Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu

 

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü

Türkçe icinde Osmanlı Türkçesi Sözlüğü konusu , <span style=\'font-family: "Verdana"\'> Şâbân: Arabî ayların sekizincisi. şâd: şen, memnun. şadırvan: etrafı musluklu kubbeli çeşme. şafak: tan zamanı. Şâfi: hastaya şifa veren Allah. Şafiî: hak mezheplerden biri, onu kuran büyük ...


Geri Dön   Sensizliksokagi | Türkiyenin En Kaliteli Formu > Eğitim - Öğretim > Üniversiteler - Kampüsler > Lise Ve Üniversite Bilgileri > Türkçe

Kayıt ol Albümler Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14-12-2007, 18:33   #21 (permalink)
Standart



<span style=\'font-family: "Verdana"\'>Şâbân: Arabî ayların sekizincisi.
şâd: şen, memnun.
şadırvan: etrafı musluklu kubbeli çeşme.
şafak: tan zamanı.
Şâfi: hastaya şifa veren Allah.
Şafiî: hak mezheplerden biri, onu kuran büyük âlimin ünvanı.
şâh: hükümdar, sultan.
şahab: gökteki ışıklı cisim.
şahâdet: şahitlik, Allah yolunda ölmek.
şâhâne: şaha yakışır şekilde.
şahbaz: doğan kuşu, çevik, yiğit.
şâhenşâh: şahların şahı.
şâheser: en üstün eser, baş eser.
şahıs: kişi, kimse.
şâhid: şahit, tanık, gören.
Şâhid: bütün zamanlardaki yaratıkları ve onların her hâlini gören Allah.
şâhik: yüksek, doruk.
şâhika: yüksek, doruk, zirve.
şahm: iç yağı.
şahmpâre: içyağı parçası.
şahs: şahıs, kişi, kimse.
şahsımânevî: insanların bir araya gelip oluşturdukları mânevî kişilik.
şahsî: kişiyle ilgili.
şahsiyat: kişilikler.
şahsiyet: kişilik.
şâibe: leke, kusur.
şaika: şevk verici, isteklendirici.
şairane: şairce.
şakî: yol kesen, haydut.
şâkir: hâlinden memnun olup şükreden.
şâkirâne: şükreden gibi.
şâkird: talebe, öğrenci.
şakk: yarık, yarılma, yarma.
Şakkıkamer: Peygamberimizin ayı iki parçaya ayırması mûcizesi.
şâkul: düşeyliği ölçme âleti.
şâkulî: düşey.
şâm: akşam.
şamar: tokat.
şâmil: kaplayan.
şamme: koklama duyusu.
şân: şeref, nam, hâl, iş.
şap: tuza benzer bir madde.
şape: çığ.
şarab: şarap, içki, bu isim helâl içkileri de kapsar.
şâre: saç, kıl.
şârık: doğudan çıkan, doğan, parlayan.
Şârî: şeriatı ortaya koyan, Allah.
şârih: şerheden, açıklayan.
şark: doğu.
şarkışimâlî: kuzeydoğu.
şarkiyât: islâm dünyasında araştırma yapma çalışması.
şarlatan: yalancı, aldatan, yüksekten atan.
şart: mutlaka gerekli olan, durum, yemin.
şartiye: şart olan.
şaş: şaşı.
şâşaa: parlaklık, gösteriş.
şâşaapâş: gösterişli görünen.
şatâhat: mânevî sarhoşluk hâlindeyken söylenen dengesiz sözler.
şavk: ışık, parıltı.
şâyân: yaraşır, uygun, layık.
şâyeste: uygun, lâyık.
şâyet: eğer, olur ki.
şâyia: söylenti, yayılma, duyulma.
şâz: kaide dışı, istisna.
Şâzelî: Şazeliye tarikatını kuran büyük velî, bu tarikattan olan.
şeâir: islâmî alâmetler, semboller, âdetler.
şeâmet: uğursuzluk, kötülük.
şeb: gece.
şebab: genç.
şebabet: gençlik.
şebabiyet: gençlik, tazelik.
şebeke: örgülenmiş, örgüt.
şebih: benzer.
şebnem: çiy, nem.
şebnemmisâl: çiy gibi.
şecâat: yiğitlik, öfke duygusunun normal derecesi.
şecer: ağaç.
şecere: ağaç, soy ağacı.
şecî: yiğit, kahraman.
şedâid: şiddetliler, şiddetli belâlar.
Şeddâd: Ad kavminin ulu önderi olan ünlü bir kâfir.
şedde: harfi iki kere okutan işaret.
şedîd: şiddetli.
şedîdâne: şiddetlice.
şef: çift, baş.
şefâat: af için vasıta olmak.
şefâatçi: af için vesile olan.
şefe: dudak.
şeffaf: saydam.
şeffafât: saydam olanlar.
şeffafiyet: saydamlık.
şefî: şefaatçı.
şefik: şefkatli.
şefikâne: şefkatlice.
şefiülmüznibin: günah işleyenlerin şefaatçısı.
şefkat: acıyarak karşılıksız sevme.
şefkaten: şefkatten dolayı, şefkat bakımından.
şefkatkâr: şefkatli.
şefkatkârâne: şefkat edercesine.
şefkatperver: şefkat etmeyi seven.
şefkatperverane: şefkat etmeyi severcesine, severek.
şehâdât: şahitlikler, şehitlikler.
şehâdet: şehitlik, şahitlik.
şehâdetnâme: diploma.
şehâmet: akıllıca yiğitlik.
şehbaz: çevik, cesur, beyaz doğan kuşu.
şehd: bal.
şehevânî: şehvetle ilgili.
şehevât: şehvetler.
şeheviye: şehvetle ilgili olan.
şehîd: şahit olan, Allah için ölen.
şehîk: hıçkırıkla karışık iç çekme.
şehir: büyük yerleşim birimi, kent.
şehîr: ünlü, tanınmış.
şehlâ: elâ göz, tatlı şaşı.
şehnâme: padişahların maceralarını anlatan eser.
şehnâz: ışıldayan, parlayan.
şehr: ay, şehir, kent.
şehrâyin: şenlenmiş şehir, şenlik.
şehrî: ay ile ilgili, aylık.
şehristân: memleket.
şehriyâr: hükümdar, padişah.
şehvânî: şehvetle ilgili.
şehvet: nefsin arzusu, cinsî istek.
şehvetengiz: şehvet uyandıran.
şek: şüphe.
şekâvet: sıkıntı, azap, işkence.
şekil: biçim.
şekl: şekil, biçim.
şekûr: çok şükreden.
şekvâ: şikâyet, sızlanma.
şekvânâme: şikâyet mektubu, yazısı.
şelâle: çağlayan.
şem: mum, ışık.
şemâ: ışık, çıra.
şemâtet: başkasının başına gelene sevinmek.
şemâtetkârâne: başkasının başına gelene sevinircesine.
şemm: koklamak.
şemme: koklama.
şems: güneş.
şemsüşşümûs: güneşlerin güneşi.
şemta: kocakarı.
şên: iş, hâl, tavır, hâdise.
şenâat: kötülük, alçaklık.
şenî: kötü.
şer': dinî kanunlar.
şer: kötülük, kötü.
şerâfet: şereflilik.
şerâit: şartlar.
şerân: şeriata göre, dinî kanunlar bakımından.
şerârât: kıvılcımlar.
şerâre: kıvılcım.
şerâret: şerlilik, kötülük.
şerâyi: şeriatlar, ilâhî emirler.
şerâyin: atardamar.
şeref: yücelik, büyüklük, değer.
şerefbahş: şeref veren.
şerefe: minarenin ezan okunan yeri.
şerefşiar: şerefli.
şerefyâb: şereflenen.
şerh: açıklama.
şerî: şeriatla ilgili, dinî.
şerîat: din, ilâhî kanunlar, Allahın emirleri ve yasakları.
şerîatıfıtrîye: Allahın tabiata koyduğu kanunlar.
şerid: şerit, zincir.
şerîf: şerefli.
şerîfeyn: şerefli iki şey, Mekke ve Medine.
şerik: ortak, rakip.
şerir: şerli, kötü.
şerriyet: kötülük.
şerûr: çok şerli, pek kötü.
şeş: altı.
şetâret: şenlik.
şetm: sövme, kötü söz söyleme.
şevâhık: doruklar.
şevâhid: şahitler.
şevk: şiddetli istek.
şevkengiz: isteklendiren.
şevkengizane: isteklendirircesine.
şevket: heybet, böyüklük.
Şevval: Arabî ayların onuncusu.
şey: nesne.
şeyâtin: şeytanlar.
şeydâ: tutkun.
şeyh: pir, tarikat önderi, ihtiyar.
şeyheyn: iki şeyh
şeyhûhet: ihtiyarlık.
şeyhülislâm: Osmanlılarda en büyük din görevlisi.
şeyn: kusur.
şeytân: insanı azdırmaya çalışan görünmez yaratık.
şeytânât: şeytanlıklar.
şeytânet: şeytanlık.
şeytânî: şeytanca, şeytanla ilgili.
şeytânkârâne: şeytanca.
Şıkk: adeta yarım adam gibi olan ünlü bir kâhin.
şıkk: yarı, yarım, şık.
Şia: Şiiler, Hazreti Ali sevgisini meslek kabul edenler.
şiar: timsal, sembol, parola.
şiddet: sertlik, katılık, aşırılık.
şifâ: hastalıktan kurtuluş.
şifâbahş: şifa veren.
şifâdâr: şifalı.
şifâdârâne: şifalıca.
şifâhen: ağızdan, sözle.
şifâhî: sözlü.
şifâkâr: şifalı.
şifâresân: şifa veren.
şifâyâb: şifa bulma.
şifre: gizli işaretlerle yazılan yazı.
şihâb: şahap, akanyıldız, gök cismi.
Şiî: Hazreti Aliye aşırı taraftarlık gösteren kimse.
şikâf: "yırtan, parçalayan" mânâsında son ek.
şikâk: ayrılma, bölünme.
şikâr: av.
şikâyât: şikâyetler.
şikâyet: yakınma, derdini söyleme.
şikemperver: midesini seven, obur.
şiken: "koparan, kıran" mânâsında son ek.
şimâl: sol, kuzey.
şimâligarbî: kuzeybatı.
şimâlişarkî: kuzeydoğu.
şimendifer: tren.
şinik: on litrelik kap.
şîr: aslan.
şirâ: alım satım.
şirin: tatlı, sevimli.
şirk: Allahtan başka ilâh kabul etme.
şirkâlûd: şirk bulaşmış.
şirket: ortaklık, ortaklaşa kurulan iş kurumu.
şirret: geçimsiz, huysuz.
şita: kış.
şitab: koşmak.
şîve: söyleyiş, naz.
şöhret: ün, tanınırlık.
şöhretgîr: ün salma.
şöhretperest: şöhret düşkünü.
şöhretperverâne: şöhretsevercesine.
şöhretşiar: meşhur, ünlü.
şuâ: ışın, ışık teli.
şuâât: ışınlar.
şuarâ: şairler.
şûbe: bölüm, kısım.
şuh: şen, oynak.
şuhûd: şahit olma, gözlemleme.
şuhûdî: görme ile ilgili, görülebilen.
şuhûr: aylar.
şuhûruselâse: üç aylar.
şûle: alev, ışıltı.
şûledâr: alevli, ışıltılı.
şûlefeşân: ışık saçan.
şûm: uğursuz.
şûra: danışıp konuşmak için toplanılan yer.
şûre: çorak.
şûristân: çorak yerler.
şurût: şartlar.
şuûn: işler, fiiller.
şuûnât: işler, hâller.
şuûr: anlama, hissetme, farkında olma.
şuûrâne: anlayarak, bilerek.
şuûrdârâne: şuurlu bir biçimde.
şuûren: şuur ile.
şuûrkârâne: şuurlu bir biçimde.
şuvaz: kızgın ateş.
şübeh: şüpheler.
şübehât: şüpheler.
şühedâ: şehitler.
şühübât: ateş parçaları.
şükr: şükür, nimete karşı memnuniyetini gösterme.
şükrân: şükür hissi.
şükûfe: tomurcuk.
şükûfmisâl: tomurcuk gibi.
şükûk: şüpheler.
şükür: şükr, nimete karşı memnunluk göstermek.
şümûl: kapsam.
şümûs: güneşler.
şürb: içmek.
şürekâ: şerikler, ortaklar.
şürûr: şerler, kötülükler.
şüyû: yayılma, yayılmış.
şüyûhât: şeyhler.
şüzûz: istisna, kural dışı.
şüzûzât: istisnalar, kural dışı olanlar.
__________________


Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...
SHADOWS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-12-2007, 18:34   #22 (permalink)
Standart

T

taabbüd: ibadet etmek.
taabbüdî: ibadet etmekle ilgili.
taaccüb: şaşma.
taaddüd: adetlenme, sayıca artma.
taaddüdüzevcât: birden fazla evlilik.
taaffün: kokuşma.
taaffünât: kokuşmalar.
taahhüd: yüklenme, söz verme.
taakkul: akıl erdirme.
taalluk: ilgili olma, münasebet.
taallukât: ilgililer, yakınlar, akrabalar.
taallül: bahane arayarak işten kaçınma.
taallüm: ilim öğrenme.
taam: yemek, gıda.
taammüd: bilerek yapma.
taammül: amel etme, çalışma.
taammüm: umumileşme, genelleşme.
taannüd: inat etme, direnme.
taarruz: saldırma, sataşma.
taarrüf: tanışma, tanıma.
taarrüfât: tanıtmalar, tanımalar.
taassub: şiddetli taraftarlık.
taassubât: taassuplar.
taaşşuk: âşık olma.
taat: söz dinleme, ibadet.
taattuf: acıma, esirgeme.
taavvüz: sığınma.
taayyün: belirme, görünme.
taayyünât: belirmeler.
taayyüş: geçinme, beslenme, yaşama.
taazzum: büyüklenme.
tab: basma, baskı.
tâb: güç, tâkat.
tab: huy, yaradılış.
tabâbet: doktorluk.
tabaka: kat, katman.
tabakât: tabakalar.
tâbân: ışıklı.
tabân: yaradılıştan, yaradılış bakımından.
tabasbus: yaltaklanma.
tabasbusât: yaltaklanmalar.
tabayi: tabiatlar, temel özellikler.
tâbi: boyun eğen, uyan.
tâbî: kitap basan.
tabiat: yaradılıştan gelen temel özellik, yaradılış, huy, ilâhî kanunlar.
tabiatperest: tabiatı yaratıcı zanneden kimse.
tabib: doktor, hekim.
tabiî: tabiatla ilgili, kendiliğinden.
Tabiîn: sahabeleri görenler.
tabiiyet: uyma.
tabiiyyun: Allahın kanunu ve sanatı olan tabiatı ilâh sananlar.
tâbir: deyim, söz, yorum, ifade, anlatım.
tâbirât: tabirler.
tâbiûn: sahabeleri görenler.
tabla: kap, yiyecek sunulan kap.
tabu: uğursuz, hakkında konuşmaktan korkulan.
tabur: bölüklerden oluşan askerî birlik.
taburmisâl: tabur gibi.
tâbut: ölü konan sandık.
tâbutiyet: tabut gibi olma hâli.
tâc: taç.
tâcil: çabuklaştırma, acele ettirme.
tâcir: ticaret yapan.
tâciz: rahatsız etme, âciz hâle getirme.
tâdâd: sayma.
tâdil: yumuşatma, düzeltme, ılımanlaştırma.
tâdilât: düzeltmeler.
tâdilierkân: namazı dikkat ederek ve hakkını vererek kılmak.
tadlil: "azdı ve saptı" diye verilen hüküm, azdırma, saptırma.
tafaddul: üstünlük iddiası.
tafdil: üstün tutma.
tafra: sıçrama, atlama, yukarıdan atıp tutma.
tafsil: uzun uzadıya anlatma.
tafsilât: geniş açıklamalar.
tafsilen: ayrıntılı olarak, genişçe.
tafsilî: ayrıntılı, geniş açıklamalı.
Taftazanî: büyük bir kelâm âlimi.
tagaddi: gıdalanma, beslenme.
tagallüb: üstün gelme, zorbalık, baskı.
taganni: zenginleşme.
tagayyür: başkalaşma, dönüşme.
taği: azgın, haktan sapan, saptıran.
tağiyane: azgınca.
tağlib: galip getirme.
tağlit: yanıltma, bulandırma.
tağşiş: karıştırma.
tağut: azgın, sapkın, îmansız, ilâh gibi saygı gören, heykellerine bile saygı duyulan, sapan ve saptıran.
tağutî: tağutla ilgili.
tağyir: başkalaştırma, değiştirme, bozma.
tağyirât: tağyirler.
tahabbüb: sevgi gösterme.
tahaccür: taşlaşma.
tahaddi: meydan okuma.
tahaddüs: var olma.
tahaffuz: korunma.
tahakkuk: gerçekleşme.
tahakküm: hükmetme, zorbalık.
tahakkümî: delilsiz dâvâ.
tahalluk: ahlâklanma.
tahallüf: geride bırakılma.
tahallül: ayrışma.
tahallüs: kurtulma.
tahammuk: ahmaklaşma.
tahammül: sabretme, dayanma.
tahammülsûz: dayanma gücünü kıran.
tahammür: ekşime, fermentasyon.
tahannun: fazlaca acıma.
tahannün: inleme.
taharet: temizlik.
taharrî: arama.
taharriyât: aramalar.
taharrüf: sapma.
taharrük: hareketlenme.
tahassul: üreme.
tahassus: hususîleşme.
tahassün: sığınma.
tahassüngâh: sığınak.
tahassür: özleme.
tahassüs: duygulanma.
tahattur: hatırlama.
tahavvüf: korkma.
tahavvül: değişme.
tahavvülât: değişmeler.
tahayyül: hayâl etme.
tahayyür: şaşakalma.
tahayyüz: yer tutma.
tahazzün: birikme.
tahdid: sınırlama.
tahdîs: şükürle söyleme.
tahdîsinîmet: şükür için kendine verilen nimeti söyleme.
tahdiş: kurcalama.
tahfif: hafifleştirme.
tâhir: temiz.
tâhirât: temiz olanlar.
tahiyyât: hediyeler.
tahiyye: hediye.
tahkik: araştırma.
tahkikât: araştırmalar.
tahkikî: araştırmalı.
tahkim: hakem tayin etme, kuvvetlendirme.
tahkimât: tahkimler.
tahkimen: tahkim ile.
tahkir: aşağılama.
tahkirât: aşağılamalar.
tahkirkârâne: aşağılarcasına.
tahkiye: hikâye etme.
tahlil: çözümleme.
tahlilî: çözümlemeli.
tahlis: kurtarma.
tahliye: boşaltma, bırakma.
tahmid: hamdetme.
tahmidât: hamdetmeler.
tahmidnâme: medih ve şükür yazısı.
tahmik: ahmaklaştırma.
tahmil: yükleme.
tahmin: aşağı yukarı belirleme.
tahminî: tahminle ilgili.
tahrib: yıkma, yıkım.
tahribât: tahripler, yıkmalar.
tahribkâr: tahrip edici, yıkıcı.
tahribkârâne: tahrip edercesine.
tahric: çıkarma.
tahrif: bozma, harflerle oynayarak aslını değiştirme.
tahrifât: tahrifler, bozmalar.
tahrifkârane: tahrif ederek, bozarak.
tahrifdârâne: bozarak, bozarcasına.
tahrik: hareketlendirme, kışkırtma.
tahrikât: tahrikler.
tahrim: haram kılma.
tahrir: yazma.
tahriş: tırmalama, azdırma.
tahsil: edinme, derleme.
tahsilât: edinmeler, derlemeler.
tahsildâr: vergi derleyen.
tahsin: beğenme, güzel görme.
tahsinât: tahsinler, beğenmeler.
tahsinkârâne: beğenerek.
tahsis: biri için ayırma.
tahsisât: biri için ayırmalar.
tahsisen: birine ayırmakla.
tahşid: yığma, biriktirme, destekleme, kuvvetlendirme.
tahşidât: tahşidler.
taht: alt, aşağı.
taht: hükümdar koltuğu.
tahtelarz: yeraltı.
tahtelbahir: denizaltı.
tahtessıfır: sıfırın altı, eksi.
tahteşşuûr: şuuraltı.
tahtie: hatalı görme.
tahtiyet: alt oluş.
tahtnişin: tahta oturan.
tahvif: korkutma.
tahvil: değiştirme.
tahvilât: değiştirmeler.
tahzir: sakındırma.
tâib: tövbe eden.
tâife: bölük, gurup.
tâk: bina kemeri.
takaddüm: öncelik, öne geçme.
takaddüs: pek temiz olma.
takallüb: çevrilme, dönüşme.
takallüs: kasılma.
takarrüb: yaklaşma, yakınlaşma.
takarrür: kararlaşma, yerleşme.
takas: karşılıklı değişme.
tâkat: güç, kuvvet.
takattur: damlama.
takavvüs: yay gibi kavislenme.
takayyüd: bağlanma.
takazâ: başa kakma.
takbih: çirkin görme.
takbihât: çirkin görmeler.
takbil: öpme.
takdim: sunma, öne geçirme.
takdir: belirleme, ölçüleme, beğenme.
takdirât: takdirler.
takdirkâr: takdir eden.
takdirkârâne: takdir edercesine.
takdis: mukaddes tanıma.
takdisât: takdisler.
takdiskâr: takdisci.
takıyye: sakınma, çekinme.
takî: sakınan.
tâkib: izleme.
tâkibât: takipler, izlemeler.
taklid: benzemeye çalışma, öykünme.
takliden: taklit ederek.
taklidî: taklide dayalı.
taklidkârane: taklit ederek.
taklil: azaltma.
takrî: azarlama, telaşlandırma.
takrib: yaklaştırma, yaklaşık.
takriben: yaklaşık olarak.
takribî: yaklaşık.
takrir: anlatma, kararlaştırma.
takriz: bir eserin medih yazısı.
takriznâme: bir eseri metheden yazı.
taksim: bölme.
taksimât: bölmeler.
taksimülâmâl: iş bölümü.
taksir: kısaltma, kusur, günah.
taksirat: kusurlar, günahlar.
taktaka: tıktıka, taş sesi.
takti: kesme, kesik kesik okuma.
taktik: plânlı hareket.
takvâ: günahlardan sakınma.
takvâdârâne: günahlardan sakınırcasına.
takvim: düzeltme, şekillendirme.
takviye: kuvvetlendirme, destekleme.
takyid: sınırlama, bağlama.
takyidâd: sınırlamalar, bağlamalar.
talâk: boşama.
talâkat: düzgün sözlülük.
tâlân: çapul, yağma.
taleb: talep, isteme, istek.
talebe: isteyen, öğrenci.
tâlî: ikinci derecede.
tâli: kısmet, talih.
tâlia: öncü, kılavuz.
tâlib: isteyen, istekli.
thalik: asma, geciktirme.
tâlikan: askıya alarak, bekleterek.
tâlikât: kitap okurken hatıra gelen mânâları not ederek yazılan eser.
tâlil: sebeplendirme, sebep gösterme.
tâlim: öğretme, alıştırma.
tâlimât: talimler, öğretmeler, idmanlar, emirler.
tâlimgâh: talim yeri.
tâlimhâne: öğrenme evi.
tâlimiesma: isimleri öğretme.
taltif: gönül okşama, lütuf etme.
taltifat: gönül okşamalar.
tamâ: açgözlülük, aşırı istek.
tamah: açgözlülük.
tamâkâr: tamahkâr, açgözlü.
tamâkârane: açgözlü biri gibi.
tamam: eksiksiz, bütün.
tamamiyet: tam olma.
tamik: derinleştirme, iyice inceleme.
tâmim: genelleştirme, genelge.
tamir: onarım.
tamirât: onarımlar.
tâmme: tam, bütün.
tâmmen: tam olarak.
tamsetmek: belirsiz kılma, silme.
tân: yerme, ayıplama.
tango: şarkılı bir dans.
tânif: şiddetle azarlama.
tanîn: tınlama, arı vız vızı.
tanînendâz: tınlayan.
tansif: yarı yarıya bölme.
tansis: dinî temellere dayandırarak hüküm verme.
tansiyon: kan basıncı.
tantana: gösteriş, gürültü.
tanzif: temizleme.
tanzifât: temizlemeler.
tanzim: düzenleme.
tanzimât: düzenlemeler.
tanzir: benzerini yapma.
tarab: sevinçlilik.
taraf: yan, yön.
tarafdar: taraf tutan.
tarafdarane: taraf tutarcasına.
tarafeyn: iki taraf.
tarafgîr: taraf tutan.
tarafgîrâne: taraf tutar gibi.
tarassud: gözetleme.
tarassudât: gözetlemeler.
tarâvet: tazelik.
tarâvetdâr: taze.
tard: reddetme, kovma.
tardetmek: kovmak.
tarf: göz, nazar, bakış.
tarfetülayn: göz açıp kapayıncaya kadar.
târık: belâ, yıldız.
tarif: tanım, tanıtma.
tarifat: tarifler, tanımlar.
tarife: tanıtma yazısı.
tarifename: tanıtma yazısı.
tarifname: tanım yazısı.
tarihçeihayat: hayat tarihi.
tarihvari: tarih gibi.
târik: terkeden.
tarîk: yol, tarz, metod.
tarîkât: ibadet ve zikirlerle kalben ilerleme yolları.
târiküddünya: dünyayı terkeden.
târiküssalât: namazı terkeden.
târiz: dokundurma.
târizen: dokundurarak.
tarraka: gümbürtü.
tarrar: yankesici.
tarsin: sağlamlaştırma.
târümâr: darmadağın.
tarz: biçim, yol, metod.
tarziye: özür dileme.
tasadduk: sadaka verme.
tasaffi: saflaşma, durulma.
tasallub: katılaşma.
tasallut: sataşma.
tasannu: yapmacık.
tasannuât: yapmacıklar.
tasannuen: yapmacık olarak.
tasannuf: yapmacık sınıflandırma.
tasannukârane: yapmacıklı.
tasarruf: kullanma, artırma.
tasarrufât: tasarruflar.
tasavvuf: kalbi dünyadan arındırma yolu, tarikat.
tasavvufî: tasavvufla ilgili.
tasavvur: tasarlama.
tasavvurât: tasarlamalar.
tasavvuren: tasarlayarak.
tasaykul: cilâlanma.
tasdî: sıkma, rahatsız etme.
tasdîk: onaylama, doğrulama.
tasdîkan: onaylayarak.
tasdîkât: tasdikler, onaylamalar.
tasdîkgerde: tasdik edilen.
tasdîkkârâne: tasdik edercesine.
tasfiye: saflaştırma, arındırma.
tasgir: küçültme.
tashih: düzeltme.
tashihât: tashihler, düzeltmeler.
tâsian: dokuzuncusu.
taskil: cilâlama.
taslit: musallat etme, sataştırma.
tasnî: düzme, uydurma.
tasnîât: düzmeler, uydurmalar.
tasnif: sınıflandırma.
tasnifât: sınıflandırmalar.
tasrif: çekip çevirme, çekim.
tasrih: açıkça anlatma.
tasrihât: açıkça anlatmalar.
tasrihen: açıkça belirterek.
tastir: yazı yazıp satırlar oluşturma.
tasvib: uygun görme.
tasvir: resmini yapma, resim, zihinde canlandırma.
tasvirât: tasvirler.
Taşnak: Ermenilerin kurduğu bir örgüt.
taşra: istanbul dışındaki yerler.
Tatar: bir Müslüman Türk kabilesi.
tatbik: uygulama.
tathir: temizleme.
tatil: çalışmaya ara verme.
tâtil: inkâr, îmansızlık.
tatilieşgal: işi bir yana bırakma, dinlenme.
tatlik: boşama.
tatmin: ikna etme, manen doyurma.
tatminkâr: tatmin edici.
tatvil: uzatma.
tatyib: hoş etme.
tâun: veba, salgın hastalık.
tavaf: etrafını dolaşmak, ziyaret.
tavaggul: bir işe kendini tamamen verme.
tavâif: guruplar, bölükler.
tavân: isteyerek.
tavassut: aracılık, vasıtalık.
tavattun: vatan edinme.
tavazzu: su hâline getirme.
tavazzuh: açıklanma, aydınlanma.
tavır: hâl, sûret, davranış.
tâvik: geciktirme, ilerletmeme.
tavîl: uzun.
tâviz: karşılık, bedel.
tavk: güç, tâkat.
tavla: ahır.
tavr: tavır, davranış.
tavren: tavırla, davranış olarak.
tavsif: niteleme, özelliklerini söyleme.
tavsifât: nitelemeler.
tavsifnâme: özellikleri belirten yazı.
tavus: süslü bir kuş.
tavzif: görevlendirme.
tavzifât: görevlendirmeler.
tavzih: açıklama.
tayerân: uçma.
tayf: hayâlî görüntü.
tayın: gıda, ekmek, yiyecek.
tayınat: tayınlar, gıdalar.
tâyib: ayıplama.
tâyin: yerini belirleme, atama.
tayinât: tayinler, belirlemeler.
tayr: kuş.
tayy: atlama, kaldırma.
tayyar: uçucu.
tayyare: uçak.
tayyetmek: geçmek, atlamak, kaldırmak.
tayyımekân: bir yerdeyken birdenbire başka yerde olmak.
tayyızaman: bir zamandan birdenbire başka zamana geçmek.
tayyib: iyi, hoş, güzel.
tayyibât: tayyibler.
tayyibe: iyi, güzel, hoş.
tazammun: içine alma.
tazarrû: yalvarmak, yakarış.
tazarrûât: yalvarmalar.
tâzib: azap etme.
tâzif: artırma.
tâzim: büyük tanıma.
tâzimkârane: büyük tanıyarak.
tâzir: azarlama.
tâziyâne: eziyet edercesine.
taziye: yakını ölen üzgün birini teselli etme.
taziyenâme: taziye mektubu.
tâziz: şereflendirme.
tazmin: zararı ödeme.
tazminât: zarara karşılık verilen para.
class=MsoNormal style='margin-top:0cm;margin-right:1.0cm;margin-bottom:0cm; margin-left:1.0cm;margin-bottom:.0001pt;mso-pagination:none'>tazyîk: baskı, sıkıştırma.
tazyîkât: tazyikler, baskılar, sıkıştırmalar.
teahhur: geri kalma.
teakub: birbirini izleme.
teâlâ: namı büyük.
teâlî: yücelme.
teâmî: anlamaz gibi görünme.
teâmül: alışılmış biçim.
teânuk: sarılma.
teanüd: inatlaşma.
tearrüf: araştırarak öğrenme.
teâruz: zıtlık, zıtlaşma.
teâruzan: zıtlaşarak.
tearüf: bilinme, tanınma.
teâti: alıp verme.
teâvün: yardımlaşma.
tebâ: uyma.
tebaa: uyruk, uyanlar.
tebâdül: değişme.
tebâdür: birdenbire aklına gelme.
tebah: mahvolmuş, yıkılmış.
tebahhur: buharlaşma.
tebâiyyet: uyma.
tebân: ikinci derecede.
tebârek: mübarek etsin!
tebârüd: soğuma.
tebârüz: belirme, görünme.
tebâud: uzaklaşma.
tebâyün: uymazlık, zıtlık.
tebcil: ağırlama, yüceltme.
tebdil: değiştirme.
tebe: tabi olanlar, uyanlar.
tebean: uyarak.
tebeddül: değişme, değişim.
tebeddülât: değişmeler.
tebeî: asıl olmayan, dolaylı.
tebelbül: dil karmaşası.
tebellüğ: anlayıp almak.
tebellür: billurlaşma.
teberri: arınma, uzaklaşma.
teberrû: bağış.
teberrûât: bağışlar.
teberrük: bereket umma.
teberrüken: bereket umarak.
tebessüm: gülümseme.
tebessümkârane: gülümsercesine.
tebeyyün: belli olma, belirme.
tebîd: uzaklaştırma.
tebîz: ayırma, bölme.
tebkit: azarlama, susturma.
tebligât: tebliğler, bildiriler.
tebliğ: ulaştırma, bildirme, ilâhî emirleri insanlara anlatma.
tebliğnâme: tebliğ yazısı.
tebrie: arındırma.
tebrik: bereket dileme, kutlama.
tebrikât: tebrikler.
tebriknâme: tebrik mektubu.
tebşir: müjdeleme.
tebşirât: müjdelemeler.
tebtil: hakka yönelme.
tebyin: belirtme.
tebyiz: temize çekme.
tebzir: malı saçıp savurma.
tecâhül: bilmezlikten gelme.
tecânüb: sakınma.
tecânüs: aynı türden olma.
tecârüb: tecrübeler.
tecâvüb: cevaplaşma.
tecâvüz: sınırı aşma, saldırma.
tecâvüzât: tecavüzler, saldırmalar.
tecâzüb: karşılıklı çekicilik.
tecdîd: yenileme, tazeleme.
tecebbür: zorbalaşma.
teceddüd: yenilenme.
teceddüdî: yenilenmekle ilgili.
teceddüdperver: yeniliksever.
tecellî: görünme, belirme.
tecellîdâr: görünen, beliren.
tecellîgâh: belirme yeri.
tecellîyât: görünmeler, belirmeler.
tecellüd: cesur görünmeye çalışma.
tecemmû: toplanma.
tecemmüd: donma, katılaşma.
tecemmül: güzelleşme.
tecennüb: sakınma, uzak durma.
tecennün: delirme.
tecerrüd: soyutlanma, ayrılma.
tecessüd: cesetlenme.
tecessüdiyet: cesetlenme hâli.
tecessüm: cisimleşme, cisim hâlinde görünme.
tecessüs: gizlice araştırma.
tecevvüf: içi boş olma.
tecezzî: ayrışma, ufalanma.
techil: cahil sayma.
techiz: donatma, cihazlandırma.
techizat: techizler, donatmalar.
têcil: erteleme.
teclid: ciltleme.
tecrîd: soyutlama, yalnız bırakma.
tecrîdât: tecritler, ayınmalar.
tecrîdhâne: tek kişilik yer.
tecrübât: tecrübeler.
tecrübe: deneyim, deney.
tecrübeten: tecrübeyle.
tecrübevârî: tecrübe eder gibi.
tecsim: cisimlendirme.
tecvid: usûlüne uygun okuma.
tecviz: caiz görme, izin verme.
tecziye: cezalandırma.
tedâbir: tedbirler, önlemler.
tedâfü: savunma.
tedâfüî: savunmayla ilgili.
tedâhül: birbirine girme.
tedâi: çağrışım.
tedârik: edinme, ele geçirme.
tedârikât: edinmeler.
tedâvi: iyileştirmeye çalışma.
tedâvül: dolaşım, sürüm.
tedbir: önlem.
tedebbür: sonunu düşünme.
tedehhüş: korkma, ürperme.
tedellî: inme, eğilme.
tedenni: alçalma, inme.
tedenniyât: alçalmalar.
tederrüc: adım adım ilerleme.
tederrüs: ders alma.
tedhiş: korkutma.
têdib: edeplendirme.
têdiye: ödeme.
tedkik: inceleme.
tedkikat: tedkikler, incelemeler.
tedlis: sattığı malın ayıbını gizleyerek aldatma.
tedric: derece derece ilerleme.
tedricen: derece derece.
tedricî: derece derece olan.
tedrîs: ders verme, öğretme.
tedrîsât: ders vermeler.
tedvîn: derleyip düzenleme.
tedvîr: döndürme, yönetme.
teehhül: evlenme.
teehhür: gecikme, geriye kalma.
teellüm: acı hissetme.
teellümât: acı hissetmeler.
teemmel: iyice düşün!
teemmül: iyice düşünme.
teennî: düşüne düşüne iş yapma.
teennuk: kusursuz yapılış.
teessüf: eseflenme, üzülme.
teessür: etkilenme, üzülme.
teessürât: etkilenmeler, üzülmeler.
teessüs: kurulme, yerleşme.
teeyyüd: desteklenme.
teezzi: incitme.
tefaddul: üstünlük taslama.
tefâhur: iftihar etme.
tefâni: birbirinde fani olma.
tefârık: güzel bir koku.
tefârik: ayırmalar, ufak şeyler.
tefârikulasâ: bir olmakla beraber türlü faydaları bulunan.
tefâsir: tefsirler, yorumlar.
tefâul: birbirinin fiilinden etkilenme.
tefâvüt: farklılık.
tefehhüm: fehmetme, anlama.
tefekküh: meyve.
tefekkür: fikretme, düşünme.
tefekkürât: tefekkürler, düşünmeler.
tefekkürî: düşünmekle ilgili.
tefekkürnâme: tefekkür yazısı.
tefelsüf: filozoflaşma.
tefennün: fen öğrenme.
teferru: dallanma, ayrılma.
teferruât: ayrıntılar.
teferrüc: rahatlama, gezme.
teferrüh: ferahlanma.
teferrüs: iyice anlama.
teferûn: firavunlaşma.
tefessüh: bozulma, çürüme.
tefeül: fal açma, uğur sayma.
tefevvuk: üstünlük.
tefeyyüz: feyizlenme.
tefhim: anlatma.
tefîl: fiilleri etken hâle getiren kalıp.
tefrî: kısım kısım ayırma.
tefrigat: kısım kısım boşaltıp yer açma.
tefrîh: ferahlandırma.
tefriî: ayrıntılamakla ilgili.
tefrik: ayırma, seçme.
tefrika: ayrılık, dizi yazı.
tefriş: döşeme, yayma.
tefrit: normalin altı.
tefsik: günaha sürükleme.
tefsir: yorum, açıklama, âyetlerin izahı.
teftiş: kontrol etme.
tefviz: işi birine bırakma.
tegaddi: gıdalanma, beslenme.
tegafül: bilmez görünme.
tegalgul: çetinlik, güçlük.
tegallüb: galip olma, zorbalık, kuvvete dayalı baskı.
teganni: şarkı söyleme, bir metni müzik eserini andırır biçimde okuma.
tegayür: uymazlık.
tegayyür: başkalaşma, dönüşme.
tegayyürat: başkalaşmalar.
tehacüm: saldırma.
tehacümât: saldırmalar.
tehalüf: uymama, zıtlık.
tehannün: merhametle nimetlendirme.
teharrük: hareketlenme.
tehâsüm: düşmanlık.
tehattüm: pek gerekli olarak.
tehavün: ağırdan alma.
tehcir: zorla göç ettirme.
tehdid: gözdağı varma.
tehdidane: tehdit ederek.
tehdidât: gözdağı vermeler.
tehdidkâr: tehdit edici.
tehditkârâne: tehdit edercesine.
teheccüd: gece namazı.
tehekküm: alay, azarlama.
tehevvün: aşağılanma.
tehevvür: düşüncesizce hareket.
tehevvüs: heveslenme.
teheyyüc: coşma.
têhir: erteleme.
tehlike: korkulan durum.
tehlil: "lâilâhe illallah" demek.
tehvil: korkutma.
tehvin: kolaylaştırma.
tehyic: coşturma, heyecanlandırma.
tehzib: temizleme, düzeltme.
tekabbel: kabul etsin.
tekabül: karşılıklı olma.
tekaddüm: öne geçme.
tekâlif: teklifler, yükler.
tekallüd: kuşanma, üzerine alma.
tekallüs: kasılma.
tekâmül: olgunlaşma.
tekarüb: yakınlaşma.
tekâsüf: yoğunlaşma.
tekâsül: üşenme, tembellik.
tekâsülî: üşenmekle ilgili.
tekâsür: çoğalma.
tekatû: kesişme.
tekaüd: emeklilik.
tekavvüs: eğilme, bükülme.
tekbir: "Allahüekber" demek.
tekbirat: tekbirler.
tekdir: uyarma, azarlama.
tekebbür: büyüklenme.
tekebküp: köpekleşme.
tekeddür: bulanıklık, kederlenme.
tekeffül: kefil olma.
tekellüf: zorlanma, özenme.
tekellüfât: zorlanmalar, özentiler.
tekellüfkârâne: gösterişe kapılırcasına.
tekellüm: konuşma.
tekellümât: konuşmalar.
tekellümen: konuşarak.
tekemmül: olgunlaşma.
tekemmülât: olgunlaşmalar.
tekerrür: tekrarlanma.
tekessür: çoğalma.
tekevvün: var olma.
tekeyyüf: nitelik kazanma.
tekfir: birine kâfir demek.
tekid: kuvvetlendirme.
tekke: zikir yeri, tarikat evi.
teklif: görev yükleme, önerme.
teklifât: teklifler.
tekmil: olgunlaştırma, bitirme.
teknik: maddî ilimlerin uygulaması.
teknoloji: teknik bilgiler.
tekrarât: tekrarlar.
tekrim: ikram etme.
tekrimât: ikram etmeler.
tekrir: tekrarlama.
teksif: koyulaştırma, yığma.
teksir: çoğaltma.
tekvin: var etme.
tekvinen: var etmekle.
tekvinî: yaratmakla ilgili.
tekvir: sarma, toplama.
tekye: zikir evi, tekke.
tekzib: yalanlama.
telâffuz: söyleyiş, diksiyon.
telâfi: eksiği giderme.
telâfif: lif lif olma, kıvrımlar.
telâhuk: katılma, eklenme.
telâkî: kavuşma.
telâkkî: anlayış, anlama.
telâkkîyât: anlayışlar, anlamalar.
telâtum: vuruşma, çarpışma.
telâzum: gerekirlik.
telbis: giydirme.
telbiye: lebbeyk demek.
telebbüs: giyinme.
telef: zayi olma, ölüm.
telehhüf: ah etme.
telêlü: parıldama.
telemmû: ışıldama.
telemmüz: talebelik.
telepati: gelecekte veya uzaktaki bir hâdiseyi hissetme hâli.
teleskop: gök dürbünü.
televvün: renkten renge girme.
televvüs: kirlenme, pislenme.
telezzüz: lezzet alma.
telezzüzat: lezzet almalar.
telhis: özetleme.
têlif: kaynaştırma, eser yazma.
têlifât: telifler.
telîn: lânetleme.
telkib: lâkap takma.
telkih: dölleme, aşılama.
telkin: aşılama.
telkinat: aşılamalar.
telmih: metinde sözü edilmeyen bir şeye işaret etmek.
telmihen: telmihle.
telvih: açıklama, kinayeli söyleyiş.
telvihât: telvihler, kinayeli söyleyişler.
telvihen: açıklayarak.
telvihî: açıklamalı.
telvis: kirletme, pisletme.
telyin: yumuşatma.
telziz: lezzetlendirme.
temâdi: sürüp gitme.
temanü: çatışma.
temas: dokunma, değme.
temâsil: timsaller, semboller.
temâsül: misil olma, benzeyiş.
temâşâ: seyretme.
temâşâgâh: seyir yeri.
temâşâger: seyirci.
temâyül: meyletme, eğilim.
temâyülât: meyletmeler, eğilimler.
temayüz: kendini gösterme.
temazüc: kaynaşma.
temcid: Allahın büyüklüğünü bildirme.
temdid: devam ettirme.
temdidâd: devamlar, uzatmalar.
temeddüh: kendini övme.
temeddühkârâne: kendini övercesine.
temeddün: medenîleşme.
temehhuz: bir şeyin safileşip olgunlaşması.
temekkün: yerleşme.
temelluk: yaltaklanma.
temellukkârâne: yaltaklanırcasına.
temellük: mal edinme, sahiplenme.
temennâ: el selâmı.
temennî: dileme, isteme.
temerküz: merkezleşme.
temerrüd: direnme.
temessük: tutunma, yapışma.
temessül: yansıma, görünme.
temessülât: yansımalar.
temevvüc: dalgalanma.
temevvücât: dalgalanmalar.
temevvücsâz: dalgalandıran.
temeyyü: sıvılaşma, sulanma.
temeyyüz: kendini gösterme.
temhid: hazırlama, döşeme.
temhir: mühürleme.
têmin: edinme, güvenlik.
têminât: güvence.
temkin: ölçülü hareket.
temlik: mülk edindirme.
temme: bitti.
temrin: alıştırma.
temsil: misal verme.
temsilât: temsiller.
temsilî: temsile dair.
temyiz: ayırma, seçme.
temyizen: ayırarak, seçerek.
temzic: kaynaştırma.
tenâfür: karşılıklı nefret.
tenaggum: nağme yapma.
tenâhi: bitme, tükenme.
tenâkus: eksilme.
tenâkuz: çelişki.
tenâkür: inkâr etme.
tenâsi: unutma.
tenâsüb: uygunluk.
tenâsüh: ruhun bedenden bedene geçmesi, sapık bir inanç.
tenâsühvârî: tenasüh gibi.
tenâsül: türeme, üreme.
tenâtüc: neticelenme.
tenâum: nimetlenme.
tenâvül: beslenme olayı.
tenâzu: niza etme, çekişme.
tenâzur: bakışma, simetri.
tenbelkârâne: tembelce.
tenbih: uyarma, nasihat.
tenbihât: tenbihler, uyarmalar.
tenebbüh: uyanış.
tenebbüt: büyüme, yetişme.
teneffür: nefret etme.
teneffüs: soluk alma, dinlenme.
tenevvü: çeşitlenme.
tenevvüât: çeşitlenmeler.
tenevvüm: uyuklama.
tenevvür: nurlanma, parlama.
tenezzüh: temizlik, gezinme.
tenezzühgâh: gezinti yeri.
tenezzül: isteyerek inme.
tenezzülât: tenezzüller.
tenezzülen: tenezzül ederek.
tenfir: nefret ettirme.
tenfiz: uygulama, etkileme.
tenha: ıssız yer.
tênis: ısındırma, okşama.
tenkıs: noksanlaştırma.
tenkid: eleştiri, değerlendirme.
tenkidât: eleştiriler.
tenkidkâr: eleştirici.
tenkidkârâne: eleştirircesine.
tenkil: tepeleme, sindirme.
tenkir: belirsizleme, yadırgama.
tenkirât: yadırgamalar.
tenmiye: büyütme, yetiştirme.
tenperver: rahatına düşkün, tembel.
tensib: uygun görme.
tensik: düzenli dizme.
tentene: dantela, delikli örgü.
tenvim: uyutma.
tenvin: kelime sonunu "nun" ile bitiren işaret.
tenvir: nurlandırma, aydınlatma.
tenvirât: nurlandırmalar.
tenzih: kusur kondurmama.
tenzil: indirme.
teradüf: eş anlamlılık.
terahhum: merhamet etme.
terahhumât: merhamet etmeler.
terâhî: gevşeklik.
terâkib: tamlamalar.
terakki: ilerleme, yükselme.
terakkivârî: terakki eder gibi.
terakkiyât: ilerlemeler.
teraküm: birikme.
terâne: nağme.
terâvih: oruç namazı.
terbiye: eğitim, öğretim.
terbiyegâh: terbiye yeri.
terbiyegerde: terbiye eden.
terbiyehane: terbiye evi.
terbiyekârane: terbiye edercesine.
terbiyename: terbiye yazısı.
terbiyet: terbiye.
terbiyevî: terbiye ile ilgili.
terceman: tercüme eden.
terceme: tercüme, çevirme.
tercih: üstün tutma, seçme.
tercihan: üstün tutarak, seçerek.
tercihat: tercihler, seçmeler.
tercüman: tercüme eden.
tercüme: bir sözü bir dilden başka dile çevirme.
terdâd: tekrar.
tereccüh: üstün gelme.
tereddi: gerileme, soysuzlaşma.
tereddüd: kararsızlık.
tereffu: yükselme.
tereke: ölen kişinin bıraktıkları.
terekküb: birleşme, karışma.
terekküben: birleşmekle.
terennüm: ötme, şarkı söyleme.
terennümât: terennümler.
teres: pezevenk.
teressüb: süzülme, dibe inip birikme.
teressüm: resimlenme.
tereşşuh: sızıntı.
tereşşuhât: sızıntılar, belirtiler.
terettüb: sıralanma, gerekme.
terfî: yükselme.
terfîan: yükselerek.
terfik: arkadaş etme.
tergib: isteklendirme.
tergibât: isteklendirmeler.
terhib: korkutma.
terhis: izin verme, salıverme.
terhisât: terhisler.
terim: özel anlamlı kelime.
terk: bırakma, vazgeçme.
terkib: birleştirme, tamlama.
terkibât: terkibler, birleştirmeler.
terkim: rakamlandırma.
terör: yıldırma, korkutma.
tersâne: gemi yapılan yer.
tersib: tortulaştırma.
tersim: resimleme.
tersimât: resimlemeler.
tertib: dizme, düzenleme.
tertil: tane tane ve düşünerek okuma veya konuşma.
tervic: revaç verme, değerini artırma, geçerli kılma.
terzik: rızıklandırma.
terzil: rezil etme.
tesadüf: rast gelme.
tesadüfî: tesadüfle ilgili, rast gele.
tesadüm: çarpışma.
tesâhub: sahiplenme.
tesakutan: birbiri ardına düşerek.
tesallüb: katılaşma.
tesâmuh: hoş görme.
tesânüd: dayanışma.
tesavir: tasvirler.
tesbih: "sübhanallah" demek.
tesbihât: tesbihler, namazdan sonra okunanlar.
tesbihhân: tesbih eden.
tesbihî: tesbihle ilgili.
tesbihkârâne: tesbih edercesine.
tesbit: yerleştirme, görüp göstermek.
tescil: sicile geçirme.
teselli: avunma, avutma.
tesellibahş: teselli bahşeden.
tesellidar: teselli edici.
tesellidârâne: teselli edercesine.
tesellikâr: tesellici.
tesellikârâne: teselli olurcasına.
teselliyâtdârâne: teselli edercesine.
tesellüm: verileni geri almak.
teselsül: zincirleme, ard arda gelme.
teselsülen: zincirleme olarak.
tesemmüm: zehirlenme.
tesettür: örtünme.
tesêül: dilenme.
teseyyüb: üşenme.
tesfih: sefih görme, kıt akıllı sayma, eğlence düşkünü olarak tanıma.
teshil: kolaylaştırma.
teshilât: kolaylaştırmalar.
teshîr: büyüleme, esir etme, emir altına alma.
teshîrât: teshirler.
tesid: kutlama.
têsir: etki, iz bırakma.
têsirât: tesirler, etkiler.
têsis: kurma, kuruluş.
teskin: sakinleştirme, yatıştırma.
teslih: silahlandırma.
teslim: tamamen verme.
teslimat: teslimler, vermeler.
teslimiyet: teslim olma.
teslimkârâne: teslim olarak.
teslis: Hıristiyanların üç ilâh inancı.
teslisiyet: Hıristiyanların üç ilâha inanmaları.
tesmim: zehirleme.
tesmiye: isimlendirme, adlandırma.
tesrî: hızlandırma.
tesvi: genişletme, yayma.
tesvid: müsvedde yazma.
tesviye: düzleme, dengeleme.
teşâbüh: birbirine benzeme, benzerlik.
teşahhus: şahıslanma, belirme.
teşahhusat: teşahhuslar.
teşâub: şube şube olma.
teşâur: şairlik taslama.
teşbih: benzetme.
teşbihât: benzetmeler.
teşbihperest: benzetme düşkünü.
teşcî: şecaatlandırma, cesaret verme.
teşdid: şiddetlendirme.
teşebbüh: benzeme.
teşebbüs: bir işe girişme.
teşebbüskârâne: işe girişircesine.
teşeddüt: şiddetlenme.
teşeffi: intikam alma, kalbi buz gibi olma.
teşehhi: iştahla isteme.
teşehhüd: şehadet getirme, namazda oturma.
teşekki: şikayet etme.
teşekkiyat: şikayet etmeler.
teşekkük: kuşkulanma.
teşekkül: şekillenme, oluşma.
teşekkülât: şekillenmeler, oluşmalar.
teşekkür: şükretme.
teşekkürât: teşekkürler.
teşekkürnâme: teşekkür yazısı.
teşerrüb: içme.
teşerrüf: şereflenme.
teşettüt: dağınıklık, çatallaşma.
teşêüm: kötüye yorma.
teşevvüş: karışıklık, bulanıklık.
teşevvüşât: bulanıklıklar.
teşeyyû: şiîleşen.
teşhir: serme, gösterme.
teşhirgâh: sergi yeri.
teşhis: şahıslandırma, tanıma.
teşkik: kuşkulandırma.
teşkikât: kuşkulandırmalar.
teşkil: biçimlendirme, oluşturma.
teşkilât: teşkiller, örgüt.
teşmil: genelleştirme, kaplama.
teşmiyet: aksırana dua etmek.
teşne: susamış, pek istekli.
teşniat: ayıplamalar, çirkin bulmalar.
teşrî: kanun yapma.
teşrif: şereflendirme.
teşrifat: şereflendirmeler.
teşrih: açma, açıklama.
teşrihat: açıklamalar.
teşriî: şeriatla ilgili.
teşrik: ortak etme.
teşrikimesâî: iş birliği.
Teşrînievvel: Ekim ayı.
Teşrînisani: Kasım ayı.
teşt: büyük su kabı.
teşvik: isteklendirme.
teşvikhat: isteklendirmeler.
teşvikkârâne: isteklendirircesine.
teşviş: karıştırma, bulandırma.
teşyî: uğurlama, yolcu etme.
teşyid: sağlamlaştırma.
tetâbuk: uygunluk.
tetâbukât: uygunluklar.
tetahhur: temizlenmiş olma.
tetâvül: uzama.
tetebbû: araştırma, inceleme.
tetebbuât: araştırıp incelemeler.
tetimmât: tamamlayan ekler.
tetimme: tamamlama, tamamlayan ek.
tevâbî: bağlı olanlar, uyanlar.
tevâfuk: uygunluk.
tevâfukât: uygunluklar.
tevaggul: çokca meşgul olma.
tevahhud: teklik, birlik.
tevahhuş: korkma, ürkme.
tevaif: taifeler, guruplar.
tevâkki: çekinme, korunma.
tevakkuf: durma, duraklama.
tevâli: uzama, devam.
tevârih: tarihler.
tevârüs: miras intikali.
tevâtür: yalan söylemez kimselerin ittifakla verdikleri kuvvetli haber.
tevâzu: alçakgönüllülük, isteyerek mertebesinin altında görünme.
tevâzukârâne: tevazu edercesine.
tevâzün: dengelilik, tartılılık.
tevbe: günahı için af dileyip bir daha işlememeye niyetlenme.
tevbegâh: tevbe yeri.
tevbekâr: tevbe eden.
tevbih: azarlama.
tevcih: yöneltme.
tevcihât: yöneltmeler.
tevdî: bırakma, emanet verme.
teveccüh: yönelme, ilgi gösterme.
teveddüd: kendini sevdirme.
teveddüdât: kendini sevdirmeler.
tevehhüm: kuruntu etme.
tevehhümkârâne: kuruntu edercesine.
tevehhün: gevşeme.
tevekkelnâalallah: Allaha tevekkül ettik.
tevekkeltüalallah: Allaha tevekkül ettim.
tevekkül: vekil etme, gerekeni yaptıktan sonra neticeyi Allaha bırakma.
tevekkülvârî: tevekkül ederek.
tevellüd: doğum, doğma.
tevellüdât: doğumlar, doğmalar.
tevêm: ikiz.
tevessü: genişleme, yayılma.
tevessül: başvurma, sarılma.
tevessüm: iyice anlatma.
tevesvüs: vesvese etme.
tevfîk: insan iradesiyle ilâhî iradenin birbirine uygunluğu.
tevfîkan: uymakla.
tevfiz: işi başkasına bırakma.
tevhid: birleme, Allahın birliğine inanma.
tevhidî: tevhidle ilgili.
tevhidkârâne: birleyerek.
tevhîş: ürkütme, korkutma.
têvil: sözü çevirme, ayrı mânâ verme.
têvilât: teviller.
tevkif: alıkoyma, durdurma.
tevkifhane: hapishane, tutukevi.
tevkifname: tutuklama yazısı.
tevkil: vekil tayin etme.
tevlid: doğurma, ürün verme.
Tevrat: Musa aleyhisselâma inen ilâhî kitap.
tevsî: genişletme.
tevsik: belgeleme.
tevsim: adlandırma, mühürleme.
tevsit: birini araya koyma.
Tevvab: tevbeyi kabul eden, Allah.
tevzî: dağıtma, paylaştırma.
tevziat: tevziler, dağıtmalar.
tevzin: dengeleme.
tevziniyet: dengelilik.
teyakkun: tam bilme.
teyakkuz: uyanıklık.
teyemmüm: su yoksa toprakla temizlenme.
teyemmün: uğur sayma.
têyid: destekleme, kuvvetlendirme.
têyiden: desteklemekle.
tezâd: zıtlık, aykırılık.
tezâdî: tezatla ilgili.
tezâhüm: sıkışma, yığılma.
tezâhür: belirme, görünme.
tezâhürât: görünmeler, gösterişler.
tezâuf: kat kat oluş.
tezâyüd: ziyadeleşme, artma.
tezebzüb: kararsızlık.
tezehhüd: dünyadan elini eteğini çeker görünme.
tezekki: manen temizlenme.
tezekkür: zikretme, anma.
tezellül: zillete düşme, alçalma.
tezelzül: sarsılma.
tezevvüc: evlenme.
tezevvücât: evlenmeler.
tezeyyüd: çoğalma.
tezeyyün: zinetlenme, süslenme.
tezgâh: dokuma aleti, işyeri.
tezhib: yaldızlama, süsleme.
tezkâr: anma, zikretme.
tezkere: pusula, izin belgesi.
tezkir: hatırlatma.
tezkire: hatırlatma yazısı, not.
tezkiye: temize çıkarma.
tezlil: zillete düşürme, aşağılama.
teznib: ek, ilave.
tezvic: evlendirme.
tezvir: söze yalan karıştırma.
tezvirât: söze yalan karıştırmalar.
tezyid: arttırma.
tezyif: çürütme, küçük düşürme.
tezyifât: çürütmeler, küçük düşürmeler.
tezyifkârâne: küçük düşürürcesine.
tezyin: süsleme.
tezyinât: süsler, süslemeler.
tıbb: tıp, doktorluk.
tıfl: tıfıl, çocuk.
tılsım: gizli sır, şifre.
tımar: bakım, hizmet.
tıynet: huy, yaradılış.
tibyan: beyan etme, açıklama.
ticâret: alım satım işi.
ticâretgâh: alım satım yeri.
Tiflis: Gürcistanda bir şehir.
tilâvet: okuma.
tilka: yön, taraf.
tilmiz: öğrenci.
timsâl: sembol, model.
tîn: incir.
tinnîn: büyük yılan.
tinnîneyn: iki büyük yılan.
tip: örnek, nümune.
tiryak: tesirli ilaç, panzehir.
tiryaki: alışmış, tutkun.
tiryakmisal: tiryak gibi.
tisâ: dokuz.
töhmet: birine isnat edilen suç.
traj: baskı sayısı, tiraj.
tûbâ: güzellik, cennet ağacı.
tûfân: şiddetli yağmur, büyük su baskını.
tufeylâne: asalakça.
tufeylî: asalak.
tufûliyyet: çocukluk.
tuğra: padişaha has mühür, damga.
tuğyan: azgınlık, sapkınlık.
tuhfe: yeni şey, armağan.
tuhr: temizlik, paklık.
tûl: uzunluk, meridyen.
tûlâ: çok uzun.
tûliemel: bitmeyen istek.
tullâb: talebeler.
tulû: doğma, doğuş.
tulûât: doğuşlar, kalbe doğan mânâlar.
tuluk: deriden yapılmış su kabı.
tulumba: su basma aleti.
tûr: dağ.
turâb: toprak.
turâbî: toprakla ilgili.
turra: tuğra, padişah imzası.
turûk: tarikler, yollar, usuller.
tûti: papağan.
tuvâ: övülmüş.
tuvan: güç, kuvvet.
tuyûr: kuşlar.
tüflî: posa.
tünelvârî: tünel gibi.
türbe: mezar.
türbedâr: türbe bekleyen.
</span>
__________________


Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...
SHADOWS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-12-2007, 18:34   #23 (permalink)
Standart



<span style=\'font-family: "Verdana"\'>ücrâ: uzak, pek uçta.
ücret: işin karşılığı.
üdebâ: edebiyatçılar.
üftâde: düşkün, çaresiz.
ülfet: alışma, alışkanlık.
ümem: ümmetler, milletler.
ümerâ: emirler, beyler.
ümid: umut.
ümidkârâne: ümit edercesine.
ümidvâr: ümitli.
ümm: anne.
ümmehât: analar.
ümmet: bir peygambere inanan topluluk.
ümmetî: ümmetim!
ümmî: okuma yazma bilmeyen.
ümmîyet: ümmilik.
ünsiyet: alışkanlık, dostluk.
ünsiyetkâr: birbirine alışmış.
ünsiyetkârâne: birbirine alışmışçasına.
ünûset: dişilik.
ünvân: nam, lâkap.
üryan: çıplak.
üserâ: esirler.
üslûb: anlatım biçimi.
üslûbperest: üslûba aşırı düşkün.
üslûbşiken: üslûbu bozan.
üss: esas, kök, temel.
üssülesâs: esasların esası.
üstad: ilimde ve sanatta üstün olan kimse, büyük muallim.
üstadane: üstad gibi.
üstûre: efsane, uydurma hikâye, mitoloji.
Üzeyir: Kurânda adı geçen mübarek bir zat.
__________________


Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...
SHADOWS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-12-2007, 18:35   #24 (permalink)
Standart

V

vaad: söz verme.
vaaz: dini konuşma.
vâbeste: bağlı.
vâcib: mecburi, farza yakın hüküm.
Vâcibülvücûd: varlığı zaruri olan Allah.
vâcid: zaruri varlık.
vâd: vaad, söz verme.
vâde: belirli süre.
vâdî: iki dağ arası uzun çukur.
vâesefa: esefler olsun, yazık!
vâfi: tam, yeter.
Vâfî: vefalı, kendini seveni unutmayan, ilgisini kesmeyen.
vaftiz: Hıristiyanların dine gireni kutsal suya sokma merasimi.
vâha: çöl ortasında yeşillik.
vahamet: güçlük, tehlike.
vâhasretâ: ah özledim!
vahdânî: "bir" olmakla ilgili.
vahdâniyet: Allahın "bir" olması.
vahdet: birlik, teklik.
vahdetişuhûd: görüşte birlik.
vahdetivücûd: varlıkta birlik.
Vahhabîlik: dinin bazı konularında aşırılıkları olan bir anlayış.
vâhî: mânâsız, saçma.
vâhib: bağış yapan, veren.
vâhid: yalnız, tek.
vâhidikıyâsî: birim, "metre" gibi.
vâhidiyet: birlik, teklik.
vahîm: korkutucu, tehlikeli.
vahîme: kuruntu veren his.
vahiy: Alah tarafından peygambere bildirilen kesin bilgi.
vahşet: ürkütücü yabanilik.
vahşetâbâd: korku veren yabani yer.
vahşetengiz: vahşet veren.
vahşetgâh: korkutucu yer.
vahşetzâr: vahşet yeri.
vahşî: yabanî, ürkek, merhametsiz.
vahşîyane: vahşice.
vahy: vahiy, ilâhî makamdan peygambere inen yüce mânâlar.
vaîd: cezalandıracağını söyleme.
vâiz: vaaz eden, öğüt veren.
vakâ: olup biten, hâdise.
vakâhat: arsızlık, utanmazlık.
vakahet: ibadet.
vakânüvis: resmî tarih yazarı.
vakar: ağırbaşlılık, ciddiyet.
vakayi: olaylar, vakalar.
vakf: alıkoyma, bağış.
vakfe: durak.
vakfetmek: Allah için vermek.
vakıa: olmuş, var olan.
vakıat: olanlar, olmuşlar.
vakıf: hayır kurumu, malı.
vâkıf: bilen, Allah için veren.
vâkıfane: derinlemesine bilerek.
vâki: olan, var olan.
vakit: zaman.
vakt: vakit, zaman.
vaktaki: ne zaman ki.
vakûr: ağırbaşlı.
vâlid: baba.
vâlide: ana, doğuran.
vâlideyn: ana ile baba.
vallâhi: Allah için.
varak: yaprak.
varaka: yaprak, kâğıt parçası.
vâreste: affedilmiş, kurtulmuş.
vârî: "gibi, benzer" mânâsında son ek.
vârid: erişen, gelen, gelir.
vâridât: gelirler.
vâris: mirasa konan.
varta: uçurum, tehlike.
vasat: orta hâlli, normal.
vasatî: ortalama.
vasf: vasıf, sıfat, nitelik.
vasfetmek: özelliklerini saymak.
vasıf: sıfat, nitelik.
vâsıl: kavuşan, ulaşan, erişen.
vâsılîn: kavuşanlar, erişenler.
vâsıt: ortada bulunan.
vâsıta: araç.
vasî: geniş.
vasîa: genişçe.
vasiyet: kişinin öldükten sonra yapılmasını istediği şey.
vasiyetname: vasiyet yazısı.
vasl: kavuşma.
vassaf: özellikleri tanıtan.
vatan: yurt.
vatanperver: vatansever.
vâveyla: çığlık, yaygara.
vaz: koyma, bırakma.
vâz: vaaz, dinî öğüt.
vazetme: koyma, bırakma.
vazıh: açık, belli.
vazıhan: açık açık.
vazife: görev, yapılacak iş.
vazifedâr: vazifeli, görevli.
vazifedârâne: vazifeli gibi.
vazifeperver: görevini seven.
vazifeşinâs: görevini seve seve yapan.
vazifeten: görevli olarak.
vaziyet: durum, hâl, duruş.
vebâ: bir salgın hastalık.
vebâl: şiddet, ağırlık, günah.
vecd: ilâhî aşka dalarak kendinden geçme.
vech: vecih, yüz, tarz, ön, alın, sebep, ilgi.
veche: yan, taraf, yüz.
vecîbe: borç hükmünde vazife.
vecih: güzel, hoş, uygun.
vecih: yön, yüz.
veciz: zengin mânâlı kısa söz.
vecîze: zengin mânâlı kısa söz.
vêd: kız evladı diri diri toprağa gömüp öldürme âdeti.
vedâ: ayrılık.
vedânâme: veda yazısı.
vedîa: emanet.
Vedûd: çok sevilen, Allah.
Vedûdiyet: sevilir olma, kendini sevdirme.
vefa: sözünde durma, kendini seveni unutmama, ilgiyi kesmeme.
vefadâr: vefalı, dostluğu devamlı.
vefadârâne: vefalı olarak.
vefakâr: vefalı.
vefakârâne: vefa göstererek.
vefat: ölüm.
veffakakümüllah: Allah başarılı kılsın.
vefik: arkadaş, uygun.
vefiyât: vefatlar, ölümler.
vehâmet: güçlük, tehlike.
vehbî: Allah vergisi.
Vehhâb: çok ihsan eden, bağışlayan, Allah.
Vehhâbî: Vehhabilik anlayışından olan.
Vehhâbîlik: bazı konularda aşırılıkları olan dinî bir anlayış.
Vehhâbîyet: Allahın bol bol ihsan etmesi ve bağışlaması.
vehham: vehimli, kuruntulu.
vehim: belirsiz korku, kuruntu.
vehm: vehim, kuruntu.
vehmî: vehimle ilgili.
vehn: gevşeklik.
vekâlet: vekillik, bakanlık.
vekâleten: başkası adına.
vekâletnâme: vekil etme yazısı.
vekayî: vakalar, olaylar.
vekezâ: ve bu da öyle.
vekîl: başkası adına iş gören.
velâdet: doğma, dünyaya gelme.
velâyât: velîlikler.
velâyet: velîlik, ermişlik.
veled: oğul, yavru, çocuk.
velediyet: birinin çocuğu oluş, Hıristiyanların isa aleyhisselâma hata ile "Allahın oğlu" demeleri.
velehresân: şaşkınlık veren.
velev: olsa da, bile.
velhâsıl: sözün kısası.
velî: eren, ermiş, evliya.
velî: sahip, gözetici, koruyucu.
velîahd: padişah adayı.
velîme: düğün yemeği.
velînîmet: nimet veren.
velîyyullah: Allahın velî kulu.
velûd: pek verimli.
velvele: gürültü, patırtı, şamata.
verâ: günahtan şiddetle kaçınma hâli.
verâ: öte, arka, geri.
verâset: mirasçılık, irsiyet.
verese: varisler, mirasçılar.
vesâik: belgeler.
vesâil: vesileler, araçlar.
vesâir: ve diğerleri.
vesâit: vasıtalar, araçlar.
vesâyâ: vasiyetler, tavsiyeler.
vesâyet: başkası adına iş yapma.
Vesenî: yıldıza tapan.
vesika: belge, senet.
vesile: yol, hedefe ulaştıran şey.
vesm: damga, işaret, dağlama.
vesselâm: işte bu kadar!
vesvas: vesvese veren.
vesvese: kuruntu, gereksiz kaygı.
veyl: vay hâline, yazık!
vezaif: vazifeler, görevler.
vezin: ölçü, tartı.
vezir: padişah yardımcısı.
vezne: para alınıp verilen yer.
veznedâr: vezne memuru.
vicâhen: yüz yüze.
vicdân: insanın iyiyi kötüden ayırma hissi.
vicdânen: vicdan bakımından.
vicdânî: vicdanla ilgili.
vicdâniyat: vicdanla hissedilenler.
vicdânsûz: vicdanı rahatsız eden.
vifak: birbirine uyma.
vikaye: koruma.
vilâdet: doğuş.
vilâyât: iller.
vilâyet: il.
viran: yıkık, üzgün.
virâne: yıkıntı.
vird: devamlı okunan şey.
virdizebân: dil ile devamlı okunan.
visâl: kavuşma.
vizr: günah, hata, ağırlık.
vuhûş: yabanilik, yabaniler.
vukû: oluş, meydana gelme.
vukûât: oluşlar, hâdiseler.
vukuf: bilme, biliş.
vukufiyet: iyice bilme ve anlama.
vuslat: kavuşma.
vusta: orta.
vusûl: ulaşma.
vuzûh: açıklık, netlik.
vücûb: sınırsız gereklilik.
vücûd: vücut, varlık, gövde.
vücûdî: varlıkla ilgili, var olan.
vücûdpezir: var olma.
vücûh: vecihler, yüzler, yönler.
vükelâ: vekiller, bakanlar.
vürûd: geliş, gelme.
vürûd: toplardamarlar.
vüsât: genişlik.
vüskâ: sağlam.
vüsûk: sağlam inanç, güvenme.
vüsûl: kavuşma, erişme, ulaşma.
vüzerâ: vezirler.
</span>
__________________


Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...
SHADOWS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-12-2007, 18:36   #25 (permalink)
Standart

Y

yâ: ey, hey!
yaban: çöl, sahra.
yabanî: alışmamış, yabansı.
yâbis: kuru.
yâd: anma, hatırlama.
yâdigâr: hatıra, hediye.
yafta: yakıştırma, damgalama.
yağız: esmer, yavuz, yaman.
yahu: ey falanca.
Yahudi: lânetli bir ırk.
yakaza: uyanıklık.
yakîn: kesin biliş.
yakînen: kesinlikle.
yakînî: kesin, kesin bilmekle ilgili.
yakînîyet: kesin olarak bilip inanma.
yaktin: bir tür bitki.
yakut: kıymetli bir süs taşı.
yakza: uyanıklık.
yakzan: uyanık.
yaldız: parlak sarı boya ile yapılan süs.
yâr: dost, sevgili.
yârabbenâ: ey Rabbimiz.
yârân: arkadaşlar, dostlar.
yâsub: arı beyi.
yatır: evliya mezarı.
yâve: boş söz, saçma.
yâver: yardımcı, memur.
Yâveriekrem: en kerim yaver, Peygamberimiz.
yavuz: şiddetli, pek sert.
Yêcüc-Mêcüc: Kurânda sözü edilen düzen tanımaz bir topluluk.
yed: el.
yedibeyzâ: beyaz el.
yedikudret: kudret eli.
yegâne: tek, bir.
Yehûd: Yahudiler.
yeis: ümitsizlik.
yek: bir.
yekçeşm: tek gözlü.
yekdiğer: bir başkası.
yeknesak: tekdüze, monoton.
yekpâre: tek parça.
yeksan: dümdüz, yerle bir.
yektâ: tek, eşsiz, yalnız.
yekûn: toplam.
yekvücud: tek varlık, bir kişi gibi.
yeldâ: uzun.
yelpez: yelpaze.
yemin: and, sağ, bereket, hayır.
yenabi: kaynaklar, çeşmeler.
yês: ümitsizlik.
yesar: sol el.
Yesrib: Medine.
yetim: babası ölmüş çocuk.
yetimane: yetim gibi.
yevm: gün.
yevmî: günlük.
yevmiye: gündelik.
Yezdan: Cenabı Hak.
yoldaş: yol arkadaşı.
yörük: göçer, göçebe.
Yunanî: Yunanlı.
Yunusvârî: Yunus alehisselâm gibi.
Yusûfiye: Yusuf aleyhisselâmın da hapis yatması ve mahpusların piri olması sebebiyle Bediüzzaman Hazretlerinin hapishaneye verdiği isim.
yümn: uğur, bereket.
yümün: uğur, bereket.
Yürîd: her fiilini kendi iradesiyle yapan Allah.
yüsr: kolaylık.
yütm: yetimlik.
__________________


Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...
SHADOWS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-12-2007, 18:37   #26 (permalink)
Standart

Z

zaaf: zayıflık.
zaafiyet: zayıflık.
zâbıta: emniyet görevlisi.
zabıtnâme: tutanak.
zâbit: subay.
zâbitân: subaylar.
zabt: alma, tutma, bağlama.
zabtiye: polis veya jandarma.
zabturabt: tutma ve bağlama, disiplin.
zâd: azık.
zâde: oğul, çocuk.
zâdegân: asil, soylu.
zâf: zayıflık, kuvvetsizlik.
zafer: başarma, üstün gelme.
zaferyâb: zafer kazanan.
zâfiyet: zayıflık.
zâhib: giden, gidici.
zâhid: din için dünyayı önemsemeyen.
zâhidâne: din için dünyayı önemsemeyen kimse gibi.
Zâhir: "bütün varlıkların dış yüzünü yaratan ve dışına da hükmeden" mânâsında ilâhî isim.
zâhir: görünen, belli.
zahîr: yardımcı, arka çıkan.
zahîre: ambardaki tahıl, azık.
zahiren: görünüşe göre.
zahirî: görünüşte.
zahirperest: dış görünüşe kıymet veren.
zahmet: sıkıntı, zor, güç.
zahr: arka, sırt.
zâid: artan, fazlalık.
zâif: güçsüz, zayıf.
zâife: zayıf, güçsüz.
zâifem: zayıfım, güçsüzüm.
zâika: tadma duygusu.
zâil: geçici, son bulan.
zâilât: zailler, gelip geçiciler.
zâkir: zikreden, Allahı anan.
zakkum: bir bitki türü, cehennem ağacı.
zalâm: karanlık.
zâli: eğri, eğimli.
zâlik: bu, şu, o, böylece.
zalil: gölgeli, koyu.
zâlim: zulmeden, haksız.
zâlimane: zâlimce.
zâlimiyet: zâlimlik.
zallâm: çok zulmeden.
zalûm: pek zâlim.
zalûmiyet: zâlimlik, zulmetme.
zam: ekleme, artırma.
zamanen: zaman olarak.
zamanî: zamanla ilgili.
zamir: ismin yerini tutan kelime.
zân: sanma, sezme.
zanî: zina eden, çiftleşen.
zânnıgalib: kuvvetli zan.
zann: sanma, sezme.
zann: sanan, zanneden.
zannî: zanla ilgili.
zapt: tutma, alma, yazma.
zaptiye: subaylık, subay.
zarâfet: incelik, kibarlık.
zarardîde: zarar gören.
zarf: kab, kılıf.
zarfiyet: zarf olma.
zâri: ağlayıp sızlama.
zarif: ince, nazik, narin.
zarûret: çaresizlik, yoksulluk, mecburiyet.
zarûrî: mecburiyetle, ister istemez.
zarûriyât: zarurî olanlar.
zarûrîye: zarurî olan.
zarûrîyet: mecburiyet, zorda kalma.
zât: hürmete lâyık kimse, kendi, asıl, öz.
zâten: esasen, aslında.
zâtî: zatla ilgili, özel.
zâtîye: kendisiyle ilgili.
zâviye: açı, tekke, dergâh.
zâyî: elden çıkan, yitik.
zayîât: kayıplar, zararlar.
zebân: dil, lisan.
zebânî: azap melaikesi.
zebed: köpük.
zeberced: kıymetli bir taş.
zebh: kesme, boğazlama.
zebîb: üzüm.
zebîha: kesilecek hayvan.
zebûn: güçsüz, aciz.
zebûnküş: düşkünü ezen.
Zebûr: Davud aleyhisselâma inen ilahi kitap.
zecirkârâne: zorlarcasına.
zecr: sakındırma, zorlama.
zecren: zorlayarak.
zede: "vurulmuş, çarpılmış, tutulmuş" mânâsında son ek.
zefir: hıçkırarak nefes verme, ağlama.
zehab: gitme, bir fikre kapılma.
zeheb: altın.
zehirbaz: zehirci, zehir yapan.
zehr: zehir.
zehrâ: parlak, berrak.
zehrâlûd: zehirle karışık.
zekâ: çabuk anlama kabiliyeti.
zekât: zenginlerin kırkta bir oranında fakirlere yaptığı yardım.
zekâvet: zekilik, anlayış çabukluğu.
zekî: çabuk anlayışlı, temiz.
zelîl: alçak, düşük.
zelîlâne: alçalarak, alçakça.
zelle: sürçme, yanılma.
zelzele: yer sarsıntısı, deprem.
Zemahşerî: Keşşaf isimli ünlü tefsiri yazan islâm âlimi.
zemân: zaman.
zembil: büyük sepet.
zemherir: zemheri, şiddetli soğuk devresi.
zemime: kötü hâl ve hareket.
zemîn: yer, yeryüzü.
zemm: kötüleme.
Zemzem: Kâbedeki mukaddes su.
zemzeme: hoş ses, nağme.
zenadıka: zındıklar, dinsizler.
zenav: havuz veya göl.
zenb: suç, günah.
zenberek: kurulan âlet.
zenberekvârî: zemberek gibi.
zencebîl: hoş kokulu bir baharat, zencefil.
zencî: siyah ırktan olan.
zendeka: dinsizlik.
zeneb: kuyruk.
zengâr: pas.
zer: ekme.
zerâfet: zariflik, incelik, güzellik.
zerdüşt: ateşe tapan.
zerk: hile, şırınga.
zerrât: zerreler, atomlar.
zerre: atom, molekül.
zerrece: zerre kadar.
zerrîn: altından yapılmış.
zevâhir: çiçekler, görünüşler.
zevâid: fazlalıklar.
zevâl: sona erme, silinme.
zevâlâlûd: zevalle karışık.
zevâlî: sonu ermesi yakın.
zevât: zatlar, kimseler.
zevc: koca, eş.
zevcât: zevceler, eşler.
zevce: kadın, eş, karı.
zevciyyet: karı kocalık.
zevil: sahibi, sahipler.
zevilervah: ruh sahipleri.
zevilhayat: hayat sahibi.
zevilidrâk: idrak sahibi.
zevilihsas: hissedebilen.
zevilukûl: aklı olanlar.
zevk: tatma, tad, haz.
zevkâlûd: zevkle karışık.
zevken: zevk olarak.
zevkî: zevkle ilgili.
zevkperest: zevke düşkün.
zevzek: geveze, münasebetsiz, hoppa.
zeyil: zeyl, ek.
zeyl: zeyil, ek, ilave, etek.
zeylen: ek olarak.
zeyn: süs, süsleme.
zeynab: gölcük.
zeyneb: gül.
zeyt: zeytin yağı.
zıd: zıt, aksi.
zıddeyn: iki zıt.
zıddiyet: zıtlık.
zıhar: kocanın karısına "sen anam gibisin" demesi.
zılâl: gölge.
zıll: gölge.
zıllî: gölgeli, gölge ile ilgili.
zıllîye: gölgeli.
zıllîyet: gölgelilik.
zımn: iç yüz, dolaylı anlatılan.
zımnen: dolayısıyle.
zımnî: saklı, gizli, örtülü.
zındık: dinsiz.
zındıka: dinsizlik.
zırh: savaş elbisesi.
zıvana: küçük boru.
zi: "den, dan" mânâsında ön ek.
zî: "sahibi" mânâsında ön ek.
zîakıl: akıl sahibi, akıllı.
zîb: kurt.
zibâ: güzel, süslü.
zîcemâl: güzellik sahibi.
zidergâh: dergahtan.
zifaf: gerdek.
zîfikir: fikir sahibi, düşünebilen.
zîhaşmet: haşmet sahibi, görkemli.
zîhayat: hayat sahibi, canlı.
zîhimmet: himmet sahibi.
zihin: "anlama, bilme, hatırlama, ezberleme" kabiliyeti.
zihniyyet: düşünce, anlayış.
zîidrâk: idrak sahibi, anlayabilen.
zikir: anmak, Allahı daima hatırlamak.
zikirhâne: zikir evi.
zikr: zikir, anma.
zikretmek: Allahı anmak.
zikriye: zikirle ilgili.
zikrullah: Allahı zikretmek, anmak.
zîkudret: kudret sahibi, güçlü.
zilâl: gölgeler.
zilhicce: Arabî onikinci ay.
zilkâde: Arabî onbirinci ay.
zillet: aşağılık.
zilliyet: bir malı elinde bulundurma hâli.
zimam: tercih, seçme.
zimmet: korumak zorunda kalma.
zimmî: anlaşma ile islâm ülkesinde yaşayan kâfir.
zinâ: nikâhsız cinsi münasebet, büyük bir günah.
zindân: karanlık yer altı hapishanesi.
zinde: dinç.
zînet: süs, bezek.
zinhar: sakın, asla.
zînnûr: nurlu, ışıklı.
zînnûreyn: iki nur sahibi.
zînur: nurlu.
zîr: alt, aşağı.
zîrâ: çünkü.
zirâ: kol uzunluğu, 75 santimetre kadar.
ziraat: tarım.
zîruh: ruh sahibi, ruhlu.
zîrüzeber: altüst, darmadağın.
zirve: doruk, tepe.
zîşân: şanlı.
zîşuûr: şuurlu, bilinci olan.
zîvücûd: vücut sahibi.
ziyâ: ışık, nur, aydınlık.
ziyâdâr: ışıklı, parlak.
ziyâde: artan, çok bol.
ziyâfet: bolca yedirip içirme.
ziyâfetgâh: ziyafet yeri.
ziyân: zarar.
ziyâret: görmeye gitme.
ziyâretgâh: ziyaret yeri.
ziyy: dış görünüş, kıyafet.
zuafa: zayıflar.
zuhr: öğle vakti.
zuhûr: görünme, ortaya çıkma.
zuhûrât: birden oluveren şeyler.
zulm: zulüm, haksızlık.
zulmânî: karanlık, sıkıntı.
zulmen: zulüm ile, haksız biçimde.
zulmet: karanlık.
zulüm: haksızlık, eziyet, işkence.
zulümât: zulmetler, karanlıklar.
zulümâtâbâd: karanlıklarla dolu.
zulümkâr: zulüm eden, zâlim.
zûm: yanlış zan.
zunûn: zanlar, sanmalar.
zurafâ: zarifler, kibarlar, nazikler.
zübde: öz, özet.
zübeyr: yazılı şey.
zücac: cam.
zücace: cam, şişe.
Zühal: bir gezegen.
zühd: din için dünyadan el etek çekme.
Zühre: Sabah Yıldızı, çiçek.
zührevî: frengi gibi hastalıklar.
zühûl: geciktirme, yanılma.
zühûr: çiçekler.
zükûr: erkekler.
zükûret: erkeklik.
zül: "sahibi" mânâsında ön ek.
zülâl: berrak, tatlı, güzel, soğuk, su.
zülcelâl: büyüklük sahibi.
zülcenaheyn: iki kanatlı, iki taraflı.
zülecniha: çok kanatlı, çok yönlü.
zülf: zülüf, saç lülesi.
Zülfikâr: Hazreti Alinin kılıcı.
Zülfikârmisâl: Zülfikâr gibi.
Zülkarneyn: eski bir hükümdar.
Zülkarneynmisâl: Zülkarneyn gibi.
züll: alçalma, horluk.
zümre: bölük, gurup.
zümrüt: bir süs taşı.
zünnâr: papaz kuşağı.
zünûb: günahlar, suçlar.
zürefâ: zarif kimseler.
zürriyet: soy, nesil.
__________________


Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...

Üyeler içindir. üye olun...
SHADOWS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Etiketler
sozlugu, turkcesi, osmanli


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık