ: vaktinden sonra kılınan namaz. kazâ: zarar veren olay. kazârâ: kaza olarak. kazasker: ilimde bir rütbe. kazâyâ: kaziyeler, hükümler. kazâzede: kazaya uğramış kazf: namuslu kadına iftira. kâzım: öfkesini yenen. kâzib: yalancı. kaziye: hüküm. kazurât: pislikler. kebâir: büyük günahlar. kebîr: büyük. kebîre: büyük günahlar. keder: üzüntü. keennehu: sanki o. kef-nûn: Allahın "ol" yani "kün" emrindeki harfler. kefâet: denklik. kefâlet: kefillik. kefe: terazinin bir gözü. kefere: kâfirler. keffâret: dini suçun affı ümidiyle dünyada çekilen ceza. keffâreten: kefaret olarak. keffâretüzzünûb: günahların kefareti. kefîl: "borcunu ödemezse ben ödeyeceğim" diyen. kehânet: gelecekten haber verme. kehânetfurûş: geleceği bilirim diyen sahtekâr. kehf: mağara. kehfmisâl: mağara gibi. kehkeş: samanyolu. kehkeşan: samanyolu. kehribar: çekme özelliği olan bir madde. kehrübâ: kehribar. kelâl: bitkinlik. kelâm: konusu îman olan bir ilim. kelâm: söz, ilâhî sıfatlardan biri. kelâmullah: Allah sözü. kelb: köpek. kelbiyet: köpeklik. kelbiyyûn: dünyadan el çekmeyi ilke edinen felsefeciler. keler: kertenkele. kelîle: az gören, çakal. kelîm: kendisine söz söylenen. kelimât: kelimeler. kelime: sözcük. kelimetullah: Allah sözü. kellâ: hayır, asla! kem: kötü. kemafissâbık: daha önce geçtiği gibi. kemâl: olgunluk, erginlik, tamlık. kemâlât: kemâller, olgunluklar. kemâlî: kemâlle ilgili. kemer: kavisli yapı, kuşak. kemerbeste: kuşak bağlamış, hazırlanmış. kemiyet: nicelik. kemiyeten: nicelik bakımından. kemter: âciz, fakir, hakir. kemterâne: acizce, aşağıca. kenz: hazine, define. Kenzülarş: önemli bir bir dua. kerâhet: çirkinlik. kerâmât: kerametler. kerâmet: Allahın izniyle velîlerin gösterdikleri harikalar. kerâmetkârâne: kerametli bir şekilde. kerâmetvârî: keramet gibi. Kerbelâ: Hazreti Hüseyinin şehit edildiği yer. kerem: iyilik, lütuf, ikram, değer. keremkâr: keremli. keremkârâne: keremlice. keremnâmdâr: keremiyle tanınan. kerhen: istemeyerek. kerîh: tiksindirici. kerîm: kerem sahibi. kerîmâne: kerimce. kerime: kız evlat. kerîmiyet: kerîmlik. kerrât: defalar. kerre: defa. kerremallahuveche: Allah yüzünü ak etsin. kerrûbî: büyük melek. kerrûbiyyûn: büyük melekler. kerrüfer: çekilip yeniden saldırma. kervân: topluca yolculuk edenler kafilesi. kes: kimse. kesâd: durgunluk. kesâfet: yoğunluk. kesâlet: tembellik, uyuşukluk. kesân: kimseler. kesb: kazanma, edinme, işleme. kesbî: kesble ilgili. kese: kısa yol, para torbacığı. kesel: tembel. kesîf: katı, yoğun, mat. kesîr: çok, bol. kesir: kırılmış. kesr: kırma. kesret: çokluk, bolluk. keş: "çeken" mânâsında son ek. keşf: açma, bulma. keşfelkubûr: ölünün kabirdeki durumunu bilme. keşfirâz: sırrı ortaya çıkarma. keşfiyât: keşifler. keşide: çekilmiş. keşif: açma, bulma. keşiş: papaz. keşmekeş: karışıklık. keşşaf: keşfeden, açan, bulan. ketebe: yazıcılar. ketf: omuz. ketm: gizleme. ketmetmek: gizlemek. ketûm: sır saklayabilen. kevahin: kâhinler, falcılar. kevakib: yıldızlar. kevkeb: yıldız. kevn: yaratılan, âlem. kevneyn: iki âlem. kevnî: yaratılanlarla ilgili. kevniye: yaratılanlarla ilgili olan. kevser: cennette bir havuz. keyd: hile, düzen. keyfe: nasıl? keyfemâyeşâ: canı nasıl isterse. keyfen: nitelikçe. keyfî: keyfince. keyfiyât: özellikler, nitelikler, durumlar. keyfiyet: nitelik, özellik, durum. keyfiyeten: nitelik bakımından. keyif: hoş hâl. kezâ: bunun gibi. kezâlik: bu da öyle. kezzâb: yalancı. kıble: Kâbenin bulunduğu taraf. kıblegâh: kıble yeri. kıblename: kıbleyi gösteren yazı. kıblenümâ: kıbleyi gösteren. kıdem: öncelik, öncesizlik. kıllet: azlık. kıraat: okuma. kıraaten: okumakla. kırav: çorak tarla. kırba: deri su kabı. Kırgız: Türkî kavimlerden biri. kısas: kıssalar, hikâyeler. kısâs: öldüreni öldürme cezası. kısâsen: kısas olarak. kısım: bölüm. kısm: bölüm. kısmen: bir bölümü. kısmet: nasip. kıssa: ibretli hikâye. kıssât: kıssalar, hikâyeler. kıssîs: keşiş, papaz. kıstas: ölçü. kışır: kabuk. kışr: kabuk. kıtâ: kara parçası, şiir parçası. kıtal: birbirini öldürme. Kıtmîr: Ashabıkehfin köpeği. kıtr: erimiş bakır. kıvâm: olgunluk, tav, dik, direk. kıyâm: ayakta durma, ayaklanma. kıyâmet: dünyanın yıkılıp son bulması. kıyâs: karşılaştırma. kıyâsât: karşılaştırmalar. kıyâsen: kıyasla. kıyâsımaâlfârık: birbirine benzemeyenlerin karşılaştırılması. kıymet: değer. kıymetdâr: kıymetli, değerli. kıymetşinâs: değerbilir. kıyye: okka,1282 gram ağırlık. kızıl: kırmızı. kızılbaş: Alevilere verilen bir isim. kızılelma: eski Roma. kibar: ince, nazik. kibâr: büyükler. kibir: büyüklük, büyüklenme, büyüklük taslama. kibriyâ: büyüklük. kifâyet: yeterlik. kile: 40 litrelik tahıl ölçüsü. kîle: denildi. kilk: kalem. kîlükal: dedikodu. kimyâ: bir ilim kolu, ilaç. kimyâger: kimyacı. kimyâhâne: deneyevi. kin: gizli düşmanlık. kinâiyyât: kinayeler. kinâye: mânâyı dolayısıyla anlatan söz, üstü örtülü dokunaklı söz. kinâyeten: kinaye bakımından. kindâr: kinci. kinedâr: gizli düşmanlık besleyen. kirâm: ulular, cömertler, kerimler. Kirâmenkâtibîn: günahları ve sevapları yazan melekler. kisb: işleme, edinme, kazanma. kisbî: edinmeyle ilgili. kîse: kese. kisrâ: eski iran hükümdarı. kisve: kılık, elbise. kitâb: kitap. kitâbe: yazılı levha. kitâbet: yazma işi. kitâbeten: yazmakla. Kitâbımübîn: apaçık kitap, kaderin bir türü, Kurân. kitâbî: kitaba uygun, kitapla ilgili, ilâhî kitaplardan birine inanan. kitâbullah: Allahın kitabı, Kurân. kitle: kütle, yığın, öbek. kiyâset: akıllılık. kizb: yalan. klâsik: zamanın değerini yitirmeyen, sanatta kuralcı, alışılmış. klinik: hastaya bakılan yer. kof: içi boş. kolordu: ordunun bir bölümü. kombinezon: tertip, düzenleme. komisyon: özel bir maksad için kurulan heyet. komita: siyasi bir maksat için bir araya gelenlerin gizli cemiyeti. komite: bir iş için toplanan heyet. kompleks: karmaşık, şuur dışı meyillerin tümü. komplo: bir kimse aleyhine alınan gizli karar. komprime: hap. Konstantiniyye: istanbul. kontenjan: ilgililerin her birine düşen pay ölçüsü. kordon: zincir. kozmoğrafya: uzay ilmi. kozmoz: âlem, kâinat. köle: esir, alınıp satılan insan. kritik: tenkit, sıkışık durum. kubbe: yarım küre şeklinde bina damı. kubh: çirkinlik. kubûr: kabirler, mezarlar. kuddîsesırruhu: sırrı mukaddes olsun! Kuddûs: "temiz olan ve temizlikleri yaratan" mânâsında ilâhî isim. kudemâ: kadimler, eskiler, büyükler. kudret: güç. kudsî: kutsal, temiz, arınmış, yüce. kudsiye: kutsal. kudsiyet: kutsallık, yücelik, temizlik. kudûm: uzaktan gelme, ayak basma. kul: insan. kulûb: kalbler. kulunç: acı veren bir hastalık. kumandan: komutan. kumbiiznillah: Allahın izniyle kalk! kumistân: kumluk yer, çöl. kundak: bebek sargısı, yangın çıkaran ateş parçası. kurâ: ad çekme. Kurân: "okunan" mânâsında ilâhî kitabımızın adı. Kurânî: Kurânla ilgili, ait. kurb: yakınlık. kurbiyet: yakınlık. Kureyş: Peygamberimizin kabilesi. kurrâ: Kurân okuyucuları. kurûn: çağlar, asırlar, devreler. kusûr: eksiklik, pürüz, özür, kabahat. kusûrât: kusurlar. kusûriyet: kusurluluk. kûşe: köşe. kut: gıda, azık. kutb: büyük evliya. kutbiyet: büyük evliyalık. kutbuâzam: en büyük kutub, zamanın en büyük velîsi. kutr: çap. kutub: büyük evliya. kutulâyemût: ölmeyecek kadar yiyecek. kuvâ: kuvveler. kuvve: kuvvet, düşünce, duygu, yetenek. kuvvet: güç. kuvvetüzzahr: yardım kuvveti. kuyûd: kayıtlar, bağlar. kuzeh: renk renk çizgiler. kübra: en büyük. küdûret: koyuluk, kederlilik. küffâr: kâfirler. küfr: îmansızlık. küfrân: îmansızlık, nankörlük. küfrî: küfürle ilgili. küfriyât: küfürle ilgili şeyler. küfür: îmansızlık. küfürbaz: küfredici. küfüv: denk, eş. kühûlet: erginlik. külâh: tepesi sivri başlık. külfet: yük, zahmet, zorluk. külhân: hamam ocağı. küll: bütün. küllî: bütün fertleri ihtiva eden genel kavram, genel, kapsamlı. külliyat: hepsi, bir yazarın bütün eserleri. külliye: bütünlük, ilgili bütün kısımların bir arada bulunduğu yapı. külliyen: bütünüyle. külliyet: bütünlük, genellik, kapsamlılık. kültür: bir milletin maddî ve mânevî varlıkları, yaşayış ve davranış şekli, kazanılan genel bilgi. kün: "ol" emri. küngân: su borusu. künh: asıl, öz, kök. künnes: gece görünen yıldızlar. künûz: hazineler. künye: kimlik. Kürdî: Kürdistânlı. küre: yuvarlak. küreiarz: yer yuvarlağı, dünya. kürevî: yuvarlak. küreviyet: yuvarlaklık. küreyvât: kürecikler. küreyvâtıbeyzâ: akyuvarlar. küreyvâtıhamrâ: alyuvarlar. Kürsî: arşı azamın altındaki makam. Kürt: Müslüman bir kavim, o kavimden olan kişi. küsûf: kararma, güneş tutulması. küsûfât: kararmalar, güneş tutulmaları. küsûr: artık. küsûrât: küsurlar, artıklar. küşâ: açan. küşâd: açma. küşâde: açılmış. küşâyiş: açıklık. küşûf: keşifler, açmalar, bulmalar. kütle: yığın, öbek. küttâb: kâtipler. kütüb: kitaplar. Kütübüsitte: güvenilir olan altı hadîs kitabı. kütük: bütün adların yazıldığı büyük defter. küvar: petek, kovan. </span>
__________________ Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... | |
| | |
| | #14 (permalink) |
| L lâ: yoktur, hayır. lâakal: en azından. lâalettâyin: gelişigüzel. lâbis: giyinmiş. lâbüd: şüphesiz, kesin. lâdinî: din dışı, dinsiz. lâedrî: kendi varlığından bile şüphe eden felsefeci. lâfıgüzâf: boş söz. lâfız: söz. lâfz: söz. Lâfzaicelâl: "Allah" lafzı. lâfzen: sözle. lâfzî: sözle ilgili. lâfziye: sözle ilgili olan. lâfzullah: "Allah" lafzı. lağv: geçersiz, boş. lahd: mezar. lâhık: ulaşan, eklenen. lâhika: eklenen, katılan. lahm: et. lahn: güzel ses, kuralsız okuyuş. lâhut: ilâhî âlem. lâhutî: ilâhî âlemle ilgili. lahza: an, en kısa zaman. lâik: dini olmayan, din dışı. laîn: lânetli. lâin: lânet eden. lâkab: lâkap, takma ad. lâkayd: kayıtsız, ilgisiz. lâkaydane: kayıtsızca, ilgisizce. lâkin: ama, fakat. lâkita: buluntu. lâl: dilsiz. lâlezâr: lâle bahçesi. lâmeşrû: yasak. lâmise: dokunma duyusu. lânet: nefret, öfke. lâsiyyema: özellikle. lâşe: leş. lâşek: şüphesiz. lâşey: bir şey değil. lâtaknetû: kesmeyiniz. lâtenâhî: sonsuz. lâteşbih: benzetmek gibi olmasın! Lâtif: lütfedici. lâtif: yumuşak, güzel, şirin, ince. lâtifane: lâtifçe. lâtife: ince duygu, hoş söz, nazik şaka. Latin: eski bir kavim. lâubâlî: senli benli, saygısız, ilgisiz, umursamaz. lâubâlîyâne: saygısızca, ilgisizce. lâyemût: ölümsüz. lâyemûtâne: ölümsüz gibi. lâyenkatı: kesilmeksizin, aralıksız. lâyetecezzâ: bölünmez. lâyetefellel: kırılmaz, körelmez. lâyetenahî: sonsuz. lâyetezelzel: sarsılmaz. lâyezâl: yok olmaz. lâyezâlî: yok olmayan. lâyıha: tasarı. lâyık: uygun, yaraşır. lâyuad: sayısız. lâyuhsâ: hesapsız. lâyuhtî: hatasız. lâyutak: güç yetmez. lâyüsel: sorumsuz. lâzım: gerekli. lâzımâmed: lâzım gelir. lâzıme: gerekli olan. leb: dudak. lebâleb: dopdolu. lebbeyk: buyurunuz. lebbeykzen: "buyurunuz" diyen. Lebîd: ünlü bir şair. ledün: gizli ilim, marifetullah. ledünniyât: Allah vergisi olan gizli ilimler. leffen: ekli, bitişik. lehce: bir beldenin konuşma tarzı. leheb: ateş alevi. lehine: onun faydasına. lehiv: günahlı eğlence. lehülhamd: Allaha hamdolsun. lehviyât: günahlı eğlenceler. leim: alçak, kötü. lekedâr: lekeli. lema: parıltı. lemeân: parıldama. lemeât: parıltılar. lemha: göz atma. lemyezel: yok olmaz, devamlı. lenf: beyaz kan. lenfisâm: asla kırılmaz ve kopmaz. lenger: demir çapa. lengerendâz: demir atan gemi. lenterânî: beni asla göremezsin! lerzân: titrek. lerze: titreme. leşker: asker. letâfet: hoşluk, güzellik, incelik, yumuşaklık. letâif: ince duygular, incelikler, güzellikler. levâzım: gerekli olanlar. levâzımât: gerekli şeyler. levent: denizci asker, yakışıklı. levh: levha, yazı, resim, manzara. levha: manzara, yazı, resim. Levhimahfûz: olmuş ve olacaklarla ilgili bütün bilgilerin yazılı bulunduğu kader levhası. Levhimahv: varlıkların yazılıp silindiği levha. levm: kınama. levn: renk. levs: pislik. levvâme: kınayan. leyâl: geceler. leyl: gece. leylî: gececi. leys: yokluk. leyse: olmadı. leyte: keşke. leyyin: yumuşak. lezâiz: lezzetler. lezîz: lezzetli. lezîzâne: lezzetlice. lezzât: lezzetler. lezzet: tad. liân: lânetleşme. liaynihî: kendisiyle. libas: elbise. liberal: kişi hürriyetine önem veren. lieclillah: yalnız Allah için. ligayrihi: başkalarıyla. lihye: sakal. lika: kavuşma. lillah: Allah için. lillâhî: Allah için. lillâhilhamd: hamd Allaha mahsustur. lime: parça. limmî: açıklık. limmî: eser sahibinden eserlerine götüren delil, ateşin dumana delil olması gibi. limmîyet: açıklık. lisan: dil. lisanen: dil ile. lisanıhâl: hâl dili, meramını durum ve görünümüyle anlatma. livâ: sancak. livechillah: Allah namına. liyâkat: layıklık, uygunluk. lizatihî: kendisiyle. lohusa: yeni doum yapan kadın. Lokman: Kurânda adı geçen tıp bilgisiyle ünlü bir zat. lûb: oyun eğlence. lûgat: lügat, sözlük, kelimelerin anlamlarını kısaca bildiren kitap. Lût: Sodom halkına gönderilen bir peygamber. lüb: iç, öz. lüks: şatafat, aşırı süs. lülü: inci. lümeyâ: parıltıcık. lümme: vesvese, nokta. lütf: lütuf. lütfen: lütuf ile. lütuf: iyilik. lütufkâr: lütuf eden. lütufkârane: lütuf edercesine. lütufnâme: lütuf mektubu. lüzum: gereklilik. </span>
__________________ Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... Üyeler içindir. üye olun... | |
| | |
| | #15 (permalink) |
| M ma: su. maa: "beraber, birlikte" mânâsında ön ek. maabid: mabetler, tapınaklar. maâd: âhiret. maâdâ: başka. maadin: madenler, metaller. maahazâ: bununla beraber. maalesef: yazık ki. maalgayr: başkasıyla birlikte. maali: yücelikler. maaliftihar: iftiharla, seve seve. maaliyat: yüce bilgiler, yüksek mertebeler. maalkerâhe: kerahetle, çirkinlikle. maalkifaye: yeterli olmakla birlikte. maalmemnuniye: memnuniyetle. maamâfih: mamâfih, bununla beraber. maânî: mânâlar, anlamlar. maârif: marifetler, ilimler, tanımalar, eğitim. maârifperver: eğitimi seven. maâriz: sözün gizli mânâları. maâsi: günahlar, isyanlar. maaş: geçinilecek şey, yaşayış, aylık para. maaşen: yaşayış ve geçim bakımından. maatteessüf: üzülerek, yazık ki. maâyib: ayıplar. maazallah: Allah korusun. mâbâd: sonrası. mâbâdettabiîye: fizik ötesi, metafizik. mâbed: mabet, ibadet yeri. mâbeyn: arası. mâbihiliftihar: kendisiyle iftihar olunan. Mâbûd: kendisine ibadet edilen Allah. Mâbûdiyet: Mabutluk. mâcerâ: serüven. mâcid: yüce, şerefli. mâcun: maddelerin ezilmiş hâli. madalya: başarılı kimselere takılan madeni nişan. madalyon: boyuna takılan süs eşyası. madde: uzayda yer dolduran varlık. maddeperest: maddeye taparcasına düşkün olan. maddeperver: maddeyi seven. maddeten: maddece, madde bakımından. maddî: madde ile ilgili, maddece. maddîyât: maddî şeyler. maddîye: madde olan. maddiyyun: maddeciler, mâneviyata inanmayanlar îmansız felsefeciler. maddiyyunluk: maddecilik, materyalizm, maddeden başka her şeyi inkâr eden dinsiz felsefeciler. mâdele: adalet yeri. mâdelet: adalet etmek. mâdem: böyle olunca. mâden: metal, kaynak. mâdeniyat: madenler, metaller. mâder: ana. madrûb: vurulmuş, dövülmüş. mâdûd: sayılan. mâdûm: yok olan. mâdûmât: yok olanlar. mâdûmiyet: yok olma, yokluk. mâdûn: alt taraf. mâfât: telef olan, yiten. mâfevk: üst. mâfihâ: içindekiler. mafsal: eklem. mâfüvv: bağışlanmış. mağazî: gaza hikâyeleri. mağdûb: gazaba uğramış. mağdur: haksızlığa uğramış. mağfiret: Allahın affı. mağfûr: affedilen. mağlata: kafa karıştıran aldatıcı söz. mağlûb: yenilmiş, mağlup. mağlûbane: yenilmiş bir hâlde. mağlûbiyet: yenilgi. mağmûm: gamlı, tasalı, bulutlu. mağmûre: adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen. mağrib: batı, akşam. mağrur: gururlu. mağrurâne: gururluca. mağruren: gururlanarak. mağz: öz, iç. mah: ay. mahal: yer. maharet: ustalık, beceri. maharim: mahremler, yasaklar, gizliler. mahbes: hapishane. mahbub: sevgili. mahbubâne: sevilerek. mahbubât: sevgililer. mahbubiyet: sevilirlik. mahbus: hapsedilmiş. mahbusîn: hapsedilenler. mahbusiyet: hapsedilmişlik. mahcûb: utangaç, sıkılgan. mahcûbiyet: utangaçlık. mahcûr: kısıtlı. mahdûd: sınırlı. mahdûdiyet: sınırlılık. mahdum: oğul, kendisine hizmet edilen. mahdumiyet: mahdumluk. mahfaza: koryucu kap. mahfel: kapalı yer, camilerde yüksek yer. mahfî: gizli. mahfîyât: gizlilikler, gizli olanlar. mahfûz: korunmuş. mahfûzât: hafızadakiler, korunanlar. mahfûziyet: korunurluk. mâhî: balık. mâhir: maharetli, becerikli. mâhirâne: ustaca, beceriklice. mahiyet: öz, nitelik, kendilik. mahiyyat: mahiyetler, özler. mahkeme: davaların görülüp hükme bağlandığı yer. mahkî: hikâye olunan. mahkîanh: kendisinden bahsedilen. mahkûm: hükümlü, cezalı, mecbur. mahkûmiyet: mahkûmluk. mahlâs: yazarın takma adı. mahlûk: yaratık. mahlûkat: yaratıklar. mahlûkiyet: yaratılmışlık. mahmil: deve üstündeki sepet, bir söze yüklenen mânâ. mahmûd: övülmüş. mahmûl: yüklenilen. mahmûle: yük. mahmûr: baygın göz. mahrec: çıkış yeri. mahrek: yörünge. mahrem: gizli, yasak, başkasına haram olan, evlenilmesi haram olan akraba. mahremâne: mahremce, gizlice. mahremiyet: mahremlik, gizlilik, yasaklık. mahrûkat: yakıtlar. mahrûm: yoksun. mahrûmiyet: yoksunluk. mahrût: koni. mahrûtî: konik. mahsub: hesaplanmış. mahsûd: kıskanılan. mahsûl: ürün. mahsûlât: ürünler. mahsûldâr: ürünlü. mahsûr: kuşatılmış. mahsûs: hissedilmiş, birine ayrılmış, bile bile. mahsûsât: mahsuslar. mahsûsiyet: mahsusluk. mahşer: ölülerin dirilip toplanacakları yer. mahşernümâ: mahşeri andıran. mahşûş: içine girilmiş, lekelenmiş. mahtûmâne: bitirircesine, bir kitabı bitirince verilen ziyafet gibi. mâhud: bilinen, sözü edilen. mâhudiyet: bilinirlik. mahuf: korkulu. mahv: benlik bakımından silinme. mahvetme: silme. mahviyet: silinme hâli. mahviyetkâr: benliğini silen. mahviyetkârane: benliğini silercesine. mahz: sadelik. mahzâ: sade. mahzân: sadece. mahzen: hazine odası. mahzeniyet: mahzenlik. mahzûf: çıkarılan, kaldırılan. mahzûn: üzgün. mahzûnâne: üzgünce. mahzûr: sakınca. mahzûrât: sakıncalar. mahzûz: hoşlanan. mahzûzât: hoşlanılan şeyler. maî: su cinsinden, su ile ilgili, mavi. mâide: sofra. mâil: eğilmiş, meyilli, istekli, andırır, yörünge. mâile: eğri, eğik. mâilikamer: ayın yörüngesi. maîşet: yaşayış, geçim. maiyyet: yanındakiler. makabir: mezarlar. mâkabl: öncesi. makad: oturak yeri, arka. makalât: makaleler. makale: söz, gazete yazısı. makalid: kilitli yerler. makam: yer, mertebe, müzikte usul. makamât: makamlar. Makâmımahmûd: Peygamberimize verilen yüksek makam. makamperest: makam düşkünü. makarr: karar yeri, durulan yer. makasıd: maksatlar, gayeler. makber: mezar. makberistân: mezarlık. makbûl: kabul edilen, geçerli. makbûliyet: kabul edilebilirlik, geçerlilik. makdis: kutsal yer. makdûrat: takdir edilenler, kudret eserleri. mâkes: yansıma yeri, ayna. makhûr: kahredilmiş, ezilmiş. mâkis: karşılaştırma. makrû: okunan. makrûn: yakın, ulaşmış. maksad: istenen. maksûd: istenen şey. maksûm: bölünmüş. maksûr: kısaltılmış. makta: kesit. maktel: öldürülen yer. maktûl: öldürülmüş. mâkûd: bağlı. mâkûl: akla uygun. mâkûlâne: akla uygun biçimde. mâkûlât: akla uygun olanlar, akılla ilgili bulunanlar. mâkûle: akla uygun olan. mâkûliyet: akla uygunluk. mâkûs: ters. mâkûse: tersine çevrilmiş. mâkûsen mütenâsib: ters orantılı. makûsen: tersine olarak. makzî: kaza olunan, ödenen. mâl: bir kimsenin eli altında bulunan değerli şey. mâlâmal: dopdolu. mâlâyanî: faydasız, boş, saçma. mâlâyanîyât: faydasız şeyler. mâlâyutak: dayanılmaz, güç yetmez. mâlihülyâ: boş hayâller, kara sevda. mâlik: mülkün sahibi. mâlikâne: büyük ev, sahip gibi. Mâlikî: dört hak mezhepten biri. mâlikiyet: sahiplik. mâliye: mal ile ilgili olan. mâlûl: hasta. mâlûliyet: hasta olma. mâlûm: bilinen. mâlûmât: bilinenler. mâlûmiyet: bilinirlik. mamâfih: bununla beraber. mâmelek: olanca malı. Mamhuran: bir aşiret ismi. mâmûl: yapılmış. mâmûlât: yapılmış şeyler. mâmûr: bayındır, şenlikli. mânâ: anlam, öz. mancınık: eski bir silah, taş atma aleti. Mançur: Asyada yaşayan bir kavim. manda: sömürge, camız. mânde: kalmış, yaramaz. mânen: mânâca, anlamca. mânend: benzer, eş. mânevî: maddî olmayan, ruhanî. mânevîyât: madde üstü hâller. mânevîye: mânâ ile ilgili. manevra: hareket kabiliyeti, harp oyunu. mânî: engel. mânîâ: engel olan. mânidâr: anlamlı. mânidârâne: anlamlıca. mansıb: makam. mansub: atanan. mansûr: yardım görmüş, zafere ulaşmış. mansûs: iyice kesinleşmiş, âyetle sabit. mantık: düşünen akla kurallarıyla yol gösteren ilim. mantıkî: mantıkla ilgili, mantıklı. manyetizma: başka üzerinde uyuşukluk verici tesir. manzar: bakış yeri. manzara: görünüş. manzûm: nazımlı, dizili, düzenli, şiir. manzûme: şiir, sistem. manzûmeişemsiye: güneş sistemi. mâr: yılan. mâraz: sergi. maraz: hastalık. mâreke: çarpışma yeri, çarpışma. mârez: sergi. mârık: dinsiz. mârife: belli, bilinen. mârifet: ilim, hüner, tanıma. mârifetâşinâ: marifetin yabancısı olmayan. mârifetnâme: marifet yazısı. mârifetullah: Allahı bilme, tanıma. marîz: hasta. mâruf: bilinen, güzel. mârufiyet: bilinirlik. Mârût: sihir belleten iki melekten biri. mâruz: arzolunan, verilen, anlatılan, karşı karşıya kalan. mâruzât: anlatılanlar. marzî: arzu edilen, razı olunan. marzîyât: razı olunan şeyler. mâsadak: bir sözü onaylayan, doğrulayan. masârif: masraflar, giderler. masârifât: masraflar. masdar: kök, kaynak. masdariyet: masdarlık. masdûk: tasdiklenen. mâsivâ: yaratıklar. mâsivâullah: Allahın yarattıkları. mâsiyet: isyan, günah. maskara: kendisine gülünen. maskaraâlûd: maskaralı. maskat: düşülen yer, doğum yeri. maslahat: fayda, iş. maslahatdâr: faydalı. maslahaten: faydaca. maslahatkâr: faydalı. maslahatkârâne: faydalı biçimde. masnû: sanatla yapılmış eser. masnûât: sanatlı yapılmış eserler. masnûiyet: sanat eseri olma hâli. mason: "masonluk" denilen kökü dışarıda gizli ve tehlikeli bir örgütün üyesi, islâm düşmanı. masraf: gider, harcama. masrûf: harcanmış. mass: emme. mâsum: günahsız, suçsuz. mâsumâne: masumca. mâsume: suçsuz kadın veya kız. mâsumiyet: masumluk. mâsûn: korunan. mâsûniyet: korunurluk. mâşâallah: Allah korusun! mâşer: topluluk. mâşerî: topluluğun olan. maşraba: su kabı. maşrık: doğu. mâşûk: sevilen. mâşûka: sevilen kadın. matbaa: basımevi. matbah: mutfak. matbû: basılmış. matbûât: basın, basılanlar. mâtem: yas. mâtemâlûd: yasla karışık. mâtemhâne: yas evi. materyalist: maddeci, sadece maddeye inanan îmansız. materyalizm: maddecilik, maddeden başka varlık tanımayan îmansız felsefe. matiyye: binek. matlâ: güneşin doğduğu yer. matlab: istenen. matlûb: istenilen. matlûbât: istenilenler. matmah: tamah ile bakılan. matrûd: kovulan. mâtûf: yöneltilen. matûmât: yemekler. Mâtüridî: itikadda hak mezhep imamı olan âlim. matvî: dürülen, içine tıkılan. maûn: yardım. maûnet: yardımlar. mâverâ: perde arkası. mâvudieleh: varlık gayesine uygunluk. mavzer: bir çeşit tüfek. mâye: maya, öz. mâyî: sıvı. mazâhir: görünme ve ortaya çıkma yerleri. mazanne: zanlı yer veya kimse mazarrât: zararlar. mazbata: tutanak. mazbût: tutulan, derli toplu. mâzeret: elde olmayan özür. mazhar: ortaya çıkma ve görünme yeri. mazhariyet: mazharlık. mâzi: geçmiş zaman. mâziyât: geçmiş zamanlar. mazlûm: zulüm görmüş, sessiz. mazlûmâne: zulüm görmüşcesine. mazlûmen: zulmedilerek. mazlûmîn: zulmedilenler. mazlûmiyet: zulme uğramışlık. mazmaza: abdestte ağzı yıkamak. mazmûm: eklenmiş. mazmun: ince anlamlı söz. maznun: zanlı, sanık. mazrûf: zarfa konan. mâzûr: özürlü. mâzûriyet: özürlülük. meâb: sığınak, dönüş yeri. meâd: varılacak yer, âhiret. meâl: sözün kısaca anlamı. meânî: anlamlar. mearic: çıkılacak yerler. meâsi: isyanlar, günahlar. meâyib: ayıplar. mebâdi: başlangıçlar. mebâhis: konular. mebde: başlangıç. mebğuz: sevilmeyen. mebhas: bölüm. mebhût: şaşkın. meblağ: tutar, miktar. mebnî: kurulan, dayanan. mebsût: genişleyen. mebsûten: genişleterek. mebûs: gönderilen, milletvekili. mebûsân: mebuslar, milletvekilleri. mebzûl: bol, çok, ucuz. mebzûliyet: bolluk, çokluk, ucuzluk. mecâl: tâkat. mecâlis: meclisler. mecâz: sözün başka mânâda kullanılması. mecâzî: mecazlı. mecbûr: zorlanmış, zorunlu. mecbûriyet: mecburluk. meccânen: bedava, parasız. mecelle: dergi, kanun dergisi. mechul: bilinmeyen, meçhul. mechure: nefesin tutulup sesin çıkarılmasıyla okunan harfler. mecid: yüce, şerefli. meclis: bir mesele için toplanmış insan topluluğu. meclûb: çekilen, celbolunan. mecmâ: toplanılan yer. mecmû: toplam. mecmua: yazılar topluluğu, dergi. mecnûn: deli, çılgın. mecrâ: su yolu, kanal. mecrûh: yaralı. mecrûr: son harfi esre olan kelime. mêcul: yapılmış. mêcur: ücretlenme. mecûsî: ateşe tapan. meczûb: cezbeli, kendini kaptırmış, başkasının etkisiyle davranan. meczûbane: cezbeye kapılmışcasına. medâr: sebep, vesile, kaynak, yörünge. medâris: medreseler. medayih: övgüler. medd: kabarma, uzatma. meddâh: öven. medde: uzatma işareti. meded: yardım. mededkâr: yardım eden. mededres: yardımcı. medenî: terbiyeli, kibar, şehirli. medeniyet: düzenli ve ileri hayat seviyesi, şehirlilik. medeniyetperest: medeniyete aşırı düşkün olan. medeniyetperver: medeniyeti seven. meder: çakıl taşı. medfen: mezar. medfûn: gömülmüş, defnedilmiş. medh: medih, övme. medhal: giriş, etki. medih: övme. medîha: övgü. medîne: şehir. medlûl: kendisine delil getirilen, mânâ, anlatılan. medlûliyet: kendisine delil getirilme. medrese: dershane, okul. Medresetüzzehrâ: parlak medrese. medyum: cinci. medyun: verecekli. mefâhim: mefhumlar, kavramlar. mefâhir: övünülecek şeyler. mefâsid: bozguncular. mefatih: anahtarlar. mefhar: övünme sebebi. mefhum: kavram. mefkud: bulunmayan. mefkûre: ülkü. meflûc: felçli, inmeli. mefrûş: döşeli. mefsedet: fesatlık, bozukluk. mefsûh: hükmü kaldırılan. meftûn: tutkun, vurgun. meftûniyet: tutkunluk, vurgunluk. meftûr: bezgin. mefûl: fiilden etkilenen. mefûliyet: fiilden etkilenmişlik. meh: ay. mehâbet: heybet, büyüklük. mehâfet: korku. mehâfetullah: Allah korkusu. mehâlik: tehlikeler. mehâsin: güzellikler. mêhaz: kaynak. mehbît: inilen yer. mehbût: korkudan şaşıran. mehcûr: ayrılmış. mehd: beşik. Mehdî: hidayete eren ve hidayete vesile olan, âhirzamanda eserleri ve talebeleriyle îmana hizmet ederek yeryüzünü nurlandıran büyük ve nuranî âlim. Mehdîmisâl: Mehdî gibi. mehenk: ölçü taşı. mehîb: korkulan. mehmâemken: olabildiğince. mehmûse: fısıltıyla okunan harfler. mehr: mehir, erkeğin kadına verdiği evlenme bedeli. mehtâb: mehtap, ay ışığı. mehter: Osmanlılarda askerî müzik takımı. mekâdir: miktarlar. mekân: yer, ev. mekânî: mekânla ilgili. mekanik: hareket ilmi. mekanizma: makine kısmı, işleyiş. mekârim: iyilikler. mekatı: duraklar. mekâtib: okullar. mekâyis: ölçütler. mêkel: yemek yenilen yer. mekîk: bir dokuma âleti. mekîn: sakin, vakarlı, saygın. mekkâr: hileci, düzenci. Mekke: Kabenin bulunduğu mukaddes şehir. meknun: örtülü, gizli. meknûz: gizli define. mekreme: ikram yeri. mekruh: kötü, çirkin. meksûb: kazanılmış. meksûbe: kazanılan. mekşûf: keşfedilen, açılan. mekteb: mektep, okul. mektûb: mektup, yazılan. mektûbât: mektuplar. mektûbe: yazılmış. mektûm: gizli, saklı. mêkûlât: yiyecekler. melâb: oyun yeri. melâbe: oyun yeri. melâbegâh: oyun oynanan yer. melâhat: yüz güzelliği. melâhim: savaş yerleri. melâib: oyunlar, oyun yerleri. melâik: melekler. melâike: melekler. melâiketullah: Allahın melekleri. melâl: can sıkıntısı. melâmet: kınanmışlık. melâmî: kınanmış, melamilik tarikatından olan. Melâmîlik: kendini kınamayı esas alan bir tarikat. melâne: lânete lâyık olan. melbûsât: giyecekler. melcê: sığınak. meleiâlâ: büyük meleklerin âlemi. melek: nurdan yaratılmış masum varlık. melekât: melekeler. meleke: zihnin anlama, kavrama, hatırlama gibi özellikleri, tekrar tekrar yapmaktan dolayı kazanılan beceri. melekî: melekle ilgili, melek gibi. melekiyet: meleklik. meleksimâ: melek yüzlü. melekût: melekler âlemi, varlıkların ilâhî isimlere bakan iç yüzü. melekûtî: melekutla ilgili. melekûtîyet: melekutluk. melekülmevt: ölüm meleği. melez: ırkı karışık. melfûf: paketlenip gönderilen. melfûfât: paketlenip gönderilenler. melfûz: söylenmiş. melhûz: düşünülebilen. melîh: güzel, şirin. melîk: hükümdar. melîke: kadın hükümdar. melîl: üzgün. melsûk: yapıştırılmış. mêlûf: alışılmış. melûl: usanmış. melûn: lânetli. melûnâne: melunca. melzum: lüzumlu. memâlik: memleketler. memât: ölüm. memduh: övülmüş. memduha: övülmüş. memer: geçit. memlû: dolu. memlûk: köle. memnû: yasak. memnûn: hoşnut. memnûnâne: memnunca. memnûniyet: memnunluk. mêmûl: umulan. Mêmûn: felsefe kitaplarını tercüme ettirmesiyle meşhur bir halife. mêmûn: emin, korkusuz. mêmûr: emir altında olan. mêmûrîn: memurlar. mêmûriyet: memurluk. memzûc: karışık. men: kim. men: yasaklama. menâbî: kaynaklar. menâfî: menfaatler. menâfiz: delikler. menâhî: yasaklananlar. menâhic: metodlar. menâkıb: hayat hikâyeleri. menâm: uyku. menâmen: uykudayken. menâr: ışık tutucu. menâsık: ibadet yerleri. Menat: bir putun adı. menâtık: mıntıkalar, bölgeler. menâzır: manzaralar. menâzil: inilen yerler. menbâ: kaynak. mencê: kurtuluş yeri. mendûb: emredilmediği hâlde yapılan güzel amel, iş. mendûbiyet: mendupluk. menend: eş, benzer. menfâ: sürgün yeri. menfaat: fayda, çıkar. menfaatperest: menfaatına çok düşkün. menfaattar: menfaatli. menfez: delik, gözenek. menfî: olumsuz, sürgün. menfûr: nefret edilen. menhî: yasaklanan. menhiyat: yasaklananlar. menhûs: uğursuz. meni: döl suyu. menkıbe: hayat hikayesi. menkûha: nikâhlı kadın. menkul: anlatılan, taşınabilen. menkulât: taşınanlar, anlatılanlar. menkûr: inkâr edilen. menkûs: tersine çevrilmiş. menkuş: nakışlı. menkuz: bozulmuş. Mennân: kullarına bol nimet ve ihsanlarda bulunan Allah. mensub: bağlı, ait, ilgili. mensubât: bağlılar, ilgililer. mensubiyet: bağlılık, aitlik. mensûc: dokunmuş. mensûcât: dokunanlar. mensûh: hükmü kaldırılmış. mensur: nesirli. mensûs: âyet ve hadîs gibi kesin delillerle tesbit edilmiş olan. menşê: esas, kök, kaynak. menşûr: yayılmış. mênûs: alışılmış. menvî: niyetlenen. menzil: inilen yer. menzilgâh: inme yeri. merâ: otlak. merak: öğrenme isteği. merakâver: merak verici. merâkib: binekler. merâm: maksat, niyet, istek. merâsim: tören. merâtib: mertebeler. merâyâ: aynalar. merbût: bağlı, irtibatlı. merbûtiyet: bağlılık. mercan: denizden elde edilen bir süs maddesi. mercî: makam, dönülecek yer, başvurulacak yer, kaynak, makam. mercîiyet: başvurulacak makam olma özelliği, kaynaklık. mercû: ümit edilen, rica olunan. mercûh: tercih edilmeyen, başkası ona tercih edilmiş. merd: mert, sözünün eri. merdâne: mertçe. merdûd: reddedilmiş. merdümgiriz: insanlardan sıkılan, yalnızlığı seven. merdümgirizane: kalabalıktan sıkılıp yalnızlık isteyerek. merfû: yükseltilmiş. merğûb: rağbet edilen, istenilen. merhaba: rahat olun, hoş geldiniz. merhale: kademe, aşama. merhamet: acıma. merhameten: merhamet ederek. merhametkâr: merhametli. merhametkârâne: merhamet edercesine. merhem: yara ilacı. merhûm: rahmetli, ölmüş. merhûme: ölmüş kadın. merhûn: rehin edilmiş. merî: görünür olan, yürürlükte olan. meridyen: boylam. Merih: bir gezegen. merîyyet: yürürlükte oluş, görünürlük. merkeb: binek. merkez: orta mekân, idare yeri. merkezî: merkezde olan. merkeziyet: merkezlik. merkûb: binek. mermi: kurşun. mermuze: dolaylı anlatılan. mersiye: ölüm şiiri. mert: üstün karakterli. mertebe: derece, aşama. Merve: Mekkede bir mübarek tepe. mervî: rivayet edilen, anlatılan. merzûk: rızıklanmış. merzûkiyet: rızıklanmışlık. mesâbe: yerinde, değerinde. mesâbih: lambalar. mesâcid: namaz kılınan yerler. mesâfe: ara, uzaklık. mesağ: izin. mesâha: yüz ölçümü. mesâhif: mushaflar, Kurânlar. mesâi: çalışmalar, emekler. mesâib: musibetler. mesâil: meseleler. mesaj: haber. mesâk: sevkedilen yer. mesâkin: meskenler, evler. mesâkin: miskinler, fakirler. mesâlih: maslahatlar, işler. mesâlik: meslekler, ekoller, yollar. mesâmât: gözenekler, delikler. mesâme: gözenek. mesâne: sidik torbası. mesânî: bir şeyin tekrarı. mesarr: sürurlu, sevinçli. mesâvî: kötü hâller. mesbûk: geçmiş, geri kalmış. mescid: secde yeri, küçük cami. mesel: atasözü, küçük hikâye. mesêle: düşünülecek husus, konu. meserret: sevinç, şenlik. mesh: el sürme, silme. Mesîh: olumlu mânâda isa aleyhisselâm için söylenen bir tabir. Mesîh: "silen, bozan" mânâsında deccalın bir adı. mesîl: kanal, benzer. mesîre: gezinti yeri. mesîregâh: gezinti yeri. meskat: doğum yeri. mesken: oturulan yer, ev. meskenet: yoksulluk, miskinlik. meskûn: oturulan yer. meslek: yol, usûl, ekol. mesmû: işitilen. mesmûat: işitilenler. mesmûm: zehirlenmiş. mesned: dayanak. mesnevî: bir şiir türü. mesnûn: sünnet olan. mesrûk: çalınmış. mesrûr: sevinçli, sürurlu. mesrûrâne: sevinçli bir şekilde. mesrûriyet: sevinçlilik. mest: ayakkabı, hazla kendinden geçen. mestûr: örtülmüş. mestur: satırlanmış, çizilmiş. mestûre: örtülü kadın. mesûd: saadetli, mutlu. mesûdâne: saadetle. mesûdiyet: mesutluk. mesûk: sevk olunan. mesûl: sorumlu. mesûliyet: sorumluluk. meşâgil: meşguliyetler. meşâhir: meşhurlar, ünlüler. meşakkat: zahmet, zorluk, sıkıntı. meşâle: ucu alevli değnek. meşârib: meşrepler, anlayışlar, gidişatlar. meşayih: şeyhler, pirler. meşbû: doymuş. meşegâh: meşelik. meşême: sol, kötü, uğursuz. meşgale: iş, uğraş. meşgul: işli, iş üstünde olan. meşguliyet: işlilik. meşher: sergi. meşhûd: görülen. meşhûdât: görülenler. meşhûdiyet: görünürlük. meşhûn: sevinçli. meşhûr: ünlü. meşîet: dileme. meşîhat: din işleri merkezi. meşk: alıştırma, örnekleme. meşkûk: şüpheli. meşkûr: şükre lâyık olan. meşmeşiye: normal göze görünmeyen misalî bir âlem. meşreb: meşrep, gidişat. meşreben: gidişatça. meşrık: doğu. meşrû: dine uygun. meşrûbât: içecekler. meşrûh: açıklanmış. meşrûhât: açıklananlar. meşrûiyet: dine uygunluk. meşrût: şarta bağlı. meşrûta: şarta bağlanmış. meşrûtiyet: devletin bir hükümdarın başkanlığı altındaki millet meclisi tarafından idare edildiği yönetim biçimi. meşrûtiyetperver: meşrutiyeti seven. meşşâiyyun: akla güvenip peygambere inanmayan felsefeciler. meşşata: süsleyen, tarayan. meşûm: uğursuz. meşûmâne: uğursuzcasına. meşûme: uğursuz. meşûr: şuurlu. meşveret: danışma, fikir alışverişi yapma. metâ: ticaret malı. metâlî: güneş ve ayın doğduğu yerler ve zamanlar. metâlib: istenenler. metanet: dayanıklılık. metbû: kendisine uyulan. metbûiyet: metbuluk. metfuh: açılmış. methetme: övme. methiye: övgü, övme. metîn: metanetli, dayanıklı. metin: yazının tamamı. metînâne: dayanıklı biri gibi. metod: usûl, yöntem. metrûk: terkedilmiş. metrûkât: terkedilenler. Metta: Yunus aleyhisselâmın annesi. meûnet: geçimlik. mêvâ: yer, mekân. mevâcid: kalbe zevk veren hâller. mevâdd: maddeler. mevâhib: karşılıksız verilenler, ihsanlar. mevâkıf: duraklar. mevâki: yerler. mevâlid: mevlidler, doğmalar. mevâlîd: varlıklar. mevâni: maniler, engeller. mevâsim: mevsimler. mevhat: cansızlar. mevc: dalga. mevce: dalga. mevcûd: mevcut, var olan. mevcûdat: varlıklar. mevcûdiyet: varlık. meveddet: dostluk, sevgi. mevhibe: verilmiş. mevhûbe: verilen. mevhum: kuruntu ürünü. mevîza: öğüt, nasihat. mevkıf: durak, bölüm. mevki: yer. mevkib: kafile, topluluk. yle='margin-top:0cm;margin-right:1.0cm;margin-bottom:0cm; margin-left:1.0cm;margin-bottom:.0001pt;mso-pagination:none'>mevkuf: durdurulan, tutulan. mevkufen: tutularak, durdurularak. mevkute: süreli yayın. Mevlâ: sahip, efendi, Allah. Mevlânâ: Mesnevî adlı kitabın da yazarı olan ünlü velî ve şair. mevlânâ: efendimiz. Mevlevî: Mevlânanın tarikatından olan. Mevlevîvârî: dönerek zikreden mevleviler gibi. mevlid: doğum. mevlûd: doğan. mevrid: varılan yer, yol. mevrûs: mirasla gelen. mevsûf: vasıflı, sıfatlanan. mevsûk: vesikalı, belgeli, sağlam. mevsûkan: belgeli bir biçimde. mevsûl: kavuşan, ulaşan, bitişen. mevsûle: bitiştirilmiş. mevt: ölüm. mevta: ölü. mevtâlûd: ölümle karışık. mevûd: söz verilmiş. mevzî: bir şey konulacak yer. mevzû: konu. mevzû: uydurulmuş hadîs. mevzûat: kurallar, kanunlar. mevzûbahis: söz konusu. mevzun: ölçülü, tartılı. mevzunen: ölçülü ve tartılı olarak. mevzuniyet: ölçülülük, tartılılık. mey: şarap, meyâdin: meydanlar. meyân: orta, ara. meydân: saha, alan. meyelân: eğilim, istek. meyil: istek, yönelme. meyl: istek, yönelme. meymene: sağ, iyilik, uğur. meymenet: bereket, uğur, kutluluk. meymûn: uğurlu, kutlu. mêyûs: ümitsiz. mêyûsane: ümitsizce. mêyûsiyet: ümitsizlik. meyvedâr: meyveli. meyyâl: meyilli, istekli. meyyit: ölü, cansız. mezâd: mezat, artırmalı satış. mezâhib: mezhepler. mezâhim: zahmetler, zorluklar. mezâhir: görünme yerleri, çiçekli yerler. mezâk: tadma. mezâlim: zulümler. mezâmir: Zebur kitabının süreleri. mezâr: kabir, ziyaret yeri. mezâristân: mezarlık, ölüler ülkesi. mezâyâ: meziyetler. mezbaha: hayvan kesim yeri. mezbele: çöplük. mezbûr: sözü edilen. mezc: karıştırma, katıştırma. meze: çerez. mezellet: alçaklık. mezheb: gidilen yol, dinin esaslarında aynı ayrıntılarında farklı görüşler. mezher: çiçeklik. mezhere: çiçeklik. meziyet: güzel özellik. meziyyât: meziyetler. mezkûr: anılan. mezmûm: yerilmiş. mezraa: tarla. mezrûat: ekilenler. mêzûn: izinli. mıh: çivi. mıknatıs: bazı metalleri çeken madde. mıntıka: bölge. mısrâ: şiirin her bir satırı. mıstar: cetvel. mızrâk: ucu sivri savaş aleti. miâd: vade. midâd: mürekkep. midevî: mide ile ilgili. miftah: anahtar. mihâl: kuvvet. mihânikiyyet: mekaniklik. mihenk: deneme taşı. mihmân: misafir. mihmândâr: misafiri olan. mihnet: sıkıntı, tasa. mihrâb: imamın namaz kıldırdığı yer. mihrâk: odak. mihver: eksen. Mikâil: dünya işlerini düzenlemekle görevli melek. mikdâr: miktar, nicelik. mikyas: ölçü, ölçek. mikyasvari: ölçü gibi. mil: ince metal, sel birikintisi. milâd: doğum günü. milâdî: milada dayanan. milel: milletler. milis: sivil ordu. millet: aynı dinden olanlar toplulu |